Varoluş Üzerine Düşünceler (Tabiat Risalesi Açılımları-1)

Önemli Bilgilendirme: Sunulan hakikatlerin tam olarak hissedilerek pekiştirilmesi için yazımızın sonundaki görsel destekli ders videosunu da izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Varoluş Üzerine Düşünceler

Çocukluk yıllarımdan beri öğrenmeye meraklı ve araştırmaya hevesli biri olarak hatırlıyorum kendimi hep nedense. Afacan bir çocuk olarak yaptığım yaramazlıklarım, aslında meraktan kaynaklanan, minik ve masum bilimsel deneylerden ibaretti. Annemin parfümünün sineğin üzerinde etkisinin ne olacağını gözlemlemeye çalışmam gibi! Popüler bilim, fizik, astronomi özel ilgi alanımdı. Lise yıllarımda bilim adamı veya profesör gibi bir şey olacağım düşünülüyordu. Aslında ben de bunun hayalini kuruyordum! Çünkü lisede bile, fizik dönem ödevimin konusu, kuantum mekaniğiydi. Fakat hayatın gerçekliği içinde değişik şekillerde kırılarak ve değişerek büyüdük. Farklı yerlere ve meşguliyetlere yöneldik. Sonuç olarak bir profesör olmadım. Ama içimdeki meraklı çocuğun öğrenme aşkı hiç bitmedi. Şu anda hâlâ 10 yaşımdaki kadar meraklıyım. Bu güzel bir şey aslında. Allah bizden meraklı olmamızı istiyor. Kâinatın Yüksek Okulu’nda hevesli bir talebe olarak kaldım. Aslında bunun daha kıymetli ve özel bir şey olduğunu düşünüyorum.

Bütün bilimlerin temel olarak yapmaya çalıştığı şey, kâinatın işleyiş ve maksatlarını anlamaya çalışmaktır. Gerçekten hakikat aşığı hangi bilim adamına sorarsanız sorun, size bu yanıtı verecektir. Bazıları diyor ki: “Hayır, bilimin böyle bir amacı yoktur.” Biz de deriz ki: Nasıl yoktur? Siz bilimi böyle mi algılıyorsunuz? Anlamsız bir bilgi faaliyeti midir bilim? Bilimin etrafımızda gördüğümüz her şeyi ve işleyişini açıklamak maksadı ile yapılan bir bilgi faaliyeti olduğu o kadar açıktır ki, izaha gerek yoktur. Bu faaliyetlerin en nihayetinde varmaya çalışılan son noktanın bilimin amacı olmadığını ifade etmek, bilimin amacından habersiz olmak ve amaçsız bir bilgi faaliyetine bilim demek olur. Teferruatında böyle olduğu gözükmese bile, bilimlere yukardan geniş bir gözle baktığınızda bu çok açık bir şekilde görünür. Bunu kabul etmezseniz anlamsız bir bilgi faaliyeti olduğunu söyleyerek bilime iftira etmiş olursunuz.

“Nereden geldik? Nereye gidiyoruz ve neyiz?” Yani burada ne yapıyoruz, vazifemiz nedir, biz kimiz? Bu üç sırlı soruyu bütün dinler, felsefeler ve bilimler sormuştur ve cevabını aramıştır. Bilim, felsefe, din ve bunlarla uğraşan insanlar tamamen ortak bir arayış tabanını ve çalışma sahasını paylaşırlar. Bu manada birdirler ve ortaklıkları vardır. Fakat şöyle bir ayırım vardır. Bu sorulara yalnız dinler cevap vermiş, diğerleri sadece aramıştır ve aramaya da devam ediyorlar.

NASA fizikçisi Robert Jastrow, bu konuda “Bilim adamlarının cehalet dağını aştığı, en yüksek tepeye tırmandığı, ancak en üstteki kayaya çıkınca orada binlerce yıldır oturan ilahiyatçılarla karşılaştıkları” yorumunu yapmıştır ve bizce çok da haklıdır. Bilime tamamen materyalist ve ateist bir düşünceyle yola çıkmış olduğu hâlde, bilimde geldiği en son noktanın kendisini bir yaratıcının varlığına getirdiğini ve artık bir yaratıcının varlığına kesin olarak inandığını, bir ateist olarak hayretler içinde dile getiren ve itiraf eden çok sayıda bilim adamı mevcuttur.

Bu konuda en anlamlı, en yüksek ve en doğru bilgiyi ders veren bir yaklaşımla gençlik yıllarımda tanıştım. Her gün gördüğünüz ve alıştığınız için artık fark etmediğiniz ve kendinize sıradan ve basit gelen dünyaya yeni bir gözle tekrar bakmayı öğreten, akıllara tükenmez bir ilim hazinesi açan ve güzelliğine hayran kaldığımız sanatlı her bir mevcutta ruhen bir yükseliş imkânı veren bu yüksek ilme, memnuniyetle ve hayranlıkla talebe oldum. (Saklamaya gerek yok, Risale-i Nur eserlerindeki Kur’ân ve iman ilmini kastediyorum.)

Kâinat Yüksek Okulu’nda hâlen bir talebe olarak okumaya, merak etmeye ve sorgulamaya devam ediyorum ve mezuniyet diplomasını alacağım günü iple çekiyorum. Bu yazıda size ders veren ve bildiğini öğreten bir konumda değilim. Çünkü ele alınan konuların hepsi, kendi kendime sorguladığım şeyler ve kendi iç dünyamda çıktığım zihinsel bir yolculuğun yazılı ifadesi. Bu yolculukta hissettiklerim, bulduklarım, sorguladıklarım, keşfettiklerim ve benim kendi dersimi nasıl anladığımla ilgili kişisel notlarım. Bulduklarımı ve hissettiklerimi paylaşmak istedim. Büyük ve tükenmez bir hazineyi ve anahtarını keşfeden, o hazineyi heyecanla duyurmak ve başkalarıyla da masumane paylaşmak isteyen meraklı bir çocuk gibi. Evet, şimdi Tabiat Risalesi’nde ele alınan konunun ne olduğuna ve bize ne anlam ifade ettiğine bakalım.

  1. yüzyılın ortasından itibaren bazı bilim adamları, hem kâinatın ve maddenin varoluşunu açıklamak; hem de canlı ve cansız eşyanın, maddenin hareket ve işleyişine bağlı olarak ortaya çıkan farklı şekil ve çeşitlilikteki oluşumlarını bilimsel sebeplere dayandırmak iddiasıyla bir takım teoriler geliştirdiler. Canlılığın nasıl meydana geldiğine dair evrim teorisi benzeri teoriler bir zaman popüler olmuş olsalar da, bu tarz konuların eskisi kadar ilgi odağı olmadığı mâlum. Artık popüler olan düşünmek, sorgulamak ve okumak değil. Eğlenceli vakit geçirmek odaklı bir yaşam daha câzip bulunuyor. Acaba böyle mi olmalı? Ayrıca bu tür konuları neden merak edelim ki? Önce bunun kısa cevabını vererek işe başlayalım.

İnsanın var edilmesindeki temel maksat, bu dünyanın kendisi için özel olarak inşa edildiğini görmesi ve takdir etmesidir. Yaratıcının bir insandan her şeyden önce yerine getirmesini istediği ve bu yöndeki tüm gayretlerini en büyük manevî ibadet saydığı şey, şüphesiz bir kesinliğe sahip olan, sağlam bir bilgiye ve aklî delillere dayanan ve tüm detayları tereddütsüz bir kanaatle kalben kabul edilen bir inancı elde etmeye çalışmasıdır.

Böyle bir inancı elde etmek neden bu kadar önemlidir? Çünkü eşyanın gerçek maksatları, manası ve hakikati, eşyanın yaratıcısını tanımak ve sevmek manalarının ışığıyla görünür. Âdeta elektrik lambasını kapattığımızda her şeyin karanlıkta kalması ve varlığının bilinememesi ve o ışığı açtığınız zaman, varlığının göz önünde ortaya çıkması gibi. Bunu imanın manevî ışığı, eşyanın manevî varlığını keşfediyor şeklinde ifade edebiliriz. Kendisinin ve kâinatın yaratılış maksadını karşılayan ve ona uygun hareket eden bir insandan hoşnut kalacak olan yaratıcısı, onu elbette başköşeye koyacaktır, iş görmeyen bozuk bir cihaz gibi kaldırıp çöpe atmayacaktır.

İnsan, fiziksel yapısının zayıflığı, acizliği ve muhtaçlığı yönüyle çok küçük ve düşük bir canlıdır ama akıl ve idrak yönüyle çok büyük ve yüksek bir kıymeti vardır. Madem bütün kâinatın yaratılış hikmetleri ve maksatları insan ile ortaya çıkıyor, onunla gerçekleşiyor ve madem, bir ağacın neticesi meyvesidir ve ağacın bütün dalları, budakları o meyve için çalışır. Hatta denilebilir ki: “Onun içindir.” Kâinat ağacının meyvesi, neticesi olan ve gerçek kıymetini anlayan hakikî bir insan: “Bu dünya benim bir evimdir ve benim için böyle hazırlanmış” diyebilir.

İşte biz bu yazıda, bu anlamlı sözü kendi adımıza da söyleyebilmek için buluştuk.

Eşyanın ve canlılığın varoluşuyla ilgili teorilerin detaylı incelemelerine geçmeden önce şunu sormamız gerekiyor. Bu konuda isabetli kararlar verebilmek için doğru bir bakış açısına sahip miyiz? Kâinata, dünyaya ve üzerinde yaşayan canlılara dair fikirler üretirken, ne hakkında konuştuğumuzu ve nasıl bir şeyin açıklamasını yapmaya çalıştığımızı iyi bilmemiz gerekiyor. Gerçekten bu meseleleri incelerken ve bir hükme varmaya çalışırken neyle uğraştığımızın farkında olmalıyız. Bilim adamlarının da bunun farkında olması lazım. Farkında olmadıkları, yüzeysel baktıkları ve detaylarda boğuldukları için hatalı yaklaşımlar ortaya koyuyorlar.

Şimdi gözlemci olarak misafir edildiğimiz bu dünyanın ne kadar harika bir yer olduğunu idrak etmeye çalışalım. Lütfen internet arama sitenizin görseller bölümüne sırayla “Büyük Patlama ve Galaksi Resimleri”, “Uzaydan Dünyamız”, “Gökyüzü”, “Tabiat Manzaraları”, “Denizaltı Dünyası”, “Hayvanlar Âlemi”, “Çiçekler Âlemi”, “Meyveler” yazın ve bunu mutlaka yapın. Göz alıcı bir görselliğin hatırına, çok keyifli ve kolay bir işe kısa bir vakit ayırmaya kesinlikle değer.

Ama lütfen alışmışlık perdesinin arkasından bakın!

Göz önünde meydana gelen bu şaşırtıcı oluşumları açıklamak için geliştirilen ve bir yaratıcının varlığını konu dışı bırakan teoriler, bilimsel bir temelde şekillenmediğinden ve kesin bir ispata dayanmadığından ciddî bilim adamları tarafından felsefe kategorisinde değerlendirilmiş ve olsa olsa ancak ispatlanmamış bilimsel teori düzeyinde kaldıkları ifade edilmiş olsa da,  geliştiricisi ve taraftarları olan bilim adamlarınca sabit bilimsel gerçekler gibi lanse edilmiştir. Hatta evrim teorisi adı altında bilimsel bilgi özelliği taşımayan hayalî ve kurgusal düşünceler, ispatlanmış gerçekler gibi sunulmuş ve toplum kasten yanlış yönlendirilmiştir.

Esasen bir yaratıcının varlığı ihtimalini zaten baştan kabul etmemek ve onun dışında bir açıklama aramaya şartlanmak söz konusu olunca, geriye canlıların meydana gelişini tesadüf ve sebeplerle açıklamak kalıyordu. Bir yaratıcının varlığını her durumda inkâr etmek ve alternatif yolları kabul etmek ve ettirmek için, zorlama bir çaba sarf ederek uydurulmuş hayal mahsulü pek çok düşünce, hatta sahte deliller bile bu teorinin içine katıldı.

Genel olarak tabiatçı ve materyalist (maddeci) felsefe olarak adlandırılan bu iddialarda, maddenin varlığı ve eşyanın oluşumu, üç temel nedene dayandırılarak açıklanmak isteniyordu:

1-Tabiattaki maddî sebepler.

2-Eşya ve maddenin kendinde var olan ve kendinden kaynaklanan özellikleri.

3-Maddenin, belirlenebilir düzenli kanunlara uygun işleyişi. (Veya diğer bir deyişle “mevcut eşyanın tümü ve eşyanın çeşitli durumlardaki davranış şekli” demek olan tabiat kavramı. Yani tabiat dediğimizde, dış dünyadaki eşyadan farklı bir şeyden bahsetmiyoruz. Hani deriz ya: “Ziya’nın tabiatı, karakteri şöyledir.” Bu sözle Ziya’dan farklı bir şeyi kastetmediğimiz gibi.)

Böyle bir dönemde, zamanının bütün modern fenlerini tetkik etmiş Bediüzzaman Said Nursi tarafından kaleme alınan Risale-i Nur Külliyatı içerisinde mümtaz bir yer kazanan, mükemmel tespitleri hâlen geçerliliğini koruyan, meşhur ve eskimez bir eser olarak 1930’lu yıllarda ortaya çıkan Tabiat Risalesi’nde; eşyanın oluşumunu açıklamak için aklen ortaya atılabilecek bu üç ihtimalin doğru kabul edilmesinin, işin pratiğinde içinden çıkılması imkânsızlık derecesinde zor olan durumları netice vereceği ve dolayısıyla aklen bu ihtimalleri kabul etmenin mümkün olmadığı, şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta izah edilmektedir.

Mâlumdur ki, yüksek kıymeti bulunan, bilimsel nitelikteki bir eserin gerçek manada anlaşılması ve insanlığa mal edilmesi, çoğu zaman eser üzerinde yapılan çok yönlü çalışmalarla gerçekleşmiştir.

İşte Tabiat Risalesi izah metinlerinin kaleme alınmasının, “Tabiat Risalesi Açılımları Seminerleri” ismiyle sunulan yedi adet seminer çalışması yapılmasının ve bunların modern ve görsel bir takdimle bir video kanalında yayımlanmasının önemli bir maksadı tam da budur:

-Söz konusu eserin incelenmesi. -Eserle ilişkili temel kavramların kavranabilmesi. -Varoluş üzerine güncel bilimsel yaklaşımlara sağlıklı bakış açıları geliştirebilmesi. -Eserin ele aldığı konuların daha iyi anlaşılabilmesi. -Ayrıca eserin, “kabul görecek alternatif bir bilimsel yoruma yön verecek düzeyde ciddî bir ilmî keşif ve kaynak eser” olarak benimsenmesine ve kıymetine uygun, güncel ve akademik bir tarzda yeniden takdim edilebilmesine zemin hazırlanması.

Tabiat Risalesi’yle çıktığımız keşif yolculuğunda, kâinatın varoluşunu ve işleyişini açıklamaya yönelik ortaya atılmış teorilerin ve güncel bilimsel yaklaşımların en meşhurları üzerinde incelemeler yaptık ve alternatif bir bilimsel yorum düzeyinde değerlendirmeler ortaya koyduk.

Şimdi önünüzde her biri imkânsızlık derecesinde zor üç ihtimal olduğunu düşünün. Eğer dördüncü bir yol varsa ve çok kolay, çok zarurî, çok basit ve çok lâzım ise ne mecburiyetiniz vardır bunları kabul etmeye? O dördüncü şıkkı tercih etmeniz lâzımdır, değil mi? Ya da bu üç ihtimalin imkânsız olduğu ispat edildiği zaman, dördüncüsünün gerçek olduğu kendiliğinden ortaya çıkar, değil mi? İşte, Tabiat Risalesi’nin yapmaya çalıştığı bu.

Aklen kabul edilemeyecek derecede zor ve imkânsız durumları netice veren ve gerçekleşmesi imkânsız olan senaryoları gerektiren ihtimal ve teoriler, doğru ve gerçek olarak görülemez.

Dolayısıyla, imkânsız durumları netice verdiği Tabiat Risalesi’nde ispatlanan üç ihtimal de teker teker iptal edilmiş olduğundan, geriye kalan dördüncü ve tek yolun, yani eşyanın azametli bir kudrete sahip olan, eşya cinsinden olmayan, madde ve zaman kayıtlarına bağlı hareket etmeyen bir yaratıcı tarafından icad edilmiş olması imkân ve ihtimalinin doğruluğu, açıkça ispat edilmiş olmaktadır.

Yazımızın bir sonraki bölümünde etrafımızdaki eşyanın işleyişini, tabiatçı düşüncenin iddialarını ve eserde ileri sürülen delilleri zihnimizde daha net kavrayabilmek için temel kavramları ele alacağız ve bu meşhur “tabiat, tesadüf, sebepler ve kanunlar” denen şeyler gerçekte neymiş, ne değilmiş bileceğiz ve anlayacağız.

 “Varoluş Üzerine Düşünceler / Tabiat Risalesi Açılımları-1” Eğitim Programı Ders Videosu

(Yazımıza ait bölüm, videonun ilk 21 dakikasıdır)

https://youtu.be/VD8EDsF3iH4

Görsel destekli ve akademik nitelikli “Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı”mızın takdim, tarihçe ve takip sayfası: http://risaleinuregitimprogrami.com/egitim-programi/

(www.kesifyolculuklari.com veya www.risaleinuregitimprogrami.com  adreslerinden eğitim programını sistematik olarak takip edebilirsiniz, eğitim programının ders müfredatı olan metin ve görsel/interaktif kitaplarımıza ulaşabilirsiniz.)

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin