Etiket arşivi: avrupa

Avrupa’da İslamofobi ve Risale-i Nur Hizmetleri

İslam ülkelerinde yaşanan onca sıkıntılar, Avrupa’da her geçen gün artan İslamofobia. Son iki asırdır Zındıka komitesi nifaklarını ve zehirlerini farklı maskeler altında, her türlü teknolojik ve psikolojik yöntemlerle ümmete enjekte etmeye devam ediyor.

Kamuoyunun gözü, bu fitneye direnemeyen insanlarin çekmiş olduğu sıkıntılara dönmüş ve insanların bilhassa Müslümanların kalbini bir korku sarmış durumda.

Toplum mutsuz ve umutsuz.

Ancak ümitlenecek o kadar önemli çalışmalar varki, ne yazıkki insanlar ve bilhassa müslümanlar bunlardan habersiz. Avrupa’da bu yılki Paskalya tatilinde Avrupa’da yaşayan tüm Müslüman toplumları zındıka komitelerinin planlarını akim bırakacak yüzlerce İslami çalışma ve faaliyet gösterdiler.

Elbetteki Avrupa Genç Nur Talebeleri platformu ERNA Gençlik´te Risale-i Nur ekseninde etkili bir eğitim komisyonu oluşturarak çalışmalarını bu tatil programında da sürdürdü.

Mannheim, Dusiburg, Köln, Hannover, Wittlich, Mainz, Osnabrück, Hagen, Rotterdam şehirlerinden programa dahil olan yaklaşık 50’ye yakın Genç grup Eğitimci Yazar Halil Köprücüoğlu´nun da aralarında bulunduğu Eğitimcilerle 5 gün boyunca imani meselelerde eğitim aldılar. Eğitimcilerin vermiş olduğu demeçlerde programın genel olarak çok verimli geçtiği, gençlerin bu programa gelmeden önce Risale-i Nur’ları ciddi okuyup şehirlerindeki Risale-i Nur Medreselerinde süregelen haftalık derslerine aksatmadan gitmeleri işlerini kolaylaştırdıklarını beyan ettiler.

Görüldüğü gibi Avrupa’nın merkezinde İman ve Kuran eüitimi alan ve daimi olarak kendini geliştirmeye devam eden imanlı genç nesiller yetişiyor.

İslam ülkelerindeki karışıklıkları gazete manşetlerinden düşürmeyen Avrupa Medyası kendi coğrafyasında yaşanan bu inkişafları elbette görmezden gelecek.

Ancak bu, hakikatı değiştirmeyecektir. Çünki gözünü kapayan sırf kendine gece yapacaktır.

Almanya

www.NurNet.org

Bediüzzaman’ın Avrupa’ya Ve Hristiyanlara Yaklaşımı Ve Bazı Ahmaklara Cevaplar

Aziz olan Allah’ın rezil bir kulu, İslamoğlu denilen cahilin kanalında (Hilal TV) yine Bediüzzaman’a dil uzatmış. “Ahmakın cevabı sükuttur” ama, ama bazı şeyler söylemek de dostlar için zaruridir.

En temel iddiası şu:

“Bununla beraber Fethullah Hoca ve Cemaati ortaya çıkan sivrisineklerdir. Sivrisineklerle uğraşmaktansa, bataklığı kurutmak gerekir. Asıl bataklık ise, Bediüzzaman’ın kendisi ve onun talebeleri olan diğer Nurculardır. Çünkü Badiüzzaman Said Nursi, Ahir zamanda Hz. İsa’nın din-i hakikisi hâkim olacaktır, diyor. Bütün dünyayı Hıristiyanlara bırakıyor. Hâlbuki başta bu 3/81. Ayet, olmak üzere birçok ayet, İslamın dünyaya egemen olacağını ve İslamın dışında olan diğer bozulmuş dinlerin yeryüzünden silineceğini söylüyor. Bence Hükümet, Fethullah Hoca ve Cemaatiyle uğraşacağına Bediüzzaman ve diğer Nurcular ile uğraşmalı!”

BU AHMAK ULEMA-İ SU GRUBUNA CEVABIMIZ ŞUDUR:

  1. MEKTUB’DA AÇIKÇA “HURAFELERDEN VE TAHRİFATTAN KURTULACAK OLAN HAKİKİ HRİSTİYANLIK İSLAMİYETE KATILACAK; İSLAMİYET METBU’ VE HRİSTİYANLIK İSE İSLAM TABİ OLACAK” DİYEN BEDİÜZZAMAN’IN AÇIKLAMALARI VARKEN, BU DİL BİLMEYEN ADAMLARIN SÖZLERİNE KIYMET VERMEMEK GEREKİYOR.

AYRICA RİSLAE-İ NUR KÜLLİYATININ TAMAMI İSLAMI YÜCE HAKİKATLARINI İSBAT VE MÜDAFAA İEL DOLUDUR. ŞU SÖZ BUNUN İÇİN SON SÖZDÜR:

“Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm’ın sadâsı olacaktır!” Tarihçe-i Hayat ( 133 )

ŞİMDİ BAZI KONULARI İNCELEYELİM:

1        AVRUPA’YA BAKIŞIMIZ NASIL OLMALI?

Burada Müslüman ve Hıristiyanların dikkatlerini bir noktaya daha çekmek istiyorum. Bize göre Avrupa ikidir:

Birincisi, başta İslamiyet olmak üzere dinlerden ilham alan ve bütün insanlığa yararlı bilim ve teknolojiye beşiklik yapan Avrupa’dır ki, biz bu Avrupa’nın alkışlayıcıları ve hayranlarıyız. Bu noktada olumsuz bir düşüncemiz olamaz.  Hz. Peygamber’in “Hikmet Mü’minin yitik malıdır; nerede bulursa onu almaya en layık olan Mü’mindir.” Manasındaki hadisi bizim için çok önemli rehberdir.

İkincisi ise, Avrupalıların kendilerinin de şikâyet ettiği ve sakat bir kısım görüşlerle ahlaki çöküntünün çehresini teşkil eden Avrupa’dır ki, Batılı aklı başında insanlar da bundan şikâyetçidirler. TAHRİF EDİLMİŞ HRİSTİYANLIK DA BUNA DAHİLDİR.

Burada özellikle Kur’an’ın bir çağrısını hem Müslümanlara ve hem de gayr-i Müslimlere hatırlatmak istiyorum. Kur’an-ı Kerim Bakara Sure-sinde şöyle buyuruyor: “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar.” . Bu ayeti açıklayan Bediüzzaman Hazretleri meseleyi şöyle açıklamaktadır:

“Ey ehl-i kitap! Geçmiş olan enbiya ve kitaplara iman ettiğiniz gibi, Hazret-i Muhammed (a.s.m.) ile Kur’ân’a da iman ediniz. Zira onlar, Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) gelmesini müjdeledikleri gibi, onların ve kitaplarının doğruluğuna olan deliller, hakikatiyle, ruhuyla Kur’ân’da ve Hazret-i Muhammed’de (a.s.m.) bulunmuştur. Öyleyse, Kur’ân Allah’ın kelâmı ve Hazret-i Muhammed (a.s.m.) de resulü olduğunu evleviyetle ile kabul ediniz ve etmelisiniz.” (..)

“Ey ehl-i kitap! İslâmiyeti kabul etmekte size bir meşakkat yoktur; size ağır gelmesin. Zira, size bütün bütün dininizi terk etmenizi emretmiyor. Ancak, inançlarınızı ikmal ve yanınızda bulunan dini esaslar üzerine bina ediniz diye teklifte bulunuyor. Zira Kur’ân, bütün geçmişteki bütün mukaddes kitapların güzelliklerini ve eski dinlerin temel esaslarını cem etmiş olduğundan usulde muaddil ve mükemmildir. Yani, tâdil ve tekmil edicidir. Yalnız, zaman ve mekânın değişmesi tesiriyle değişmeye maruz olan füruat kısmında müessistir. Bunda aklî ve mantıkî olmayan bir cihet yoktur.”

2          HIRİSTİYAN-MÜSLÜMAN İLİŞKİLERİNE GENEL BAKIŞ

Ben inanıyorum ve İslamiyet de bunu böyle mütalaa ediyor ki, insaniyet bir ailedir. Herkesin aslı birdir, herkes Allah’ın kulu ve Hz. Âdem’in ise çocuklarıdır. Bundan dolayıdır ki, Efendimiz (ASM) Veda Hacc’ında çok net bir üslupla bunu beyan etmişlerdir ve buyurdular ki: “Ey insanlar, sizin Rabbiniz birdir ve sizin babanız da birdir. Siz hepiniz Âdem’den geldiniz ve Âdem ise topraktan halk edildi. Kimse kimseden üstün değildir, Allah yanında en üstün olanınız takva sahibi olanlardır.”

On dört asır önce, dünyada görülmemiş olan en büyük evrensel çağrıyı İslam yaptı. Kuran-ı Kerim Ehl- i Kitaba şöyle sesleniyor (Hiristiyan ve Yahudiler): ‘De ki: “Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmayalım. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: “Şahit olun biz Müslümanlarız”.(Allah’ın emirlerine teslim olanlar)”.

Kur’an’ın bu manadaki bir kısım ayetlerini daha sizlere takdim etmek isteriz:

“8. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.

  1. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır”.

“İçlerinden zulmedenleri bir yana, ehl-i kitapla ancak en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur”.

Avusturya Kardinal’i König’inde Viyana İslam Akademisi’nin açılışında ifade ettiği gibi, bugün insanlık, alabildiğine yayılan ahlaksızlık ve bir o kadar hızla artan dinsizlik karşısında, aradaki bazı farklılıkları bir tarafa bırakarak belli meselelerde ittifak etmek mecburiyetindedir.

Bu iki önemli tehlikeye karşı, Müslümanlarla Hıristiyanların ittifak edeceklerine, bizim Peygamberimiz şöyle işaret buyurmuşlardır: ‘Gelecekte siz Hıristiyanlarla barış içinde olacak ve müşterek düşmanınız olan dinsizlik ve ahlaksızlık ile mücadele edeceksiniz’ . ‘Müminler, sadece Müslüman kardeşleriyle değil, ayrıca ihtilaflı meseleleri bir tarafa bırakarak, dinsizlik ve ahlaksızlık tehlikelerine karşı dindar Hıristiyanlarla dahi ittifak kurmalılar’ şeklindeki bir İslam Allamesine ait olan beyan da bu hadise dayanmaktadır.

Bize göre bütün dünyada ve Avrupa’da doğru İslam’ın anlaşılmasına mani olan birçok maniler vardır. Avrupalıların doğru İslamiyet’i bilmeyişleri, Ortaçağda her din mensubunun aşırı taassubu sebebiyle İslamiyet’in anlaşılamayışı, din adamlarının meseleye tahakkümle yaklaşmaları, halkın bunları körü körüne taklit etmeleri ve İslamiyet’in bazı emirleri ile müspet bilimin arasında var olduğu iddia edilen bazı tezatlar, bu engellerin başında gelmekteydi. Bu engelleri bertaraf edebilmek için, şu üç kuvveti kullanacağız:

– Bütün insanlıkta filizlenmeye başlayan gerçeği ama sadece gerçeği arama arzu ve meyli.

– İster Müslüman ister Hıristiyan, bütün din mensuplarının farklı görüş ve dindeki insanları insafla dinlemesi.

– Hümanizm diye ifade edilen ve Kur’an’ın işaretine uygun olarak insanı sevmek.

3          HZ. PEYGAMBERİN MÜJDESİ

Ahmed ibn- Hanbel Müsned adlı hadis kitabında, Ebu Davud, İbn-i Mace ve İbn-i Hibban Sünen adlı eserlerinde Ahir zaman ile alakalı çok önemli bir hadis nakletmektedirler ki, bu hadisi belli yerlerde Bediüzzaman da kullanmaktadır: “Bir gün gelecek Hıristiyanlarla (Rum ile) tam bir emniyet içinde barış yapacaksınız. Siz ve onlar yani Müslümanlar ve Hıristiyanlar, kendilerinin dışında müşterek bir düşman ile birlikte savaşacaksınız. Galip gelecek ve çok kazanımlar elde edeceksiniz. Sonra tepeli bir çayıra konaklayacaksınız.”

Bir kısım İslam Âlimleri bunun Har-Magedon veya Armageddon adıyla Hıristiyan âlemi tarafından bilinen ve hayır ile şerri birbirinden ayıracak ve dünyanın sonunu getirecek savaş olduğunu açıkladıkları kıyamet alameti olay kastedildiğini zikretmektedirler. Bunu bazıları Avrupa ve Amerika ile Müslüman âlemi arasında çıkacak büyük bir savaş olarak da izah etmektedir. Ancak biz bunlara katılmıyoruz. Bediüzzman’a göre bu ortak düşman dinsizlik cereyanıdır. Doğru yorumun Bediüzzaman tarafından yapıldığına inanıyoruz . O şöyle özetliyor:

“İşte böyle bir sırada, dinsizlik cereyanı pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm’ın ma’nevî şahsiyetinden ibaret olan hakîki İsevîlik dîni ortaya çıkacak, yâni Rahmet-i İlâhîyenin semâsından nüzûl edecek; hâl-i hazır Hıristiyanlık dîni o hakîkata karşı tasaffi edecek, hurâfelerden ve tahrifattan sıyrılacak, İslâmın hakikatleriyle ile birleşecek; ma’nen Hıristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılâb edecektir… Ve Kur’ân’a iktidâ ederek, o İsevîlik şahs-ı ma’nevîsi tâbi’; ve İslâmiyet metbu’ makamında kalacak; Hak Din bu iltihak neticesinde büyük bir kuvvet bulacaktır.

Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan İsevîlik ve İslâmiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak isti’dâdında iken, göklerde cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsâ Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık, bir Kadir-i Külli Şey’in va’dine istinâd ederek haber vermiştir. Mâdem haber vermiş, haktır; mâdem Kadir-i Külli Şey’ va’d etmiş, elbette yapacaktır.

Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakîki İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun manevi yakınları ve havassı, nûr-u îman ile O’nu tanır. Yoksa açık bir şekilde herkes onu tanımayacaktır”.

Kanaatimize göre bu birleşmenin vakti çok yakındır. Bu sebeple alabildiğine müsbet hareket etmek ve İslam’ın güzelliklerini gayr-i Müslimlere anlatmak bizim vazifemizdir.

BİRAZ ÖNCE NAKLETTİĞİMİZ ÜÇ PARAGRAFI ANLAMAYACAK KADAR CAHİL OLANLARA BAŞKA SÖZÜMÜZ YOKTUR.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

www.NurNet.org

Batılı Aydınların Gözüyle Peygamberimiz -2

Batı dünyasına önderlik yapmış olan aydınların gözüyle Hz. Muhammed (s.a.v)

Almanya’nın yetiştirdiği en büyük aydınlarından olan ve buradaki en büyük üniversiteye ismi verilen ünlü filozof GOETHE’nin beyanatı: “Biz Avrupa milletleri, bütün medeni imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in (s.a.v) son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki hiç kimse, O’nu geçemeyecektir.” (GOETHE)

“İnsanların büyüklüğü ne ile ölçülürse ölçülsün, Hz. Muhammed’den (s.a.v) daha büyük bir insan gelmeyecektir.” (LAMARTİNE)

“…Ben bu şayan-ı hayret insanı inceledim. Benim görüşüme göre, O’nu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımak lazımdır. Daha şimdiden, benim milletime ve diğer Avrupa milletlerine mensup birçokları, Hz. Muhammed’in (s.a.v) dinine girmiş bulunuyorlar.” (Bernard SHAW)

 “İslamı seçmekle çağı seçtim. İslam’ın büyük peygamberi, “yarın ölecekmiş gibi ahirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın!” derken, herşeyi anlatmıştır. İslam, hem maddeye, hem manaya hükmetmiştir. (Reca CARUDİ)

Alman Devletinin Kurucusu PRENS BISMARK’ın beyanatı:

“Muhtelif devirlerde, insanlık alemini idare etmek için yaratıcı tarafından geldiği iddia olunan bütün semavî kitapları tam ve etrafıyla inceledimse de, tahrif olundukları için hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isabeti göremedim. Bu kanunlar değil bir cemiyet, bir ev halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lâkin MUHAMMEDİ’lerin Kur’anı, bunların dışındadır. Ben Kur’anı her yönden inceledim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. MUHAMMEDİ’lerin düşmanları, bu kitap MUHAMMED’in sözleri olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir dimağdan böyle hârikanın zuhurunu iddia etmek, hakikatlere göz kapayarak kin ve garaza âlet olmak manasını ifade eder ki; bu da ilim ve hikmeti inkar etmek manasına gelir.

Seninle aynı asırda yaşayamadığımdan çok üzgünüm ey MUHAMMED! Öğretmenliğini yapıp tüm insanlara ulaştırmaya çalıştığın bu kitap (Kur’an), senin değildir; o Yaratıcının katındandır. Bu kitabın yaratıcının katından olduğunu inkar etmek, bütün ilimlerin inkarını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, tüm insanlık alemi senin gibi her bakımdan mükümmel bir insanı bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir. Ben, huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.” PRENS BISMARK

Fıransızların meşhur tarihçisi LAMARTİNE’nin beyanatı:

“Modern tarihinin en büyük şahsiyetlerini bile MUHAMMED’le (s.a.v) kıyaslamaya kim cesaret edebilir? Çağımızın en meşhur şahsiyetleri ancak maddi kuvvetler kurdular. Halbuki MUHAMMED (s.a.v), hukuk sistemlerini, kavimleri, dünyanın üçte birini ve üzerindeki milyonlarca insanı harekete geçirip, kötü alışkanlıklardan kurtulmalarını sağlayarak ahlaklı ve dürüst hale getirdi.” (LAMARTİNE)

Dünyada çok meşhur olan İskoç asıllı yazar ve filozof THOMAS CARLYLE ‘’Kahramanlar’’ adlı kitabında Hz. MUHAMMED’in (s.a.v) nasıl bir şahsiyet olduğunu adeta tüm dünyaya meydan okuyarak şu sözlerle ifade etmişti: “Şayet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehasının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini dahi, Hz. MUHAMMED ile mukayeseye kim cüret edebilir ki?”  (Thomas CARLYLE)

Yazdığı romanları dünyada herkes tarafından okunan ve klasikler arasında kendine yer edinen Rus Yazar TOLSTOY, Peygamber Efendimizin hadislerini derleyerek bir kitap yazmıştı. İşte Tolstoy’un, Rusya’da yazdığı fakat komünizm dönemde halka gösterilmesinde sakınca görülen kitabındaki beyanatlarından biri: ”MUHAMMED (s.a.v) her zaman Evangelizmin (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O insanı ALLAH saymıyor ve kendini de ALLAH ile bir tutmuyor. Müslümanların ALLAH’tan başka ilahı yoktur ve MUHAMMED O’nun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur. Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında olan her Hıristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden MUHAMMED’iliği, tek ALLAH’ı ve O’nun peygamberini kabul ederdi.” (TOLSTOY)

Fransız Gaston Care’in İslamiyet İtirafı

Fransa’nın en maruf müsteşriklerinden Gaston Care, 1913 senesinde Le Figaro Gazetesinde, yeryüzünden Müslümanlık kalkacak olursa, müsalemetin muhafazasına imkân olup olmadığı hakkında makaleler silsilesi yazmış ve o zaman bu makaleler Şark gazeteleri tarafından tercüme olunmuştu. Fransız müsteşriki diyor ki:

Yüz milyonlarca insanın dini olan Müslümanlık, bütün sâliklerine nazaran, dünyanın kıvamı olan bir dindir. Bu aklî dinin menbaı ve düsturu olan Kur’ân, cihan medeniyetinin istinad ettiği temelleri muhtevîdir. O kadar ki, bu medeniyetin, İslâmiyet tarafından neşrolunan esasların imtizacından vücut bulduğunu söyleyebiliriz.

Filhakika, bu âlî din, Avrupa’ya, dünyanın imarkârâne inkişafı için lâzım olan en esaslı kaynakları temin etmiştir. İslâmiyetin bu fâikiyetini teslim ederek, ona medyun olduğumuz şükranı tanımıyorsak da, hakikatın bu merkezde olduğunda şek ve şüphe yoktur.

Fransız muharriri, daha sonra, Kur’ân’ın umumî müsalemeti muhafaza hususundaki hizmetini bahis mevzuu ederek diyor ki:

İslâmiyet, yeryüzünden kalkacak ve bu suretle hiçbir Müslüman kalmayacak olursa, barışı devam ettirmeye imkân kalır mı? Hayır buna imkân yoktur!

Gaston Care

Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytan Gibidir

İslamiyet bütün insanlığa karşı şöyle seslenmektedir: ‘Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan gibidir.’ Ve Kur’an insanlığa şu hakikatı tavsiye eylemektedir: ‘164. İçlerinden bir topluluk: “Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz). 165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.’ (Kur’an, 7:164-165) İşte bu sebeple Müslüman bilim adamları olarak Gazze’de devam eden Müslüman Filistinlilerin katliamına seyirci kalamazdık.

1.    İnsanlık Ailesinin Fertleri Olarak Zulme Karşı Sesimizi Yükseltmeliyiz

Ben de İslamiyet gibi inanıyorum ki, bütün insanlık bir aile gibidir. Allah’ın kulları ve Adem’in torunları olma noktasında ortak bir zemine sahibiz. Bu sebepledir ki. Hz. Peygamber 140.000 sahabenin huzurunda şu hakikatı berrak bir şekilde açıklamıştır: Ey insanlar! Allah’ınız birdir ve ilk babanız Adem de tektir. Hepiniz Adem’den gelmektesiniz ve Adem de topraktan yaratılmıştır. Birinizin diğeri üzerinde ayrıcalığı yoktur; sadece takva yani güzel ameller yapma üstünlüğü mevzubahistir.’ Bu sebepler biz Müslümanlar, ırk, din veya renk zemininde ayrımcılık yapamayız. Kimse Müslümanların anti-semitism yaptığını da iddia edemez. Biz Siyonizm’e karşıyız ve zulme karşıyız. Gazze’deki bu trajediye olan bizim ilk tepkimiz şudur: Barış ve hoşgörü dini olan İslam, insan hayatını en kıymetli varlık olarak kabul eder; ma’sum insanlara karşı yapılan tecavüz ve hücumları büyük günahlar arasında sayar. Nitekim bahsini ettiğimiz Kur’an ayeti bunu haykırmaktadır: ‘Kim bir başka canı öldürmek veya yeryüzünde anarşi çıkarmak gibi bir suçu bulunmadan haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir canının kurtuluşuna vesile olursa, bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açık deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çoğu yine yeryüzünde aşırıya gitmiş ve zulm etmişlerdir.’ (Kur’an, 5: 32). Gerçek şu ki, Müslüman ölüme değil sadece hayata hizmet eder.

Gelin Hz. peygamber’in şu hadisi üzerinde iyice düşünelim: “Hz. Resûl (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah’ın sınırlarında duran ile bu sınırları aşan insanın durumları şuna benziyor: Bir grup insan aralarında kur’a çekerek gemiye bindiler. Kur’a sonunda bir kısmı üst kata, bir kısmı da alt kata düştü. Geminin alt katında bulunanlar su almak istediklerinde üsttekilerin yanından geçerlerdi. Dediler ki: Biz payımıza düşen yerden bir delik açsak, üstümüzdekileri de rahatsız etmemiş oluruz.

Eğer üst kattakiler, alttakileri yapmak istedikleri ile başbaşa bıraksalar hep birlikte mahvolurlar. Eğer ellerinden tutup onları engelleseler hem kendileri, hem de onlar hep birden kurtulmuş olurlar.”

Ey Dünya Ailesinin Üyeleri! Siz ve biz böyle kamil insan manasına hak kazanan bir şahs-ı maneviyi temsil ediyoruz. Bizler, bir fabrikanın çarkları gibiyiz. İnsanları bir araya getirmek mecburiyetindeyiz; yoksa dünya fabrikası tamamen kapanır ve insanlık alt üst olur.

2.    Müslümanlar olarak Tarih Boyunca Yahudilere asla fena muamelede bulunmadık

Ecdadımızın “şer’-i şerif“ dediği İslâm hukukuna göre, Müslümanlarla sulh yapan ve İslâm Devleti’nin hâkimiyetini kabul eden gayr-i müslimlere “zimmî“ adı verilir. Renk, dil ve ırk farkı gözetilmeksizin hepsine aynı şekilde ve “şer’-i şerif” ne diyorsa öyle muamele yapılır.  Yahudiler de bu hükümlere tabi idi.

Bilindiği gibi, XV. asırda Avrupa’da kölelik, insanlar arasında ayırım ve nihâyet bunların neticesi olarak engizisyon mahkemelerinin zâlim kararları kırıla gidiyordu. Avrupalılar, kendi aralarında kanlı çatışmalara girdikleri gibi, Hıristiyan olmayan milletlere karşı da tam bir savaş ilan etmişlerdi. Katoliklerin Protestanlara ve Protestanların Katoliklere hayat hakkı tanımadığı Hıristiyan Avrupa’da elbette ki Yahudilere de hayat hakkı tanımayacaklar idi. Nitekim tanımadılar da.

İslâm tarihçilerinin Endülüs ve Avrupalıların da İspanya dedikleri yarım adada Endülüs Emevilerinin kurdukları İslâm Medeniyeti sayesinde tam bir hürriyet içinde ve emân altında yaşayan diğer din mensupları arasında Yahudiler de vardı. Yahudiler de zimmî sayılıyor ve İslâm Ülkesi olan Endülüs’te huzur içinde yaşıyorlardı. Ne zaman ki, Endülüs’te bulunan Müslüman devlet 1492 tarihinde yıkıldı ve yerine tamamen Roma zihniyetine hâkim Hıristiyan kuvvetler hâkim oldu; o zaman Hıristiyanlık dışındaki din mensupları büyük bir zulme maruz kalmaya başladılar. Yahudiler de bu zulümden paylarını aldılar ve hatta vatanları olan İspanya’dan sürülmeye başlandılar. Yahudi olsalar da aslında o dönemde mazlum durumuna düşen Yahudilere bir Müslüman devlet olan Osmanlı Devleti kucak açtı. Bunu yapan da II. Bâyezid idi.

Kemal Reis komutasındaki Osmanlı donanması, katliama maruz kalan Yahudi ve Müslümanları, gemilerle taşıyarak daha emin bölgelere ve özellikle de Yahudileri Osmanlı ülkesine getiriyorlardı. Çünkü Gırnata 1492 yılında düşünce, hem Müslümanlar ve hem de Yahudiler, büyük zulümlere maruz kalmışlardı.

İşte bu şer`î hükme dayanan Osmanlı Padişahlarından II. Bâyezid, 1492 senesi ilkbaharında İspanya’dan tardedilen Yahudileri, zimmet akdinin hükümlerine uymak şartıyla Osmanlı Ülkesinin belirli yerlerine ve özellikle de şu anda Yunanistan’da bulunan Selanik, Edirne, Ağriboz’a bağlı Livâdiye ve Tırhala çevresine yerleştirmişti (Akgündüz, Ottoman Legal Codes, v. III, pp. 393; v. VI, p. 637 et seq.; Taboos Collapse, I-II, Istanbul 1996-97, v. II, pp. 118- 133; Zeydan, Abdulkerim, Ahkam al-Dhimmiyyin wa’l-Musta’manin, Baghdad 1963, p. 22 et seq.)

Kim Osmanlı Devleti veya başka bir Müslüman tarafından bir Yahudi ferdinin öldürüldüğünü veya malının gasp edildiğini isbat edebilir? Tarihçiler şahittir ki, Avrupalılar 15ci asırda Yahudileri katledip sürgün ederken Osmanlı devleti onlara kucak açtığı gibi, Hitler ve ordusu Yahudilere katliam uygularken de Türkiye Cumhuriyeti Prof. Hırsch dahil nice Yahudi bilim adamlarına kucak açmıştı.

3.    Zulüm devam etmez, fakat küfür devam edebilir

Şu gerçeği unutmamalıyız ki, ‘Zulüm devam etmez, fakat küfür devam edebilir’. Hz. Peygamber şöyle talimat vermektedir: Zulüm işlemekten şiddetle sakınınız; zira zulüm haşir gününde büyük bir karanlıktır.’ (İmam Müslim). Bir hadis-i kudside ise Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: ‘Bu dünyada ve ahrette zalimden zulmünün intikamını ben alacağım. Ayrıca bir mazluma zulm edildiğini gördüğü ve o zulmü engellemeye muktedire olduğu halde yardım etmeyenden de intikamımı alacağım.’ (Tabarani). Fakat ‘11. Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. 12. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar. ‘ (Al-Baqarah 2:11-12).  ‘Nasıl ki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir. Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. Öyle de: Ehl-i îmanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları temizlemek için kısmen dünyada ve sür’aten verilir. Ehl-i dalâletin cinâyetleri, o kadar büyüktür ki: Kısacık hayat-ı dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, muktezâ-yı adalet olarak Âlem-i bekadaki Mahkeme-i Kübrâya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya çarpılmıyorlar.’ (Bedıuzzaman, Lem’alar, 10. Lem’a).

Yukarıdaki hakikatlerden açıkça görülmektedir ki, İslamiyet’in ve gerçek Müslümanların zulümle asla alakası olmamalıdır. Dünya medyası tarafından meselenin tersine gösterilmesi esef vericidir. Din namına zulüm işleyenler ile hakiki Müslümanlar ayrılmalıdırlar.

Biz Müslüman bilim adamları olarak Birleşmiş Milletler, bazı Amerikan ve Avrupalı kurumların diyalog, uyum ve demokrasi gibi güzel kelimelerine güvenmiyoruz; zira bunları söylemeye devam ettikleri halde açıkça zulümler karşısındaki suskunluklarını sürdürüyorlar.

4.    Radikalizmin ve Terörizmin Gerçek Kaynakları

1. Sırplar binlerce Müslüman kadına Bosna’da tecavüz eyledi ve binlerce masumu katl etti; Kuzey İrlanda terör faaliyetleri hala Avrupa’nın hatıralarında yaşıyor; Afrika ve Güney Amerika’da terör kol geziyor; ama hala Avrupalı ve Amerikalıların dilinde ve elinde sadece İslami terör yaftası var. Filistin’de binlerce masum çocuklar ve kadınlar tanklarla ve savaş uçaklarıyla katl ediliyorlar. Amerika Irak’ta iki milyon Müslüman katletti. Bütün bunlardan sonra soruyoruz, kimdir terörün kaynakları? Kararı siz verin.

2. Maalesef şer bir öteki şerri doğuruyor. Bazan iki taraf da mevcut uluslar arası kuralları ve mukaddes değerlerin sınırlarını aşıyorlar. Bir taraf masum halkı tanklarla ve savaş uçaklarıyla öldürüyor ve diğer taraf da İslama aykırı da olsa intihar saldırıları yapıyor. Eğer bir taraf Camileri, Birleşmiş Milletler binalarını ve yardım konvoylarını bombalıyorsa, radikalizmin kaynağı kimdir? Kararı siz verin.

3. Batı ve Amerika kendine destek olması halinde diktatörleri bile destekliyor ve bunun adı demokrasi oluyor. Ama dinine bağlı Müslümanlar demokrasi yoluyla ve meşru seçim ile iktidara gelirlerse onlar terörist oluyorlar. Allah için nedir şu demokrasi? Kararı siz verin.

Biz prensip olarak Müslümanların bu tür anarşik olaylara girmesine de şiddetle karşıyız İslamiyet masum ve korumasız insanların öldürülmesine asla müsaade etmez Şayet, bu tür katliamlar, taraflı basının ve haber kaynaklarının iddia ettikleri gibi, bazı Müslüman fertlerden sadır olursa, İslam namına ve din namına bu zalim insanları suçlu ve günahkâr ilan ederiz Zulm edenlerin, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin mutlaka caydırıcı bir ceza ile cezalandırılması gerektiğini de önemle belirtmek isteriz

Bu hadiseler karşısında, devletler ve fertler olarak şu hakikati unutmamalıyız: Siz bir gemide veya bir evde bulunsanız, sizinle beraber dokuz masum ile beraber bir cani olsa, bu gemiyi batırmaya veya o haneyi yakmaya çalışan bir adamın ne derece zulm ettiğini tahmin edersiniz Onun zalimliğini bütün aleme işittirecek derecede bağıracaksınız Hatta, bir tek masum ve onun yanında dokuz cani de olsa, yine o gemi ve ev, hiç bir adalet kanunuyla batırılamaz ve yakılamaz Aynı şey bu hadiseler için de geçerlidir

Biz bu kanlı ve vicdansız eylemleri kınarken, benzerlerini yapmanın da daha tehlikeli olduğunu hatırlatmak istiyoruz Bütün insanları bir araya getirmeye ve Allah’dan huzur ve saadet istemeye gayret edelim.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

www.NurNet.orf