Yaratılış Modelinin Bilim Yaklaşımı Yazıları-3

Yazı Başlığı:

Bilimsel Metodu Öyle Belirlemişler!

Red ve Kabul Dışında Üçüncü Bir Yol: Kendi Kavram ve Yaklaşımlarımızı Üretmek! 

Bize Denilse ve Deniliyor ki: “Elle tutulan, gözle görülen, gözlem ve deneyle doğruluğu test edilebilen şeyler ancak bilimsel sayılır. Çünkü bilimsel metodu öyle belirlemişler! Senin yaratıcının varlığına dair getirdiğin deliller ne kadar mantıklı olsa da, bilimsel olmadığını söylerler!”

Bizim Buna Karşılık Çok Önemli Cevabımız ve Reddiyemiz:

Hayır! Asla kabul etmiyoruz. Bilim, bilime uygunluk kriteri, bilimsel metot gibi tabirler birilerinin tekelinde olamaz ve tekel kabul etmez. Böyle bir şey bilim dışıdır ve bilim adına utanılacak bir tavırdır. Bunu böyle kabul etmek gerekir. Ne demek onlar öyle tanımlamışlar ve kabul görmüş! Biz esir miyiz yahu? Olmaz öyle şey!

Hatta bazısı diyor ki (bu tanımı çaresizce kabul edip) ‘bilimin dışında da hakikat vardır diyebiliriz’. Biz bunu da reddediyoruz tereddütsüzce.

Hicri 2. yüzyılda dünyanın en büyük medeniyeti olan İslâm medeniyeti 16.yüzyıla kadar bu minval üzerine devam etti. Bilimi biz öğrettik onlara. Medeniyeti de. Onlardan öğrenecek değiliz!

Son 200 yılda spekülatif olarak yapılan ve sırf materyalist ve ateist kaygılarla sınırlandırıldığı açık bu saçma kriterleri ve tarifleri reddederiz ve çöpe atarız gider!

(Spekülasyon: Bir hususta sırf düşünce yolu ile delile dayanmadan bir sonuca ulaşma. Kurguda bulunma.)

Bu doğru yaklaşımımızı kabul etmeyene, önceden paylaştığımız o basit bilgisayar misalini veririz ve sorusunu sorarız. Cevap veremez ve sessiz kalmaya mecbur olur ve çok arzu ederse başında aklı olan kimsenin kabul etmeyeceği bir şekilde saçmalayabilir! Bu kadar basit!

Bizim İslâm âlemi olarak kendimize güvenimiz yok. Ya yıkmayı, karşı çıkmayı ve çürütmeyi veya aynen kabulü seçiyoruz. Hayır. Üçüncü bir yol var: Kendi kabulünü ve kavramlarını, anlayışını ortaya koymak. Bizim bilim yaklaşımımız budur diyeceğiz ve bunu en sağlam mantık kurgularıyla ifade edeceğiz bu kadar. Bununla birlikte bilim ve bilimsellik tabirinin kullanılmasında sorun yok. Bilimsellik demek “bilime uygun” demek zaten.

Aslında ciddî bir problem şu ki: Bizde bir aşağılık kompleksi var, başkaları kavramlarla istedikleri gibi oynar, değiştirir, günceller, kendilerine göre uyarlar, üretir ve kullanır.

Bizde böyle bir şey yapmaya gelince “Aaa.. Hiç olur mu? Biz üretemeyiz. Ancak bize sunulanı kullanırız, taklid ederiz.”

Hâlbuki Cevap Çok Basittir: “Yaparsan Pekâlâ Olur.”

Belli kayıtları ve standartları, gerekçeleriyle birlikte ortaya koyarız, kavramlarımızı bunun üzerinden üretiriz. Açıkçası bunda bir sorun göremiyoruz. Fakat buna rağmen birileri kabulde zorlanıyorlar. Her ne ise…

Şunu da önemle belirtelim ki: Biz burada kavramları karıştırmıyoruz, yeniden tanımlıyoruz. Bu nedenle kimse bize bilimselliğin ne demek olduğunu öğrenmemizi tavsiye etmesin! Biz kendimize ve İslâm’a uygun kavramlar geliştirip, mevcut kavramları da dönüştürerek rahatlıkla yaratıcının varlığını kabul eden ve çıkarımlarını da buna göre yapan bir bilim yapabiliriz, bunu söylüyoruz.

Bilim, bilime uygunluk kriteri, bilimsel metot, bilim felsefesi veya yaklaşımı (anlayışı) vs. kavramları teorik olduklarından su gibi, içlerine girdikleri kabın şeklini alırlar. İşte o kap da, sizin benimsediğiniz temel kaideleriniz ve tatbikatınızdır. Bunu ancak siz belirlersiniz ve başkasının belirlemesine ve dayatmasına izin vermezsiniz. Çünkü ilmî hürriyet, bilimsel özgürlük bunu gerektirir. İslami bilim. Ateist bilim… Böyle şeylere ve tanımlara da hiç gerek yoktur ve hatalıdır!

Bilim genel bir tabirdir ve bilim yaklaşımları da bunun içine dâhildir yani bilim sadece yorum katılmamış bilgi birikimi değildir. Bilim faaliyeti ve bilim yapmak dediğimizde, doğru kabul ettiğiniz bir bilim yaklaşımıyla (yani yorumuyla) yapabilmeniz anlaşılmalıdır.

Aslında bilimsellik kriterlerinin bir parçası olarak zikredilen şu kabullerin gerçek hayatın pratiğine uymadığını ve hatalı bir yaklaşım olduğunu herkes bilir: “Ancak elle tutulan, gözle görülen (gözlem ve deneyle doğruluğu test edilebilen) şeyler bilimsellik kriterlerine uygun gerçekler olarak kabul edilebilir.”

Hâlbuki bu kriterler, sırf materyalizm maksadıyla (ve belki de biraz bilimsel çalışmaları belli bir disiplin ve standart altına alabilmek için) öyle tarif edilmiştir ve böyle bir yaklaşım tamamen esassızdır. Çünkü o kriterler kendilerini doğru kabul eden herkese mecburen şöyle söyletir: “Akıl ve duygular da bilimsel değil ama gerçektir!” Böyle saçma bir cümle ve kabul ise olamaz. Hâlbuki açıkçaAkıl ve duygular bilimsel gerçektir!” diyebilmeliyiz ve demeliyiz. “Bilime ve akla uygun” demektir bilimsellik! Gerçek, hiç bilime ve bilimselliğe zıt veya bilim dışı olur mu! Tabiatıyla naturalist olarak belirlenmiş bilimsellik kriterleri, bilim yaptığınız akla ve insanı insan yapan duygularınıza “hormonların ve elementlerin bir takım kimyasal hareketleri” olarak görmenize ve göstermenize sebep olur. Bu ise insana ve bilim yapmakta kullandığımız en temel araç olan akla yapılabilecek en büyük hakarettir. 

Doğru olduğunu iddia ettiğimizin bilimsel olduğunu da ifade edebilmeliyiz. Bilime uygunluk kriterlerinin dar alanda tanımlanmış olması hakikati değiştirmez. Biz de böyle tanımlıyoruz. Bu daha doğrudur deriz. İşte bu kadar!

Birileri ‘bu bilimdir, şu bilimsel gerçektir demiyor mu, bilimsel metodun gereği şöyledir’ demiyor mu? Biz neden diyemiyoruz! Söz hakkımız mı yok, bilim yapma hürriyetimiz mi yok!?

Böyle bir şey asla kabul edilemez ve böyle bir şey yoktur ve olamaz! Engeller zihnimizdedir! Biz meselemizi iyi anlatırsak böyle şeyler bilim yapmamıza engel olamaz. Hakikat karşısında o hata kabullerin hiçbir kıymet ve önemi yoktur!

Ediz Sözüer

Sende yorum yazabilirsin