Etiket arşivi: rüstem garzanlı

Berat Geceniz Mübarek Olsun!

Mütekellim-i Alem(a.s.m.)’den Amellerin Rabbine Takdimi

“Ayinedir bu alem, her şey Hak ile kaim Mir’at-ı Muhammed’den Allah görünür daim.”

Allah (c.c.) Ayet-i Kerimede: “Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu (Kur’anı) mübarek bir gecede indirdik. Elbette biz insanları uyarmaktayız.” buyurmaktadır.  (Duhan 2,3)

Ayet-i kerimede geçen, Mübarek geceden maksat, Berat gecesi olduğu söylenmektedir. Rivayetlere göre: Kur’an-ı Kerim’in tamamı, bu gecede Levh-i mahfuz’dan dünya semasındaki Beyt-i Ma’mur’a indirilmiş, sonra da Kadir gecesinden itibaren Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Peygamber Efendimiz (s.a.m.)’e peyderpey indirilmiştir.

Fahr-i Alem, (a.s.m) efendimiz şöyle buyurmuşlar: “Recep Allah’ın ayıdır. Şaban benim ayımdır. Ramazan ümmetimin ayıdır.” Her üç ayın da çok feyizli ve bereketli olduğu bilinmektedir. Şaban ayında bulunmamız nedeniyle bu ayın hikmet ve ehemmiyetini hatırlatmakta fayda vardır.

Şaban ayında niçin çok oruç tuttuğu sorulduğu zaman Resulüllah efendimiz buyurdu ki:

Şaban, öyle faziletli bir aydır ki, insanlar bundan gafildir. Bu ayda ameller, âlemlerin Rabbine arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini isterim. (Nesai)

Şaban ayının on beşinci gecesi kurtuluş manasında olan Berat gecesidir. Bu gecenin ehemmiyeti Kur’an’ı Kerim’in Levh-i Mahfuzdan dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Berat gecesinde birçok hayırlı olayların meydana geldiği, Mü’minlerin idrak ettikleri feyizli, İlahi af ve rahmete nail olma gecesidir.

Berât nedir: Kişinin bir yükümlülükten borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak anlamına gelmektedir. Dini yönden ise: Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahî af ve rahmete nail olmak manasını ifade etmektedir.

Mü’minlerin bu gece günah yüklerinden kurtulup İlâhî bağışa ermeleri umulduğu için de Berat Gecesi denmiştir. Buna göre Berat gecesi, Allah Teâlâ’nın affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlardan arınmasına ve kurtuluşlarına bir vesiledir.

Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin Hicretin ikinci yılında Berat Gecesinde gerçekleştiği de söylenmektedir.

Berât gecesi, ilâhî emirlerin Levh-i Mahfûz’dan yazılmasına başlanır. Kâtip melekler bu geceden, gelecek seneki aynı geceye kadar olan olayları yazar, rızıklara ait nüsha Mikail (a.s.)’ma; musibetlere ait nüsha Azrail (a.s.)’ma; harplere, zelzelelere, yıldırımlara, ait nüsha ise Cebrail (a.s.)’ma teslim edilir.

Şaban ayının on beşinci Berat gecesinde, mukaderat-ı beşerin programı bu gecede tayin edilmektedir. Peygamberimiz (a.s.m.) bu gecelerde çok ibadet ve çok dua ederdi.

Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:

Hz. Âişe validemiz, Ya Resulüllah! Allahü Teâlâ seni günah işlemekten muhafaza buyurduğu halde, neden Berat gecesinde çok ibadet ettin? diye sordu. Peygamber efendimiz buyurdu ki: Şükredici kul olmayayım mı?

Bu yıl içinde doğacak her çocuk, bu gece deftere geçirilir. Bu yıl içinde öleceklerin isimleri, bu gece özel deftere yazılır. Bu gece herkesin rızkı tertip olunur. Bu gece herkesin amelleri Allahü teâlâya arz olunur. (Gunye)

Berat gecesi göklerin kapıları açılır, melekler müminlere müjde verir ve ibadete teşvik ederler. (Nesai)

Şaban’ın on beşinci gecesini ibadetle, gündüzünü de oruçla geçirin! O gece Allahü teâlâ buyurur ki: “Af isteyen yok mu, affedeyim. Rızk isteyen yok mu, rızk vereyim. Dertli yok mu, sıhhat, afiyet vereyim. Ne isteyen varsa, istesin vereyim” Bu hâl, sabaha kadar devam eder. (İbni Mace)

Şaban ayının on beşinci gecesi, rahmet-i ilahi dünyayı kaplar, herkes affolur. Ancak haksız yere Müslümanlara düşmanlık besleyen ve Allahü teâlâya ortak koşan mağfiret olunmaz.(Beyheki)

Cebrail aleyhisselam gelip, “Kalk namaz kıl ve dua et! Bu gece şaban’ın on beşinci gecesidir” dedi. Bu geceyi ihya edenleri Allahü teâlâ affeder. Yalnız, müşrik, büyücü, falcı, cimri, kinci, müşahin, içkici, faizci ve zaniyi affetmez.(Taberani)

Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan dua, reddolmaz. Ramazan ve Kurban bayramının birinci gecesi, Berat ve Arefe gecesi. (İsfehani)

Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar: Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.(Deylemi)

Salih akrabayı terk eden, ana babaya asi olan Berat gecesi affa kavuşamaz.(Beyheki)

Duanın kabulü için, haramlardan kaçıp günahlara tövbe etmek, farzları tadil-i erkânla kılmak, duayı ibadet niyetiyle yapmak, duanın başında ve ahirinde salat-ı şerifeyi çekmek, çünkü iki makbul dua arasında yapılan dualar kuvvetle kabule sebeptir.

İlâhi rahmetin aktığı Berat gecesinde mukadderat programı belirlendiği için, mü’minlere çok kıymetli ve kazançlı bir ticarettir. Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen, gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle Cenab-ı Hakka iletip isteklerini ondan talep eden ve belalardan ona sığınan insan bahtiyardır.

Bediüzzaman Berat kandili ile ilgili şöyle bir açıklık getirmektedir:

Aziz, sıddık kardeşlerim, bu Medrese-i Yusufiye’de ders arkadaşlarım!

“Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr’in kutsiyetindedir. Her bir hasenenin Leyle-i Kadir’de otuzbin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i sâlihin ve herbir harf-i Kur’anın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhur-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyali-i meşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’anla ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”

İşlenen sevaplı amellerin değeri başka zamanlarda on ise, Berat Kandilinde yirmi bindir. Bu bakımdan tam bir ihlâsla çalışıp ihyasına gayret gösterebildiğimiz takdirde Berat Kandili elli senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir. Onun için elden geldiği kadar Kur’ân ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır. Gecenin manevi değeri dolayısıyla namaz, Kur’ân tilaveti, zikir, tesbih ve istiğfarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi gerekir.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bu gece Rabbine şöyle dua etmiştir:“Allahım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten acizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.” (ettergip)

Ya İlahi ve Ya Rabbi! Resül-i Ekrem (a.s.m.)’ın hürmetine bizi onun şefaatine mazhar, sünnetine ittiba ve dar-ı saadette al ve ashabına komşu eyle…

Berat kandilinin feyiz ve bereketinden istifade etmeyi nasip eyle âmin…

Rüstem Garzanlı/Diyarbakır

Kavl-i Leyyin ile…

Kavl-i Leyyin lügât manası yumuşak söz kullanmak; sert ve enaniyetli olmayan davranış demektir.

Kudret sahibi Cenab-ı Allah, (cc) Kur’ân-ı Kerîm’de “Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Zira şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır.” 1 buyurmuş. Çünkü, sert ve enaniyetli sözler muhatabın kalbini kırar ve aralarında kin ve husûmete sebebiyet verir.

Bunun için kavl-i leyyinin tesiri büyüktür. Ulu’l ’azm peygamberlerden olan Hz. Musa’ya (as), Firavunu yumuşak sözlerle imana çağırması emredilmiştir: “Sen ve kardeşin, (Harun) âyetlerimi götürün, Bana imana çağırmakta gevşeklik etmeyin. Firavuna gidin, çünkü o azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar. Dediler ki: ‘Ya Rabbenâ (Ey Rabbimiz), onun bize taşkınlık etmesinden yahut iyice azmasından korkuyoruz.’ ‘Korkmayın’ dedi, ‘Ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm.’” 2

Cenâb-ı Hak, münafıklara da güzel sözle hitap edilmesini emretmiştir: “Allah onların kalplerinde olanı biliyor. Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyle.” 3

Malûm olduğu üzere Kur’ân’da, hakikatleri ilân ederken hitabette en güzel sözü kullanmak emredilmiş. İnsanların sosyal yaşantısındaki diyaloglarda da yumuşak ve doğru sözlü olmaya önem vermesi gerektiğine dikkat çekmiştir.

Peygamber Efendimiz (asm) Taif’te taşlandığı zaman, melekler yanına gelir ve “istersen şu iki dağı kavuşturup Taif’i başlarına yıkalım” derler. Rahmet peygamberi Efendimiz (asm), “Allah’ım! Bunlar hakikati göremiyorlar, ama ümit ediyorum ki bunların çocukları bir gün gerçeği görecekler, tevhide ereceklerdir. Senden onların hidâyete ermelerini istiyorum” diye onlara duâ eder. Kâfirlerin hakaret ve zulmüne mukabil, Allah’tan hidayetlerini istemiştir. Hâtemü’l – enbiya makamında olan bir peygamber burada şahsına yapılan hakareti düşünmüyor. İstikbalde küffarın neslinden İslâmiyet’e duhul edebilecek çocuklarını düşünüyor.

Kavl-i Leyyin ile hareket eden Efendimizin (asm) hitabetine bakalım: “Ey Aişe! Allah Refiktir, yumuşak davranmayı sever, sert davranış karşılığında vermediğini yumuşaklık karşılığında verir. Allah bütün işlerde yumuşak davranmayı sever” 4, buyurmuş.

“Allah’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onların kusurlarından geç, onlar için mağfiret dile. İşler hakkında onlara danış, karar verince de artık Allah’a dayan; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever” 5

Özellikle vaizler, müftüler ve tebliğ makamında olanlar insanlara hitap ederken hitap tarzlarına önem vermeliler ve kavl-i Leyyin ile güzel sözlerle hitap etmelidirler.

Yüce Âyetlerle tebliğ edilen Kavl-i Leyyin özellikle veraset-i Nebiye vasıl olan asrın müceddidi Bediüzzaman Saîd Nursî Hazretleri’ne vekil ve tebliğ makamını üstlenen şahs-ı manevîyi deruhte eden Risale-i Nur Talebeleri kavl-i Leyyin düsturuna riayet etme mükellefdirler. Bu mükellefiyet içinde küsme, gıybet etme, çekişme olamaz ve olmamalıdır. 

“Risale-i Nur’un mesleği nezihane, nazikane ve kavl-i leyindir.” 7 Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nurlar’da kavl-i Leyyinin önem ve ehemmiyetine binaen defaatle vurgu yapmıştır. 

Darbı mesel olmuş bir rivayet ile yazımı bitirmek istiyorum: Padişah, rüyasında dişlerinin önden arkaya doğru döküldüğünü görür. Bu durumdan çok etkilenir. İki tane Rüya tabircilerine rüyasını anlatır. Tabircilerden biri rüyayı yorumlar: “Efendim! Çok uzun yaşayacaksınız. Bütün oğullarınızın ölümünü göreceksiniz” der. Padişah çok kızar. Oğullarının kendisinden önce öleceğini söyleyen rüya tabircisini zindana attırır.

İkinci tabirciye söz verir. O da: “Sultanım! Allah size çok uzun, bereketli bir ömür verecek. Evlâtlarınızın hepsinin mürüvvetini göreceksiniz. Evlâtlarınızın hepsinden uzun yaşayacaksınız” der. Padişah, bu habere çok sevinir. Tabirciye bir kese altın ikram eder.

Hülâsa-ı kelâm: İki tabirci de benzer yorumu yapmışlar, arada ki fark doğru da olsa biri üzücü ve sert bir yorum yapmış. Diğer yorumcu ise Kavl-ı Leyyin (yumuşak) bir üslûp ile padişaha anlatmış. Konuşmanın en güzeli, kavl-i leyyindir. Sözlerimizle muhatabımızı incitmemeliyiz. Vesselâm…

Rüstem Garzanlı

08.12.2020

Dipnotlar:

1- İsra Sûresi: 53.

2- Taha Sûresi: 43-46.

3-Nisa: 63

4-Buhari Daavat; Müslim.

5-Âl-i İmran Sûresi: 159

6- Ahmed bin hanbel V, 25.

7-Asa-yı Musa, s.156

Şeytanın kumandası: Vesvese

Şeytan, Allah’ın yasakladığı her şeye vesvese vererek yaptırır.

Hatta ilk insan Hazreti Adem (as) ile eşi Hazreti Havva’ya da şeytan vesvese verdi, onların Cennetten kovulmasına sebep oldu. Zaten şeytanın anlamı da “Haktan uzak olan” demektir. Bütün şerlerin baş aktörü ve kumandası cin taifesinden olan iblistir.

“Hani biz meleklere: âdem’e secde edin, demiştik: İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir.” 1

Bu Âyet-i Kerîme, şeytanların cin taifesinden olduğunu ve onun bir nesli olduğunu belirtmektedir. Ayrıca şunu da ifade etmek isterim. Şeytanların yaptıklarını insanlar da yapabileceğini ve yaptıkları akıldan uzak değildir.

Meselâ, insanlar içinde gelmiş geçmiş zalimlere baktığımızda Firavun, Nemrut, Ebu Cehil, Mao, Lenin, Stalin ve bunların avaneleri süfyan gibi kâfirler “ins-i şeytan”lara birer örnektir.

Bediüzzaman Hazretleri bu konuya şöyle bir açıklık getirmiştir: “İnsanlarda Şeytan vazifesini gören cesedli ervah-ı habâse bilmüşahede bulunduğu gibi, cinnîden cesetsiz ervah-ı habîse dahi bulunduğu, o katiyettedir. Eğer onlar maddî ceset giyseydiler, bu şerîr insanların aynı olacaktılar. Hem eğer bu insan suretindeki insî şeytanlar cesetlerini çıkarabilse idiler, o cinnî iblisler olacaktılar. Hattâ bu şiddetli münasebete binaendir ki, bir mezheb-i bâtıl hükmetmiş ki, “İnsan suretindeki gayet şerîr ervah-ı habîse, öldükten sonra şeytan olur.” 2

Demek ki, şeytan dediğimiz şerîr cinnîler dinsiz bir insan gibidir. Başta küfür ehli olmadığı halde sonradan ataları yani anne ve babaları tarafından onu dinsiz yapar. Şeytanlar dumansız bir ateşten olduğu için, fıtratları gereği lâtif varlıklardır; bizim gibi maddî değildirler. Bunun için insanın bütün azalarında rahatlıkla gezebilirler. Cenab-ı Allah onlara o iradeyi vermiştir.

Hazreti Aişe’den (ra) rivayet edilmiş: “Her insanın yanında birer şeytan var mıdır, dedim.” O da: “Vardır” buyurdular. Ben yine: “Seninle de mi ey Allah’ın Resulu? diye sordum. Şöyle buyurdu: “Evet, fakat, Rabbim ona karşı bana yardım etti de o da Müslüman oldu.” 3 İnsanda hayır ve şer iki yön vardır, insanın iradesi hangi tarafa meylederse o yön galip gelir; diğer yön ise mağlûp olur.

Cenab-ı Allah (cc) âyetlerinde “İnsanların kalbine kötülük fısıldayan sinsi vesvesecinin şerrinden Allah’a sığınırım.” 4 

Kur’ân’da emredildiği üzere şeytan sinsi bir şekilde insanın kalbine girer ve insanı etkisi altına alır. İşin en garibi insanların en hassas yönü neyse oraya vesvese vererek kalbi ifsad eder. İnsanı felâkete sürükler.

Özellikle namaza niyet getirirken ve namazda iken vesvese akıl ve kalbi çok meşgul eder. Cenab-ı Allah tevbe kapısını açık bıraktığı halde kişi geçmişte işlediği bir günahın sıkıntısını yıllarca çekebiliyor, tevbe ediyor. Buna rağmen günahı gözünde büyütüyor, büyütüyor ve en sonunda” Allah, beni affetmez” deyip ümitsiz ve karamsar bir duruma girerek eski hayatına yani sefahat ve rezalete döner.

Evet, ehl-i takva bir mü’mine, ne kadar şeytan musallat olsa da onlar ibadetlerinde ve yaşayışlarında daha da ciddileşirler. Şeytanın verdiği vesvese akîm kalır. Nitekim Yirmi Dokuzuncu Mektupta geçen Şeytanın desiselerine Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri verdiği cevaplarla şeytanı mağlûp etmiştir.

Cenab-ı Allah, âlem-i İslâm’ı vesvese marazından, insî ve cinnî şeytanların şerrinden, maddî ve manevî hastalıklardan bahusus dünyayı etkisi altına alan koronavirüs hastalığından muhafaza etsin, bu hastalıktan vefat edenlere Allah’tan rahmet, hastalara da âcil şifa ihsan etsin. Âmin…

02.12.2020

Rüstem Garzanlı

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi âyet 34.; 

2- Lem’alar On üçüncü Lem’a, 10. işaret s. 82.

3- Müslim, Müsned VI/115.; 

4- Nas Sûresi, âyet, 4-5.

Muhabbete muhabbet edelim

Evvelâ muhabbeti, muhabetullah olarak görmemiz lâzım. Çünkü muhabbetullah, Allah’ın kemâl ve cemâlini idrak, takdir ve takdis edebileceğimiz ölçüde kalp, ruh ve aklımızda yerleşen bir esastır. Cenab-ı Allah (cc) insanın kalbine muhabbet kabiliyeti lütfetmiştir ki bu muhabbetin de esası Allah’ı ve sıfatlarıyla birlikte tanımak ve O’na kulluk görevi yapmaktır. Aslında ne kadar güzellikler varsa O’nun zatının güzelliğindendir. Bunun için “muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücudu…” 1 olmuştur.

Bundandır ki, insanoğlu her hoşuna giden şeye bir şekilde muhabbet besler. Meselâ aile hayatının esası ve devamı muhabbete bağlıdır; muhabbet kalktığında aile hayatı bozulur. Cemaatlerin rabıtası, ittihad ve tesanüdünü sağlayan muhabbettir. Cemaatlerin şirket-i manevîyesini teşkil eden gene muhabbettir. Hatta bir devletin devamı ve bekası da yöneticiler ile yönetilenler arasındaki bağı kuran gene muhabbettir. 

Aralarında muhabbet bağı koptuğu an, memleketin huzuru da bozulur.

Demek ki, “insan-ı mü’minde, hayatına ve bekasına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedid alâkaları, o istidad-ı muhabbet-i İlâhiyenin tereşşuhatıdır.” 2

Keza, “Bütün kâinâtın mâyesi muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbettir. Bütün mevcudattaki incizap ve cezbe ve câzibe kanunları muhabbettendir.” 3

Said Nursî Hazretleri hayatı boyunca gerek tefekkür sahasında, gerek ameli hayatında muhabbet düsturuna önem vermiştir. Kendine düstur edinen muhabbeti talebelerine de Kur’ân’ın hizmet metodunda muhabbeti öncelikli düstur edinmiştir.

Risale-i Nur’un dört esasından şefkat ve tefekkür düsturu muhabbete dayanıyor. Bediüzzaman Hazretleri sadece insanlara değil, kâinatta bulunan on sekiz bin âleme canlısı-cansızı her şeye muhabbet göstermiştir.

Kara sineklerin istirahatını bozmamak için elbisesini ipe astırmamış, yediği çorbanın tanelerini karıncalara ikram etmiştir. 

Konumuzu Bediüzzamanın şu ifadeleriyle özetlemek isterim: “semavat zemine gıbta eder ki; zeminde hâlisen lillah sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar; kendi Sâni’-i Zülcelâl’inin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü eser-i san’atını birbirine göstererek Sâni’lerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.”  4

Haydi, zikir ve tefekkür için, ittihad ve tesanüd için, hâlisen lillâh için muhabbette buluşalım.

Dipnotlar:

1- Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Beşinci Dal, s. 574.

2- Lemâ’lar, On Birinci Lem’â, s. 187.

3- Sözler, s. 624.

4- Barla Lâhikası, s. 2

Rüstem Garzanlı

13.11.2020

Dipnotlar.

1-Sözler,Yirmi dördüncü Söz.Beşinci Dal.s.574

2- Lemâ’lar, On birinci lem’â, s.187

3-Sözler, s.624

4-Barla Lahikası, s.260

Allah da sizi sevsin

Sevgi bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu olarak tanımlanıyor. Sevgi geniş kapsamlı bir kavram olduğu için bir kaç kelime ile tarif etmek yeterli olmuyor. Kâinatın yaratılış gayesini içine alan, kâinatı var eden, tanımlayan, güzelleştiren ve insanları birbirine bağlayan sevgidir.

O zaman en başta Allah’ı sevmek, daha sonra diğer sevgileri de onun adına sevmektir. O’nu sevmekle bütün sevgiler değer kazanıyor. ”İman edenler ise en çok Allah’ı severler.” 1, Bundan dolayı sevginin odak merkezinde Allah sevgisi olmalıdır. Ondan sonra Allah’ın Resulü Hazreti Muhammed’dir (asm). “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’da sizi sevsin…” 2, Bu âyet ile, Hazreti Muhammed’e (asm) uyma iradesinin ortaya konması, Allah’ın sevgisine ve mağfiretine mazhar olmanın ön şartı sayılmıştır.

Bütün sevgilerin özü ve mayası Efendimizin (asm) nurundan geliyor. “Sen olmasaydın, sen olmasaydın, Ben âlemi yaratmazdım.” Bu hadisi Kudsî’den anlaşılıyor ki kâinat sevgi üzerine yaratılmıştır.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, sevginin önemine şöyle bir vurgu yapmış: “Evet, evet, evet! Eğer kâinâttan risâlet-i Muhammediyenin (asm) nûru çıksa, gitse, kâinât vefat edecek!” 3, Demek ki, kâinatın hem yaratılış gayesi, hem ona hayat veren, hem de hayatı anlamlandıran sevgidir. Keza, “Muhabbet, uhuvvet, sevmek, İslâmiyet’in mizacıdır, rabıtasıdır.” 4, diyor. Demek ki İslâmiyet’i doğru yaşamakta, sevgiden geçiyor….

Sevginin ana unsurlarından sayılan iyi niyet, hoşgörü, tebessüm, karşı tarafı incitmeyecek şirin bir dildir. İnsanlar arasında sağlam bağ kurma yöntemleri ‘Allah için sevmekte birleşiyor ve kuvvet kazanıyor.

Yani sevgi ve niyet sözde belirgin olmalıdır. Yüzdeki tebessüm pırıltıları karşıya aksetmiyorsa yapmacık bir sevgiden ibaret olur, böyle muhabbet ve sevginin akıbeti de kısa oluyor.

Sevgi öyle bir iksirdir ki “Nar’ı Nur’a çevirir. İnsanlar arasına muhabbeti yerleştirir; zaten sevginin olmadığı yerlerde hayat zorlaşıyor. Sevgi hayattan çekildikçe, dünyanın tadı kaçıyor. Hatta içinde sevgi olmayan ibadet dahi faydasızdır.

Efendimizin (asm) bir hadis-i Şerifi ile yazıyı bitirmek istiyorum: ”Allah’ın Resulü buyurmuşlardır ki: Nefsim Kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; iman etmedikçe Cennete giremezsiniz ve birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olamazsınız. Size şayet yaparsanız birbirinizi seveceğiniz bir şey konusunda size bilgi vereyim mi? Selâmı aranızda yayınız…” 5 

Esselâmün aleyküm…

Rüstem Garzanlı

05.11.2020

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, Âyet, 165.

2- Al-i İmran Sûresi, 31 Âyet.

3- On Dokuzuncu Sözün Zeyli s. 110.

4- Mektubat, Uhuvvet Risalesi, Dördüncü Kelime.

5- Müslim.