Ailede düşeni kucaklayıp kaldırma kahramanlığı!

Aile içi gerginlikler, bazı çevrelerde çoğalmakta, şikayet ve sızlanmalara sebep olmaktadır. Bu gerginlikleri yaşayanlardan bazıları, kapalı bir üslupla maruz kaldıkları sıkıntılarını şöyle dile getirmekteler:

– Baştan böyle itici ve rahatsız edici haller yoktu aramızda. Son devrelerde olmaması gereken sertlikler, tasvip etmeyeceğimiz tavırlar sergileniyor.. Bu gibi itici hallere tepki gösteriyorum, hemen karşılık veriyor, susuyorum yanlışlarını düzeltmeyip sürdürüyor, vicdanım rahat etmiyor.. Bu olumsuzluklara karşı hep susayım mı, yoksa konuşayım mı, bilemiyorum! Yuvamdaki mutluluğun bozulmasını da istemiyorum!..

– Anladığım kadarıyla aile içinde huzursuzluk sebebi davranışlara karşı tümüyle susmak fayda getirmeyeceği gibi, tümüyle kırıcı sözlerle karşılık vermek de fayda değil zarar verebilir.

Böyle gergin hallerde tercih edilecek ilk tavır, Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle:

-‘Akla kapı aç, iradeyi elden alma!’ tavrı olmalıdır.

Yani, rahatsızlık duyduğunuz davranışları ymuşak bir dille muhatabın aklına, mantığına, vicdanına duyurmakla yetinmeli, ama kabul ettirmek için ısrar etmemeli, tepki doğuracak tartışmaya asla yönelmemelidir. ‘Senin bu halin bende üzülmeler, kırılmalar meydana getiriyor, tutumunu bir gözden geçirsen iyi olur, ama yine de sen bilirsin..’ gibi vicdanı harekete geçirecek uyarılarla düşünmesini sağlamaya çalışmalıdır.. Bundan sonra da içten içe dua ederek demeli ki:

– Rabb’im, bu benim eşim ise senin de kulundur. Ben bana düşeni sakin ve sabırlı bir üslupla vicdanına aksettirip düşünmesini sağlamaya çalışıyorum. Bundan sonrası Sana aittir. Kapıldığı bu yanlışlarından kurtulma duygusu nasip eyle!..

Aile içindeki bu yapıcı ve sabırlı tavra maneviyat büyükleri: “Yara yapmadan tedavi etme, tahribe sebep olmadan tamirde bulunma” tavrı diyorlar.

Bununla beraber siz aileyi koruyan bu yara yapmadan tedavi etme tavrını burada bırakmayıp daha da ileriye götürebilirsiniz. Yanlışlarını kolay bırakamayan muhatabınıza karşı:

– ‘Düşene herkes bir tekme atıyor, bir tekme de ben atmayayım, düştüğü yerden kucaklayıp kaldırma vefası göstereyim’ de diyebilirsiniz. Bu da sizin aileyi koruyan sabır ve sadakat kahramanlığınız olur. Örnek bir davranış sergilemiş olursunuz.

– Kolay tavır mı bunlar diyebilirsiniz?

Elbette değil. Ancak unutulmamalı ki, İslam’da (Batı’daki gibi) ailedeki sabır, içi boşaltılmış bir gerginlikten ibaret değildir. Sabrın karşılığı olan uhrevi ödüller düşünülünce sabır çok kolaylaşır. Hatta, ‘çok şükür yine sabrettim, yine ben kazandım’ diyerek her sabırda gerginlik yerine mutluluk dahi duyabilir, sevinebilirsiniz.

Bundan dolayı bazı maneviyat büyükleri, ‘ibadetinizle ulaşamadığınız yüksek manevi derecelere aile içindeki sabrınızla, düşeni kucaklayıp kaldırmanızla ulaşabilirsiniz’ diyerek, aile içinde gösterilen sabır ve sadakatin büyük mükafatına işarette bulunmuşlardır.

Yine akla gelebilir ki:

– Müslüman’ın aile hayatındaki sabrının mükafatı neden bu kadar büyüktür?

Çünkü o yuvada imanlı hayat yaşanmakta, inanmış bir de nesil yetişmektedir. Bu sebeple bey ve hanım ne kadar sabır gösterseler değer! Hatta sabır gösteren bey olursa, cennet gençlerinin ağabeyi makamına yükselir, hanım ise cennet hanımlarının ablası makamına ulaşır. Adalet sahibi Allah, aile içindeki fedakârlıkları asla karşılıksız bırakmaz!..

Bundan dolayı Müslüman’ın aile hayatında, düşene tekme atma vefasızlığı değil de, kucaklayıp kaldırma sadakati görülmüştür tarih boyunca!.. Burada aile bireylerine şöyle bir uyarı da vardır: Ailede sabra zorlayan zalim, sabreden de mazlum adını alır. Allah ise zalimin karşısında, mazlumun da yanında ve yardımında olur. Bu da mazluma müjde, zalime uyarı manası taşır. Tarafların tavırlarını düşünmelerini gerektirir.

Ahmed Şahin / Zaman