Yetişkin Değil Yetişememiş

Bizi yetişkin kılanın problem çözme biçimimiz olduğunu düşünüyorum. Bunu her zamanda dile getiriyorum zaten. Problemi şiddetle, kavga ile, bağırarak, küserek çözmek bizi yetişkin tanımının içine sokmamalı bu durumda. Olgunlaşmamış ve erkence dalından koparılmış meyveler gibi oluruz en fazla.

Asıl problem de burada başlıyor. Bu hamlığımızın farkında olmadan bir yuva kuruyor ve sonrasında anne baba oluyoruz. Dolayısıyla kriz anlarını ham hallerimizle çözmeye çalışıyoruz. Bu iki yetişkin arasında çok sorgulanmıyor da, çocuk ve yetişkin ayağında ham kalışımız bunun uzun dönemli bir etkisinin olduğunu gösteriyor. Bizden önceki nesilden bize aktarılan, bizden de çocuklarımıza geçecek olan bir hamlık çünkü bu.

Çocuklarımızı büyütürken çocuklar hiç hata yapmamalı algısına dayanan bir ebeveynlik anlayışı ile sürekli onlara bir şey öğretme anlayışı birbiriyle çelişkili bir halde devam ediyor ülkemizde. Kime bir şey öğretmeye çalışırsınız; bilmediğini düşündüğünüz ve bilmediği için yanlış yapan birine değil mi? Oysa biz çocukların sanki her şeyi bilerek yaptığını düşünüp hareket ederek, bilmeden yaptığı eylem zamanlarını onlara iletişimi öğretmek için değil, krize dönüştürmek için fırsat olarak görüyoruz.

Diyelim ki çocuk vuruyor birine. Bu şartlarda çocuğa öğretmemiz gereken şey, problemi vurarak çözmemesi gerçeği değil midir? Yani insan büyüdükçe problemi başka türlü de çözer bilgisini vermemiz gerekiyor çocuğa. Peki biz ne yapıyoruz?

Aynıyla karşılık veriyor, bağırıp çağırıp ortalığı ayağa kaldırıp, cezalandırıyoruz çocukları. Peki çocuğa ne öğretmiş oluyoruz dersiniz bu durumda?

“ Küçükken vuramazsın ama büyüdüğünde vurmak serbest” .

E hani çocuklarımıza bir şeyler öğretecektir. Çocuğumuz yetişkin olduğunda problemin farklı bir şekilde çözülebileceğini öğrendi mi bizden? Hayır tabi ki… O zaman bize yetişkin değil, yetişmemiş denebilir bu şartlar değil mi?

Elbette bunda bize de öğretilmemesinin payı da var ama bu zinciri kırınca pek çok insanı etkileyecek bir adımda atmış olacağız. Zira problem çözme yelpazesini geniş tuttuğumuz bir çocuk, büyüdüğünde tüm rollerine sirayet edecek bir duruşla yapacaktır bunu. Bu aynı zamanda insana insanca muamele göstermenin de bir adımı bana kalırsa. Sokağa çıkıp şikayet etmekten daha zor bir yolu tercih etmek olduğu kesin.

Bize çocukluğumuzda yapılan davranış biçimleri, örselemeler, uygulanan şiddetler pek çoğumuzu kötü biri yapmasa da hep bir eksiklik duygusuyla yaşamamıza sebep olmuyor değil. Ömrümüzün çoğunu bunu aramakla geçiriyoruz.

Bir diğer yanılgı da “ Çocuklara bağırıp, ceza verip, vurmayın”demenin çocuğu pamuklar içinde sarmayı öneriyor gibi algılanması. “Dış dünya bu kadar hassas değil, çocuk bunlarla karşılaşınca afallasın mı yani ?” çıkışlarını da fazlaca nefsimizi aklama çabası olarak görüyorum. Biz böyle yaparak olan olayı değiştirmeye , çocuğa bir rüya yaşatmaya çalışmıyoruz ki. Tam tersi var olan duruma başka bir pencereden bakmaya çalışmayı öğretiyoruz.

Kaldı ki çocuklar problem çözme biçimleri çoğaldıkça , gerçek bir yetişkin olduklarında kendinden farklı düşünenlere çok daha anlayışlı davranacaktır. Her şeyi üzerine alınan bir yetişkin olmasından çok daha iyi olduğunu düşünüyorum bunun.

Pam Leo “Çocuklarla El Ele Ebeveynlik “ kitabında “ Çocuklarımıza kendilerini daha kötü hissettirerek daha iyi davranmalarını öğretemeyiz. Çocuklar kendilerini iyi hissettiklerinde, daha iyi davranırlar.” Der.

Biz de çocuğumuzun yaptığı herhangi bir yanlış davranışı, eleştirerek, hor görerek, şiddet uygulayarak kendisini daha kötü hissetmesine sebep olmak yerine, vicdanının sesini duyacak sükûneti vermeliyiz bence.

O yüzden bu işe “ çocuk yetiştirmek” deniyor. Dalından ham halde koparmayalım diye…

Tuğba Akbey İnan

cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin