İslam’da Niyet Nedir?

Çevremizdeki insanlardan bir sürü davranışlar görürüz. Onları kendimize göre yorumlarız.  Acaba doğru mu anlamışız? Allah bilir. Elimizde niyet ölçer bir araç, alet de yok. Hatta kendimizde bir çok şeyler yaparız. Hangi niyetle yaptığımızı ancak kendimiz biliriz.

Etrafımızda bazı insanlar vardır, diğer insanların sorunlarıyla ilgilenirler, nerede bir acı yaşansa, kimin derdi olsa Hızır gibi yetişirler. Normal insanların ilgi ve yakınlıklarından çok daha aşırı ilgi ve yardımseverlik gösterirler. Bunlar gerçek yardımsever değildirler. Günümüzde Psikiatrlar bunları “üstü kapalı sadistlik” olarak tanımlıyorlar. Böyle kişiler insanların zor durumda kalmalarında, acı çekmelerinden, onları bu şekilde görmekten zevk alırlar. Bazen de insanları zor durumda bırakacak ortamlar sağlayarak onları bocalatıp seyretmekten sinsice haz duyarlar.(*)

İslâmda kişinin yaptığı işten daha önemlisi niyetidir. İyi niyetle yapılan işlerin değeri vardır. Kötü niyetle yapılan, kendine kişisel yarar sağlamayı amaçlayan eylemlerin, yardımların Allah katında hiçbir anlamı yoktur. İnsanlara hoş görünmek, onların taktir ve alkışlarını almak için de bazı iyilikler, protestolar, yürüyüşler yapılabilir. Allah rızası için yapılmayan hiçbir işin ahrette kişiye faydası yoktur. Bu konuda tarihte çok örnekler vardır, savaşa katılanlar gazi olanlar bile vardır.

Bizler ancak gördüklerimizi doğru sanırız. Kişilerin niyetlerini bilemeyiz. Onun için islâmda sevaplar eylemlere göre değil, niyetlere göredir. Kuran bu konuda insanları uyarıyor.“….Siz içinizde olanı açıklasanız da, saklasanız da, Allah onu bilir ve onunla sizi hesaba çeker…. ” (Bakara : 284)

Bütün bu olanları düşünürsek bizler olayın yalnızca bize bakan yönünü görüp düşündüğümüz gibi algılıyoruz. Ancak algılarımız bizi aldatır, her zaman doğruyu bulamayız. Eğer bir insan abartılı davranışlarda bulunuyorsa o davranışların karşıtı duygular içinde de olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

Asrımızın Kuran tefsirlerini yazan Bediüzzaman bu konuyu şöyle anlatır:

Arkadaş! Bu niyet mes’elesi, benim kırk senelik ömrümün bir mahsulüdür. Evet, niyet öyle bir hâsiyete mâliktir ki, âdetleri, hareketleri ibadete çeviren pek acib bir iksir ve bir mâyedir.

Ve keza niyet, ölü ve meyyit olan haletleri ihya eden ve canlı, hayatlı ibadetlere çeviren bir ruhtur.

Ve keza niyette öyle bir hâsiyet vardır ki; seyyiatı hasenata ve hasenatı seyyiata tahvil eder. Demek niyet, bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâstır. Öyle ise necat, halas ancak ihlâs iledir. İşte bu hâsiyete binaendir ki; az bir zamanda çok ameller husule gelir. Buna binaendir ki; az bir ömürde, Cennet bütün lezaiz ve mehasiniyle kazanılır. Ve niyet ile insan, daimî bir şâkir olur, şükür sevabını kazanır.”(**)

(*) Engin Geçtan,Prof.Dr. İnsan olmak s.61  .”

(**)Bediüzzaman Said Nursî, Mesnevî-i Nuriye, s. 68, RNK Yay.

Dr.Selçuk Eskiçubuk