Sebepler Ve Müsebbeb İlişkisi

“Esbab” (Sebepler) ve “Müsebbibü’l-Esbab” (Sebepleri Yaratan Allah) ilişkisini açıklamaya çalışalım. Kainatta gördüğümüz sebepler (güneşin ısıtması, yağmurun yağması, ilacın iyileştirmesi gibi) aslında birer perdedir. İzzet ve Azamet Perde İster, Allah’ın sonsuz izzeti, dünyadaki bazı çirkin veya merhametsiz görünen olayların (ölüm, hastalık, musibet) doğrudan O’nun kudretine atfedilmemesi için araya sebeplerin girmesini gerektirir.

Tevhid ve Celal Ortaklığı Reddeder, Sebepler sadece birer “ilan memuru”dur. Gerçek yaratma gücü onlarda değildir. Eğer sebepler gerçek güç sahibi olsaydı, bu Allah’ın Tevhidine aykırı olurdu. Dünya Sultanları, aciz oldukları için memurlara ve yardımcılara muhtaçtırlar. Memurları onların adına iş yapar.

Sultan-ı Ezelî olan Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir. O’nun memurları melekler ve tabiat kanunları yardımcı değil, O’nun kudretini temaşa eden ve ilan eden birer seyircidirler. Hz. Azrail’in (a.s.) “İnsanlar canlarını aldığım için benden küsecekler” şeklinde endişe etmiş. Hastalıklar ve Musibetler, ölüm ile insan arasına giren birer perdedir. İnsan ölünce “Azrail canımı aldı” diyeceğine, “Filan hastalıktan öldü” diyerek şikayetini sebebe yöneltir. Azrail (a.s.), o da bir perdedir. Ölümün arkasındaki asıl güzelliği ve hikmeti göremeyen cahil insan, doğrudan Allah’ı eleştirmesin diye Hz. Azrail bir “merci” bir muhatap olarak araya konulmuştur. Görünen Sebepler (Esbab), kudretin izzetini korumak için vardır. Yani, kusurların ve çirkinliklerin Allah’a doğrudan isnad edilmesini engeller.

Her şeyin dizgini Allah’ın elindedir. Arif olan kişi, sebebe takılıp kalmaz; sebebin arkasındaki asıl iş gören eli Kudret-i Ezeliye’yi görür. Dünya bir tiyatro sahnesi gibidir. Sahnede gördüğümüz oyuncular sebepler, aslında perde arkasındaki yönetmenin Allah’ın emirlerini uygularlar. Biz alkışı veya eleştiriyi oyuncuya yöneltiriz ama asıl işi yapan yönetmendir, Allah cc.

“İzzet ve azamet perdeyi iktiza eder; tevhid ve celal dahi şirketi reddeder.” Tabiat Kanunları Birer “Defter”dir, “Katip” Değildir, sebepler su, toprak, güneş, yerçekimi vb.birer kanundur. Bir kitabın yazılması için kağıt ve kalem lazımdır. Ama kitabı yazan “kalem” değildir, yazarın ilmidir. Kalem sadece bir vasıtadır. İşte tabiat da bir kitap, tabiat kanunları ise birer kalemdir. Yazma gücü kudret ise ancak Allah’a aittir. Gafil insan, kalemin yazdığını görünce, kitabı kalemin yazdığını zanneder.

Neden Hastalık Var? Eğer her vefat eden kişi, hiçbir sebep yokken doğrudan “Allah canını aldı” şeklinde bir algıyla ölseydi; insanlar Allah’ın rahmetini sorgulayabilir, O’na karşı küskünlük duyabilirdi. Allah, ölümün önüne kanseri, yaşlılığı veya kazayı koymuştur. İnsan aklı o “perdeye” takılır. Böylece İlahi rahmetin güzelliği, o perdeler arkasında muhafaza edilir.

Padişahın çok değerli bir hediyesini size bir hizmetçi getirse; Hizmetçiye teşekkür edersiniz ama bilirsiniz ki bu hediye hizmetçinin değildir, padişahındır (Tevhid). Eğer hediye yolda zarar görmüşse, padişaha değil, getiren hizmetçinin dikkatsizliğine sitem edersiniz (İzzet ve Azamet’in korunması).

Müslüman bir zihin dünyaya baktığında, her şeyin arkasında Allah’ın imzasını görür (Tevhid), ancak dünyadaki imtihan gereği görünen sebepleri de ihmal etmez, hastalığa ilaç içmek gibi.

Çetin Kılıç

kaynak : RNK

Sende yorum yazabilirsin