Etiket arşivi: rüstem garzanlı

Kavl-i Leyyin ile…

Kavl-i Leyyin lügât manası yumuşak söz kullanmak; sert ve enaniyetli olmayan davranış demektir.

Kudret sahibi Cenab-ı Allah, (cc) Kur’ân-ı Kerîm’de “Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Zira şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır.” 1 buyurmuş. Çünkü, sert ve enaniyetli sözler muhatabın kalbini kırar ve aralarında kin ve husûmete sebebiyet verir.

Bunun için kavl-i leyyinin tesiri büyüktür. Ulu’l ’azm peygamberlerden olan Hz. Musa’ya (as), Firavunu yumuşak sözlerle imana çağırması emredilmiştir: “Sen ve kardeşin, (Harun) âyetlerimi götürün, Bana imana çağırmakta gevşeklik etmeyin. Firavuna gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar. Dediler ki: ‘Ya Rabbenâ (Ey Rabbimiz), onun bize taşkınlık etmesinden yahut iyice azmasından korkuyoruz.’ ‘Korkmayın’ dedi, ‘Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.’” 2

Cenâb-ı Hak, münafıklara da güzel sözle hitap edilmesini emretmiştir: “Allah onların kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle.” 3

Malûm olduğu üzere Kur’ân’da, hakikatleri ilân ederken hitabette en güzel sözü kullanmak emredilmiş. İnsanların sosyal yaşantısındaki diyaloglarda da yumuşak ve doğru sözlü olmaya önem vermesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm) Taif’te taşlandığı zaman, melekler yanına gelir ve “istersen şu iki dağı kavuşturup Taif’i başlarına yıkalım” derler. Rahmet peygamberi Efendimiz (asm), “Allah’ım! Bunlar hakikati göremiyorlar, ama ümit ediyorum ki bunların çocukları bir gün gerçeği görecekler, tevhide ereceklerdir. Senden onların hidâyete ermelerini istiyorum” diye onlara duâ eder. Kâfirlerin hakaret ve zulmüne mukabil, Allah’tan hidayetlerini istemiştir. Hâtemü’l – enbiya makamında olan bir peygamber burada şahsına yapılan hakareti düşünmüyor. İstikbalde küffarın neslinden İslâmiyet’e duhul edebilecek çocuklarını düşünüyor.

Kavl-i Leyyin ile hareket eden Efendimizin (asm) hitabetine bakalım: “Ey Aişe! Allah Refiktir, yumuşak davranmayı sever, sert davranış karşılığında vermediğini yumuşaklık karşılığında verir. Allah bütün işlerde yumuşak davranmayı sever” 4, buyurmuş.

“Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, onlar için mağfiret dile. İşler hakkında onlara danış, karar verince de artık Allah’a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever” 5

Özellikle vaizler, müftüler ve tebliğ makamında olanlar insanlara hitap ederken hitap tarzlarına önem vermeliler ve kavl-i Leyyin ile güzel sözlerle hitap etmelidirler.

Yüce Âyetlerle tebliğ edilen Kavl-i Leyyin özellikle veraset-i Nebiye vasıl olan asrın müceddidi Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretleri’ne vekil ve tebliğ makamını üstlenen şahs-ı manevîyi deruhte eden Risale-i Nur Talebeleri kavl-i Leyyin düsturuna riayet etme mükellefdirler. Bu mükellefiyet içinde küsme, gıybet etme, çekişme olamaz ve olmamalıdır. 

“Risale-i Nur’un mesleği nezihane, nazikane ve kavl-i leyindir.” 7 Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nurlar’da kavl-i Leyyinin önem ve ehemmiyetine binaen defaatle vurgu yapmıştır. 

Darbı mesel olmuş bir rivayet ile yazımı bitirmek istiyorum: Padişah, rüyasında dişlerinin önden arkaya doğru döküldüğünü görür. Bu durumdan çok etkilenir. İki tane Rüya tabircilerine rüyasını anlatır. Tabircilerden biri rüyayı yorumlar: “Efendim! Çok uzun yaşayacaksınız. Bütün oğullarınızın ölümünü göreceksiniz” der. Padişah çok kızar. Oğullarının kendisinden önce öleceğini söyleyen rüya tabircisini zindana attırır.

İkinci tabirciye söz verir. O da: “Sultanım! Allah size çok uzun, bereketli bir ömür verecek. Evlâtlarınızın hepsinin mürüvvetini göreceksiniz. Evlâtlarınızın hepsinden uzun yaşayacaksınız” der. Padişah, bu habere çok sevinir. Tabirciye bir kese altın ikram eder.

Hülâsa-ı kelâm: İki tabirci de benzer yorumu yapmışlar, arada ki fark doğru da olsa biri üzücü ve sert bir yorum yapmış. Diğer yorumcu ise Kavl-ı Leyyin (yumuşak) bir üslûp ile padişaha anlatmış. Konuşmanın en güzeli, kavl-i leyyindir. Sözlerimizle muhatabımızı incitmemeliyiz. Vesselâm…

Rüstem Garzanlı

08.12.2020

Dipnotlar:

1- İsra Sûresi: 53.

2- Taha Sûresi: 43-46.

3-Nisa: 63

4-Buhari Daavat; Müslim.

5-Âl-i İmran Sûresi: 159

6- Ahmed bin hanbel V, 25.

7-Asa-yı Musa, s.156

Şeytanın kumandası: Vesvese

Şeytan, Allah’ın yasakladığı her şeye vesvese vererek yaptırır.

Hatta ilk insan Hazreti Adem (as) ile eşi Hazreti Havva’ya da şeytan vesvese verdi, onların Cennetten kovulmasına sebep oldu. Zaten şeytanın anlamı da “Haktan uzak olan” demektir. Bütün şerlerin baş aktörü ve kumandası cin taifesinden olan iblistir.

“Hani biz meleklere: âdem’e secde edin, demiştik: İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir.” 1

Bu Âyet-i Kerîme, şeytanların cin taifesinden olduğunu ve onun bir nesli olduğunu belirtmektedir. Ayrıca şunu da ifade etmek isterim. Şeytanların yaptıklarını insanlar da yapabileceğini ve yaptıkları akıldan uzak değildir.

Meselâ, insanlar içinde gelmiş geçmiş zalimlere baktığımızda Firavun, Nemrut, Ebu Cehil, Mao, Lenin, Stalin ve bunların avaneleri süfyan gibi kâfirler “ins-i şeytan”lara birer örnektir.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuya şöyle bir açıklık getirmiştir: “İnsanlarda Şeytan vazifesini gören cesedli ervah-ı habâse bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervah-ı habîse dahi bulunduğu, o katiyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilse idiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan suretindeki gayet şerîr ervah-ı habîse, öldükten sonra şeytan olur.” 2

Demek ki, şeytan dediğimiz şerîr cinnîler dinsiz bir insan gibidir. Başta küfür ehli olmadığı halde sonradan ataları yani anne ve babaları tarafından onu dinsiz yapar. Şeytanlar dumansız bir ateşten olduğu için, fıtratları gereği lâtif varlıklardır; bizim gibi maddî değildirler. Bunun için insanın bütün azalarında rahatlıkla gezebilirler. Cenab-ı Allah onlara o iradeyi vermiştir.

Hazreti Aişe’den (ra) rivayet edilmiş: “Her insanın yanında birer şeytan var mıdır, dedim.” O da: “Vardır” buyurdular. Ben yine: “Seninle de mi ey Allah’ın Resulu? diye sordum. Şöyle buyurdu: “Evet, fakat, Rabbim ona karşı bana yardım etti de o da Müslüman oldu.” 3 İnsanda hayır ve şer iki yön vardır, insanın iradesi hangi tarafa meylederse o yön galip gelir; diğer yön ise mağlûp olur.

Cenab-ı Allah (cc) âyetlerinde “İnsanların kalbine kötülük fısıldayan sinsi vesvesecinin şerrinden Allah’a sığınırım.” 4 

Kur’ân’da emredildiği üzere şeytan sinsi bir şekilde insanın kalbine girer ve insanı etkisi altına alır. İşin en garibi insanların en hassas yönü neyse oraya vesvese vererek kalbi ifsad eder. İnsanı felâkete sürükler.

Özellikle namaza niyet getirirken ve namazda iken vesvese akıl ve kalbi çok meşgul eder. Cenab-ı Allah tevbe kapısını açık bıraktığı halde kişi geçmişte işlediği bir günahın sıkıntısını yıllarca çekebiliyor, tevbe ediyor. Buna rağmen günahı gözünde büyütüyor, büyütüyor ve en sonunda” Allah, beni affetmez” deyip ümitsiz ve karamsar bir duruma girerek eski hayatına yani sefahat ve rezalete döner.

Evet, ehl-i takva bir mü’mine, ne kadar şeytan musallat olsa da onlar ibadetlerinde ve yaşayışlarında daha da ciddileşirler. Şeytanın verdiği vesvese akîm kalır. Nitekim Yirmi Dokuzuncu Mektupta geçen Şeytanın desiselerine Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri verdiği cevaplarla şeytanı mağlûp etmiştir.

Cenab-ı Allah, âlem-i İslâm’ı vesvese marazından, insî ve cinnî şeytanların şerrinden, maddî ve manevî hastalıklardan bahusus dünyayı etkisi altına alan koronavirüs hastalığından muhafaza etsin, bu hastalıktan vefat edenlere Allah’tan rahmet, hastalara da âcil şifa ihsan etsin. Âmin…

02.12.2020

Rüstem Garzanlı

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi âyet 34.; 

2- Lem’alar On üçüncü Lem’a, 10. işaret s. 82.

3- Müslim, Müsned VI/115.; 

4- Nas Sûresi, âyet, 4-5.

Muhabbete muhabbet edelim

Evvelâ muhabbeti, muhabetullah olarak görmemiz lâzım. Çünkü muhabbetullah, Allah’ın kemâl ve cemâlini idrak, takdir ve takdis edebileceğimiz ölçüde kalp, ruh ve aklımızda yerleşen bir esastır. Cenab-ı Allah (cc) insanın kalbine muhabbet kabiliyeti lütfetmiştir ki bu muhabbetin de esası Allah’ı ve sıfatlarıyla birlikte tanımak ve O’na kulluk görevi yapmaktır. Aslında ne kadar güzellikler varsa O’nun zatının güzelliğindendir. Bunun için “muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücudu…” 1 olmuştur.

Bundandır ki, insanoğlu her hoşuna giden şeye bir şekilde muhabbet besler. Meselâ aile hayatının esası ve devamı muhabbete bağlıdır; muhabbet kalktığında aile hayatı bozulur. Cemaatlerin rabıtası, ittihad ve tesanüdünü sağlayan muhabbettir. Cemaatlerin şirket-i manevîyesini teşkil eden gene muhabbettir. Hatta bir devletin devamı ve bekası da yöneticiler ile yönetilenler arasındaki bağı kuran gene muhabbettir. 

Aralarında muhabbet bağı koptuğu an, memleketin huzuru da bozulur.

Demek ki, “insan-ı mü’minde, hayatına ve bekasına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedid alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhatıdır.” 2

Keza, “Bütün kâinâtın mâyesi muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbettir. Bütün mevcudattaki incizap ve cezbe ve câzibe kanunları muhabbettendir.” 3

Said Nursî Hazretleri hayatı boyunca gerek tefekkür sahasında, gerek ameli hayatında muhabbet düsturuna önem vermiştir. Kendine düstur edinen muhabbeti talebelerine de Kur’ân’ın hizmet metodunda muhabbeti öncelikli düstur edinmiştir.

Risale-i Nur’un dört esasından şefkat ve tefekkür düsturu muhabbete dayanıyor. Bediüzzaman Hazretleri sadece insanlara değil, kâinatta bulunan on sekiz bin âleme canlısı-cansızı her şeye muhabbet göstermiştir.

Kara sineklerin istirahatını bozmamak için elbisesini ipe astırmamış, yediği çorbanın tanelerini karıncalara ikram etmiştir. 

Konumuzu Bediüzzamanın şu ifadeleriyle özetlemek isterim: “semavat zemine gıbta eder ki; zeminde hâlisen lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni’-i Zülcelâl’inin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san’atını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.”  4

Haydi, zikir ve tefekkür için, ittihad ve tesanüd için, hâlisen lillâh için muhabbette buluşalım.

Dipnotlar:

1- Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, s. 574.

2- Lemâ’lar, On Birinci Lem’â, s. 187.

3- Sözler, s. 624.

4- Barla Lâhikası, s. 2

Rüstem Garzanlı

13.11.2020

Dipnotlar.

1-Sözler,Yirmi dördüncü Söz.Beşinci Dal.s.574

2- Lemâ’lar, On birinci lem’â, s.187

3-Sözler, s.624

4-Barla Lahikası, s.260

Allah da sizi sevsin

Sevgi bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak tanımlanıyor. Sevgi geniş kapsamlı bir kavram olduğu için bir kaç kelime ile tarif etmek yeterli olmuyor. Kâinatın yaratılış gayesini içine alan, kâinatı var eden, tanımlayan, güzelleştiren ve insanları birbirine bağlayan sevgidir.

O zaman en başta Allah’ı sevmek, daha sonra diğer sevgileri de onun adına sevmektir. O’nu sevmekle bütün sevgiler değer kazanıyor. ”İman edenler ise en çok Allah’ı severler.” 1, Bundan dolayı sevginin odak merkezinde Allah sevgisi olmalıdır. Ondan sonra Allah’ın Resulü Hazreti Muhammed’dir (asm). “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’da sizi sevsin…” 2, Bu âyet ile, Hazreti Muhammed’e (asm) uyma iradesinin ortaya konması, Allah’ın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın ön şartı sayılmıştır.

Bütün sevgilerin özü ve mayası Efendimizin (asm) nurundan geliyor. “Sen olmasaydın, sen olmasaydın, Ben âlemi yaratmazdım.” Bu hadisi Kudsî’den anlaşılıyor ki kâinat sevgi üzerine yaratılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, sevginin önemine şöyle bir vurgu yapmış: “Evet, evet, evet! Eğer kâinâttan risâlet-i Muhammediyenin (asm) nûru çıksa, gitse, kâinât vefat edecek!” 3, Demek ki, kâinatın hem yaratılış gayesi, hem ona hayat veren, hem de hayatı anlamlandıran sevgidir. Keza, “Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyet’in mizacıdır, rabıtasıdır.” 4, diyor. Demek ki İslâmiyet’i doğru yaşamakta, sevgiden geçiyor….

Sevginin ana unsurlarından sayılan iyi niyet, hoşgörü, tebessüm, karşı tarafı incitmeyecek şirin bir dildir. İnsanlar arasında sağlam bağ kurma yöntemleri ‘Allah için sevmekte birleşiyor ve kuvvet kazanıyor.

Yani sevgi ve niyet sözde belirgin olmalıdır. Yüzdeki tebessüm pırıltıları karşıya aksetmiyorsa yapmacık bir sevgiden ibaret olur, böyle muhabbet ve sevginin akıbeti de kısa oluyor.

Sevgi öyle bir iksirdir ki “Nar’ı Nur’a çevirir. İnsanlar arasına muhabbeti yerleştirir; zaten sevginin olmadığı yerlerde hayat zorlaşıyor. Sevgi hayattan çekildikçe, dünyanın tadı kaçıyor. Hatta içinde sevgi olmayan ibadet dahi faydasızdır.

Efendimizin (asm) bir hadis-i Şerifi ile yazıyı bitirmek istiyorum: ”Allah’ın Resulü buyurmuşlardır ki: Nefsim Kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; iman etmedikçe Cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız. Size şayet yaparsanız birbirinizi seveceğiniz bir şey konusunda size bilgi vereyim mi? Selâmı aranızda yayınız…” 5 

Esselâmün aleyküm…

Rüstem Garzanlı

05.11.2020

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, Âyet, 165.

2- Al-i İmran Sûresi, 31 Âyet.

3- On Dokuzuncu Sözün Zeyli s. 110.

4- Mektubat, Uhuvvet Risalesi, Dördüncü Kelime.

5- Müslim.

İnsan bir yolcudur…

Yolumuzda ve önümüzde ölüm var. Ecel gizli olduğundan her vakit gelebilir. Genç, ihtiyar farkı yoktur. Son zamanlarda birçok yakınlarımız ve tanıdıklarımızın vefatları ile sarsıldık. Dört Ekim Pazar günü Eyüp Sultan Camii’nde öğle namazını müteakiben Eyüp Sultan Camii’nin haziresinde defnedilen Mehmet Fırıncı Ağabeyin vefatı Nur camiası için üzüntü vesilesi oldu. Fırıncı Ağabeyimize rahmet dileriz.

“İnsan bir yolcudur. Bu yolculuk ise âlem-i ervahtan, rahm-i mâderden, sahavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, sırattan geçer bir uzun sefer-i imtihandır.” 1

Madem ki yolcuyuz ve yolumuzda da ölüm gibi bir hadise var, o zaman bu hayat yolunda dikkatli ve çok ihtiyatlı yürümek gerekir. Çünkü insanın bir kelimede, bir sözde, bir göz kırpmada, hatta yanlış atılan bir adımda bile batmak tehlikesi vardır.

Kelimeler ve sözler ne kadar düşünülür, tartılıp sarfedilirse o kadar lâtif ve güzel olur. Acı sözler ise sonuç itibariyle acıları doğurur.

Hazreti Ali (ra) ne güzel söylemiş: “İnsanın kaderi dili altında saklıdır.”

“Ya sırtımıza alıp taşıyoruz, ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz. Öğrenemedik bir türlü yan yana yürümeyi” Yani ifrat ve tefrit arasında gidip-geliyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri, ifrat ve tefritten uzak kalmayı; vasat ve itidal ile hareket etmeyi tavsiye etmiştir. Çünkü ifrat tehlikeli olduğu kadar tefrit de bir o kadar tehlikeli ve zararlıdır.

Evet mevzubahis olan ölüm yolculuğu için bütün maddî tehlikelerden sıyırıp, sırat-ı müstakime vasıl olmak için çaba göstermeliyiz.

Hergün dünyadan uzaklaşıp âhirete doğru yaklaşıyoruz. Dünyaya bizi bağlayan tül’u emel ve hayal ettiğimiz ümitlerden, dost ve ahbaplarımızdan ölüm bizi uzaklaştırıyor. Kabir tarafına doğru inişten koşarak gidiyoruz. Demek ki, ölüm manen bizi gaflet uykusundan uyarıyor, ikaz ediyor!

“Nev’-i insanî bir nefistir, dirilmek üzere ölecek ve küre-i arz dahi bir nefistir, bakî bir surete girmek için o da ölecek. Dünya dahi bir nefistir, âhiret suretine girmek için o da ölecek.” 2

“….dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâl’ine dönecekler ve Mevlâyı Kerîmlerine kavuşacaklar. 3

…..Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla, bizi burada durduramazlar. Sevkiyat var.” 4

Hülâsa: Mevlânâ Celâledin-i Rumî ölümü bir şeb-i aruz (düğün gecesi) olarak görmüş, Bediüzzaman Hazretleri de Ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin ise de mü’min için asıl siması nurânîdir, güzeldir, idam değil, firak değil, ebedî hayatın başlaması, dost ve ahbaplara kavuşma vasıtası olarak gör- müştür. Vesselâm…

14.10.2020

Rüstem Garzanlı

Dipnotlar:

1- Mesnevî-i Nuriye, Onuncu Risâle s. 223.

2- Lem’âlar, 26. Lem’a, Sekizinci Rica, s. 231.

3- Mektubat 20. Mektup, s. 248.

4- Lem’alar, Yirmi altıncı. Lem’a 3. Rica s. 224.