Etiket arşivi: Resulullah

Asr-ı Saadetten Günümüze Bir Ders

Uhud harbinde Resulullah’ın (s.a.v.) emrine uymakta bazı Sahabîlerin gösterdikleri gevşeklik yüzünden İslâm ordusu ağır kayıplar vermişti.

Yaşanan bu tecrübe, Müslümanlar için büyük bir ders teşkil etti. Yapılan hatâ ve neticesi herkesin gözleri önündeydi.

Fakat bu konuda inen âyetler, yaşanan olaylardan alınacak dersleri göstermekle beraber, şiddetli ifadeler içermiyor, bilâkis mü’minlere ümit veren ve onları aydınlık bir istikbale sevk eden müjdeler taşıyordu.

Allah’ın Resulü de her zamanki gibi Sahâbîlerine karşı çok şefkatliydi. Onları cezalandırmadı, onlara kötü söz söylemedi, yaptıklarını başlarına kakmadı.

Bu konuyla ilgili olarak inen âyet-i kerimede de Peygamberimizin bu davranışı övüldü.

Onları affetmesi istendi, ayrıca Allah’ın da onları bağışlaması için dua etmesi emredildi.

Daha da ötesi:

Onlarla istişare etmeye devam etmesi emir buyuruldu.

Halbuki istişarede onların ekseriyeti Peygamberimizin reyine muhalif rey izhar etmiş, Peygamberimiz de onlara kendi reyini terk ederek onlara uymuş ve düşmanı şehir dışında karşılamayı tercih etmişti. Sebeplere bakılacak olursa, Peygamberimizin reyine uyulduğu takdirde bu zayiatın yaşanmayacağını söylemek de mümkün olabilirdi. Oysa Kur’ân bütün bunlara rağmen yine onlarla istişare etmesini Peygamberimize emrediyordu.

Yaşanan bu tecrübeden sonra o Sahâbîler, gerek Peygamberimizin hayatında, gerekse daha sonra, Allah’ın izniyle nice zaferler kazandılar ve dünyaya medeniyet öğrettiler.

Şimdi, âsilere karşı kahramanca direnerek devlete ve millete sadakatlerini ispat etmiş olan asker ve sivil yöneticilerimizden bazılarının son darbe teşebbüsü esnâsındaki bazı hatâları sebebiyle mâruz kaldıkları tenkitlere karşı Asr-ı Saadetteki bu hadiseyi ve bu âyetin uyarısını hatırlama zamanıdır:

Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer sen kaba ve katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp gitmişlerdi. Onları affet, onlar için istiğfar et ve işlerinde onlarla istişare et. Kararını verdiğinde de yalnız Allah’a dayan. Çünkü Allah kendisine tevekkül edenleri sever.

Âl-i İmran, 3:159

Ümit Şimşek

Ramazan’ın Son 10 Günü Çok Değerlidir

Ramazan ayı, içinde barındırdığı Kadir gecesiyle, müminlere izzet-i ikram olarak sunulmuş huzur ve bağışlanma zamanıdır. Efendimiz (sas), “Ramazan; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtulma ayıdır.” buyuruyor. Bu mübarek ayın sonuna yaklaşsak da bereketinden faydalanmak için daha on günümüz var. Bugünlerde af ve mağfiret kapıları sonuna kadar açık…

Günlük hayatımızda kullandığımız “Sayılı gün çabuk geçer.” ifadesinin esasında psikolojik bir temeli var. Bizi terk edip gitmesini istemediğimiz günler, su gibi akıp geçiyor. On bir aydır hasretle beklediğimiz Ramazan ayının sonlarına yaklaştık. Ramazan, bu ayın Allah katındaki değerini, bu ayda yapılan ibadetlerin sevaplarının katlanarak geri döneceğini bilen bir Müslüman için gerçekten hızlı geçiyor. Neyse ki, on günümüz daha var. Manen temizlenmek için bir fırsat niteliğinde bir on gün…

Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Ramazan ayının; evvelinin rahmet, ortasının mağfiret, sonunun ise cehennem azabından kurtuluş zamanı olduğunu hatırlatıyor. Peygamber Efendimiz (sas), Ramazan ayının son on gününü; “Mümin kulların, Ramazan’a hürmet eden, Ramazan’da gayret eden kulların cehennemden azad olma zamanı.” diye tarif ediyor. Yani kulların cehennemlik olacak günahları varsa bile, Ramazan bereketinde Allah’ın (cc) rahmetiyle bağışlanıp cehennemden azad olacakları zaman olduğu müjdesini veriyor. Prof. Dr. Altıntaş’a göre, bu mübarek ayı, Allah’ın istediği gibi, bireysel ve sosyal ibadetlerle değerlendirip bu ayın hakkını vermiş bir kulun bağışlanmayı ümit etmesi gerekiyor.

Biz oruç tutarız, oruç da bizi…

Bakara Sûresi’nin 43. âyetinde orucun farz olduğundan bahsediliyor. Bu âyet, “…umulur ki korunursunuz.” diye bitiyor. Altıntaş, Arapçada ‘oruç’ kelimesinin tam karşılığının ‘tutmak’ olduğunu hatırlatıyor ve, “Biz oruç tutarız, oruç bizi tutsun diye. Oruç tutan bir Müslüman, iç ve dış dünyasını kötülüklere geçit vermemek için adeta bir zırhla örmüş gibidir.” diyor. Zira Hz. Peygamber’den gelen rivayetlerde, inanarak ve karşılığını da sırf Allah’tan bekleyerek Ramazan ayını namazla, oruçla geçiren ve Kadir Gecesi’ni ihya eden bir Müslüman’ın günahlarının bağışlanacağı ifade ediliyor.

Ramazan ayının son on gününün ehemmiyetli olduğuna dair bir ışık daha var. Kur’an-ı Kerim’de, Fecr Sûresi’nin ikinci ayetinde Ramazan ayının son on gecesi üzerine yemin ediliyor. Altıntaş’a göre, Yüce Allah bir şeye yeminle başlıyorsa, onun değerli ve önemli olduğunu beyan etmiş oluyor.

Efendimiz, son on güne ayrı önem verirdi

Peygamber Efendimiz’in kızı Hz. Aişe Validemiz’in rivayet ettiğine göre Peygamberimiz, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı. Mescid-i Saadet’te itikâfa girerdi. Hayır ve hasenat alanında daha fazla yoğunlaşırdı. Peygamberimiz’in bu davranışı vefatına kadar sürmüş. Her yıl on gün itikâfa girerken, vefat ettiği yıl itikâfı 20 gün sürmüş, o yılki Ramazan ayında Cebrail (as) Kur’an-ı Kerim’i iki defa arz etmiş, karşılıklı okumuşlardı.

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, Ramazanın son günlerini sünnete uygun geçirmek için vakit namazlarını cemaatle kılmayı tavsiye ediyor. Diğer gecelerden farklı olarak kılınabildiği kadar gece namazı kılınmasının da çok faziletli olduğunu vurguluyor.

Bir de Efendimiz’in Aişe Validemiz’e bugünlerde sıkça okumasını tavsiye ettiği duayı hatırlatıyor: Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu annî. (Allah’ım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.)

Gece namazı

Sahabe efendilerimizden İbn Abbas, Hz. Peygamber’in Ramazan ayının bütün gün ve gecelerinde olduğu gibi son on gününde de bol bol Kur’an okuduğunu, hayır ve hasenat yaptığını, geceleri teheccüd namazı kıldığını rivayet ediyor. Prof. Dr. Altıntaş’ın anlattığına göre, Hz. Peygamber; Kur’an’ın doğum gecesi olan Kadir Gecesi’ni Ramazan’ın son on gününde arayın demiş ve bu ayın 23., 25. ve 27. geceleri Mescid-i Nebevi’de ashabına 8 rekatı nafile 3’ü vitr olmak üzere 11 rekât gece namazı kıldırmış. Cemaatle kılınan bu namazlar, sahur vaktine kadar devam etmiş. Altıntaş, bu namazların bizim için de sünnet-i müekkede ve çok faziletli olduğunu ifade ediyor.

***

İtikâfa bir oda ayırabilirsiniz

İtikâfta önemli olan, insanın günlük meşguliyetlerden sıyrılıp maneviyat iklimine girmesidir. İtikâfla Müslüman nefis muhasebesi yapar, Rabb’iyle bağ kurar. Günümüzde dünya meşguliyetleri eskiye nazaran fazla olduğu için itikâf yapmak çok zor gelebiliyor. Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, bu sünneti ihya etmeye yeniden alışmak için birkaç günlük itikâflar düşünülebileceğini anlatıyor. Bu konuda bazı tavsiyeleri var: Mesela evinizde bir odayı ayırıp adını ‘itikâf odası’ koyabilirsiniz. Bu odada işi olmayan aile bireyleri birkaç saatliğine de olsa itikâfa girebilirler. Hatta durumu uygun olanlar 2 gün, 3 gün veya 10 güne kadar itikâf yapabilirler.

***

Nefis muhasebesi, insanı adam eder

Ramazanın son günlerinde ibadete sımsıkı sarılmak gerekiyor. Prof. Dr. Ramazan Altıntaş, son on günle ilgili tavsiyelerde bulunuyor. “Bu günlerde Kur’an-ı Kerim’i elden düşürmemeliyiz. Günahlarımızın bağışlanması için bol bol dua etmeliyiz. Oruç ibadetinin hakkını vermeli, geceleri teravih, teheccüd ve nafile namazlarla değerlendirmeliyiz. Farz ve vacip olan zekât ve fitrelerimizi vermenin yanında hayır ve hasenat yapmalıyız. İftar sofralarımıza fakiri, fukarayı davet etmeli, çocuklarımıza bu gecelerin önemini yaşayarak öğretmeliyiz. Mümkünse, son on günün bir ya da iki gününü bir camide ya da evimizde itikâfa girerek ibadette yoğunlaşmalıyız.

Altıntaş, nefis muhasebesi yapmanın önemini de vurguluyor. Ömrümüzün bir muhasebesini yapmalı ve hayatımızı ‘helal ve haram’ sınırlarını gözeterek yaşama konusunda kendimize bir istikamet çizmeliyiz. Altıntaş’a göre, nefis muhasebesi, toparlanmak ve değişmek için önemli bir vesile. Bir kimse nefis muhasebesi yapınca Ramazan ayını verimli geçiriyor. Bu da diğer aylarında maneviyatla geçmesini sağlıyor. Altıntaş’a göre iyi bir nefis muhasebesi ve ibadetle geçirilen bir Ramazan ayı, kişide iyi yönde ahlaki değişimi gerçekleştiriyor. Tabiri caizse, iyi bir nefis muhasebesi, insanı adam ediyor. Bu kişinin hayatında muhakkak olumlu değişiklikler gözleniyor.

***

İtikâf, mağfiretin anahtarı…

İtikâf; Ramazan ayının son on günü itikâf niyeti ile bir camiye, mescide ya da kadınlar için evde uygun olan bir odaya çekilerek zarurî ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmadan inzivaya çekilip zamanını ibadet ve dua ile geçirmektir. İtikâf, kifâî nitelikli bir sünnet-i müekkededir. Hz. Aişe Validemiz’in (ra) anlattığına göre Peygamber Efendimiz (sas) Ramazan’ın son on gününde itikâfa girerlerdi. Bu, aziz ve celil olan Allah’ın kendisini ebedî âleme alıncaya kadar devam etti. Kendinden sonra hanımları da odalarında itikâfa girerlerdi.

Emekli imam Mehmet Duman, ömrünü hayır işlerine adamış insanlardan biri. Her sene Ramazan ayında bir mani olmadığı takdirde itikâfa giriyor. Duman, ihlâs ile yapılan bir itikâfın, amellerin en faziletlisi sayıldığını hatırlatıyor. Bu sayede kalpler bir müddet için de olsa dünya işlerinden sıyrılıp Allah ile irtibat içinde oluyor. Duman, konuyla ilgili bir rivayeti anlatıyor: “İslâm büyüklerinden Atâ şöyle der: “İtikâfa giren kimse ihtiyacından dolayı büyük bir zâtın kapısında oturup ‘Hâcetimi yerine getirmedikçe buradan ayrılıp gitmem.‘ diye yalvaran bir kimseye benzer. O da Allah’ın bir mâbedine sokulmuş, ‘Beni bağışlayıp mağfiret etmedikçe buradan ayrılıp gitmem.‘ demektedir. Kısacası, itikâf sayesinde insanın maneviyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişaneleri parlar, feyizlere mazhar olur.”

***

Kadir Gecesi son on günde saklı

Kadir Gecesi, müminlerin en değerli, en bereketli gecesi. Çünkü Rabb’imizin rahmet kapılarını sonuna kadar açtığı, manevî ziyafetin davetlilerine her türlü ihsanda bulunulduğu bin aydan daha hayırlı bir gece. Ebû Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir hadise göre Peygamberimiz, Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuş: “Kim ki inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.

Ramazan ayının hangi gecesinin Kadir Gecesi olduğu belli değil. Peygamberimiz’in tavsiyesi, onu Ramazan ayının son on gününün tek gecelerinde aramak… Buna göre Kadir Gecesi Ramazan’ın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi ve yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, bu gecede uzun uzun dua etmeyi ihmal etmemek gerektiğini hatırlatıyor. Çünkü bu gece Rabb’in kullarına ihsan gecesi… Aydın’a göre, herkesin iyiliğini isteyerek genelden başlayarak özele doğru dua etmemiz gerekir. Yani insanlık, İslam âlemi, Müslümanlar, ülkemiz, yakınlarımız, çevremiz, sevdiklerimiz, dostlarımız, ailemiz ve kendimiz sıralamasıyla dua etmek faziletlidir.

Türkan Uymaz

Şeyh Galip’ten “Müseddes Na’tı Şerif-i Nebevî” (Şiir)

Sultan-ı rûsül şâh-ı mümeccedsin efendim 
Bî-çârelere devlet-i sermedsin efendim
Divân-i ilâhide ser-âmedsin efendim
Menşur-ı “le-amrük”le müeyyedsin efendim
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammedsin efendim
Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Hutben okunur minber-i iklim-i bekâda 
Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-ı cezâda
Gülbank-i kudümün çekilir arş-ı Hudâ’da
Esmâ-i şerifin anılır arz ü semâda
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim
Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Ol dem ki velilerle nebîler kala hayrân 
“Nefsi” deyü dehşetle kopa cümleden efgân
Ye’s ile usâtın ola ahvâli perişân 
Destur-ı şefaâtla senindir yine meydân
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim
Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Bir gün ki dalup bahr-ı gama fikrete gittim 
İlden yitürüp kendümi bî-hodlıga yitdim
İşyânım anıp âkıbetimden hazer etdim
Bu matlaı yâd eyledi bir seyyîd işittim
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim
Hak’dan bize sultân-ı müeyyedsin efendim
.
Ümmideyiz ye’s ile âh eylemeyiz biz
Sermaye-i imanı tebâh eylemeyiz biz
Babın koyup agyâre penâh eylemeyiz biz
Bir kimseye sâyende nigâh eylemeyiz biz
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim
Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim
.
Bîçâredir ümmetlerin isyânına bakma 
Dest-i red urup hasret ile dûzaha yakma 
Rahm eyle aman âteş-i hicrânına yakma 
Ez-cümle kulun Gâlib-i pür-cürmü bırakma
.
Sen Ahmed ü Mahmud u Muhammed’sin efendim
Hak’dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim
.
Şeyh Galib
Paylaşım: Prof. Dr. Himmet Uç

Yılbaşı Gecesi ve Müslümanların Tutumu

İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder…diyor Bediüzzaman Hazretleri.

Evet bizler birer yolcuyuz. Bu öyle bir yolculuk ki ruhlar aleminden anne karnına, oradan dünyaya teşrif eden bir yolculuk. Sonra çocukluktan, gençlikten, ihtiyarlıktan, kabre giren bir yolcu. Sonra kabirden, berzahtan, haşirden, sırat köprüsünden, cennet veya cehenneme varacak olan bir yolcudur.

Bu kadar yollarda kendisine elbette bir çok hazırlık yapması gerekir. Varacağı ahirette rahat etmesi de bu yapacağı hazırlıklara bağlıdır. Zira, eken biçer. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada hazırlığını yapan ahirette karşılığını görecektir.Bizler acaba bu günlerde yılın sonuna geldiğimiz bir zamanda hazırlığımızı yapıyor muyuz ?.Acaba gelecek senenin sonuna yetişebilir miyiz ? diye düşünüp ahiret  alemine doğru giden bu yolculuğumuza hazırlık yapabiliyor muyuz.

İnsanlar, iptal-i his nevinden bazı duygularını iptal etmeye çalışıyor.Mesela hiçbir zaman yılın sonu demeyiz yılbaşı deriz.Halbuki daha gelecek gelmediğine göre bizler ”hayat zannettiğin halat  yalnız bulunduğun dakikadır” mantığıyla hazır zamanımızı düşünmeli ve ömrümüzden bir yıl geçtiğinin farkına varmalıyız.Kendimizi kandırmamalıyız .Nefsimizi muhasebeye çekmeliyiz.Yılbaşı değil de geçen  bir yılın sonu benim de sonum olabilirdi diye düşünmeliyiz.Arkamızdan bizi unutturmayacak insanlık namına ne bıraktık diye düşünmeliyiz.Ömrün ebedi olmadığını, her geçen senenin ömür ağacından düşen bir yaprak olduğunu düşünmeliyiz.Sevinmeli miyiz? üzülmeli miyiz? acaba !

Ölüme bir adım yaklaşmanın adını yılbaşı koyup eğleniyorlar.Fakat asılmaya giden bir insan dar ağacının süslenmesinden bir zevk alabilir mi ? Yılbaşlarında  eğlenenlerin durumu da bana göre asılmaya giden bir insanın dar ağacının süslenmesinden bir zevk almaya çalışmasıdır.Her geçen yıl bizi biraz daha ölüme yaklaştırıyor.Eğlenmek değil ağlamak gerekiyor.

Bir eğitimci olarak; acaba ben bu geçen senede eğitim namına ne yaptım.Öğrencilerimin ilim ve irfanına geçen yıla göre ne gibi artı değer kattım? deyip düşünmelidir.Bir baba olarak; ben çocuklarıma babalık namına ne yaptım.Onlara örnek bir baba olabildim mi ? diye düşünmelidir.Bir Müslüman olarak; bu  senede  ”iki günü bir olan zarardadır.” hadisine masaddak olmamak için ne yaptık .Geçen yılın sevap hanesini birkaç defa katlayabildik mi? diye düşünmeliyiz.

Bu dünyada yolcu olan bizler sanki yolculuğumuz bitmeyecek gibi düşünüp yaşıyoruz.Emellerimiz(arzularımız) sınırsız fakat bu emellerimizi gerçekleştire bilir miyiz?

Peygamberimizin(S.A.V) İbnu Mes’ud(radıyallahu anh)  tan  mervi çok düşündürücü bir hadisi var. İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hat’ta istinad eden bir kısım küçük çizgiler attı. 
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: bu çizgi insandır. şu onu saran kare çizgisi de eceldir. şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer.Böylece insan emeline ulaşmadan ölüm onu bulur.

Evet bizlerde emellerimize ulaşmadan ecel okunun bize değeceğini düşünerek  yaşamalıyız. Bu düşünceyle hayatımıza yön vermeliyiz.Her yılbaşını da eğlenme bahanesi değil de; bir yılın bitişi mantığı ile yaklaşıp nefsimizi muhasebeye çekmeliyiz.  Vessalam…

Hamit Derman

www.NurNet.org

Yine Gitsem O Diyara (Şiir)

Medine’den uzak kaldım

Döndüm deli divaneye

Hasret ateşiyle yandım

Kor girdi bizim haneye

 

Yandı yürek oldu kebap

Nebiye kavuşamadım

Su yok iken gördüm serap

O’na doğru koşamadım

 

Medine Resulün şehri

Cennet gibi havası var

Güzel kokuyor gülleri

Orada Resulüm yatar

 

Yağmur gibi gül yağıyor

Yeşil kubbenin üstüne

Damla damla nur akıyor

Müminlerin yüreğine

 

Medine sokaklarını

Adım adım geziyordum

Resulüllah’ın izini

Oralarda görüyordum

 

Yüce Rabbim nasip etse

Yine gitsem o diyara

Bir daha nasibim gitse

Kavuşsam gül yüzlü Yar’a

 

Ey Allah’ım duyuyorsun

Tanyeri’nin feryadını

Her halini görüyorsun

Hayreyle Sen ahvalini

 

Ahmet TANYERİ – DİYARBAKIR

www.NurNet.org