Mizan ve Nizam: Kâinatın İki Muazzam Şahidi

​Bismillahirrahmanirrahîm.

Aziz kardeşlerim,
​Şu kâinat sarayına dikkatle baksak görürüz ki; zerrelerden yıldızlara, hücrelerden galaksilere kadar her şey bir mizan-ı adalet ve bir ölçü-i hikmet ile hareket ediyor. Sâni-i Zülcelal, her şeyi bir teraziye koymuş; hiçbir şeyi başıboş, mizan dışı ve nizamsız bırakmamıştır.

​Neden mizan bozulunca nizam bozulur?
​Eğer bir insanın kalbinde iman mizanı sarsılsa, kuvve-i akliye, kuvve-i gazabiye ve kuvve-i şeheviye arasındaki o hassas denge bozulur. Akıl cerbezeye, öfke zulme, şehvet ise fuhuşata inkılap eder. Şahsi hayatında mizanı kaybeden ferdin, ne ailevi saadeti kalır ne de ruhani huzuru. Mizan gidince, nizam yerini anarşiye bırakır.

Cemiyette adalet mizanı bozulsa, hukuk yerini kuvvete terk etse, orada nizamdan bahsedilemez. Tıpkı güneş sistemindeki o ince cazibe kanunu bir an dursa, gezegenlerin birbirine çarpıp nizamın kıyamete inkılap edeceği gibi; içtimai hayatta da hürmet, merhamet ve sadakat mizanları bozulduğunda, toplumun nizamı bozulur, hercümerç olur.

Kainattaki “İsm-i Kuddüs” tecellisiyle her şey ne kadar temiz ve iktisatlıdır. Eğer insan, fıtrattaki bu iktisat mizanını bozup israfa girerse; hava bozulur, su kirlenir, arzın dengesi sarsılır. Yani mizan-ı fıtrat bozulunca, ekolojik nizam da feryat etmeye başlar.

Nizam, mizan üzerine bina edilmiş bir saraydır. Temeldeki mizan taşını çekerseniz, nizam tavanı başımıza çöker. Bu asrın manevi hastalıklarından kurtulmanın tek çaresi, Kur’an’ın mizanına sarılmak ve Sünnet-i Seniyye’nin nizamına tabi olmaktır. Zira Sünnet-i Seniyye, mizan-ı adaletin ta kendisidir.

Kâinatın satırlarını mütalaa ettiğimizde görürüz ki; her şeyde bir istikamet, her şeyde bir ölçü vardır. Risale-i Nur’un tabiriyle, bu muazzam kâinat fabrikasının çarkları, o derece hassas bir mizanla döner ki; akıl o mizanı görse hayretinden parmağını ısırır. ​Biz adaleti ekseriyetle “mahkeme” salonlarında ararız. Halbuki hakiki adalet, “her şeye layık olduğu hakkı vermek ve her şeyi münasip makamına koymak” demektir.

Eğer bir kuşun kanadına bir filin ağırlığı yüklense, mizan bozulur. ​Eğer bir çiçeğe bir ağacın suyu verilse, mizan bozulur. Sâni-i Zülcelal, her şeye tam ihtiyacı kadar, tam vaktinde vererek mizanı kurmuştur. İşte bu mizan, kâinattaki o muhteşem nizamın ruhudur. Ruh çıkarsa, cesed nasıl dağılırsa; mizan giderse, nizam da öylece dağılır.

Hikmet, Mizan’ın Mühendisidir
​İsm-i Hakîm tecellisiyle her şeyde bir “fayda” ve “gaye” gözetilmiştir. Abesiyete yer yoktur. ​İnsan hayatında: Akıl mizanı hikmetle çalışmazsa, o akıl sahibine azap veren bir alete dönüşür. Eğer bir cemiyette “hürmet küçüklere, merhamet büyüklere” prensibi kalksa; o toplumda nizam kalmaz, hayat bir keşmekeşe döner. ​Kâinatta umumî bir nizam varken, neden insanlık aleminde bu kadar nizamsızlık ve karmaşa var? Çünkü insan, kendisine verilen cüzi iradeyi mizan dışı kullanıyor.

​”Zulüm, mizanı bozar; mizan bozulunca nizam intikam alır.”
​Yani, biz ferdi hayatımızda takvayı ve iktisadı terk ettiğimizde; cemiyet hayatımızda anarşi ve fakirlik olarak bunun bedelini ödüyoruz. Kainatın o külli mizanına uymayanın nizamı, hüsrandır. ​Kardeşim, nizam istiyorsak mizanı bulmalıyız. O mizan ise Kur’an-ı Hakîm’in elindedir. Kur’an bize der ki: “Sakın mizanı bozmayın!” (Rahman Suresi, 8).

Sünnet-i Seniyye ise, o mizanı hayatın her saniyesine yemeden içmeye, uykudan sohbete kadar tatbik etme sanatıdır. Sünneti terk eden, fıtratındaki mizanı bozar; mizanı bozulanın ise dünyevi ve uhrevi nizamı darmadağın olur.
​Cenab-ı Hak bizleri hem kalbimizde hem de hayatımızda mizanı muhafaza eden, nizam-ı âleme hizmet eden sadık bendelerinden eylesin.

Çetin Kılıç

Sende yorum yazabilirsin