Kategori arşivi: Soru – Cevap

Regaib ne demek? Regaib Kandili’nde neler yapılır, nasıl ibadet edilir?

Regaib Kandili Nedir?

Regâib, arapça bir kelimedir ve “reğa-be” kökünden gelmektedir. “Reğa-be”, kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. “Reğîb” kelimesi ise, “reğabe”‘den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, “reğîbe”dir. “Reğîbe”nin çoğulu da “reğâib” dir. Kelime olarak “Regâib”in aslı budur.

Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler (ihsanlar, ikramlar) yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.

Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.

Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek… Sabbe, Arapçada dökmek demek… Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten… Receb-ül esabb; Allah’ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa’ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

Onun için, “Receb ayı tevbe ayıdır.” demişler. Yâni kul ne yapacak?.. “Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet…” diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk’ın yoluna girecek.

Şa’ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.

Sevgili Peygamberimiz (sas), Regaib Gecesi’nin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah’ın (sas) Receb’in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı rivayet edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tövbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.

Bu aylara “Çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bedüzzaman şöyle işaret ediyor: “Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerif’te yüzden geçer, Şaban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de otuz bine çıkar.” (Şualar) Bu geceyi fırsat bilerek gönlümüzü kasvetle boğan duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. Nefsin kötü arzularını frenleyip, huzur-u kalple ibadetin lezzetini almaya, o hal üzere Rabb’imize yönelmeye çalışalım. Gıybet, haset, riya, ucb, kin, nefret ve kanaatsizlik gibi kötü duygulardan temizlenelim.

Regaib Kandili’nde Nasıl ibadet edilmeli

Regaib Kandilini Nasıl ihya edelim?

Mümkünse oruçlu olarak karşılanmalıdır.

Kazâsı olanın hiç değilse bir günlük kazâ namazı kılması çok iyi olur.

Kur’an-ı Kerim okunmalı, tövbe, istiğfar edilip tefekkür hali üzere olmalıdır.

En azından yatsı ve sabah namazları camide cemaatle kılınmalıdır. Bu bütün geceyi ihya etmiş gibi sevap kazandırır.

“Lâ ilâhe illallah”, “Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed”, “Estağfirullah”, “Sübhânallah”, “Elhamdülillah”, “Allahu Ekber”, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm” gibi sözleri zikretmek, tekrar etmek çok sevaptır.

Regaib ile ilgili Ayet-i Kerimeler:

Regâib kelimesi Kur’an’da geçmemektedir. Ancak “reğabe”den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur’ân’da sekiz yerde geçmekte ve “reğabe”nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .

Ayrıca, “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.” (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır:”

Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:

• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. (Gunye)

• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. (Miftah-ül-cenne)

• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır. (Ebu Yala)

• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi. (İbn-i Asâkir)

• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)

• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)

• Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır.” (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)

• “Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)

• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )’dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: “Allahım! Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)

• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. (Taberânî)

• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)

Sorularla İslamiyet

Oversharing Nedir?

Oversharing Nedir?

Nedenleri, Sonuçları, Örnekleri, Çözüm Yolları ve Daha Fazlası

 

Günümüz dijital dünyasında sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları ve hızlı iletişim araçları hayatımızın ayrılmaz parçası haline geldi. Bu ortam, bağlantı kurmayı kolaylaştırırken aynı zamanda kişisel sınırları aşma riskini de artırıyor.

Oversharing (aşırı paylaşım), kişinin özel hayatına, duygularına, sağlık durumuna veya deneyimlerine dair gereğinden fazla bilgi ve detayı, uygun olmayan zamanlarda, yerlerde veya kişilerle paylaşmasıdır. Bu davranış yüz yüze sohbetlerden sosyal medya gönderilerine, iş yeri konuşmalarından aile grup sohbetlerine kadar geniş bir yelpazede kendini gösterebilir.

Oversharing sıklıkla samimiyetle karıştırılır ancak aslında duygusal dürtülerin kontrol edilememesi, zayıf sınırlar veya dış onay arayışından kaynaklanır. Kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede pişmanlık, mahremiyet kaybı, ilişkilerde gerilim ve hatta güvenlik riskleri yaratır. Araştırmalara göre, oversharing erken hayatta kalma içgüdüsüyle bağlantılı olabilir; sinirli veya duygusal anlarda daha fazla görülür. Ayrıca, sosyal medya kültüründe oversharing bireyler için faydalı olsa da (meselâutanç verici bilgileri paylaşmak destek getirebilir), iş dünyasında zararlıdır.

 

İslamî Perspektiften Oversharing ve Mahremiyet

İslam dini, mahremiyetin korunmasını temel bir ilke olarak vurgular. Oversharing, başkalarının veya kendi mahremiyetini ihlâl etmek anlamına gelebileceğinden, Kur’ân ve hadislerde şiddetle yasaklanan davranışlarla örtüşür.

Hucurât Suresi 12. Ayet: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın (tecessüs etmeyin). Birbirinizin gıybetini yapmayın…”

Bu ayet, başkalarının gizli hallerini araştırmayı ve ifşa etmeyi yasaklar; oversharing’in başkalarının mahremiyetini ihlal eden yönünü doğrudan kınar.

Nûr Suresi 30-31. Ayetler: Mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmalarını, iffetlerini korumalarını emreder. Bu, sadece bakışla sınırlı olmayıp, mahrem detayların paylaşılmasını da kapsar; aile içi veya kişisel mahremiyetin ifşası zinaya giden yolları açabilir.

Bakara Suresi 187. Ayet: “Onlar (eşler) sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz.” Eşler birbirinin ayıplarını örten elbise gibidir; mahremiyetin ifşası bu örtüyü yırtmak anlamına gelir.

 

Hadis-i Şerifler:

– “Kıyamet gününde Allah katında en kötü insan, eşiyle mahremiyet yaşayıp sonra onun sırrını ifşa eden kimsedir.” (Müslim, Nikâh 124)

– Sır saklamak emanettir: Müslüman’ın sırrı emanettir; ifşa etmek emanete hıyanettir.

– “Müslümanların gıybetini yapmayın ve onların gizli hallerini araştırmayın.” (Diyanet hutbelerinden alıntı)

 

Risale-i Nur’dan Atıflar: Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da mahremiyet ve sır kavramını sıkça vurgular. Mesela, bazı risaleler “mahrem” olarak nitelendirilir ve sadece belirli talebelere açıklanır; sırların korunması imanî bir sorumluluk olarak görülür. Emirdağ Lahikası’nda bazı sırların sadece yakın talebelere açılması, gereksiz paylaşımın sakıncasını ima eder. Nursî, mahremiyetin ihlalini hem bireysel hem toplumsal fitneye kapı açan bir davranış olarak görür; iffet ve emanet kavramlarını oversharing’in zıddı olarak işler.

Bu kaynaklar, oversharing’in İslam’da emanete hıyanet, tecessüs ve gıybet gibi günahlarla eşdeğer olduğunu gösterir. Dengeli paylaşım, sırları korumak ve mahremiyeti muhafaza etmek Müslüman’ın ahlakındandır.

 

Oversharing’in Tarihçesi ve Evrimi

Oversharing, sosyal medya öncesi dönemlerde de var olsa da, dijital çağla birlikte patlama yaptı.

1990’larda internet forumları ve bloglarla başlayan kişisel paylaşım, 2000’lerde Facebook ve Twitter (şimdi X) ile kitleselleşti. Pandemi döneminde yalnızlık artınca oversharing yüzde 20-30 oranında yükseldi (istatistiklere göre sosyal medya kullanımındaki artışla paralel).

Tarihsel olarak, oversharing “travma response” olarak evrilmiş; DSM’nin (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) travma tanımlarının genişlemesiyle “victimhood culture” yayılmış, insanlar travmalarını paylaşarak destek aramaya başlamış.

 

Oversharing’in Nedenleri

Oversharing genellikle birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkar:

1.Duygusal boşalım ve stres azaltma ihtiyacı – Yoğun kaygı, öfke veya üzüntü anlarında içteki baskıyı dışarı atmak için paylaşım yapılır. Bu, travma response olarak da bilinir ve kendini aşağılanmış hissetmeye yol açar.

2.Yalnızlık ve hızlı bağlantı kurma arzusu – Özellikle izolasyon dönemlerinde insanlar yakınlık hissetmek için erken ve derin paylaşım yapar. Gerçek bir sohbet arzusu da tetikleyici olabilir.

3.Dikkat çekme ve dış onay ihtiyacı – Sosyal medyanın beğeni/comment mekanizması dopamin salınımını tetikler; düşük özgüven bu döngüyü besler. Narsisizm veya düşük özsaygı da rol oynar.

4.Sosyal kaygı – Sessizliği doldurma veya kabul görme çabası aşırı konuşmaya/paylaşmaya yol açar.

5.Sosyal medya tasarımı – Platformlar impulsif paylaşımı teşvik eder, düşünmeden gönderi atmayı kolaylaştırır. Facebook gruplarında oversharing, sosyal destek hissiyle artar ama siber zorbalık riski getirir.

6.Kişilik özellikleri ve geçmiş deneyimler – Borderline eğilimler, çocuklukta sınır eğitimi almamak veya travma geçmişi oversharing riskini artırır. Ayrıca, düşük benlik saygısı veya dikkat arayışı da neden olur.

 

Oversharing’i Tetikleyen Durumlar

– Ani duygu dalgalanmaları,

– Alkol/madde etkisi,

– Yorgunluk veya uykusuzluk,

– Gergin ortamlarda sessizliği doldurma ihtiyacı,

– Beklenmedik ilgi veya empati gördüğünde sınırları unutma,

– Travma sonrası stres (PTSD) atakları, utanç verici videolar paylaşma dürtüsü (düşük özsaygı veya narsisizmden).

 

Oversharing Örnekleri

Yüz yüze sohbetlerde:

– Yeni tanıştığınız birine boşanma sürecinizin tüm detaylarını, eşinizin aldattığını veya mahkeme tarihlerini anlatmak.

– İş yerinde kahve molasında cinsel hayatınızın ayrıntılarını paylaşmak.

– Grup ortamında çocukluk travmalarınızı veya aile içi şiddet hikayelerinizi detaylıca aktarmak.

 

Sosyal medya ve dijital platformlarda:

– İlişki kavgası sonrası Instagram hikayesine mesaj ekran görüntüleri atmak.

– Hamilelik testi, düşük veya tıbbi rapor fotoğraflarını paylaşmak.

– Finansal durumunuzu (maaş, borç, ekstre) herkese açık şekilde ifşa etmek.

– Ruh hali dalgalanmalarını “Hayattan bıktım” tarzı intihar düşünceleriyle paylaşmak.

– Tatil selfie’si ile evinizin boş olduğunu ifşa etmek (güvenlik riski).

 

Diğer ortamlar:

– İlk randevuda eski sevgililerin cinsel performanslarını anlatmak.

– Grup WhatsApp’larında partnerle yatak odası sorunlarını tartışmak.

– Canlı yayında aile sırlarını veya iş detaylarını ifşa etmek.

– Crypto trader’ların servetlerini göstererek kaçırılma riski yaratması.

 

Oversharing’in Özel Alanlardaki Yansımaları

Çocuk yetiştirme (Sharenting):

– Çocuğun bez değiştirme, tuvalet eğitimi veya utandırıcı okul olaylarını paylaşmak.

– Risk: Çocuğun gelecekteki mahremiyet kaybı, zorbalık malzemesi olma, pedofili riski.

 

Aile hayatı:

– Eşle mahrem anlar duygular veya kavga mesajlarını aile grubuna atmak.

– Risk: Güven erozyonu, çocukların duygusal yükü, boşanma süreçlerinde hukuki sorun. Evlilikte oversharing, dışarıdan müdahaleye kapı açar.

 

İş hayatı:

– Ofiste ilişki veya sağlık detaylarını meslektaşlarla paylaşmak.

– Risk: Profesyonel itibar kaybı, dedikodu, terfi fırsatlarının azalması.

 

Sosyal kimlik ve dijital varlık:

– Politik/dini görüşleri agresif şekilde savunmak, eski sevgililerin sırlarını ifşa etmek.

– Risk: İş kaybı, online taciz, doxing, cancel culture. Toplumsal paylaşım kültürü kişisel veri güvenliğini zorlaştırır.

 

Oversharing’in Kültürel Farklılıklar

Kültürler arası oversharing farklılık gösterir. Batı kültürlerinde bireysel ifade teşvik edildiği için oversharing daha yaygındır (meselâ ABD’de sosyal medya paylaşımı yüzde 60). Doğu Asya’da (Japonya, Çin) kolektif utanç korkusu oversharing’i azaltır, mahremiyet daha korunur.

Afrika ve Latin Amerika’da aile odaklı kültürler, paylaşımı teşvik etse de sınırlar daha katıdır.

Küresel olarak, sosyal medya bu farkları eritiyor ama yerel normlar hâlâ etkili.

 

Oversharing’in Olumlu Yönleri

Her zaman zararlı değil: Oversharing, sosyal destek artırabilir, farkındalık yaratır (meselâakıl sağlığı kampanyaları) ve ilişkileri derinleştirir. Ancak, seçici olmalı; gerçek vulnerability (seçici paylaşım) faydalı, oversharing ise zararlıdır.

 

Ünlü Örnekler ve Ünlülerin Oversharing’i

Ünlüler sık overshare eder: Kim Kardashian’ın ilişki detayları, Elon Musk’ın X’teki kişisel düşünceleri, Britney Spears’ın travma paylaşımları. Bunlar dikkat çeker ama pişmanlık getirir (meselâKanye West’in bipolar atakları sırasında oversharing). Olumlu örnek: Oprah Winfrey’nin travma paylaşımı farkındalık yarattı.

 

Araştırmalar ve İstatistikler

– Sosyal medyada oversharing yapanların yüzde 40’ı pişmanlık yaşıyor (Pew Research).

– Travma mağdurlarının yüzde 30’u oversharing’i response olarak kullanıyor.

– Facebook gruplarında oversharing, siber zorbalık riskini yüzde 25 artırır.

– Kadınlar erkeklere göre yüzde 15 daha fazla overshare eder (cinsiyet normları nedeniyle).

 

Oversharing vs. Undersharing

Oversharing aşırı paylaşımken, undersharing (az paylaşım) izolasyona yol açar.

Dengeli paylaşım idealdir: Samimiyet kurun ama mahremiyeti koruyun. Undersharing, ilişkileri yüzeysel kılar; oversharing ise yük getirir.

Oversharing’in Travma Bağlantısı: Derinlemesine İnceleme

Oversharing, sıklıkla travma response olarak ortaya çıkar ve “trauma dumping” (travma boşaltma) olarak adlandırılır. Travma yaşamış kişiler, içsel baskıyı azaltmak, onay almak veya bağlantı kurmak için aşırı paylaşımda bulunur. Bu, özellikle çocukluk travmalarında (ebeveyn duygusal istismarı gibi) şartlanma sonucu oluşur:

Çocuklar, ceza korkusuyla paylaşmaya zorlanır ve yetişkinlikte bu alışkanlık devam eder. Travma response’ları arasında “fawn” tipi öne çıkar: Kişi, çatışma veya terk edilme korkusuyla insanları memnun etmek için overshare eder.

 

Travma ve Oversharing’in Psikolojik Mekanizması:

– Şartlanma ve Korku: Çocuklukta ebeveynler tarafından sorgulanma veya cezalandırma, oversharing’i bir savunma mekanizması haline getirir. Yetişkinlikte, sessizlik ceza gibi algılanır ve kişi aşırı paylaşarak “güvenli” kalmaya çalışır.

– Onay Arayışı: Travma mağdurları, deneyimlerini doğrulatmak için paylaşır. Savaş veya şiddet travmalarından farklı olarak, duygusal travmalar (istismar) toplumca az kabul gördüğü için oversharing artar.

– Travma Dumping Özellikleri: Bu, monolog gibi olur; karşı tarafın rızası veya hazırlığı dikkate alınmaz. Sosyal medyada yaygınlaşır ve “victimhood culture”ı besler. Oversharing, geçici rahatlama sağlar ama pişmanlık ve izolasyon getirir.

– Travma Türlerine Göre Farklılıklar: Fiziksel travmalarda undersharing (az paylaşım) yaygınken, duygusal istismarda oversharing baskındır. CPTSD (kompleks travma sonrası stres bozukluğu) olanlarda, çocukluk sessizliğinin tepkisi olarak oversharing görülür.

 

Travma Bağlantılı Oversharing Örnekleri:

– Yeni bir arkadaşınıza çocukluk istismarınızı detaylı anlatmak, onay arayışıyla.

– Sosyal medyada travmatik bir olayı (düşük, ayrılık) anlık paylaşmak, rahatlama için.

– Terapi dışı ortamlarda travma hikayelerini tekrar tekrar anlatmak, bağ kurma çabasıyla.

 

Travma Bağlantısını Yönetme Yolları:

– Farkındalık Oluşturma: Oversharing dürtüsünü fark edin; “Bu paylaşım korkudan mı geliyor?” diye sorun.

– Terapi Yaklaşımları: Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) veya EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme), travma köklerini işler ve oversharing’i azaltır.

– Sınırlar ve Alternatifler: Rıza alın (meselâ”Bu konuyu konuşabilir miyiz?”); günlük tutma veya destek gruplarını kullanın.

– Karşı Taraf İçin Stratejiler: Oversharing’e maruz kalırsanız, nazikçe yönlendirin: “Bu zor olmalı, bir uzmana danışmayı düşündün mü?”

Travma bağlantılı oversharing, hayatta kalma stratejisi olsa da, iyileşmeyle dengelenebilir. Profesyonel yardım, bu döngüyü kırmanın anahtarıdır.

Oversharing’in Psikolojik Sonuçları

– Pişmanlık ve utanç hissi (“Vulnerability hangover”).

– Artmış anksiyete ve stres (sürekli tepki bekleme).

– Yalnızlık ve izolasyon (karşı tarafın uzaklaşması).

– Mahremiyet kaybı ve güvenlik kaygısı.

– ilişkilerde güven zedelenmesi.

– Depresif belirtiler ve özsaygı düşüşü.

– Siber zorbalık riski.

Oversharing, victimhood culture’ı besler ve travma döngüsünü uzatır.

Sınır Koyma: Oversharing’in En Etkili Çözümü

Zayıf sınırlar oversharing’in ana nedenidir. Sağlıklı sınırlar koymak bu alışkanlığı büyük ölçüde önler.

Pratik 3 Teklif: Oversharing’i Azaltmak İçin Hemen Uygulanabilir Üç Strateji

  1. Teklif: “3 Soru Kuralı” ile Her Paylaşımı Filtreleyin

Paylaşım yapmadan önce kendinize şu üç soruyu zorunlu olarak sorun ve üçüne de “evet” cevabı almadan paylaşmayın:

– Bu bilgi gerçekten gerekli mi? (Karşı tarafın bilmesi şart mı?)

– Bu paylaşım uygun mu? (Zaman, yer ve kişi doğru mu?)

– Yarın sabah uyandığımda bunu paylaşmış olmayı hâlâ ister miyim? (Duygusal dürtü geçtikten sonra pişman olur muyum?)

Bu üç soruyu bir not defterine veya telefon hatırlatıcısına yazın. Her gün en az bir kez bu kuralı uygulayın; bir hafta içinde oversharing oranınız belirgin azalacaktır.

  1. Teklif: “Mahremiyet Hiyerarşisi” Tablosu Oluşturun

Bir kâğıda veya telefon notuna şu tabloyu çizin ve doldurun:

 

| Konu Kategorisi | Kimlerle Paylaşabilirim? | Asla Paylaşmam |

|————————|—————————-|—————————-|

| Sağlık/Cinsellik/Finans | Sadece partner veya terapist | Sosyal medya, iş yeri, geniş aile |

| İlişki sorunları | 1-2 çok yakın arkadaş | Grup sohbetleri, yeni tanışanlar |

| Günlük ruh hali   | Yakın aile veya günlük  | Herkese açık hikaye/reel |

| Çocukla ilgili detaylar | Eş/partner  | Sosyal medya (yüz göstererek)|

Bu tabloyu görünür bir yere koyun. Her paylaşım öncesi tabloya bakın. Bu basit araç, sınırlarınızı somutlaştırır ve karar vermeyi hızlandırır.

  1. Teklif: “Duygusal Boşalım Alternatifleri” Listesi Hazırlayın ve Kullanın

Oversharing genellikle duygusal boşalım ihtiyacından doğar. Bunun yerine şu üç alternatifi sırayla deneyin:

– Seçenek 1: 10 dakika serbest günlük tutun (kimse okumayacak, sadece yazın ve rahatlayın).

– Seçenek 2: 15-20 dakika yürüyüş veya spor yapın (endorfin salgılatır, rahatlama sağlar).

– Seçenek 3: Güvenilir tek bir kişiye (terapist, en yakın arkadaş) sınırlı ve önceden belirlenmiş ölçüde anlatın.

Bu üç alternatifi bir “rahatlama menüsü” gibi telefonunuza kaydedin. Dürtü geldiğinde önce bu listeden birini seçin; paylaşım dürtüsü büyük ölçüde azalacaktır.

Bu üç teklifi aynı anda uygulamaya başlayın; birbirlerini tamamlar ve kısa sürede alışkanlık haline gelir. Ayrıca, oversharing’i durdurmak için 15 yol: Sessizliği kucaklayın, soru sorun, dinleyin, sınırlarınızı bilin vb.

 

Dijital Mahremiyet İpuçları: Oversharing’i Dijitalde Önlemek

  1. Hesap ayarları: Profilleri gizli yapın, 2FA aktif edin, tanımadık kişileri çıkarın.
  2. Paylaşım alışkanlıkları: 24 saat kuralı uygulayın, “Gerekli mi?” sorusunu sorun.
  3. Çocuk içerikleri: Yüzünü gizleyin veya paylaşmayın.
  4. Kişisel veri: Konum, adres, sağlık, finans detaylarını asla paylaşmayın. Crypto’da privacy araçları (ZK proofs) kullanın.
  5. Eski içerikler: Düzenli temizlik yapın.
  6. Uygulama izinleri: Mikrofon, kamera, konum erişimini sınırlayın.
  7. Güvenli iletişim: Grup sohbetlerinde dikkatli olun, şifreli uygulamalar tercih edin.
  8. Dijital detox: Belirli zamanlarda sosyal medyadan uzak durun. Hukuki olarak, KVKK gibi yasalar kişisel veri oversharing’ini cezalandırır.

Profesyonel Yardım: Ne Zaman ve Nasıl Alınmalı?

Eğer oversharing kronikse (travma kaynaklıysa), psikolog veya terapist şart. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) etkili; travma response’larını yönetir. Belirtiler: Sürekli pişmanlık, yalnızlık artışı. Grup terapileri (meselâanonim destek grupları) faydalı olabilir.

Self-Help Egzersizleri

  1. Günlük journaling: Duyguları yazın, paylaşmayın.
  2. Mindfulness meditasyonu: Dürtüleri fark edin.
  3. Rol oynama: Arkadaşınızla sınır koyma pratiği yapın.
  4. Haftalık review: Paylaşımlarınızı gözden geçirin, neyi azaltacağınızı belirleyin.

Günlük Uygulama Planı

Oversharing’i kontrol altına almak için şu basit günlük taktiği uygulayın:

  1. Sabah (5 dakika): Mahremiyet hiyerarşisi tablonuzu gözden geçirin ve günün sınırlarını hatırlayın.
  2. Paylaşım dürtüsü geldiğinde: Hemen “3 Soru Kuralı”nı uygulayın; cevaplar “evet” değilse, alternatif boşalım menüsünden birini seçin (günlük tutma, yürüyüş vb.).
  3. Akşam (10 dakika): Gün içinde yaptığınız paylaşımları gözden geçirin. “Keşke paylaşmasaydım” dediğiniz var mı? Varsa not alın ve bir sonraki gün için ders çıkarın.

Bu taktiği 21 gün üst üste uygularsanız, yeni sınır koyma alışkanlığınız kalıcı hale gelir.

Unutmayın: Gerçek samimiyet, her şeyi anlatmak değil; doğru zamanda, doğru kişiyle ve doğru miktarda paylaşmaktır. Mahremiyetinizi korumak, hem dünyevî hem uhrevî bir emanettir. Hucurât Suresi’nde buyurulduğu gibi, tecessüs ve gıybetten sakının; sırlarınızı ve başkalarının sırlarını elbise gibi örtün. Kendinize, sevdiklerinize ve Rabbimize karşı emanete riayet edin. Bu bilinçle yaşadığınızda, hem ruhunuz huzur bulacak hem ilişkileriniz daha sağlam ve bereketli olacaktır.

Küçük bir adımla başlayın bugün – ve göreceksiniz ki, az paylaşmak çoğu zaman en büyük zenginliktir. Allah mahremiyetimizi korusun ve bizi iffetli kullarından eylesin.

Mahremiyet insanın şahsi hukukunu saygınlığını koruması için Allah’ın çizmiş olduğu sınırdır bu sınırları ihlal eden kişi hem kendi hakkına hem de karşısındakinin hakkına girmiş olacak ve bir kul hakkı ihlal edilmiş olacak.

 

Selâm ve duâ ile..

Muhammed Numan Özel

Kaynak:Kastamonur.com

NurNet

Merak Edenlere: ‘Nurculuk Nedir?’

Merak Edenlere: ‘Nurculuk Nedir?’

Nurculuk, Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı etrafında şekillenen bir İslami harekettir. Ehl-i Sünnet itikad ve amelinde olan ifrat ve tecrit anlayışlardan uzak, kendi halinde bir Müsbet hareket anlayışıyla hizmet etmektedir.

Nur Talebeleri genellikle Risale-i Nur eserlerinin Kur’an tefsiri olduğunu ve iman hakikatlerini açıklamaya odaklandığını vurgular. Bu anlatım, samimi bir şekilde iman hizmeti, Kur’an’a bağlılık ve ahlâkî ilkeler üzerine kuruludur.

Nurculuk, bir mezhep ya da tarikat değil, Kur’an’ın çağdaş, manevi bir tefsiri etrafında bir araya gelen bir topluluktur.

Nurcular, bu hareketi “iman ve Kur’an hizmeti” olarak tanımlar ve Risale-i Nur’un, modern çağın materyalist ve ateist akımlarına karşı imanı güçlendiren bir rehber olduğunu ifade ederler.

Nurcular birbirine nurculuğu nasıl anlatır?

Risale-i Nur’un Merkezi Rolü: Nurcular, Risale-i Nur’u Kur’an’ın çağdaş bir tefsiri olarak tanıtır ve onun iman esaslarını aklî ve mantıkî delillerle açıkladığını belirtirler. Bunu eline bir risale alıp okuyan herkes görebilmektedir. Nur Talebeleri bu eserlerin okunması, anlaşılması ve başkalarına aktarılmasının temel bir görev olduğunu vurgularlar. Mesela, Risale-i Nur’un namazın hikmeti gibi konuları derinlemesine ele aldığı, ancak ibadetlerin nasıl yapılacağından ziyade neden yapılması gerektiğine odaklandığı ifade edilir. Bu, sûret ve şekille ilgilenmek değil işin hakikatini anlatmak ve vurgulamaktır. Çünkü hakikatten mahrum kalan kimseler ne sûretiyle meşgul ne de merak ederler. Mahiyet ve hakikat Nur Talebeleri için çok mühimdir.

İman Hizmeti ve İhlas: Nurculuk’ta en temel esas kavram ve ulaşılması gereken niyet “ihlas”’tır. Bu sebeple Allah rızası için çalışmayı merkeze alır.

Nurcular, birbirine bu hareketin dünyevi çıkarlar veya siyasî hedefler gütmediğini, sadece iman kurtarma amacı taşıdığını ifade ederler. Aktif siyasete topluluk halinde değil girmek isteyen olursa ferdî olarak kendi adına siyaset yapabileceğini ifade ederler.

Nurculuk, doğrudan doğruya Kur’an yolu’dur ve İslam’ı yaşamanın bir rehberidir. Ehl-i Sünnet’in -Türkiye başta olmak üzere- bir kalesidir. Hatta şunu ifade etmem gerekir ki bu ülkenin ehl-i sünnet kalmasının en büyük sebebi, en büyük payesi, en büyük nokta-yı istinadı Risale-i Nur hizmetidir. Kimsenin ortada görünmediği zamanlarda ortaya çıkmaya cesaret edemediği zamanlarda binden fazla mahkemeye çıkmış ve hepsinde beraat etmiş bir hizmet anlayışıdır.

Mütalaa Kültürü: Nurcular, Risale-i Nur’u anlamak için “mütalaa” adı verilen ortak okuma programları düzenler. Bu programlar, herkesin anladığını ifade etmesine imkân tanınır ve bir kişinin diğerlerine hâkim olması engellenir. Bu, Nurculuğun kolektif bir anlayış ve öğrenme sürecine dayandığını gösterir. Mütalaa’dan uzak kalan ve sadece kendi çabasıyla anlamaya çalışanlar bu yolda daha yavaş yol alırken mütalaa kültürüyle okuyanlar daha hızlı yol alabiliyor. Tek düze kendi çabasıyla istifade edenler tek akılla hareket ettiği için bazı aksamalar veya yanlışlıklar da mevzubahis olabiliyor.

Misâlleme: Nurcular, Nurculuğu anlatırken genellikle Bediüzzaman’ın hayatından, Risale-i Nur’dan ve Saf-ı evveli teşkil eden Ağabey’lerden misaller verir. Mesela, bir İngiliz öğrencinin “Tabiat Risalesi”ni okuyarak san’at-sanatkâr ilişkisini nasıl etkileyici bir şekilde anlattığı gibi misaller paylaşılır. Bu tür misâller, Nurculuğun evrensel bir mesaj taşıdığını ve farklı kültürlerden insanları etkilediğini vurgular. Veya ateist birisini bir nur talebesi ile olan münazarası neticesinde Müslüman olması, şehadet getirmesi gibi..

Nurculuk Taslar

Nurculukla ilgili eleştirilerde, bazı Nurcuların hareketi yanlış yansıttığı veya abartılı bir şekilde sunduğu iddia edilir. Bu bağlamda, Nurculuğun “taslanması” şu şekillerde karşımıza çıkabilir:

Abartılı Üstünlük İddiaları: Bazı eleştirilerde, Nurcuların kendilerini diğer Müslümanlardan üstün gördüğü, Risale-i Nur’u Kur’an’ın önüne geçirdiği veya Nur talebelerini “cennete ehil” saydığı öne sürülür. Bazı mihraklar Nurcuların risaleleri ibadet haline getirdiğini iddia eder, ancak Nurcular bu tür yorumları reddeder ve Risale-i Nur’un Kur’an’ı anlamaya bir araç olduğunu ifade edilir. Ama bu sadece kuru bir ifade değil hakikatin ta kendisidir.

Risale-i Nur Hizmeti’nin etkisini tesirini kırmak isteyen mihraklar çeşitli yaftalamalarla bu maksada yönelik çalışmaktadırlar. Gerek yazılı basın, gerek görsel basın, gerekse sosyal medya aracılığıyla her argümanı kullanmaya çalışıyorlar. Ya insanların değil ateist olması için veya kendi hizmet hareketlerine katılmalarını sağlama -bir nevi rekabet- sebebiyle.. hatta o kadar ki içeriye adam tutup bu hizmettenmiş gibi gösterip onun yanlış yapmasıyla tüm Risale-i Nur talebelerini de töhmet altında bırakmaya da çalışıyorlar.

Hiyerarşik Yapı ve Taklitçilik: Nurculuğun hiyerarşik bir yapı oluşturduğu ve bazı Nurcuların risaleleri anlamadan taklit ettiği eleştirisi yapılır. Bu, özellikle “abiler” aracılığıyla yönlendirme yapıldığı iddiasıyla ilişkilendirilir. Ancak, Risale-i Nur Hizmeti siyasî maksadlı bir hizmet olmadığı için bu yafta tamamen havada kalıyor.

Hizmetin şahsî anlayış ve ihlas üzerine kurulu olduğunu, hiyerarşinin değil, meşveretin, danışmanın esas alındığını ifade etmek istiyorum. Bunu söyleyenler ya Risale-i Nur Hizmeti’nin mahiyetini bilmeden tabiri caizse kahvene ağzıyla yaptığı lakırdı türünden.

Siyasi ve Etnik Tartışmalar: Nurculuğun, bazı çevrelerce Kürt milliyetçiliğiyle ilişkilendirildiği veya siyasî amaçlar güttüğü iddia edilir. Bu tür eleştiriler, özellikle Said Nursi’nin Kürt kökenine vurgu yaparak hareketi “bölücü” olarak nitelendirir. Ancak Nurcular, hareketin evrensel bir İslam anlayışı sunduğunu ve siyasi veya etnik bir ajanda taşımadığını bir parça Risale okutan görecek ve bu lakırdılara gülüp geçecektir.

Kapalı Topluluk Algısı: Nurculuğun “ser ver, sır verme” politikası izlediği ve dışarıya kapalı bir yapı gibi göründüğü eleştirisi de bulunurlar. Bu, bazı Nurcuların hareketi tanıtırken fazla gizemli veya seçkinci bir tavır sergilemesiyle ilişkilendirilebilir. Oysa Nurculuk herhangi bir özel tören veya üyelik olmadan herkesin Risale-i Nur’dan faydalanabileceğini ifade etmektedir. Hemen hemen bu da boş bir sözdür.

Hülasa: Nurcular, birbirine Nurculuğu anlatırken Risale-i Nur’un Kur’an’ı anlamaya yönelik bir rehber olduğunu, iman hizmetini ve ihlası merkeze aldığını vurgular. Bu anlatım, genellikle samimi, delile dayalı ve evrensel bir İslam anlayışına odaklanır. Lâhikalar hizmetin usul ve esaslarını ders vermektedir.

Nurculuk, Kur’an ve sünnete bağlı, mezhep veya tarikat olmayan ve herkesin istifadesine açık bir iman hizmetidir.

Risale-i Nur Külliyatı ise toplam 20 cilden oluşan çağdaş bir Kur’an tefsiridir.

İnternet çağı ve bilgiye erişimin sıkıntılı olmadığı bir zamanda yaşadığımız hepimizin mağdurları dolayısıyla hangi konu olursa olsun duyulan bir şeyi körü körüne kabul etmek yerine araştırmak birçok yanlış anlaşılmanın ve anlamının önüne geçmeye sebep olacaktır.

Selam ve dua ile.

Muhammed Numan ÖZEL

Kaynak: RisaleHaber

www.NurNet.org

İslami Epistemoloji ve Ontolojinin Köprüleri

İslami Epistemoloji ve Ontolojinin Köprüleri

 

Risale-i Nur’un Marifetullah derslerinde takip edilen usuller, esasen insanın imanını güçlendirmeye ve Allah’a olan kulluk bilincini artırmaya yönelik olan bir dizi tarz-ı telakki, metod ve yaklaşımdır. Bediüzzaman Said Nursi, eserlerinde temel olarak dayandığı ve hedeflediği prensipleri seb’a semâvat kaidesine göre 7 maddede şöyledir:

 

1.Akıl ve kalp arasındaki denge

2.Kur’an’a dayalı deliller

3.Tevhid ve vahdet

4.Sürekli manevi tefekkür:

5.Misallerle açıklama

6.Felsefi ve bilimsel argümanlar

7.İmanî ve ahlaki temeller

 

Bu maddeler, Marifetullah yolculuğunda hem aklı hem de kalbi kullanan, kitap temelli, felsefe ve bilimle diyalog kuran, pratik ahlâk ve sürekli tefekkürü esas alan dengeli bir sistemi ifade eder.

 

1.Akıl ve kalp arasındaki denge: Risale-i Nur, insanın akıl ve kalbini birbirini tamamlayacak şekilde kullanmasını teşvik eder. Akıl, Allah’ın varlık ve kudretine dair marifetullah delilleri anlamada yardımcı olurken, kalp ise iman hakikatlerini kabul etme ve bu hakikatlere derin bir şekilde teslim olma noktasında önemli bir rol oynar.

Bilgiler akıl yoluyla anlaşılır, yorumlanır ve doğrulanır. Kalp ise bu bilginin pratik hayat ve maneviyat alanında deneyimlenmesi (irfan) için gereklidir.

 

2.Kur’an’a dayalı deliller: Marifetullah derslerinde, Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları gibi temel tevhidî konular, Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine dayandırılarak açıklanır. Kuru bir fikir ve tez olarak ileri sürülmez.

 

Kur’an-ı Kerim, evrendeki her şeyin Allah’ın varlığına, kudretine, hikmetine işâret eden bir âyet olarak görülür ve gosterilir. Buna marifetullahta derinlik kazanmak olarak bakabiliriz. Bu bakımdan Risale-i Nur, her şeyin Allah’ı tanıma ve anlama yönündeki birer işâreti olarak değerlendirilmesini savunur.

Bunu da “Eğer yerdeki ağaçlar kalem olup, denizler mürekkeb olsa, Cenab-ı Hakk’ın kelimatını yazsalar, bitiremezler.”[1] Âyetinden istinbat ederek çıkarımda bulunmuştur.

 

3.Tevhid ve vahdet: Marifetullah ve Muhabbetullah derslerinde, Allah’ın birliği, tevhid meselesi sık sık nazara verilir.

vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak ve kalbler Zât-ı Akdes’i unutmamak için, daima vâhidiyetteki Sikke-i Ehadiyeti nazara veriyor.”[2]

 

“Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlûkatta tezahür eden vâhidiyet içinde ukûlü boğmamak için, daima o vâhidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor.”[3]

 

Her şeyin Allah’ın kudret, ilim, hikmet terazisinde var olduğu ve bir kader planında ilerlediği gerçek anlamda vurgulanır.

 

4.Sürekli manevi tefekkür: Risale-i Nur’un usûllerinden biri de, sürekli olarak Allah’ı tefekkür etmek ve O’nun varlığını her an hissetmektir.

Demek hayat, bir nokta-i mihrakıye hükmünde; muhtelif sıfât birbiri içine girer, belki birbirinin aynı olur.

Güya hayat tamamıyla hem ilimdir, aynı halde kudrettir, aynı halde de hikmet ve rahmettir ve hâkeza…[4]

Bu, insanın ruhsal derinliğini artırmak, dünyevi kaygılardan uzaklaşmak ve gerçek huzuru bulmak için temel bir yol olarak kabul edilir. Bir tefekkür ve tezekkür murakabesi olarak adlandırabiliriz bunu.

 

5.Misallerle açıklama: Risale-i Nur’un her dersinde çeşitli misâller, benzetmeler, tasvirler, betimlemeler ve kıssalar kullanarak, soyut iman hakikatlerini somutlaştırır. Böylece meselelerin daha kolay anlayabilmesini sağlar ve derinlemesine düşünmesine yardımcı olur. Hem de bu metod Kur’an’ı Kerim’in metodu olduğu için zihinlerde betimlemeler ve misâller daha kalıcı oluyor.

Anlaşılması zor hakikatler, hem pratik ve somut misaller (analojiler, kıssalar) hem de güncel felsefi ve bilimsel verilerle desteklenir. Bu, mesajın hem sıradan insana hem de entelektüel kişiye ulaşmasını sağlar.

Bunu Haşir Risalesinde “Risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler sûretinde yazdığımın sebebi; hem teshil, hem hakâik-i İslâmiye ne kadar mâkul, mütenâsib, muhkem, mütesânid olduğunu göstermektir.

Hikâyelerin mânâları, sonlarındaki hakikatlerdir.

Kinâiyat kâbîlinden yalnız onlara delâlet ederler.

Demek, hayâlî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir.”[5] şeklinde ifâde edildiğini okumaktayız.

 

6.Felsefi ve bilimsel argümanlar: Risale-i Nur, İslam’ın hakikâtlerini savunurken, modern bilimin bulgularını da kendi lehine kullanır. Bu, hem akılcı bir yaklaşımı hem de imanî hakikatlerin evrensel geçerliliğini ortaya koyma adına önemli bir usuldür. Yani, dinî hakikatler ile bilimsel gerçekler birbirini çelişmeyen iki alandır ve birbiriyle uyumlu şekilde anlatılır. Bir çelişki ve çatışma değil bir madalyonun iki yüzü gibi olduğunu gösterir.

Âlem-i insâniyette, zamân-ı Âdem’den şimdiye kadar iki cereyân-ı azîm, iki silsile-i efkâr; her tarafta ve her tabaka-i insâniyede dal budak salmış, iki şecere-i azîme hükmünde…”[6] devam etmektedir kıyâmete ve Cennet ile Cehenneme kadar da devam edecek.

 

7.İmanî ve ahlâkî temeller: Risale-i Nur’un bir başka önemli usulü, iman ve ahlâkın birlikte ele alınmasıdır. İman yalnızca bir inanç itikad meselesi değil, aynı zamanda insanın ahlâkî hayâtını doğrudan şekillendiren bir gerçektir. Marifetullah derslerinde, iman hakikatleri kişinin günlük hayatında nasıl bir davranışa dönüşmelidir sorusu sıkça işlenir. İtikad ve amelin birbirini desteklemesi gerektiğini, takvâ insan kalbinin süsü olduğu, ameller insanı istikamette ve diri tuttuğunu ders vermektedir.

Bilgi yalnızca teoride kalmaz; tefekkür ve imanî-ahlâkî temeller yoluyla hayata geçirilir. Amaç, kuru bilgiden ziyade, eylemle bütünleşmiş bir marifete ulaşmaktır. İtikad ve amel bütünlüğüdür.

 

Nasilki semâvat yedi tabaka halinde, bizde yedi maddede geleneksel İslâmî ilimlerdeki üç ana disiplin olan Kelam, Tasavvuf ve Fıkıh yönleriyle dengeli ve kapsamlı bir eğitim modelini temsil ettiğini ve bazı özelliklerine temas etmeye çalıştık.

 

Çünkü bu usul, modern laik, seküler dünyanın meydan okumalarına karşı, tevhid merkezli akıl, kalp, bilim, felsefe ve ahlakı bir potada eriterek dengeli, iknâ edici ve maneviyatı güçlü bir Müslüman şahsiyet inşâ etmeyi hedefleyen eşsiz bir eğitim modelidir.

 

Bu sebeple Eğitimde Bediüzzaman Modeli Iska Geçilmemelidir!

Bu konuda diğer bir yazım için tıklayınız

 

Selâm ve selâmet hedefi daimâ ilerlemek ve terakki etmek olanlara olsun.

 

Muhammed Numan Özel

[1] Lokman Sûresi (31/27) / Sözler (134)

[2] Sözler (9)

[3] Lemalar (97)

[4] Siracü’n-nur (160)

[5] Sözler (48)

[6] Sözler (538)

Güneş Tutulması Üzerine

Güneş Tutulması, Küsûf Namazı ve Bizim Payımıza Düşen

Geçtiğimiz günlerde dünyanın bir yerinde güneş tutulması oldu. Haberlerde gördük, sosyal medyada fotoğraflarını izledik. İnsan ister istemez merak ediyor: “Bizim göremediğimiz bir tutulma için küsûf namazı kılmalı mıyız?”

Fıkıh kitapları bu soruya açık bir cevap veriyor: Hayır. Çünkü küsûf namazı, tutulmayı gören ya da o hadisenin yaşandığı bölgede bulunanlar için sünnettir. Görülmeyen, hissedilmeyen yerde bu ibadetin sebebi ortadan kalkar. Yani İstanbul’da gökyüzü berrakken, Meksika’da yaşanan tutulma için buradaki müminler namaza davet edilmez.

Peygamber Efendimiz (asm), Medine’de güneş tutulduğunda sahabeyi mescide toplamış, cemaatle namaz kıldırmış ve sonra da bu olayın Allah’ın kudretini hatırlatan büyük bir ibret olduğunu söylemiştir. Yani mesele sadece astronomik bir hadise değildir; asıl gaye kalplerde uyanış meydana getirmektir.

Bizim için de işin özü burada gizli. Güneş tutulmasını görsek de görmesek de, bu haber bize bir mesaj getiriyor: “Bakın, koca güneş bile zaman zaman perdeleniyor. Siz faniler ne kadar acizsiniz!” İşte bu hakikati idrak eden insanın kalbi ister istemez secdeye kapanıyor.

O halde biz göremesek bile, her tutulma haberi bize bir dua fırsatı, bir tefekkür vesilesi sunuyor. Namazı belki kılmayız ama kalbimizle bir istiğfar eder, bir “Ya Rabbi, bu kâinattaki kudretini bize unutturma!” deriz. Çünkü asıl mesele, göklerdeki ayetleri okuyabilmekte.

Tutulmalar gökyüzünün değil, kalplerimizin uyanışına işaret eder.

Selâm ve duâ ile..

  • Muhammed Numan Özel

www.NurNet.org