Vâlid

“Ve vâlidin ve mâ veled” (Beled:3)

“Babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim.”

Demek babalık üstüne yemin edilecek muhterem bir makammış.

Âyetin hemen devamında şöyle buyruluyor, “biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.”

 Demek babalık meşakkatli vazifeleri de beraberinde getiriyormuş. Öyle başıboş bir makam değil.

Şimdi herkes çocuklardan şikayetçi. Yaramaz, söz dinlemez, hırçın vs. Peki bu çocuklar bu hale nasıl geldi.

Bir zaman bir hocadan işitmiştim, “Hayırlı evlâd yatak odasından başlar, besmeleyle başlar” diye.

Evet cima adabında işe eûzü besmeleyle başlamak da vardır. Zira hadiste istiaze edilerek başlanılan bir ilişkiden eğer çocuk hasıl olacaksa, o çocuğa şeytanın zarar veremeyeceği bildirilmiş. Hayırlı evlâdın çok şartları olmakla beraber, başlangıçta tohumun rastgele atılmaması olmazsa olmaz şartlardan.

Eûzü ve besmele gibi tabirler basit birkaç kelâmdan ibaret değildir. Çok küllî manaları bir tarafa, şöyle bir manası da var ki, insan hem nebatî, hem hayvanî, hem melekî hislerle donatılmış. Besmelesiz, Allah’a sığınılmadan yapılan işlerde bazı hayvanî hisler teskin olmuyor. Mesela bir nimeti yerken Allah hatırlanmasa “Minnetsiz, tabiattan koparmak canavarca his verir.” İşte besmele hayvanî hisleri susturup melekî hisleri uyandırıyor.

Aynı kıyasla cima halinde de işin hayvanî boyutta kalmaması ancak Allah’ı hatırlamakla ve istiaze etmekle mümkün. Zira hadisin ifadesiyle, ehl-i iman için meşrusu ibadet kabul edilmiş bir işte besmelesiz, istiazesiz hareket etmek şeytanın müdahalesi yol verir.

İnsanın vücuduna sebep olan ilişki maddi bir mahiyetten ibaret değil. Zira Efendimiz (asm), Çocukların, kalb meyveleri olduğunu belirtmiş. Halbuki yapılan işin zahiren kalble pek alakası yok gibi.. fakat uygunluk cihetleri vardır.

Mesela anne babanın huyu da çocuğa geçiyor. Kalbî temenni ve arzular çocukta tezahür edebiliyor. Çok anlatılır; ‘çok istediği halde okuyamayan bir kişinin çocuğunun âlim olduğu.’ Hem eskimez eserlerde yazar, ‘Tatmin edici bir ilişkiden hasıl olacak çocuk daha gürbüz olur.’ İstenmeden olan çocukların zayıf bünyeli oldukları herkesin malumudur. Hatta ilk çocukların mahcub edalı, utangaç, sonrakilerin ise ona nisbetle kısmen ârsız olması anne babanın o dönemlerdeki birbirlerine karşı hissiyatından kaynaklanıyor. Hatta hayalde canlanacak bir suretin çocuğa geçebileceğine ihtimal verilmiş. Evet, çocuklar esasen kalb meyveleridir, cima adabında kalbi ve hayâli temiz tutmak da vardır.

Meseleye bir de şu pencereden bakalım. Ben kendim işittim ki, deprem olan bir vilayette bir çift o gece yeni evlenmiş. Evleri de yıkılmış. Fakat çiftin bulunduğu oda yıkılmamış. Hem hiç işitmiyoruz, göçük altından ailevi bir durumda birilerinin çıktığını. Madem Cenab-ı Hakk onları mahcubiyetten muhafaza ediyor, öyle ise ibadet şuurunu taşımak lazım.

Hadisin beyanıyla, babanın bir vazifesi de çocuğuna güzel isim koymaktır. Muhterem ecdadımız kız evlada, ikram edilen manasıyla ‘kerîme’, erkek evlâda da hizmet edilen manasıyla ‘mahdum’ tabir etmiş. İnsana yapılan hitabın onun şahsiyetini yönlendireceği, konulan ismin de dua hükmünde fıtratına tesir ettiği artık ilmen bilinmektedir.

Hem zamanımızda çok görüyoruz. İnsanlar evcil hayvanlarına dahi muntazam vakit ayırıyor, günlük gezintiye çıkarıyor, hatta atıklarını elleriyle temizliyor.. tabi neticede hayvanla arada sadakat gibi bazı bağlar oluşuyor. Pekala, bu ilgi ve alakanın az bir kısmı evlada ve aileye ayrılmış olsa, insanın yüksek olan fıtratı arada kopmaz bir bağı kendiliğinden kurmayacak mıdır?

“Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan daha ziyade zevklidir.” Bu zevki yakalamak lazım.

Peder ve valideye şefkat duygusu verilmiş ki evlâdını ebedî cehennem ateşine düşmekten muhafaza etsin. Halbuki şimdiki aileler “aman çocuğum dünyada rahat etsin” diye ahiretini nazara almıyor, onu tamamiyle dünyaya teşvik ediyor. Fıtrî şefkati yanlış yerde kullanmanın bir cezası olarak layık olduğu hürmeti göremiyor.

Bazen buna da dikkat edildiği halde bilinemeyen bir nokta var: Aileler evlâdını temellük ediyor. Yani kendi malı gibi davranıyor. O, Allah’ın kulu olduğu, kendisine emanet olduğu, Allah’ın farzları da belli olduğu halde “benim evlâdım benim yolumdan gitmeli” gibi bazen haksız arzularla evlâdına baskı uyguluyor. Bu da aksü’l-ameli netice veriyor. Temellük ettiği için her şeyine müdahale ediyor, kendi şahsiyetinin oluşmasına fırsat vermiyor. Allahu a’lem bu hatanın bir cezası olarak da evlâdlar ailelerden alınıyor. Her biri başka bahanelerle, yani ya çalışmak, ya okumak, ya evlenmek gibi sebeplerle ailelerden uzaklarda yaşıyor. Ta ki o haksız temellük davasından vaz geçilsin, herkes Allah’a karşı kendi kulluğunu ortaya koysun.

Elhasıl: Temiz bir mahsul için evvela o tohuma menşe olan kalb temiz olmalı. Güzel, sağlıklı bir netice için helaline iştiha ve muhabbet olmalı, hissiyat sıkılgan ve soğuk olmamalı. Terbiyeli, olgun evlâdlar için tavırlar istikametli, hitaplar düzgün olmalı. Sadık, iffetli evlâdlar için ilgi alaka, sevgi daima canlı olmalı; zira ilgi ve sevgi evde karşılanmayınca yanlış yerlerde aranıyor. Sağlam bir aile için birbiriyle müfritane irtibat, insanî bir hürmet, affedici -ve affettiği şeyi unutan- bir merhamet olmalı.

İmanın kazandırdığı şuur ve sorumluluk, sünnetin adap ve düsturları, ebedî beraberlik fikrinin vereceği sadakat hisleri bir ailede hükmetmeli. Vesselam.

Uğur Tuğrul

2 tane yorum yapılmış

  1. aslan yazar diyor ki:

    Selamün Aleyküm Öncelikle şunu belirtmeliyim ki ilmin ışığından yararlanıp İslami bilgileri aktardığın için teşekkürlerimi sunarım, yazıda gayet açık bir üslup kullanılıp aydınlatıcı bir içeriğe sahip, bu gibi konuların toplumumuzda bilinçli bireyler çıkmasına vesile olmasını diler diğer çalışmalarını hayret ve dikkatle okuyacağımı belirtmek isterim. Allah hayırlı ve kazançlı bir ömür geçirmemizi nasip etsin…

  2. Uğur Tuğrul diyor ki:

    Hazret-i Sultan Mehmed Fatih hakkında küçükken yaramaz olduğu söyleniyor. Halbuki büyük bir evliya olduğu hadiste sabit. Yani bir çocuk yaramaz diye o aileye su-i zan edilemez. Yazıda geçen bahisler şimdiki neticelerin birer sebebidir. Yani başka sebepler olduğu gibi böyle sebepler de var. Bunlar bize öğretilmediği, hep maddi fenler ve sebeplerle yetiştirildiğimiz için bu manaları bilmiyoruz. Ben de istedim ki bu noktalara dikkat çekeyim. Zira bunlar da gayet esaslı birer sebeptir.

    Herkesin hususi aile yapısı, dünyası farklıdır, Allah onları istediği gibi imtihan eder. Bu sebeple kimseye su-i zan edemeyiz ve hakiki sebeplerini de bilemeyiz. Fakat bu zamanda bu kadar umumi neticelerden de ibret almamak, acaba bu hallere düşmemek için neler yapmalıyız diye düşünmemek de şuurlu bir müslümana yakışmaz.

    Bu sebeple muhtelif duyduğum, öğrendiğim hakikatleri ve bazı aldığım dersleri Allah için paylaştım. Ta ki okuyuculara da birer pencere olsun. Bilmeyenler bu manaların da farkında olsun.

    Selametle..

Sende yorum yazabilirsin