Kategori arşivi: Günlük Paylaşımlar

Siperinde, Cihazatında, Ruhunda, Hizmetinde Sıkıntı mı Yaşıyorsun?

Siperinde, Cihazatında, Ruhunda, Hizmetinde Sıkıntı mı Yaşıyorsun?

Risale-i Nur Külliyatı okuyanlar Kur’an-ı Hakimin halis talebeleridir. Yaşadığımız dünyada ve kendi küçük dünyasında elinden geldiği kadar her şeyini bu asra Kur’an-ı Kerimin işari bir dersi olan Risale-i Nur’un nuruyla bakıp anlamaya, mütalaa etmeye çalışır. Bir mesele olduğunda buna dair nurlarda bir yer var mı buna bakar.

Hizmetteki müsbet manaları, manevî fütuhat hamlelerini, şevke medar olan haberleri ve muhtelif sıkıntı ve olumsuzlukları da bu manada bu formülle ele alır.

Nifak veya yanlış okumaların neticesi olarak ortada dolaşan -özellikle sosyal medyada- silik söz, iftira ve karalamalara itibar etmemek nur talebelerinin şiarıdır. İmanını inkişaf ettirmenin yolu ciddi olarak istemekten geçmektedir. Şayet açılmıyorsa manalar niyetimizi ve amelimizi gözden geçirsek fena olmayacaktır. Şunu da es geçmemek lazım ki, ülfet bu yolun bariyerleri gibidir. Her yerde görürüz bu ülfeti.

“Ülfet ve âdet ve yeknesaklık perdeleri altında çok hârika hakikatler gizleniyor.”[1]

“Beşer, nazar-ı sathî ile kâinat kaplarında ülfet kapağı altında olan gıda-yı ruhanîyi zevkedemediğinden kabı ve kapağı yalamakla usanmak ve kanaatsızlık ve hârikulâdeye meyil ve hayalâta iştihadan başka netice vermediğinden meyl-i hârikulâde ile ya teceddüd veya tervic için meyl-ül mübalağa tevellüd eder.”[2]

Demek ki hayatımızı cidden gözden geçirsek bildiğimiz, anladığımız dediğimiz şeyler altında ne kadar nurlar göreceğiz.

Ard niyetli ve suizanlı iddiaların zihinlerde yer edinmesi veya bu telkinlere kulak vere vere insanda tenkid damarı uyanır artık hemen her şeye şüphe ile bakar ve itimad edemez bir maraz-ı ruhi olur. Buna insanın manevi siper ve mevzilerinin ve cihazatının tahrip edilmesi de diyebiliriz.

Bu kadar şiddetli ters rüzgâr ve fırtınaların estiği bir zamanda;

“Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur’an tezgâhında yapılan takvadır. Ve siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesidir. Ve silâhınız, istiaze ve istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır.”[3]

Ve bize bu şuuru veren Risale-i Nur’a dört elle tüm varlığımızla sarılmamız gerekir.

Maddî şart ve sebeplerle açıklanabilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bu durumun kısa bir formülünü Üstadın şu ifadelerinde görebiliriz:

“Velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisanın dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır. Bahusus lillah için olan bir uhuvvet dairesindeki kardeşlerin içinde, ciddî, samimi tesanüdün çok kerametleri olabilir.”[4]

Muvaffakiyet ve zaferlerin devamı, bu niyet-i hâlisa, samimiyet, kardeşlik ve tesanüd manalarının muhafaza ve inkişafı olarak ders alıyoruz.

Farklı alanlarda karşı karşıya gelinen sıkıntıların asıl sebebi olarak ihlas ve uhuvvet düsturlarının sadece okunup ortada terennüm ve tegaddi edilip sahada, icraatta, tatbikatta pek bir izinin görülmemesidir.

Risale-i Nur Külliyatında ihlas ve uhuvvet manalarına gelen mehazları topladım “Evvel ahir tavsiyemiz tesanüdü muhafaza”[5] diyen üstadımın bu manada 650 sayfa kadar risalelerden ihlas ve uhuvvet metinleri çıktı. Yani üstadımız ilmek ilmek uhuvvet ve ihlas manalarını dokumuş risalelerde.

Bu feraset, şuur, dirayet ve ihlas ve uhuvvet manaları bugün ehl-i sünnet itikad ve amelini muhafaza ederek özde Risale-i Nur talebelerini genelde insanlığı maddi ve manevi sıkıntılardan muhafaza etmektedir.

“En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmaktır.”[6]

“Cenab-ı Hak bizi ve sizi, bu zamanın cazibedar fitnesinden kurtarsın ve muhafaza eylesin, âmîn…”[7]

“Risale-i Nur’la alâkadar olanlara pek çok selâm ediyorum.”[8]

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Emirdağ Lahikası-2 (121)
[2] Muhakemat (50)
[3] Lem’alar (72)
[4] Mektubat (372)
[5] Şualar (312)
[6] Tarihçe-i Hayat (476)
[7] Sözler (147)
[8] Emirdağ Lahikası-2 (26)

Kaynak: RisaleHaber

Âlemimizi Filizlendirmek

ÂLEMİMİZİ FİLİZLENDİRMEK

“Ruhu inkişaf edip kalbi intibaha gelen zatlar okumaktan usanmMuhammed Numan özel, insan, okumak, hizmetaz.”1

 

Risâle-i Nur Külliyatı sadece bir mülahazadan ibaret değildir. Rahat zamanlarda kanepe koltukta hele şöyle bir eser telif edelim deyip de kalem oynatılmış değildir. Zaten nice öyle yazalım çizelim derdinde olan eserler mazinin raflarına kaldırılmıştır. Zaman buna fetva vermiştir.

 

Risale-i Nur hizmeti sofistik ve ferdi bir hizmet olmayıp kolektif bir hizmet hareketidir. Risale-i Nur Külliyatının muhtelif eserleri 70 kadar dile tercüme edilip Nur-u Muhammedîyi (asv) tebliğ etmektedir elden ele ilden ile..

 

Şüphesizki tercümelerin artmasında Risalelerin hakka ayinedarlığı söz konusudur.

 

“Tekrar çok tavsiye ediyorum, okuyun, okuyun. Okudukça, risaleler feyzâver nurları saçıyorlar. Okudukça iştiyak getiriyorlar, usanç vermiyorlar. Başka kitapları bir-iki defa okusan, insana usanç veriyor. Hâlbuki risaleler öyle değil, okudukça başka başka imân halleri telkin ediyorlar…”2

 

Risale-i Nur Hizmetinin metodu rabbani bir metoddur. Bu zamana tam muvafık bir eser ve metod olduğunu zaman isbat ediyor. Okudukça insan ve âlemi farklı farklı güller açmaktadır. İnsan okudukça nurun üslubuna aşinalık peyda etmektedir.

 

Hem kendimizi tamir etmek hem de çevremizdeki insanlara hak ve hakikati göstererek nurlardan istifade ederek ömür çetelemizi çentiklemeliyiz. Tabiî ki her şey bu kadar kolay olmayacaktır. Çünkü mistik bir anlayış, skolastik bir düşünce felsefe, kelam hareketi anlayışı değildir.

 

İnsanın önce enfüsî muhasebeni yapılabilmesi, zaaf ve aczini ve fakr ve ihtiyacını şiddetle bilmesi gayesiyle okuması elzemdir. Murakabesini bu niyetle yapmayan insanın niyetini kontrol etmesi elzemdir. ”Biz yalnız bu asırda Kur’ân’ın yüksek ve parlak bir tefsîri ve kâinatta en yüksek olan imân hakîkatlarını beyan eden Risâle-i Nur’u okuyoruz.”3

 

Madem hakîkat öyledir; bizler de her meseleyi ve hâdiseyi Risale-i Nur’larla meşguliyete ve ona müracaata bir vesîle bilmeliyiz. Bazı hakîkatler mücmel ve mestur olmasından sathî nazarlar fark edemeyebilir. Risâle-i Nur’ların devamlı okunması neticesinde o mücmel hakaikın sair risalelerde mükemmeliyetle izahı bulunacaktır. Birbirini ikmal ederek mana âlemini yeşertecektir.

 

Risâle-i Nur’u müteferrik yerlerinden okumak!

 

Bir risalede mevcut ve mücmel olan bir bahis, başka risalelerde izah ve tafsil edildiğinden veya bütün külliyat bunun izah ve tafsili olduğundan devamlı okumalı ki, âlemimizde mücmel kalan bahisler tavazzuh etsin. İndeks ve fihristten de yararlanarak okumalarımızı daha da keyfiyetli hale getirebiliriz. “Okunan Türkçe veya Arapça bir risalenin izahı, başka bir risalede varsa, onu”4 okumak elbette ki çok istifadeye medardır. Buna atıflı okumak denilmektedir.

 

Hülasa, “Muhakkikin şe’ni; gavvas olmak, zamanın tesiratından tecerrüd etmek, mazinin a’makına girmek, mantığın terazisiyle tartmak, her şeyin menbaını bulmaktır.”5

 

 

 

Selam ve dua ile..

 

Muhammed Numan ÖZEL

 

 

 

1- Barla Lahikası (336)

 

2- Barla Lahikası (144)

 

3- Nur Çeşmesi (140)

 

4- Sözler (772)

 

5- Muhakemat (26)

Ülkemiz ve İnsan Yetiştirme Sanatı

Ülkemiz ve İnsan Yetiştirme Sanatı

Ülkemizi tarif etmeye çalışan hemen herkes farklı şekilde tarif etmektedir. Ülkemizin çeşit çeşit konumları olduğu ise aşikardır. Bu konumların da tabiîki getirdiği sorunları olacaktır. Hatta öyle ki, bir konumun getirdiği farklı sıkıntılı haller de yok değil.

Ülkemiz yeni neslinin yetiştirilip ülkeye kazandırılması ve ülkemizin yıldızının daha da parlaması için her şeyi yapmalıdır. Bunun için de eğitim metedolojisi -yani eğitim ve öğretim sisteminin- mataryalist sistemden yakasını kurtarıp tevhid sistemiyle hem hal olması gerekmektedir. Çünkü maddeyi esas alan bir metedolojiden yetişen insanın önceliği de madde olacaktır.

Madde ise, menfaatle mütevazıdır yani paralellik gösterir. Maddenin ve menfaatin ön planda olduğu sistemin meyvesi de kendisi gibi bozuk olacağı kaçınılmaz sonuç olacaktır. Üç kağıtçı, kaypak, dolandırıcı, maneviyattan yoksun ve maneviyata yabanilik bunların semereleridir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu meselemizde şunları ifadeetmektedir.

“…şu zamanda, medeniyet-i Avrupa’nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir.
İşte bunun içindir ki, şu zamanda birisi; dört yaşında Kur’an’ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan’ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünki Süfyan’ın ibtida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar. Yavaş yavaş istidadı müheyya olur, nurlanır, her şeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer.

Amma onun naziri, şu zamanda çünki zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış. Elbette fünun-u hazırada tevaggulü derecesinde istidadı içtihad-ı şer’î kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde içtihadın kabulünden geri kalmıştır.”[1]

Hayat şartlarının artması ve ağırlaşması neticesinde kalb ve ruhlar bundan hissesini almıştır elbette ki. Maneviyata zaman ayıramaz, ayrıldığında da kalitesi azalmış olarak olmaktadır. Bu sebeple insan hem maddi hem de manevi hayatında kaliteyi arttırma gayretinde olmalıdır. Sadece birini arttırmak diğerinden yontup birine harcamak hayatta dengesizlik getirecektir.

Kaliteli insanların içtimai hayatta yer almasıyla içtimai düzenin de kalitesini arttıracaktır. Çeşitli musibetlerin de maddi olarak önüne sed çekilmiş olacaktır.

Eğitimin kalite ve başarısı sadece kitap, okul ve doküman kalitesiyle ölçülemez. Çünkü bu toprakları bize yurt bırakan atalarımızın ne böyle kaliteli binaları ne de dokümanları vardı. Onları köreltmeyen ve yetiştirmeye yönelik hem yetkin hem de yetişmiş muallimleri olup onların bu yetkinliği de insan yetiştirmekteydi. Burada Milli Eğitim sistemi içindeki kadroların yetkinliğinden değil eğitim sisteminin sistematik yanlışlığından şikayet ediyorum yanlış anlaşılmasın.

Eğitim ve öğretim sistemi zamanın ihtiyaçlarına göre kendini yenilemeli ve ata bak, ılık su iç vs. gibi şeyler yerine üretici ve geliştirici bir sistemle materyalist sistemden yaka kurtarma yoluna gidilmelidir.

Gerek görsel gerek metinsel olarak mazimizin mimarlarını kahramanlarını hem şimdimize hem de istikbalimize aksedebilmesi için çeşitli çalışmalar yapılmalıdır. Çünkü “istikbal mazinin aynasıdır.” Eğer hem şimdimiz hem de istikbalimizin perişan olmasını istemiyorsak gömlek düğmelerimizi doğru iliklemeliyiz. İstikbalini doğru yapan kazanan kimsedir. Çünkü istikbali parlak olanın mazisi de doğrudur. Şayet böyle olmazsa kaliteli bir eğitimden de söz edilemeyecektir.

Eğitim sisteminin duayenleri de sistemden bu konularda şikâyetçi olduklarını ifade etmektedir zaten.

O halde Milli Eğitim müfredatı şanlı tarihimizin izini, eserlerini, seslerini istikbale taşımakla mükelleftir.

“Bir devlet ne zaman ayağa kalkar” diye soracak olursak iman ve İslam ile mücehhez olursa işte o zaman. Tabiî ki devlet dediğimiz insanlardan oluşur o halde bir toplum iman ve islamiyetle ayağa kalkarsa devlette ayağa kalkar ve o devlet diğer devletlere nümune-i imtisal olur, reis olur, abi olur, kardeş olur.

“Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası.”[2]

Ama, lakin, fakat… Teknoloji aslında adeta ikinci makinalaşma devrinde birçok şey insanları tarumar ediyor maneviyattan uzaklaştırıyor. Hal böyle olunca da zamanımızın silahı ve geçerli reçetesi teknolojiyse biz de bu teknolojiden istifade ederek bunu müsbet manada kullanarak kısa zamanda daha çok kaliteli insan yetiştirmek için kullanmalıyız.

Covitten sonraki dönemde toplumların ayakta kalabilmesi ancak yeni nesillere milli ve manevi değerlerini aktarabilmesi ile mümkündür.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Sözler (481)
[2] Sözler (717)

Kaynak: RisaleHaber

Tahiri Mutlu, Üstadın Son Yolculuğunu Anlatıyor!

“UR­FA’YA Zİ­YA­RE­TE Gİ­DE­CE­ĞİZ…”

Tahiri Mutlu: “Biz du­ru­yo­ruz ba­şın­da, Üs­tad Haz­ret­le­ri uyur va­zi­yet­te ya­tı­yor. Bir ara gö­zü­nü aç­tı, ‘Hüsnü’ye söy­le, Ur­fa’ya zi­ya­re­te gi­de­ce­ğiz’ de­di, tek­rar gö­zü­nü yum­du. Ben he­men kal­ktım bak­tım, kar­deş­ler ya­tı­yor, de­dim: ‘Kar­deş­ler! Üs­tad Haz­ret­le­ri Ur­fa’ya zi­ya­re­te gi­de­ce­ğiz, diyor.’ Emir­dağ’dan ge­lir­ken ara­ba­nın las­ti­ği pat­la­mış, ye­de­ği tak­mış­lar…

Hüsnü, ‘Oto­mo­bi­lin bi­raz ta­mi­re ih­ti­ya­cı var’ de­di. Ben git­tim söy­le­dim Üs­tad’a. ‘Baş­ka oto­mo­bi­le ba­kıl­sın’ de­di. Va­kit yok, dur­mu­yor, ta­mi­ri­ne mü­sa­a­de yok. Va­kit yok ya­ni… Tek­rar gel­dim, ben yi­ne, ‘Kardeş­ler! Üs­tad’ımız, baş­ka oto­mo­bi­le ba­kıl­sın, di­yor’ de­dim. Öy­le de­yin­ce hep­si bir­den hop sefer­ber va­zi­ye­ti al­dı­lar, he­men pat­lak te­ke­ri dü­zelt­ti­ler.

“Biz de bir yan­dan Üs­tad’ın eş­ya­la­rı­nı ta­şı­yo­ruz… Oto­mo­bi­le bi­nin­ce, o ayak­la­rı­nı sal­ladı­ğı boş­luk var ya, ora­yı dol­dur­duk ki Hz. Üs­tad ya­tak ola­rak bu­ra­ya yat­sın di­ye… Kar­deş­ler ha­zır­lan­dı­lar, oto­mo­bil ha­zır… Üs­tad Haz­ret­le­ri­ni kal­dır­dık, giy­dir­dik; yi­ne kol­tuk­la­rın­dan tu­tu­yo­ruz… 

Zü­be­yir de­di ki: ‘Ağa­bey, Üs­tad’a bir daha tek­rar ede­lim, Üs­tad’ın ate­şi var…’ ‘Çok iyi olur’ de­dim. ‘Üs­tad’ım, Ur­fa’ya zi­ya­re­te gi­di­yo­ruz’ de­di Zü­be­yir. ‘Evet’ de­me­ye vak­ti yok Üs­tad’ın, bu de­re­ce has­ta; ka­fa­sı­nı sal­la­dı, ‘evet’ de­mek is­te­di­ği­ni an­la­dık. Ya­vaş ya­vaş in­dir­dik. Oto­mo­bi­lin ka­pı­sı­na oturt­tuk. Kol­tuk­la­rın­dan tut­tum, kar­deş­ler ayak­la­rın­dan tut­tular, ha­zır­la­dı­ğı­mız ye­re çek­tik, ya­tır­dık el­ham­dü­lil­lah onu… Kar­deş­ler de bin­di­ler…

 “Ur­fa’ya Üs­tad’la be­ra­ber Bay­ram da git­mek is­ti­yor­du. Fa­kat Üs­tad Haz­ret­le­ri, ev­de bir ki­şi bı­rak­maz, dai­ma iki ki­şi bı­ra­kır; yi­ne Bay­ram’la iki­miz ka­la­cak­tık. Fa­kat Bay­ram da Üs­tad’la git­mek is­ti­yor… O da şo­för, eh­li­ye­ti var. Üs­tad, Al­lah ra­zı ol­sun, ben ne söy­le­sem kabul eder­di. De­dim:

‘Üs­tad’ım, çok uzun me­sa­fe­ye ha­re­ket ede­cek­si­niz, Bay­ram da Hüsnü karde­şi­mi­ze yar­dım et­se, mü­sa­a­de et­se­niz…’ ‘Pe­ki’ de­di. ‘Bay­ram ha­zır­lan ba­ka­lım, hay­di!’ de­dik, bin­di­ler. Ga­raj ka­pı­sı­nı aç­tım. Ga­raj ka­pı­sı ka­pa­lıy­ken ha­zır­lan­dı­lar; ka­pı­yı aç­tım, on­dan sonra uğur­la­dım.”

Ruhları için el fatiha

Kaynak: Son Şahitler

 

www.NurNet.org

RİSALE-İ NUR HİZMETİNDE NASIL EHİLLEŞİRİM!

RİSALE-İ NUR HİZMETİNDE NASIL EHİLLEŞİRİM!

İşin ehli, işini kural kaideye göre yaparak ehilleşmiştir. İşin kaçamaklarına uyarak veya üstün körü suhre gibi yaparak değil!

“NE GELİYORSA BAŞIMIZA SAFDİLLİKTEN, SAFDİLLERDEN GELİYOR!

 Üstadımız, Risale-i Nur’un meslek ve meşrebini lahikalarda sarihan ve vazıhan ve mücmel olarak yazmıştır. Meslek ve meşreb düsturlarıyla kâlen, hâlen, ilmen ve kalemen meşgul olan ve ihlasla cehd eden, vartaya düşmez. Sair usullerle çalışılırsa varta-i azime düşebilir.

Kâlen meşguliyet: Konuşmalarımızın Risale-i Nur’a uygun olmasına cehd etmeliyiz.

Fiilen meşguliyet: Hatt-ı hareketimizin Risale-i Nur’a muvafık olmasına cehd etmeliyiz.

Kalemen meşguliyet: Risale-i Nur’u medh ederek, kalemle yazmalıyız.”[1]

Her işin bir ehli vardır. Şayet usulüne uygun olarak yapmak istiyorsa bir insan ehlini arar, kendi felsefesine, düşüncesine göre hareket etmez. Nitekim hevaya göre hareket mesuliyet getirir insanın başına.

“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.”[2] (Nahl Suresi, 43.) İlim sahipleri, “Verrasihune fil ilmi/İlimde derinlik sahibi” (Al-i İmran Suresi, 7.) ve “Muhakkak ki Allah, bu ümmete her yüz sene başında dinini yenileyen bir müceddid gönderir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 1.) hadis-i şerife göre müçtehid ve müceddidlerdir. Öyle ise, hakiki, sadık, samimi, dürüst, müttaki bir dindar, içtimai, siyasi yol haritasını kendisi belirlemez, ilim sahibine, otoritesine, yani müceddide sorar.

  • “Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (Nahl Suresi, 43.)
  • İlim sahipleri, “Verrasihune fil ilmi/İlimde derinlik sahibi”[3] ve
  • “Muhakkak ki Allah, bu ümmete her yüz sene başında dinini yenileyen bir müceddid gönderir.”[4] hadis-i şerife göre müçtehid ve müceddidlerdir.

Öyle ise, hakiki, sadık, samimi, dürüst, müttaki bir dindar bir insan içtimai, siyasi meslelerde kendi başına hareket edemez meselelerini, ilim sahibi olan müceddide sorar. Tabi herkesin gözünde kendi âleminde bir müceddid / müçtehidi vardır. Maddi meseleler bir şekilde hal olur; ama manevi meselelerdeki hata / ihmaller manevi mesuliyetleri de akabinde getirecektir. Yani kimi manevi önder seçeceğine insan hassas olarak davranmalıdır. Bir yerden peynir bile alacakken bazı yerlere içeriğine bakıp hassas davranan insan manevi meselelerde cesur davranıp başına buyruk hareket etmesi tam bir felakettir.

  • Risale-i Nur Külliyatı “bir mürşid-i a’zam, bir müceddid-i ekber olarak konuşuyor…”[5]

Buna biz safdiline inanmış da değiliz. Bunu makamı ve ilmi olan bir çok kimse de ifade etmektedir. Mesela Eski fetva Emini Ali Rıza Efendi[6] şunu ifade etmektedir.

  • “Bedîüzzaman, şu zamanda din-i İslâma en büyük bir hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu; ve böyle bir zamanda ve mahrumiyet içinde tam bir feragat-ı nefs ettiğini ve onun Risale-i Nur’u müceddid-i din olduğunu kat’iyyen tasdik ederim. Cenab-ı Hak onu muvaffak eylesin, âmîn!”[7]
  • Risale-i Nur, bu zamanın bir mehdisi ve müceddididir.[8]

Biz Risale-i Nur Külliyatını okuyanlarca Bediüzzaman Said Nursi ahirzamanın fıkh-ı ekberini elinde tutacak olan Mehdi-i Azamdır. Eserleri olan Risale-i Nur külliyatı namındaki telifatı sadece iman dersi değil, içtimai meselelerde de ders verir ve bir muslih olarak ders verir. Bu suretle Bediüzzaman hazretlerinin tebliği eserleri durana dek devam edecektir. Zaten fertler gelip geçer eserleri baki kalmaz mı? Derler ya sen kuşu değil uçuşunu hatırla.

Bediüzzaman Hazretlerinin;

İmani ve İslami eserleri: Sözler, Lemalar, Mektubat, Şualar, Mesnevi-i Nuriye, İşarat-ül İ’caz olarak..

İçtimai Hayata dair: Münazarat, Hutbe-i Şamiye, Divan-ı Harb-i Örfi, Sünuhat, Tuluat, İşarat, Emirdağ, Kastamonu, Barla lahikaları ve bunlardan terkip edilmiş olan Beyanat ve Tenvirler, Şualar. Ve bu reçetelerin yekünu Eski Said Dönemi Eserleri olarak Asar-ı Bediiyye namıyla tab edilmektedir.

  • “Risale-i Nur talebesi; imanî bahisleri okur, ehl-i salat ve takva olur, fakat başka cereyanlara aldanabilir. Eğer, meslek ve meşrebe dair mevzuları, lahikaları okursa, aldanmaz.”[9]

Sadece imani bahisleri okuyanlarda çeşitli içtimai meselelerde keşmekeşler olabilir çünkü üç sac ayaklı olan hizmetin sadece bir kısmını esas alarak hayatına devam ediyor. Böyle bir keşmekeş yaşamaması ancak keramet olur zaten. Bu sac ayak İmani bahisler, Lahikalar ve Müdafaalardır.

İmani ve İslami meselelerde Risale-i Nur Külliyatının bahislerine kimse itiraz etmemektedir ve edemezde, çünkü iman, mâl-i umumîdir. Her taifede muhtaçları ve sahipleri vardır.”[10]

  • Bizlerin bu zamanda ihtiyacı, tahkik-i imandır. Akıl, ruh ve kalbimizi, bütün manevi cihazatımızı nur-u imanla doldurmalıyız. Çünkü insanın 30-40 yaşlarına kadar kabiliyet ve istidatları alışkanlık haline gelir. Bu yaşa kadar nur-u imanla meşgul olmak elzemdir.”[11]
  • “Lâhika Mektupları: Lâhikalarda geçen siyasi mektuplar, şahsa değil umuma yazılmıştır. Üstadımızın hususi neşrettiklerine nazaran, çok kısa, hatta bir satır olarak umuma neşrettiği mektuplar vardır. Mektuplar ihtiyaca binaen yazılmıştır.”[12]
  •  Lahikalardaki mevzuular, aynen bu zamandakilere de hitap eder.”[13]
  • Üstadın Mektupları: Üstadın 2 çeşit mektupları vardır. Biri hususi… Diğeri: Kıyamete kadar Nur talebelerini herbir mes’elede tenvir edecek mektuplardır.

Üstad bu ikincileri ayırmış ve neşretmiştir. Bu mektupları kim okursa, ona hitap ediyor, yoksa eskiden yazılmış, hususi mektup değildirler. Onun için, Nur Talebelerine hitap ederken “Aziz, Sıddık,.. kardeşlerim” diyor. Ben de bu mektupları okuduğumda veya okunduğunda “Lebbeyk Üstadım” diyorum.”[14]

  • “Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi; Risale-i Nur eserlerinde ve Lahika mektuplarında, Risale-i Nur’un meslek ve meşreb düsturlarını sarihan, vazıhan, mücmelen vâ’z ve beyan etmiştir.
  • Nur Talebeleri; Risale-i Nur eserlerini ve Lahikaları devamlı okuyarak ve bilhassa ameli ve tatbiki hakikatları not edip (halen, kalen, fiilen ve kalemen) bu Kur’anî düsturlarla amel ederse veya ihlasla amil olmaya cehd ederse; Kur’anî, imanî ve mücahidane (Nur-u Kur’an hizmeti) olan Risale-i Nur hizmetinde, ömrü boyunca muvaffak olur. Ve bu muvaffakiyetinde bilerek veya bilmeyerek herhangi bir varta’ya düşmez. Sair şeylerin usulleriyle hareket etme varta-i azimine düşerek, ömür dakikalarını zayi etmez ve ettirmez…”[15]
  • “Hiçbir müfsid [bozguncu, yoldan çevirici] ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür [veya gösterir cerbeze sahibi olduğu için]. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette [hayatta, hizmette..] geziyor…”[16]

Siyasi ve içtimai meselelerde ortaya çıkan keşmekeşlerin en temel sebebi bu kaideleri tatbik etmemektir.

Hülasa: Hiç kimse kendi indi, hissi, şahsi, hevesi, nefsi, nakıs, konjonktürel, siyasi görüş ve yaklaşımlarını Risale-i Nur Hizmetine, Bediüzzaman Hazretlerine izafe etmeye, amiyane tabirle yamamaya sahip değil! Hizmetin prensipleri hizmet içindedir. Harici metodlarda aramak veya ihdas etmek nurculuktan feragat etmek demektir. Ben bu sözleri yazıyorum gene mihenge vuracak olan bu satırları okuyanlara aittir.

Selam ve dua ile..

Muhammed Numan ÖZEL


[1] Bir dava adamından notlar (118)
[2] Nahl Suresi (43)
[3] Al-i İmran Suresi, (7)
[4] Ebû Dâvûd, Melâhim (1)
[5] Tarihçe-i Hayat (60)
[6] Son dönem Osmanlı ulemasının önde gelen isimlerindendir. Medrese eğitimini en üst seviyeye kadar tamamlandıktan sonra birçok görevde bulunmuş ve İstanbul’da Fetva Eminliği de dahil, çok önemli mevkilerde hizmet vermiştir. O da çağdaşları gibi tarihimizin üç önemli devrini yaşamıştır. (1861-1943)
[7] Tarihçe-i Hayat (307)
[8] Barla Lahikası (146)
[9] Bir dava adamından notlar (130)
[10] Emirdağ Lahikası-1 (180)
[11] Bir dava adamından notlar (101)
[12] Bir dava adamından notlar (102)
[13] Bir dava adamından notlar (116)
[14] Bir dava adamından notlar (148)
[15] Bir dava adamından notlar (127)
[16] Münâzârât (49) / Hizmet Rehberi (161)