Yalnızca beyler okusun!

hanife copy

Yalnızca beyler okusun!

Sevgili hanımlar, şaşırdınız değil mi, “Yalnızca beyler okusun” başlığından sonra hanımlara seslenmeme? Şunun için size seslendim, muhtemelen dergiyi eline alan hanımefendi bu yazıyı okuduktan sonra eşine verecek okuması için. Ama erkekler bu meseleleri zaten bildikleri için(!) okumayacaklar. Bunun üzerine hanımefendi, beyine yine kendi okuyacak. O yüzden size seslendim. Bu yazı eşlerinize okumanız için. Onlara okuyun bu yazıyı, ama sadece okuyun. Yorum yapmadan, “Aynı sen, bak yanlışmış yaptığın” bakışı atmadan. Hadd-i zâtında her iki taraf için de genel geçer doğrulardır okuyacaklarınız. Erkeklere dikkat çekmemin sebebi ise, hanımlar cihetinden gelen şikâyetlerde, (çoğunlukla abartıldığını ve karşılıklı iletişim eksikliğinden kaynaklandığını düşünsem de) hanımların haklılık payının olduğunu düşünmem. İşte konuyla ilgili belirlediğim maddelerden birkaçı…

 Tarlayı işlemek

Ayette, erkekler için “kadınların onların tarlaları” olduğundan ve onları işlemelerinden bahseder Cenâb-ı Hak. Kadınlar, her ne kadar öyle değilmiş gibi görünse de, eşlerinin üzerindeki ağırlığını fark etmeyi severler. Evin bütün işleri üzerinde olan kadınlara sorduğunuzda bundan rahatsız olduğunu, yorulduğunu söyler. Erkeğin sorumluluğu almasını sever ve ister. Hatta “kadın, erkeğin dini üzeredir.” ifadesi, bir cihette bunu izah eder. Erkeğin yumuşaklıkla, nezaketle şekil vermesini sessizce, isteyerek kabullenir hanımlar. Böylece fıtratını yaşayabilir. O, kendini bırakmışlığın huzuru, emniyeti içinde eş olabilir gönlünce, şefkatini hissettire hissettire anne olabilir. Ailesini, eşini sarmalar, eşinin ailesini kabullenir.

Tarlayı ne için işlersen, o mahsulü alacağın ne kadar kesinse, erkek de nasıl bir hanım istiyorsa; şefkati, anlayışı, nezaketi ile istediğini alır. Nezaket gören kadın eşine, eşinin ailesine, çocuklarına karşı nezaketli olur. Anlayış gören, fedakâr olur. Adalet gören, insaflı olur. İlgi gören, güler yüzlü, tatlı dilli olur. Yaradılışındaki bütün güzellikleri sevdikleri için karşılıksızca ortaya çıkarır. İdare etme yeteneğinin erkeklerde güçlü olmasının bir hikmeti bu “tarlayı işleyebilme” mânasını göstermek için olsa gerek. Sadece maddi ihtiyaçları karşılamak değil. Bir düşünün! Hanımınızın neyinden şikâyetçisiniz? Bulduysanız eğer, bilin ki sizin çok küçük bir hareketinizle yine onu siz değiştirebilirsiniz. Korkmayın işleyin tarlalarınızı. Ortaya çıkanlar sizi bile şaşırtacak.

 Âdil olmak-anne ile eşi kıyaslamamak

Bir sürü hanımdan bunun rahatsız edici etkisini dinledim. Annenin yaptığı yemeği eşinin yaptığı yemek ile kıyaslamak, anneliğini kıyaslamak, kadınlığını kıyaslamak… Özellikle başlığa “adil olmak” diye yazdım. Çünkü adalet; herkese hakkını vermek, herkesi kendi şartlarında değerlendirmek demektir. Cenâb-ı Hakkın Adl ismi gereği çimenin boyu 10 cm iken, bambu ağacınınki 5 metredir. Birini birinden üstün görmek, birinde olanı diğerine yakıştıramamak, birinin sahip olduğuna öteki sahip olmadığı için onu küçümsemek, muvazenesizliktir, zulüm olur. Olması gereken, eşinin kapasitesini anlamaya çalışmaktır. Eğer çabaladığını gördüğün hâlde kapasitesi o kadarsa, ısrar işe yarar mı?

Bize nereden bulaştı bilmiyorum, karşımızdakini eleştirince ya da biri ile kıyaslayınca onu desteklediğimizi düşünürüz. Hâlbuki karşımızdakinin şevkini, gayretini, umudunu, güvenini yerle bir ediyoruz. Aksine iyi olmaya, iyilikle teşvik edilir. Akıllı bir erkek; eşinin, bir konuda annesi gibi davranmasını istiyorsa, hiç kıyaslama yapmadan, nezaketle, eşinden öyle yapmasını istemesinin yeterli olacağını bilir. “Hanım, ben böyle seviyorum, böyle yapsan memnun olurum” ya da “bir dahakine böyle yapsan” demesi ne güzel neticeler doğurur. Erkekliğe yakışan da budur. Adalettir. Efendimizin ( asm) emanetini “nezaketle ıslahına çalışmak”tır.

 Monotonluk-tembellik batağı

Üstad, Münâzarât’ın sonunu atalet meselesinin halline ayırmıştır. Risale-i Nur’da birçok yerde tembelliğin, hiçbir şey yapmamanın“adem” olduğundan bahseder. Asrın hastalığı can sıkıntısının, ruhî çöküntülerin arka plânında da zaten bu tembellik illeti yatar. Aile hayatımızın içine de yerleşmiştir. Dışarıya çalışmak, koşturmak normal; evde faaliyet içinde olmak ise yük olmuş zihnimizde. Hâlbuki müminin cennetidir evi. Orayı güzelleştirmeye çalışmak, orası için gayret etmek en kutsal işi olmalı insanın. Zaten ilk vazifeli olduğumuz, sorumlu olduğumuz, ateşten muhafaza etmemiz gereken yer, aile hayatımız. Evde çocuklarımızla beraber cemaatle namaz kılmak, beraber akşamları ders yapmak ve sohbet etmek, beraber ev içi meşveret yapmak en güzel gayret ve faaliyettir. Hayırlı evlatlar, babanın önderliğinde yürütülen bu faaliyetler içinde yetişir. Eşler açısından da, hanımın ve erkeğin evliliklerini canlı tutmak için beraber bir şeyler yapmaları, bir saat de olsa sohbet etmek için birbirine özel zaman ayırmaları ya da birbirlerine ufak birer hediye almaları monotonluk illetini ortadan kaldırır. Nebevî hediye olan “hanımı ile oyun oynama ve şakalaşma” kalpleri de, sevgileri de, evlilikleri de canlı tutar.

 Kendini muhasebeye yakıştırmak, nefsi tezkiye etmemek…

Kendini kusurlu bilmek, muhasebe edebilmek herkese yakışır. Hele de beylere daha çok yakışır. Bu eksiklik değil, erdemdir. Nebevî ölçüdür. “Eşim benden memnun mu acaba? Evim, ailem için yeterli miyim? Evlatlarıma iyi bir baba mıyım?” diye düşünmek mü’min erkeğe yakışır bir hâldir. Biz küçükken babam annem de dâhil hepimizin eline belli zamanlarda kâğıt verir, nelerden rahatsız olduğumuzu ailemizdeki eksiklikleri yazmamızı isterdi. Şimdi anlıyorum bunun ne kadar yüce gönüllü, aynı zamanda da sünnet çizgisinde bir hareket olduğunu. “Sizin en hayırlınız, ailesine en hayırlı olandır.” demiyor mu Resululallah (asm)? Evde sizden memnun olmayan çocuklar ve kalbi kırık eşler olduktan sonra, dışarının sizi ne kadar övüp beğendiğinin bir kıymeti olmasa gerek.

Hanife Karadeniz

Kaynak: Bizimaile

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin