Kategori arşivi: Seçtiklerimiz

Enes Kara’nın intiharında gerçek ortaya çıktı

Enes Kara'nın intiharında gerçek ortaya çıktı

Elazığ’da 21 yaşındaki Tıp Fakültesi öğrencisi Enes Kara’nın intiharının perde arkası aylar sonra aralandı

Kaynak: Yeni Akit’in Haberi

 

Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara, kaldığı öğrenci evinde intihar etti. Kara’nın intihar etmeden önce kaydettiği videoda söyledikleri, ehl-i sünnet tarikat ve cemaat karşıtlarını harekete geçirdi. Üzücü bir olay neticesinde hayatını kaybeden Enes’i kullanmaktan çekinmeyen çevreler günlerce kara propaganda yürüttü.

Ateist arkadaşı intihara teşvik etti

Ancak aylar sonrasında, 21 yaşındaki Enes’in ölümünün perde arkasında bambaşka bir gerçeğin olduğu ortaya çıktı. Enes’in G.M.D. adlı arkadaşı ile ateizm konusunda defalarca konuştuğu ve intiharına giden süreçte kendisi de Tıp Fakültesi öğrencisi olan G.M.D.’nin Enes’i manevi olarak intihara hazırladığı ve intihara teşvik edici mesajlar gönderdiği tespit edildi.

İntihar gününe kadar Enes ile görüşmeye devam eden G.M.D.’nin Enes’in nerede, nasıl ve ne zaman intihar edeceğini dahi bildiği öğrenildi.

Ailesiyle görüşmesini engelledi

Derslerindeki zorlukla birlikte, inancını kaybederek hayatın anlamını yitiren, yaşamaya değer bulmayan Enes’in, içinde bulunduğu sıkıntılı süreci ailesine açmasını istemeyen şüpheli, “Hayatta anlatamazsın, hiç girme o işlere, evlatlıktan ret yersin, mümkün değil bana inan” şeklinde mesajlarla ailesinin önlem almasına engel olarak Enes’in iyice yalnızlaşmasına neden oldu.

Enes Kara’nın intihar videosunu haftalar öncesinden izlemiş!

Olayın devamında ortaya çıkan detaylar ise daha korkunç… Enes’in şüpheliye haftalar öncesinde intihar etmeden önce kaydettiği videoyu gönderdiği ve şüphelinin bunu izledikten hemen sonra Enes’in ailesine göndermek yerine, intihardan sonrasını kast ederek “Videoyu ailene atmamı istiyor musun?” şeklinde sorduğu ortaya çıktı.

Nerede ve ne zaman intihar edeceğini biliyordu

Enes’in nerede ve ne zaman intihar edeceğini de bilmesine rağmen emniyet ekiplerine haber vermeyerek intiharına dolaylı yolla yardım eden şüpheli ile Enes’in Whatsapp’taki konuşmasında, G.M.D.’nin intiharı normalleştirdiği ve masumlaştırdığı belirlendi:

Enes Kara: Yarın ne yapsam?… son günüm

G.M.D.: Son günüm derken… bu pazartesi mi?

Enes Kara: Hangi pazartesi sanıyon?

G.M.D.: Haftaya falan

Enes Kara: Geçen Pazar bu değil sonraki pazartesi demiştim

G.M.D.: Saat kaçta düşünüyorsun

Enes Kara: 10 falan

G.M.D.: Sabah akşam?

Enes Kara: Sabah

G.M.D.: Uyanık olacağım

Enes’in intihar edeceği tarihe yakın, şüpheli G.M.D. soğukkanlı bir şekilde “Nerede intihar edeceksin?” sorusunu sorarken, Enes’in de kendisine “Oturduğum apartmanın en üst katında” şeklinde cevap vererek intihar edeceği yerin fotoğrafını attığı hatta atlayacağı katı dahi işaretlediği öğrenildi.

İntiharından maddi menfaat elde ederek oyun hesabını aldı

Öte yandan şüpheli G.M.D.’nin piyasada alınıp satılabilen ve ciddi getirisi olan Enes Kara’ya ait oyun hesabını almak için canhıraş bir şekilde gayret gösterip “Hesabını ben isterim, dürüst olmak gerekirse” diyerek intihardan menfaat temin etmeye çalıştığı ortaya çıktı.
Enes’i intihara adeta psikolojik olarak hazırlayıp, teşvik eden şüpheli ile Enes Kara’nın şu yazışması ise tüyler ürpertti:

Şüpheli: Son gününde ne yapıyosun

Enes: Storboy dinliyom

Şüpheli: Güzel bir yemek yeseydin

Enes: Çiğköfte yedim

Şüpheli: Adam olana çok bile
….
Şüpheli: Gitmeden önce yarın sesini duyayım

Enes: Tamam

Şüpheli: Korkuyor musun

Enes: Karmaşık ya korkuyorum heyecanlıyım biraz mutluyum. Merak da var

Tüm belgelere rağmen savcıdan takipsizlik kararı

İkili arasında geçen diyaloglarda şahsın intiharı normalleştirdiği hatta Enes Kara’yı intihara yönlendirdiği açık bir şekilde görülürken; dosyayı inceleyen savcı, şüpheli G.M.D. hakkında takipsizlik kararı verdi.

Dosyayı hazırlayan avukatlar Ömer Faruk Ceylan, Cengiz Yılmaz ve Mehmet Mustafa Özünver, Elazığ Sulh Ceza Mahkemesi’ne, “kovuşturmaya yer olmadığına dair” verilen karara itirazda bulundu.

Yeni Akit

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

Nübüvvet ve İnsanların Peygamberlere İhtiyaçları

Nübüvvet ve İnsanların Peygamberlere İhtiyaçları

Birinci: Nübüvvet ve insanların Onlara ihtiyaçları
Araştırmacı, Bediüzzaman Said Nursi’nin bu konudaki görüşüne yer vermeden önce, insanların görüşlerine değinmiştir..
Eskiden beri insanların görüşleri müsbet ve menfi olarak ikiye ayrılmıştır.
– İnkar edenler, peygamberlerin gönderilmesini, kendilerince bazı şüphelere dayanarak akıldan uzak olduğunu iddia etmişler.
– Müspet düşünenler ise, iki kısma ayrılmıştır: Birinci kısmı, Mutezileler teşkil eder. Bunlar peygamberlerin gönderilmesini Allah’u Tealanın üzerine vacip addederler. İkinci kısım ise, peygamberlik sisteminin caiz olduğunu ve Allah’ın bir fazıl ve keremi olarak kullarına peygamberler gönderdiğini ifade ederler. Bu grup, Ehl-i sünnet velcemaat grubuna dahildirler.
– Müspet düşünenler görüşlerinin doğru olduğunu ispat için şu delillere dayanırlar, bunlar da iki kısımdır:
– Birinci: İnsanın ölümden sonra var olduğuna inananlar. Onların başka bir hayatları vardır. Ölümden sonra kavuşacakları, gizli olan ahiretten haber verirler. Bunun için de peygamberlerin gönderilmesini icap eder.
– İkinci ise insanın fıtratında dercolunmuştur. Çünkü o, sosyal bir varlıktır. Kargaşa ve çatışmanın yok olduğu, onu en güzel sosyal bir vaziyete ulaştıracak birisine ihtiyaçları vardır. Bunun içinde adaletli bir peygamber gönderilir. İnsanların birbirine zulmetlelerini engeller. Peygamberlik her hal ve tavırda insan için elzemdir.
Bediüzzaman Said Nursi Peygamberlik sisteminin insan için zaruret olduğunu beyan eder. Tek insanoğlu için değil, bütün dünya ve mevcudat için gerekli olduğunu ifade eder. Allah’ın kudretiyle Kainatın düzeninde muzmer gizemli sırlar da bunu iktiza eder.
“Karıncayı emirsiz, arıyı kraliçesiz bırakmayan kudret, beşeriyeti peygambersiz ve şeriatsız bırakmaz.”
Peygamberlik gerçeği hem dünya hem de ahiret saadeti için gereklidir. Bediüzzaman bunu iki noktada beyan eder:
1. İnsanın zaaf ve aczi: Üstad Bediüzzaman bu hakikatı birçok risalelerinde tekrarla izah etmiştir.
2. Hedef ve gayesinin yüksekliği: Nursi, insan için – Kur’an-ı Kerim’e dayanarak-dokuz yüksek hedef çizmiştir. (Sözler S. 137 ila 139). Bunları dünya ve ahirette medar-ı saadet olarak görmüştür.

Bu iki noktayı -yani zaaf ile yüksek gayeyi- birleştirdiğimiz taktirde, insanın hidayete muhtaç olduğu ortaya çıkacaktır. Bütün bu gayelerin gerçekleşmesi, ancak Peygamberlerin gönderilmesiyle mümkündür.

İkinci : Vahiy:
Vahiy nübüvvetin en hassas meselesidir. İman, vahiy ve gaybin tastikidir. Kur’an-ı Kerim bunun ispatını ve inkarcıların reddini tekrarla dile getirir. (Bunun için birçok ayet-i kerimeye müracaat edilebilir).
Eskiden olduğu gibi, günümüzde de İslam alimleri çabalarını konu üzerine teksif etmiş ve inkarcılara karşı muhtelif üsluplarla deliller sunmaya çalışmışlardır.
Üstad Said Nursinin Vahiy konusunu uzunca bahsetmesinin altında, yaşadığı zaman nokta-i nazarından, küfür ve inançsızlığın had safhaya ulaşmış olması yatmaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Mirac-ı Nebeviyi, vahiy konusu için bir delil olarak sunmuştur. Zihinlerin kolayca idraki için bir çok örnekler sunmuştur.. Sadece Vahiy mefhumunu anlatmakla kalmayıp, vahyin insan hayatındaki tesirlere de değinmiştir. Vahiy aracılığıyla insanın Yaratıcısı hakkındaki bilgisi ve marifeti daha da artar ve genişler, O’nun sıfatını hakkıyla idrak eder, neticesinde imanı kemale ulaşır. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi (İlham) sözcüğünü gereğince izah etmiş, vahiy ile alakasını açıklamış ve insan üzerindeki etkisini dile getirmiştir.
Üçüncü : Peygamberlerin Sıfatları ve Vazifeleri
a. Peygamberlerin vasıfları: Üstad Nursi, Risalet vazifesine ehil olabilmeleri için Cenab-ı Allah tarafından üstün seciyelere haiz kılınan peygamberler, beşeri kemalatın bir hülasasını teşkil ettiklerini dile getirir. Bu düşünce diğer İslam alimler tarafından da benimsenmiştir.
b. Vazifeleri: Nursi Peygamberlerin vazifeleri hakkındaki görüşlerini aşağıdaki gibi
özetlemiştir:
1. İnsanın Dünya ve Ahiret meselelerindeki hidayeti
– Varlığın kaynağı, gayesi ve sonu.
– Allah’ın nimetleri ve Şükürün vücubu.
– Nazarları kesretten tevhide çevirmek.
2. Uluhiyetin izharı
3. Vaad ve Vaid hakkındaki beyanı
4. Ezeli hayatın tarifi
5. Kainata verilen hayat.
Dördüncü: Mucizeler
Diğer İslam alimlerinin de konu ettikleri gibi Üstad Nursi Peygamberlerin mucizelerini ele almış ve tarif etmiştir. Ancak bir farkla ki, değişik taraflara değinerek, mucize mefhumuna daha önceden hiç dile getirilmemiş yeni boyutlar kazandırmıştır.
– İlk olarak, mucizenin akıl ile çelişmesinin söz konusu olmadığını vurgular. Çünkü mucize akıl imkanları zımnındadır. Örfi imkan zımnında olması da şart değildir. Bunu müteaddid misallerle izah etmiştir.
– En önemli olanı ise, Kur’anın önceki peygamberlerin mucizelerini zikretmesindeki hedef ve gayeyi dile getirmesidir. Önceki mucizeler sadece ibret ve hisse alınması için tarihi bir hadise değildir. Ayrıca nev-i beşeri muhatap alan Kur’an, peygamberlerin mucizelerini anlatmasının sebebi, insana yeni ufuklar açmak ve onu kemalata erdirmektir..
Üstad Nursi bu düşüncesini delil ve burhanlarla desteklemektedir. Şöyle ki:
1. Peygamberlerin manevi kemalatlarının yanında, maddi mucizelerine de iktida etmek.
2. İrşad mefhumu, Peygamberlerin mucizelerini zikreden bütün ayetleri şümul eder.
3. Bu düşünceyi de teyit eden örnekler sunulmuştur.
Bu düşünceye bir örnek olarak (Dedik Ya Musa! Asanı taşlara vur. Ve ondan oniki göz fışkırır) ayetini sunar. Bu ayette Musa a.s.’ın mucizesi yer almaktadır. Mucize insanın topraktan su çıkarması için bir alet keşfetmesini gösterir. Bunu gibi rüzgarın Süleyman a.s. taşıması, İbrahim a.s.’ın ateşte yanmaması, İsa a.s.’ın hastalara şifa bahşetmesi mucizeleri birer örnek teşkil eder. Bütün bunlar insanın aklıyla erişebileceği son noktalardır.
– Nursi (Keramete) değinerek mucizelerle alakasını da zikretmiştir.
İkinci Mebhas: Risale- i Nur Külliyatının bir çok yerinde Muhammed (s.a.v).’ın Nübüvveti hakkındaki bahislerin yanı sıra, nübüvvet ile ilgili özel bir bölüm de tahsis edilmiştir.
Bu mebhası üç ana noktada hasretmemiz mümkündür:
Birinci: Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in nübüvveti, önceki peygamberlerin nübüvveti ile alakası:
Nursi risalelerinde, bütün alemlere gönderilen son mesajın sahibi peygamber efendimiz s.a.v.’ın nübüvvetine dikkat çekmiştir. Şöyle ki;
1. Peygamberimiz (s.a.v). mevcudat arasındaki yeri.
2. Peygamberler arasındaki yeri:
A. Peygamberlerin sonuncusu olmaya daha fazla hak sahibi olması.
B. Peygamberimizin (s.a.v) risaleti, bütün peygamberlerin mesaj ve risaletlerini neshetmesi.
C. O’nun (s.a.v) kitabı Semavi bütün kitapların hülasasını içine alması. D- Semavi bu kitaplar birbirini tasdik edici özelliğe sahip olması.
İkinci: Muhammed (a.s.v.) Gerçeği
Muhammed (a.s.v.)’ın gerçeği Sufi meşrep gruplar arasında önemli bir yere haizdir. Nursi -sufilikten etkilenerek – bu ciheti ihmal etmemiştir. Aksine üstadı olan sufi meşrepli Serhendi ve diğer büyük sufi büyüklerin yolundan gitmiştir. Bunun için Üstad Nursi Muhammedi gerçeği aşağıdaki vasıflardan tahdit etmiştir:
1. Resul- i Ekrem (s.a.v) şu alemin hem nuru, hem de ruhudur.
2. Efendimiz (s.a.v) şu kainatın hem esası ve hem de neticesidir.
3. Muhammed Mustafa (s.a.v), eflakın halk edilmesinin bir sebebi ve en kamil insan da O’dur.
4. İsm-i azama mazhar olmuştur.
5. Mahiyetinde külli ubudiyeti ve risaleti toplamıştır.
Bunun yanısıra Nursi, Sufilik ıstılahlarından uzak olarak Muhammedi gerçeğinin mefhumunu elle tutulur delillerle sunmuştur.
Şeriat lisanıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gerçeğini vurgulamıştır. Burada Muhammed Mustafanın nurundan kainatın yaratıldığından bahsetmemektedir. İttiba ve iktida konularıyla , muhabbet gerçeğini mahbunun ittibaının muktezasını dile getirmiştir.
Üçüncü: Muhammed Mustafa s.a.v.’ın Nübüvvetinin delilleri
Allah’ın varlığına deliller sunmayı önemsediği kadar, Nursi peygamber efendimiz s.a.v’ın hakkında da deliller sunmayı ihmal etmemiştir.
A. Zati (enfüsi) deliller: Aşağıdaki unsurlar çerçevesinde sunulmuştur.
1. Peygamberimizin zatının kemali
2. Ahlakının mükemmelliği
3. Allahü Tealaya karşı ubudiyetinin mükemmelliği
4. (Hayr-ı mutlaka davetinde) Risaletiyle ilgili hasiyetlerin kemali b-Zatının (s.a.v) dışındaki deliller (afaki deliller):
a. Kainat: Kainattaki Sanatın inceliği ve tenasük ve tenasübu O’nun (s.a.v) peygamberliğinin doğruluğuna delalet eder.
b. Mucizeler: Bunlar iki kısımdır:
– Kuran-ı Kerim: Muhtelif mucizeleri ihtiva etmesiyle birlikte hususiyet ve sıfatlarının kemali.
– Diğer Mucizeler: Diğer peygamberlerin işaretleri, irhasat, Peygamber Efendimizin muhtelif mucizeleri, ayın ikiye bölünmesi vb. gibi.
Mucizeler konusunda Nursi iki konuya işaret etmiştir:
1. Risalelerinde misal babından birçok mucizelere örnek olarak değinmiştir.
2. Mucize, Peygamber Efendimiz (s.a.v) hayatında sınırlı bir yere sahiptir. Ahval ve hareketleri, tabii sebeplere ve kainatta cari olan ilahi sünnete müraat etmesi, esas olarak karşımıza çıkmaktadır.
B. Risaleti ve onun neticesi
Nursi, Muhammedi risaletin ve eserlerinin insan hayatı üzerindeki etkisini, O’nun (s.a.v) risaletinin doğruluğuna bir delil teşkil ettiğini dile getirir.
– Risaleti, insanı her zaman yücelere yükselten ve kemalata erdiren bir davet olduğunu müşahede ederiz.
– Muhammedi Risalet netice olarak da, hayatı ve kainatı mukaddes bir hale getirdiğini, insana güzel, yüce bir gaye ve hedef çizdiğini, mevcudatı adem dairesinden ve abesiyetten kurtarıp gerçek hayata ve vücuda çıkardığını görürüz.
Ayrıca O’nun elçiliği, bütün Arapları kısa zamanda bedevilikten kurtarıp, dünyanın en medeni insanları haline getirdiği, onları kötü adetlerinden arındırıp yerine en güzel haslet ve seciyeleri yerleştirdiği de bir gerçektir.
www.NurNet.org

Risale-i Nurun Makam Tanzimi

Osmanlıca Külliyat’ta olan her bir risale ve kısımların Latin harflerle basılan Külliyat’ta geçmediğini görüyoruz. Bunun bazı sebepleri vardır. Bazı mahrem risaleleri herkesin okumasına ihtiyaç olmadığı, aksine zararı olduğu açıktır. Herkese hitap etmeyen risaleler de Osmanlıcada bırakılmıştır. Ayrıca yanlış anlaşılabilecek bazı risaleler ve ifadeler Latin harflerle yayınlanmamıştır.

Bazı kısım ve mektuplar ise çok mahrem tutulduğundan; ancak bazı talebelere özel olarak kalmıştır. Onlar onları muhafaza etmiş, umuma neşredilmemiştir. Bazen bir risalenin Latince basılmadığını gördüğümüz gibi, bazen bazı haşiyelerin bile çevrilmediğini müşahede edebiliyoruz. Bazen sözü edilen kısım veya yerin adının olduğunu, lakin ne Osmanlıcada ne de Latin harfli külliyatlarda geçtiğini görüyoruz. Bunlarla ilgili tespitlerimiz şunlardır;

SÖZLER

– On Sekizinci Söz’ün İkinci Makamı Latin harfli külliyatta olmadığı gibi Osmanlıca risalelerde de geçmediğini görüyoruz.

– Lemaat Risalesinin ise Osmanlıca risalelerde biraz daha ayrıntılı ve uzun olduğunu söyleyebiliriz.

LEM’ALAR

– Beşinci Lem’a, Dördüncü Şua içinde dercedilmiş.

 Altıncı Lem’a, Yirmi Dokuzuncu Lem’anın Altıncı Bab’ında geçmektedir. Latince de geçmektedir.

– Sekizinci Lem’a, Keramet-i Gavsiyye bahsidir; Sikke-i Tasdik-i Gaybi içinde ve Osmanlıca Külliyat’ta tam olarak geçer.

– Dokuzuncu Lem’a, birkaç sualin ve özellikle Muhyiddin-i Arabi ve Vahdetü’l-Vücud ile ilgili suallerin cevabıdır. Bu Lem’a Osmanlıca Külliyat’ta vardır.

– On Beşinci Lem’a, “Fihrist Risalesi” olduğundan müstakilen Osmanlıca olarak neşredilmiştir.

– On Yedinci Lem’a 17 tane notadan oluşmaktadır. Ama Latince basımlarda bazı kısımların, farklı bölümler halinde neşredildiğini görüyoruz. Bazı kısımların ise Osmanlıcada dahi olmadığını görüyoruz. Mesela sadece 15 adet nota 17. Lem’ada geçiyor. Diğer iki nota ise 17. Lem’ada geçmiyor.

On Beşinci Nota‘da üç mesele var; Birinci Mesele‘de “İsm-i Hafîzin tecellî-i etemmine işaret eden (Zilzal, 99/7 ve 8) iki ayet” bahsinin geçtiğini görüyoruz. Ama diğer iki meselenin ise Yirmi Dördüncü Lem’a olduğu orada şöyle ifade ediliyor:

“On Beşinci Nota’nın İkinci ve Üçüncü Meseleleri iken, ehemmiyetine binaen Yirmi Dördüncü Lem’a olmuştur.”

Yine On Beşinci Notanın, Üçüncü Meselesi ise Barla Lahikası’nda Söz Basım 251. Mektup (Ortak Metin, RNK Yay. 2015, s. 326) olarak da geçiyor.

On Altıncı Nota ise Yirmi Üçüncü Lem’a “Tabiat Risalesi” olarak neşredilmiştir:

“On Yedinci Lem’anın On Altıncı Notası iken, ehemmiyetine binaen, Yirmi Üçüncü Lem’a olmuştur. Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi dirilmeyecek bir surette öldürüyor, küfrün temel taşını zîrüzeber ediyor.”

On Yedinci Nota: Bu notanın bahisleri -aşağıda görüleceği gibi- muhtelif risalelerde geçmektedir.

* Üçüncü Meselesi, Yirmi İkinci Lem’a olan “İşârât-ı Selâse” olduğunu,
* Dördüncü Meselenin de Yirmi Birinci Lem’a olduğunu,
* İkinci Meselesinin ise 5 noktadan meydana geldiği ve Birinci Nokta’sının Yirminci Lem’a olduğunu, görüyoruz. Ayrıca Yirminci Lem’anın da iki noktadan meydana geldiğini ve İkinci Nokta’nın yine Yirmi Birinci Lem’a olarak neşredildiğini görüyoruz.
* Diğer kısımlar, yani On Yedinci Nota’nın 1, 5, 6 ve 7. meseleleri ve İkinci Meselesinin 2-5. noktalarının geçtiği bir yer elimizde mevcut Risale-i Nur Külliyatı’nda (Osmanlıca da dahil) bulamadık.

– On Sekizinci Lem’a, Risale-i Nur’dan haber veren Birinci Keramet-i Aleviye Risalesidir. Bu da Osmanlıca Lem’alarda geçmektedir.

– Yirmi Beşinci Lem’anın Zeyli, On Yedinci Mektup olup “Çocuk Taziyenamesi”dir.

– Yirmi Altıncı Lem’a, 26 rica olarak yazılacağı baş kısımda “Yirmi altı rica ve ziya ve teselliyi câmidir.” diye ifade edilmektedir. Ancak 16 rica yazılmış. Kalan on rica ise meydana gelen maniler ve hapisler yüzünden yazılmamıştır.

Yirmi Altıncı Lem’anın Zeyli’nin Yirmi Birinci Mektup olduğu ifade ediliyor:

“Yirmi Birinci Mektup olup, Mektubat mecmuasına idhal edildiğinden buraya derc edilmedi.”

– Yirmi Yedinci Lem’a, “Eskişehir Mahkeme Müdafaasıdır. Tarihçe-i Hayat’ta neşredilmiştir.” Kısmen Tarihçe-i Hayat’ta kısmen de Osmanlıca Lem’alarda neşredilmiştir. (bk. Lem’alar, Yirmi Yedinci Lem’a, RNK Yay. İstanbul-2015)

– Yirmi Sekizinci Lem’a,İkinci Keramet-i Aleviye Risalesi” olup, bazı kısımları “İkinci Nükte” diye burada, tamamı ise Osmanlıca Külliyat’ta geçmektedir.

– Yirmi Dokuzuncu Lem’a Osmanlıcada dahi Arapça olarak geçmektedir.

– Otuz Birinci Lem’a ise “Şualar” mecmuası olarak neşredilmiştir.

 Otuz İkinci Lem’a “Lemeat Risalesi” olup, Sözler kitabında neşredilmiştir.

– Otuz Üçüncü Lem’a ise “Mesnevi-i Nuriye” olarak neşredilmiştir.

MEKTUBAT

– İkinci Mektup’un “Evvelen” ve “Saniyen” maddeleri, Üçüncü Mektup’un “Hâmisen”e kadar olan ilk dört maddesi, Dokuzuncu Mektup’un “Evvelen” maddesi Osmanlıca Külliyat da dahil bulunmamıştır.

– On Dördüncü Mektup telif edilmemiştir.

– Yirmi Beşinci Mektup’un “Yasin suresi” ile ilgili nükteler olduğu, Mektubatın Fihristesinde geçmektedir. Fakat Osmanlıcada dahi ilgili bir yer bulamadık.

– Yirmi Yedinci Mektup “Lahikalar” olarak müstakilen Barla, Kastamonu, Emirdağ Lâhikaları adlarıyla üç kitap halinde neşredilmiştir.

– Yirmi Sekizinci Mektup, sekiz risaleden meydana geliyor. Altıncı Risale olan bölüm “Vehhabiler” hakkında olup Osmanlıca Külliyat’ta ve bazı yayınevlerinin (Söz Basım) baskılarında geçmektedir.

* Yirmi Sekizinci Mektup’un Yedinci Risalesinin hatimesinin İkinci ve Dördüncü nükteleri ile Sekizinci Risalesinin İkinci ve Üçüncü Nükteleri telif edilmemiştir.

– Yirmi Dokuzuncu Mektup, dokuz kısım olup dokuz risaleden meydana geliyor. Bu risalelerden Üçüncü Risalenin ve Dördüncü Risalenin bazı kısımları telif edilmediği ifade edilmiştir:

“Bu Üçüncü Kısmın mütebki meseleleri ile Dördüncü Kısım tevafukata dair olduğu için, tevafukata dair olan Fihriste ile iktifa edilerek, burada yazılmamışlardır. Yalnız Dördüncü Kısma ait bir ihtar ile Üçüncü Nükte yazılmıştır.”

* Sekizinci Risale ise “Rumuzat-ı Semaniye” olarak neşredilmiş.

– Otuzuncu Mektup, İşaratu’l İ’caz, Otuz Birinci Mektup Lem’alar kitabı, Otuz İkinci Mektup aynı zamanda Otuz İkinci Lem’a olup, Sözler kitabının sonunda “Lemeat Risalesi” olarak neşredilmiştir.

– Otuz Üçüncü Mektup ile Otuz Üçüncü Söz aynı olup, Sözler kitabında “Pencereler Risalesi” olarak neşredilmiştir.

LAHİKALAR

– Lahikalarda neşredilmeyen bazı mektupların sadece Osmanlıca Risalelerde geçtiğini görüyoruz.

ŞUALAR

– Onuncu Şua’nın geçmediği görüyoruz. Bu risalenin Fihrist Risalesinin İkinci Cildi veya kısmı olduğunu görüyoruz. Şualar ve Mesnevi-i Nuriye’nin fihristesidir.

“…Abdullah Çavuş’un sizin namınıza istediği Onuncu Şuâ namındaki Fihriste’nin ikinci cildini yazdırdık ve Hizbü’l-Ekber-i Nuriye’yi Feyzi yazdı.” (Kastamonu Lahikası, 95. Mektup)

“Aziz, sıddık kardeşlerim!”

“Onuncu Şuâ namında, yazdığınız Fihriste’nin İkinci Kısmı bana şöyle kuvvetli bir ümid verdi ki: Risale-i Nur benim gibi âciz ve ihtiyar ve zayıf bir bîçareye bedel, genç, kuvvetli çok Said’leri içinizde bulmuş ve bulacak.” (Barla Lahikası, 285. Mektup)

Selam ve dua ile…
Sorularla Risale Editörü

www.NurNet.org

Ahlaksızlık Pandemisi

Ahlaksızlık Pandemisi

“Sedd-i Zülkarneyn’in tahribiyle, Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur’anın tezelzülüyle Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müdhiş olan ahlâkta ve hayatta zulmetli bir anarşilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.”[1] 

Ahlak; hulk, huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları anlamına gelmektedir. Bu değerler birden fazla şeylerin ortak neticesi olarak toplum tarafından kabul edilmektedir.  

Değer yargılarının toplumlar arasında farklılık göstermesinin sebebi kültür olarak da ifade edilen ahlaki değer farklılıkları sebebiyledir. 

Toplumları kendi hedefleri için kendi kültürlerinden kopartarak melez bir toplum haline getirmek isteyen komitelerin olduğu aşikardır.  

Toplumlarda kültürel ve ahlaki değerler takriben elli senede değişime uğramaktadır. Bunu bilen komiteler toplumsal değerleri değiştirmek ve kendi emellerine müsait bir hale getirmek için kullanabileceği her şeyi kullanmaktadır. Toplumsal ahlak ve kültürü baltalayarak bir sonraki toplumsal kültürün temelleri ve şekli atılmaya başlıyor.  

Bu o kadar etkili bir silahtır ki, gelen kültürle önceki kültür tamamen zıtlıklar içerebilir. Şimdi Sosyal medya, önceleri radyo, tv, boyalı basın, sinema ile dünyada bir derece melez bir kültür haline getirilmek veya gayrinizami harp olarak kullanıldı, kullanılıyor ve kullanılacaktır. 

Herkesin bildiği malum sosyal mecralarda ahlaki ve kültürel dezenformasyon yaşanmaktadır. İlköğretim çağı çocukları geleceğin toplumsal dinamikleri olarak gören ve keşfeden sistem, sosyal medya silahıyla çocuklara önceki kültür ve ahlakın aktarılmasına mani oluyor. Neticede kuşak çatışması dediğimiz değer yargıları farklı olan kuşakları görüyoruz. Teknolojik emzik dediğim cihazlarla toplumun tüm kuşakları tehdit ve teşkil ediliyor, şekillendiriliyor. İlk kuşaklara bazı olumsuz değerler kabul etmese de kanıksatılıyor, sonraki kuşakta biraz daha tavizkar olarak ve son kuşakta ilk kuşakla tamamen farklı değerler tezahür ediyor.  

Dünya genelinde yaşanan Covid-19 pandemisi gibi ülkemizde ve İslam coğrafyasında da ahlak pandemisi yaşanmaktadır. Bu pandemi dünya genelinde toplumları tehdit ederek en kolay yayılma mecraları da sosyal medya mecraları olarak tablo görünüyor. Bu sebeple teknolojik emziklerin kullanımında hem kendimizi hem de neslimizin murakabesini yapmamız gerekiyor. 

Birisi ailemize laf etse, kan çıkarken aile efradımızın çeşitli fotoğrafları sosyal mecralara akarken buna sessiz kalmamız da bir garabet tablosudur. Gerçi ileride dijital sorunlara sebep olacaktır ama şimdilik fazla bir sorunu görünmüyor. 

Biz Müslümanlar milli ve manevi kültürümüzü, ahlakımızı yeni nesle aktarabilmek için mevcut sistemleri ve mecraları en randımanlı şekilde kullanmamız gerekmektedir. 

Aksi taktirde milli ve manevi değerlerimizde kuşak çatışması yaşanacaktır. 

“Hem bir müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist olur, hiçbir kayıd altında kalamaz; istibdad-ı mutlaktan, rüşvet-i mutlakadan başka hiçbir terbiye ve tedbirle idare edilmez.”[2] 

“Kemalâta medar hiçbir halet kalmaz. Vicdanı tefessüh eder, hayat-ı içtimaiyeye bir zehir olur.”[3] 

“Bu millet ve vatan, hayat-ı içtimaiyesi ve siyasiyesi anarşilikten kurtulmak ve büyük tehlikelerden halas olmak için, beş esas lâzım ve zarurîdir: Birincisi; merhamet.. ikincisi, hürmet.. üçüncüsü, emniyet.. dördüncüsü, haram ve helâlı bilip haramdan çekilmek.. beşincisi, serseriliği bırakıp itaat etmektir.”[4] 

Selam ve dua ile 

Muhammed Numan ÖZEL

[1] Tarihçe-i Hayat (304) 
[2] Tarihçe-i Hayat (507) 
[3] Emirdağ Lahikası-2 (244) 
[4] Kastamonu Lahikası (241)

Kaynak: RisaleHaber

Turgut Özal emir verdi: Risale-i Nur’un yasak olmadığını anlat

Turgut Özal emir verdi:

Risale-i Nur’un yasak olmadığını anlat

Turgut Özal, vefatının 28. yılında rahmetle anılıyor

İbrahim Bilgi’nin haberi:

RİSALEHABER-8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, vefatının 28. yılında rahmetle anılıyor. 1983-1989 yılları arasında 5 yıl 10 ay boyunca başbakanlık görevinde bulunan Turgut Özal ardından cumhurbaşkanı seçilmişti.

Özal, görevi sürerken şüpheli bir şekilde ölmüştü. Özal’ın vefatı o günden bu yana tartışma konusu.

Renkli kişiliği ile bilinen Özal, vefat ettiğinde en çok “sivil ve dindar” yönüne vurgu yapılmıştı. 

BAŞBAKAN TURGUT ÖZAL’A RİSALE-İ NUR SORUSU

1980 askeri darbesinin etkisi sürerken TBMM’nin 12 Mart 1985 tarihli oturumunda Risale-i Nur tartışması yaşanır. Milliyetçi Demokrasi Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Rıfat Bayazıt, Milliyet gazetesinde “Sözler Yayınevi sunar kararı siz verin” ilanının suç olduğunu ileri sürer. Bayazıt, Risale-i Nur kitaplarının propagandasının yapıldığına ilişkin Başbakan Turgut Özal’a sözlü soru yöneltir. Özal, soruyu cevaplandırmak için Adalet Bakanı M. Necat Eldem’i görevlendirir.

“NURCULUK LAİKLİĞE AYKIRI” FALAN-FİLAN

Sözlü soru önergesindeki bazı ifadeler Risale-i Nur’a yöneltilen bildik suçlamaları kapsıyor. Risale-i Nur muarızlarının kitabı okuyup eleştirmekten ziyade kulaktan dolma bilgilerle ithamda bulunduklarının bir örneği de soru önergesinde görülüyor:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımun Sayın Başbakan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasına müsaadelerini arz ederim.
Saygılarımla
Rıfat Bayazıt
Kahramanmaraş Milletvekilli

1-Nurculuk – Lâikliğe aykırı hareket – Gizli cemiyet teşkili – Said Nursi’nin fikirleri – Nur risalelerinin hukukî durumu – Türk Ceza Kanununun 163’üncü maddesinin uygulanmasını kapsayan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.9.1965 günlü ve 1/234 esas, 313 karar sayılı kararıyla Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 29.11.1969 günlü 1314 esas, 3169 karar sayılı, mahallî mahkemenin mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair ilamında, Nurculuk ve Nur risalelerinin temelinde laik Cumhuriyet esasına dayanan rejimin yerine, şeriat esaslarına uygun merkezî Mekkeî Mükerreme olacak bir İslam Devletler Birliğinin kurulmasının amaçlandığı, bu cümleden olarak dâ;
a) Kur’an dışında, bir Anayasaya lüzum olmadığının,
b) Atatürk Milliyetçiliğinin yerine İslam Milliyetçiliğinin ikamesi gerektiğinin,
c) Şeri mahkemelerin kurulması icap ettiğinin,
d) Evlenme, boşanma ve miras sorunlarının şeriat kurallarına bağlanması lazım geldiğinin,
e) Faizin yasak edilmesi ve bankaların kapatılması gerektiğinin,
f) Hilafetin geri getirilmesi icap ettiğinin,
g) Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma yolunda davranışların, öngörülmesinıin Anayasa ve kanunlara aykırı olduğu,

2-Nur risalelerinin Türk Ceza Kanununun 163’üncü maddesini ihlal eden yazıları ihtiva ettiği,
3-Said Nursi’ye bağlı olan nur talebelerinin, nurcuların ve bunlarla işbirliği yapanların, Devletimiz için bu kadar tehlikeli ve zararlı olan fikirleri kapsayan Nur risalelerini yaymak maksadıyla çoğaltarak halka dağıtmanın suç olduğu vurgulanmıştır.

Hal böyle iken bu defa, 35 inci yıl 13363 sayılı 19 Ocak 1985 tarihli Milliyet Gazetesinin 10’uncu sahifesindeki “Sözler Yayınevi sunar kararı siz verin” başlıklı ilanda yazılı olduğu şekilde Bediüzzaman Said Nursi‘nin yukarıda açıklanan Risale-i Nura ait yayınların takdim ve propagandası yapılmaktadır.

Kapsamı yukarıda açıklanan kesin ilam muvacehesinde bu konuda bir işlem yapılmış mıdır? Yapılmış ise hangi tarihlerde ve kimler hakkında yapılmıştır?

ÖĞRETİM ÜYESİ 3 HUKUKÇU RİSALE-İ NUR’U İNCELEDİ

Başbakan Turgut Özal’a sorulan soruları Özal’ın görevlendirmesi ile dönemin Adalet Bakanı M. Necat Eldem kürsüye çıkar ve yapılan tetkikat neticesinde Risale-i Nur’da “suç unsuru görülmediğini” açıklar:

ADALET BAKANI M. NECAT ELDEM (Mardin): Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri; Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Rıfat Bayazıt’ın Sayın Başbakana yönelttiği ve Sayın Başbakanımızın tarafımdan cevaplandırılmasını tensip kıldığı sözlü soruyu cevaplandırmak üzere huzurlarınıza gelmiş bulunuyorum.

Sayın Bayazıt’ın soru önergelerinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.9.1965 tarih ve 234 esas 131 karar sayılı ilamıyla Yargıtay Birinci Ceza Dairesinin 29.11.1969 tarih ve 1969’a 1314 esas 3169 karar sayılı ilamına temas edilerek, Risale-i Nur külliyatına dair bulunan bazı kitapların satışına dair gazetelerde yayınlanan ilanların ve bu ilanlara konu olan kitapların bu kararlar muvacehesinde incelenip, ne gibi bir işleme tabi tutulduğu sorulmaktadır.

Söz konusu kitaplar, diğer yayınlarda da olduğu gibi, neşrini müteakip yetkili cumhuriyet savcılığınca inceleme konusu yapılmış, ayrıca bakanlığımızca da gazetelerde yapılan ilk ilanlar üzerine tevessül olunan işlemin mahiyeti, 26.3.1984 gün ve 19507 sayılı yazımızla ilgili cumhuriyet savcılığından sorulmuştur. 

Soruşturmayla görevli cumhuriyet savcılığınca, söz konusu 35 adet kitabın incelenmesi için, İstanbul Üniversitesi Hükük Fakültesinde görevli 3 öğretim üyesinden meydana gelen bilirkişi heyeti oluşturulmuş, yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda ittihaz olunan raporda ezcümle bu tür aynı kaynaklı yayın sayısının 120 civarında olup, mezkûr Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği gibi, bunların daha önce dava konusu edildiği, ancak son yayınlarda evvelki suç unsurlarını ihtiva eden bölümlerin çıkarılmış bulunduğunun müşahede olunduğu, nitekim bu kitapların eski baskılarıyla yeni baskılarının kapsamları, sayfa adetleri ve muhtevalarında farklılıklar bulunduğu ifade edilerek; inceleme konusu yayınların 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Şeddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanuna, 6187 sayılı Vicdan ve Toplanma Hürriyeti Hakkındaki Kanuna ve Türk Ceza Kanununa aykırılık teşkil etmediği; inceleme konusu yapılan 35 adet kitap yanındaki belgeler arasında yer alan İstanbul Birinci Sulh Ceza Mahkemesinin 13.2.1961 tarihli müsadere kararında zikredilen kitapların yeni baskılarında da aynı hususiyetlerin görülmediği belirtilmiştir.

İlgili cumhuriyet savcılığınca da, aynı mülahazalarla, anılan kitaplarda suç unsuru görülmediğinden bahisle, 20.11.1984 tarih ve 1984/558-173 sayıyla takipsizlik kararı verildiği anlaşılmış bulunmaktadır.
Keyfiyeti bilgilerinize saygılarımla arz ederim.

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org