Sa’d Bin Muaz (Radıyallahü Anh) Kimdir?

590 senesinde, Medine’de doğdu. Müslüman olmadan önce, Medine’deki Evs kabilesinin reisiydi.  Babası Muaz bin Numan, Annesi Kebşe binti Râfi’, hanım sahabelerdendir.  Künyesi Ebu Amr, lâkabı Seyyid-ül-Evs’dir.

Mus’ab bin Umeyr Faaliyetlerini yürütmek üzere Sa’d bin Muaz’ın teyzesinin oğlu olan Es’ad bin Zürare’nin evinde yerleşmişti. Sa’d bin Muaz  Es’ad bin Zürare’nin evinde ne yaptıklarını öğrenmesi için Üseyd bin Hudayr’ı, gönderdi.

Üseyd bin Hudayr, Mus’ab bin Umeyr’in bulunduğu eve gitti.  Kur’an-ı Kerim okuyorlardı, Kur’ân-ı Kerim ayetlerini dinleyince, kendinden geçip, “Bu ne güzel şey!” dedi. Sonra da “bu dine girmek için ne yapmak lâzımdır?” dedi. Anlattılar ve Üseyd bin Hudayr, kelime-i şehâdet söyleyerek Müslüman oldu.

 Doğruca Sa’d bin Muaz’ın yanına vardı. Sa’d bin Muaz O’nu görünce “Ne yaptın yâ Üseyd?” diye sordu. “Mus’ab bin Umeyr ile konuştum, onların bir fenalığını görmedim.” dedi.

Sa’d bin Muaz, Üseyd bin Hudayr’ın bu sözleri üzerine Es’ad bin Zürare’nin yanına kendisi gitti son derece huzur ve sükûn içerisinde oturup, sohbet ediyorlardı bir kenara oturarak onları dinlemeye başladı. Mus’ab bin Umeyr, Sa’d bin Muaz’a önce İslâmiyeti anlattı. İslâmiyet’in esaslarını açıkladı. Sonra tatlı ve güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîmden bir miktar okudu. O okudukça Sa’d bin Muaz’ın hâli değişiyor, kendinden geçiyordu. Kur’ân-ı Kerîmin eşsiz belagatı karşısında kalbi yumuşadı ve büyük bir tesir altında kaldı. Kendini tutamayıp, “Siz bu dine girmek için ne yapıyorsunuz?” dedi. Mus’ab bin Umeyr hemen O’na kelime-i şehâdeti öğretti. O da, “Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlûh”diyerek müslüman oldu.

 Evine gidip öğrendiği gibi gusül abdesti aldı. Sonra da kavminin toplanmasını istedi “Ey Benî Abd-ül-Eşhel, siz beni nasıl tanırsınız?” dedi. Onlar da hep bir ağızdan, “Sen bizim reisimiz ve büyüğümüzsün, biz sana tâbiyiz.” dediler. Sa’d bin Muaz, onların bu sözleri üzerine, “O hâlde hepinize haber veriyorum. Ben Müslüman olmakla şereflendim. Sizin de Allahü teâlâya ve O’nun Resul’üne iman etmenizi istiyorum. Eğer iman etmezseniz sizin hiçbirinizle konuşmayacağım, görüşmeyeceğim…” dedi.

Beni Abd-ül-Eşheloğulları, reisleri Sa’d bin Muaz’ın Müslüman olduğunu ve kendilerini de İslâm’a davet ettiğini duyar duymaz hep birlikte Müslüman oldular. O gün akşama kadar Medine semalarını kelime-i şehâdet ve tekbir sedalarıyla çınlattılar. Bu hâdiseden kısa bir müddet sonra bütün Medine halkı, Evs ve Hazrec kabileleri İslâmiyeti kabul edip, iman ettiler. Her ev İslâm nuruyla aydınlandı. Sa’d bin Muaz ve Üseyd bin Hudayr, kabilelerine ait bütün putları kırdılar. Bu durum sevgili Peygamberimize (s.a.v.) bildirildiğinde çok memnun oldu. Mekkeli müslümanlar sevince gark oldular. Bu sebeple O seneye (m. 621) sevinç yılı denildi.

Sa’d bin Muaz (r.a.), ikinci Akabe bîatında bulunup, Resûlullah’a (s.a.v.) bîat etti. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine-i Münevvere’ye hicret edince Sa’d bin Muaz’ı (r.a.), Sa’d İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) ile kardeş yaptı.

 Sa’d bin Muaz Bedir Savaşı’na katılarak, Bedir Eshâbından olmakla da şereflendi. Bedir Savaşı’ndan sonra Uhud Savaşı’na da katılan Sa’d bin Muaz (r.a.) gösterdiği cesaret ve kahramanlıkla Eshâb-ı kirâm arasında çok sevildi. Bu savaşta oğlu Amr bin Sa’d şehîd oldu. Sa’d bin Muaz müşriklerle yapılan Hendek Savaşı’na da katıldı.Savaş sırasında İbni Araka adlı bir müşrikin attığı ok ile kolundan yaralandı. Ok atardamara isabet edip, çok kan kaybına sebep oldu. Hz. Sa’d yaralı bir halde etrafındakilerin kanı durdurmak için uğraştıklarını görerek, durumunun ciddi olduğunu anladı ve “Yâ Rabbi, Kureyş harbe devam edecekse bana ömür ihsan eyle. Eğer aramızdaki harp sona eriyorsa beni şehîdlik mertebesine yükselt.” diye dua etti.

Peygamberimiz (s.a.v.) mescide bir çadır kurdurarak Sa’d bin Muaz’ı oraya yatırttı. Benî Kureyza yahudileri Peygamberimizle (s.a.v.) anlaşma yaptıkları halde Hendek Savaşı’nın en kritik anında, müşrikler tarafına geçmişler, Müslümanları arkadan vurmaya kalkmışlardı Bu sebeple Hendek Savaşı’ndan hemen sonra Benî Kureyza yahudileri muhasara altına alındı, kuşatma bir ay sürdü. Sonunda teslim oldular. Haklarında verilecek hüküm için Sa’d bin Muaz’ı hakem olarak istediler.  Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), Sa’d bin Muaz’ı (r.a.) yattığı çadırından getirtti.

O yahudilere “Ne hüküm verirsem râzı mısınız?” dedi. “Evet, razıyız.” dediler. Bunun üzerine Sa’d bin Muaz, Benî Kureyza erkeklerinin boynunun vurulmasına hükmetti. Bu hüküm gereğince erkeklerin boynu vuruldu. Kadınlar ve çocuklar esir alınıp, mallarına el konuldu. Benî Kureyza’dan bazı erkekler ise Müslüman olup, kurtuldular.

 Sa’d bin Muaz bu hükmü verince Peygamberimiz (s.a.v.) “Onlar hakkında Allah’ın ve Resûl’ünün hükmüyle hükmettin.” buyurdu.  Hükmü verdikten sonra tekrar çadırına götürüldü. Yarası ağırlaşıp, durumu şiddetlenmişti. Peygamber efendimiz (s.a.v.) yanına gelip onu kucakladı ve “Allah’ım; Sa’d, senin rızan için senin yolunda cihad etti. Resûl’ünü de tasdik etti. Ona kolaylık ihsan eyle…” buyurarak duâ etti.

Sa’d bin Müaz’ın yakınları onu kaldığı çadırdan Abd’ül-Eşheloğullarının evine götürdüler. O gece durumu çok ağırlaşmıştı. Cebrail aleyhisselâm Peygamber efendimize (s.a.v.) gelip “Yâ Resûlallah! Bu gece senin ümmetinden vefât edip de vefâtı melekler arasında müjdelenen kimdir?” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) hemen Sa’d bin Muaz’ın halini sordu. Evine götürüldüğünü söylediler. Peygamberimiz (s.a.v.) yanında Eshâb-ı kirâm’dan bazıları olduğu halde süratle Sa’d bin Muaz’ın yanına gitti. Yolda süratli gitmeleri sebebiyle Eshâb-ı kirâm “yorulduk Yâ Resûlallah” dediler. “Melekler Hanzala’nın cenazesinde bizden önce bulundukları gibi Sa’d’ın da cenazesinde bizden önce bulunacaklar biz önce yetişemeyeceğiz.” buyurarak hızlı gitmelerinin sebebini açıkladı. Peygamberimiz (s.a.v.) Sa’d bin Muaz’ın yanına gelince Onu vefât etmiş olarak buldu. Başucuna durup; Sa’d bin Muaz’ın künyesini söyleyerek “Ey Ebû Amr sen reislerin en iyisi idin. Allah sana se’âdet, bereket ve en hayırlı mükâfatı versin. Allaha verdiğin sözü yerine getirdin. Allah da sana va’d ettiğini verecektir.” buyurdu. Onun vefâtı Resûlullah (s.a.v.) ve Eshâb-ı kirâm’ı çok üzdü, gözyaşı döküp ağladılar. Peygamberimiz (s.a.v.) cenaze namazını kıldırdı, cenazesini taşıdı

Eshâb-ı kirâm, Sa’d bin Muaz’ın (r.a.) cenazesini taşırken, “Yâ Resûlallah (s.a.v.) biz böyle kolay taşınan cenaze görmedik” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) “melekler indi onu taşıyorlar” buyurdu. Cenazesi giderken münafıklar da kötülemek için ne kadar da hafif dediklerinde, Peygamberimiz (s.a.v.) “Sa’d’ın cenazesine yetmişbin melek indi. Şimdiye kadar yeryüzüne bu kadar kalabalık halde inmemişlerdi.” buyurdu.

 Ebû Said’il Hudrî dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: “Sa’d bin Muaz’ın (r.a.) kabrini kazanlardan biri de bendim. Ona kabir kazmaya başlayınca biz kazdıkça etrafa kabirden misk kokusu yayıldı.” Şurahbil bin Hasene de şöyle demiştir “Sa’d bin Muaz defn edilirken birisi kabrinden bir avuç toprak almıştı. Sonra onu evine götürünce o toprak misk oldu.”

Cenazesi kabre indirilirken Peygamberimiz (s.a.v.) kabri başında oturup, mübârek gözleri yaşardı ve mübârek sakalını eliyle tutup çok üzüldü. Hadîs-i şerîfte “Sa’d İbn-i Muaz’ın ölümünden dolayı arş titredi.” buyuruldu.  Ebû Bekir ve Hz.Ömer’de O’nun için ağladı Sa’d bin Muaz ancak beş sene kadar Resûlullah (s.a.v.) ile beraber bulunup, daima cihad etti.. 37 yaşında olduğu halde genç olarak şehit oldu ve rahmete kavuştu.

 Sa’d bin Muaz hazretleri; “Ben üç şeyde kuvvetli olduğum kadar, hiçbir şeyde kuvvetli olmadım. Birincisi namazdadır. Müslüman olduğumdan beri başladığım hiç bir namazda, bir an önce bitirsem diye hatırıma bir şey gelmedi. İkincisi; bir cenazeye yardıma çıktığımda cenaze defin edilinceye kadar, ölümden başka hatırımdan hiç bir şey geçmezdi. Üçüncüsü; Resûlullah’ın (s.a.v.) her buyurduğunu kabul ettim, bunda hiç tereddüt etmedim.”

Allah onlardan razı olsun!

İslâm dünyasında doğmuş öyle insanlar vardır ki, Müslüman olmuş ancak iki adım dahi ilerleyememişlerdir. Bu insanları görünce Sa’d b. Muaz’ hazretlerini dahi iyi anlıyoruz.

Çetin KILIÇ/LÜLEBURGAZ

Kaynaklar:

1- Hadis ansiklopedisi,

2-resulullah.org,

3- sadbinmuaz.com,