“Yol!”

Devletlerin en önemli meselelerinden biri de hudutları içinde yol şebekesini kurabilmektir.
Yol yapımı büyük masraf, emek ve zamana mal olmaktadır. Yapılmış yolların bakımının ve trafik intizamının temininin de ayrı meseleler olarak halledilmeleri icab etmektedir.
İnsanlar köy yolu, şehir yolu, ekspres yol, vb. mevzularda düşünür, konuşur, okur, dinler ve yazarlar. Fakat kendi vücutlarında kendi iradeleri ve müdahaleleri olmadan inşa edilmiş yüzbin kilometrelik yol şebekesinde gece-gündüz gayet muntazam olarak milyarlarca hücrelerine besin maddelerinin getirildiği ve artık maddelerinin götürüldüğü trafik akışını pek az insan düşünebilir ve bu şuurla, vücudlarını Yaratan’a ve Çalıştıran’a karşı vazifelerini yapmak mesuliyetini duyarlar.
Halbuki insanın hali bir yolcuya benzer. Yolculuğunun bu dünyadaki son menzili kabirdir. Kabirde bir müddet kalacak, sonra haşre gidecektir. Haşirden sonra gideceği yer ise, ebed memleketidir. Böylesine uzun bir seferin başlangıç yeri olan dünyada insan, ebed yolculuğunun tedbirlerini almalı ve levazımatını tedarike çalışmalıdır. Aksi halde, tedbirsiz, hazırlıksız, levazımatsız, nursuz giden insanın  bu gidişinin son menzili neresi olabilir?
En kısa bir seyahatimizde bile, gideceğimiz yeri düşünüp en münasip bir yol seçeriz; yola gireriz, yol alırız, yol veririz, yol isteriz. Davetli ve emirle çağrılmış, “sefer-görev emri” hâmili olduğumuz ebedî âleme başlamış bu yolculuğumuzda hedefimizi düşünmeyecek miyiz? Yola girmeyecek miyiz? Yol almayacak mıyız? Yol vermeyecek miyiz? Yol istemeyecek miyiz? 
Prof. Dr. Mustafa Nutku
www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin