Etiket arşivi: avrupa

Avrupa Nur Talebelerinden Hacı Hafız Mehmet Emin Ağabey Hakkın Rahmetine Kavuştu

Tarihçe-i Hayatta “Avrupa Nur Cemaati” adlı fotoğrafta yer alan Hacı Hafız Mehmet Emin Ağabey, Yunanistan’da Şahin beldesinde hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Hacı Hafız Mehmet Emin Ağabey fotoğrafta en arkada soldan beşinci sırada yer alıyor.

NurNet ailesi olarak abimize Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekanı Cennet olsun inşaallah…

Mü’mineler Dinleyin! (Şiir)

İnsan olan, her iki cinsi şaşırttı bu zaman,

Bu öyle bir zaman ki, en yakın dost oldu düşman.

 

Hanımların hanımlığı, gitti oldu  pay imal,

Manadan uzak, âilede ana hedef, para mal.

 

Çocuğun annesi varken, annesiz kaldı eyvah,

Annelerden kalplerinde, ne Peygamber, ne Allah

 

Çoğu sapmış din yolundan,her tarafta buhran var,

Ne bir yol gösteren var,  ne ellerinde kitap var.

 

İslam dini, kadınları kurtarmış ti zilletten,

Kurtarmıştı esaretten, rezaletten, illetten.

 

Asla hanım rahatını bulamaz, başka yolda,

Onların rahat yeri, hak din olan İslam da.

 

Bunun için, ey Müslümanların namuslu kızları,

İslamiyet , geleceğinin parlayan yıldızları.

 

Sizlersiniz  bugünün kızları,  yarının anneleri,

Biliniz ki, bu dindedir hakkın şeref ve hüneri.

 

Din emrini, şeref bilin hayat bilin, hak bilin,

Mutlu hayat bu dindedir, siz bunu böyle bilin.

 

Mü’minelere İslam’a kanmak, zor değil kolaydır,

Dindar hanım evinde, hapiste değil, saraydadır.

 

O sarayın padişahı, gene hanım olmuştur,

Hanım ancak mutluluğu, bu sarayda bulmuştur.

 

Ey Allaha iman eden, şerefli kız bugün ben,

Fazla nasihat etmem sana, hak dinini koma sen.

 

Bu zamanda ahlaksız kızlara iğren, onları it.

Fatimetüz-zehra, annemizin pak yolunda git,

 

Hanımı örtüsüyle, saklamıştı İslamiyet

Ayıp mıdır cevahiri kutusunda siyanet.

 

Kimi diyor, hanım demek kedi değil kardeşim,

Hiç yerinden oynamadan, evde kalsın mı hanım?

 

Mü’mine hanım, kimsesiz her yerde gezinemez,

Gezinirse, ahlaktan bir şey vermeden dönemez .

 

Hanım kızım, ona verilen şerefini atamaz,

Atar ise, kendisinde ahlaktan zerre kalmaz.

 

Unutma ki hanım, kendi evladına annedir,

İçişleri bakanı,  ve  evinin hakimidir.

 

Beyinin arkadaşı ve ailesinin cevheridir,

Milletine şeref veren, değerli annesidir.

 

Avrupa’nın kültürünü, o kız benimseyemez,

Onların gittikleri yolda bu kardeş gidemez.

 

Mü’mineye, dininden uzak kalmak, boş olur,

Allahın kanunu ile, amel etmek hoş olur.

 

Hoş  değil, belki vazifedir aklı olan insana,

Pahalı olur karşı gelmek, Rabbin kanununa.

 

Abdülkadir Haktanır

wwww.NurNet.org

Psikoloji, Risâle-i Nur ve Avrupa Medeniyeti

..felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek, beşeri sefahete ve dalâlete sevkeden Bozulmuş İkinci Avrupa.. senin şeametinle, kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâ esasında dalâlet darbesini yiyen ve o dalâlet cihetiyle bütün emelleri inkıtaa uğrayan ve bütün elemleri ondan [felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zan] neş’et eden bir bîçâre insana hangi saadeti temin ediyorsun? Mesnevi-i Nuriye ( 152 )

Avrupanın ecnebi doktorunun vermiş olduğu gözlük göz numaramızı tutmaması neticesinde baş dönmesi, baş ağrısı, kitap okumamak.. başta olmak üzere birçok rahatsızlık baş göstermiştir. Yine başka bir ecnebi doktorun kapısına gittiğimizde bize vermiş olduğu ilaçlar tiryak değil zehir olmuştur.

●“Hattâ ehl-i hakikat, hakikat ve marifetullahı bulmak için kesret dairelerini unutmağa çalışıyorlar, tâ kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarfetmek lâzım gelen merakı, zevki, şevki lüzumsuz fâni şeylerde telef olmasın. Emirdağ Lahikası-1 ( 57 )”

●“..korku ve dehşet ve telaş ve buhran yağdıran bombaları başlarına musallat etmiş. Kastamonu Lahikası ( 22 )”

●”Nur Risaleleri, .. insanlığın geçirdiği müdhiş buhranlardan halas için çare-i necatı göstermektedir. Emirdağ Lahikası-1 ( 8 ) ”

●”Dünya, büyük bir manevî buhran geçiriyor. Manevî temelleri sarsılan garb cem’iyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Tarihçe-i Hayat ( 628 )”

Müslüman hekim-i hazık’a sırf İslam olduğu için itimad etmeyip avrupanın ecnebi doktorunun kapısına giderek ondan şifa uman kimseler Avrupai tarz ve nazarlarla hayat-ı içtimaiye-yi islamiyeye nazar eden o ecnebi tarzını tatbik ederek mesud olacağını, mesrur olacağını uman, Avrupai diyerek alafranga usulü tatbike koyulan ve saadete ermek için kalbi, ruhu ve vicdanı susturup hevesata yedirmeye çalışan kimseler dareynde alama, buhrana, evhama, havfa, buhrana madden ve manen mübtela olacaklardır.

Seyyiatı medeniyet zannederek fısk u fücur içinde yaşayan, serhoş olan, hayatı sadece batın ve ferce münhasır zanneden ve hayatı mutfak ve yatak arasında geçiren pimaş borusu gibi geçiren kimseler Avrupai şeyleri seyrederek, tatbik ederek bataklığa düştüklerini bilsinler. Çırpındıkça dahada dibe gidecekler batacaklar. Kurtulmak isteyen kimse seyyiatını hasenatla, haramı helale tebdil edip değiştirmedikçe kurtulamaz.

Şeametinle, uğursuzluğunla, kasavet-i kalbinle, kalbinin en derin köşelerinde ve ruhunun tâ esasında dalâlet darbesini yiyerek ve o dalâlet cihetiyle bütün emelleri inkıtaa uğrayan ve bütün elemleri o [felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını mehasin zanneredek yutmesıyla] bu bedbinlikten neş’et eden bir bîçâre insan hangi  Avrupai saadeti temin etmeye çalışıyor. Gerçekten gübre yemekten hoşlanan insana ne denir nasıl ayıltılır. Çaresi nur göstermek, nur ile guslettirerek nurlandırmaktır.

Buhran ve ervah-ı habisenin menbaı Avrupai tarzı tatbik etmektir. Halaskar ise şahd-i şehadet olan Risale-i Nurun tarzını hayat-ı içtimaiye-yi islamiyenin heryerine tatbiktir taki envara esrara füyüzata mazhar oluna. “serbestiyet içinde bir tehlike ve şekavet vardır. Şimdi intihabdaki ihtiyar sizdedir. Sözler ( 34 )” “Şimdi Allah’a ısmarladık. Gel, beraber bir dua ederiz, sonra da buluşmak üzere ayrılırız.اَللّٰهُمَّ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ آمِينَ Kastamonu Lahikası ( 170 )”

Selam ve Duayla

Muhammed Numan ÖZEL

Alman Profesör Naumark’ın İtirafları

İstanbul üniversitesi öğretim üyesi Alman asıllı Prof Naumark, bir kısım öğrencileri ile Boğaz içinde  geziye çıkarlar. Talebelerinden biri  Prof Naumar’ka şu soruyu sorar.

Avropa bizi neden sevmez hocam?

Prof Naumark şu cevabı verir.

Çok samimi ifade edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır Kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların sinesine sinmiştir. Sebeplerine gelince:

1-   Müslüman olduğunuz için sevmez. Faraza laik olmanız şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.

2-  Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılsa ortada tarih kalmaz. Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

3-  Avrupa’nın pazarı idiniz, şimdi Avrupa’yı pazar yapmaya başladınız.

4-  En az 400 yıl sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

5-  Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa ve Balkanları  Haçlı ordularına mezar ettiniz.

6-Sizi  silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar. Önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar. Giyiminizden yaşantınıza kadar… Sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar.  A-B-C-D gibi.

7-Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmese idi, İslamiyet bugün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi. Kaldı ki Selefiliği-Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominjon Bakanlığının adamlarıdır. Batı her yerde, İslamiyeti sapık inançlara kanalize etti. Ama Osmanlı Asrı saadeti devam etti.

8-İfada ettiğim sebeplerden kilise size kin kusmaktadır.

9-Ben Türkiye’ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı. Şimdi   19   (o zaman, Şimdi ise daha çok üniversiteniz var.) Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı. Tarihinize bakın! Her medresede bilim tedrisatı vardı. İlk denizaltıyı Osmanlının yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuz  belki de, ama Avrupa bunu biliyor.

10-Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır. Ama bu şartlarda çok zor…

11- Yine sizler Avrupanın tarihi düşmanısınız ve düşman kalacaksınız.

Evet bu, almasını bilen için tarihi bir ders ve i’tiraf name.

İslam Batıl Olan Hareketi Kaldırır

Fikr-i milliyet şu asırda çok ileri gitmiş. Hususan dessas Avrupa zalimleri, bunu İslamlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, ta ki parçalayıp onları yutsunlar.

Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsani var, gafletkarane bir lezzet var, şeametli bir kuvvet var. Onun için, şu zamanda hayat-ı içtimaiye ile meşgul olanlara “Fikr-i milliyeti bırakınız” denilmez.

Fakat fikr-i milliyet iki kısımdır: Bir kısmı menfidir, şeametlidir, zararlıdır. Başkasını yutmakla beslenir, diğerlerine adavetle devam eder, müteyakkız davranır. Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebeptir. Onun içindir ki, hadis-i şerifte ferman etmiş: El-İslamiyyetü cebbeti’l-asabiyyete’l-cahiliyyete. ‘İslam dini kendinden önceki batıl olan fiil, hareket, adet ve inanışları keser, kaldırır.’ (Buhari, Ahkam: 4)] Ve Kur’an da ferman etmiş: “Kafirler, kalblerine cahiliyet taassubundan ibaret olan o gayreti yerleştirdiklerinde, Allah, Resulünün ve mü’minlerin üzerine sükunet ve emniyetini indirdi ve onlara takvada ve sözlerine bağlılıkta sebat verdi. Zaten onlar buna layık ve ehil kimselerdi. Allah ise herşeyi hakkıyla bilir.” (Fetih Suresi, 48:26.)

İşte şu hadis-i şerif, şu ayet-i kerime, kati bir surette menfi bir milliyeti ve fikr-i unsuriyeti kabul etmiyorlar. Çünkü müsbet ve mukaddes İslamiyet milliyeti ona ihtiyaç bırakmıyor.
Evet, acaba hangi unsur var ki, üç yüz elli milyon vardır? Ve o İslamiyet yerine o unsuriyet fikri, fikir sahibine o kadar kardeşleri, hem ebedi kardeşleri kazandırsın?

Evet, menfi milliyetin tarihçe pek çok zararları görülmüş. Ezcümle, Emeviler, bir parça fikr-i milliyeti siyasetlerine karıştırdıkları için, hem alem-i İslamı küstürdüler, hem kendileri de çok felaketler çektiler.
Hem Avrupa milletleri şu asırda unsuriyet fikrini çok ileri sürdükleri için, Fransız ve Almanın çok şeametli ebedi adavetlerinden başka, Harb-i Umumideki hadisat-ı müthişe dahi, menfi milliyetin nev-i beşere ne kadar zararlı olduğunu gösterdi.

Hem bizde, iptida-yı Hürriyette, Babil Kalesinin harabiyeti zamanında “tebelbül-ü akvam” tabir edilen teşaub-u akvam ve o teşaub sebebiyle dağılmaları gibi, menfi milliyet fikriyle, başta Rum ve Ermeni olarak pek çok kulüpler namında sebeb-i tefrika-i kulub, muhtelif mülteciler cemiyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar ecnebilerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların halleri, menfi milliyetin zararını gösterdi.

Şimdi ise, en ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebi tahakkümü altında ezilen anasır ve kabail-i İslamiye içinde, fikr-i milliyetle birbirine yabani bakmak ve birbirini düşman telakki etmek öyle bir felakettir ki, tarif edilmez. Adeta bir sineğin ısırmaması için, müthiş yılanlara arka çevirip sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle, büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa’nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda onlara ehemmiyet vermeyip, belki manen onlara yardım edip, menfi unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara veya cenup tarafındaki dindaşlara adavet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehalikiyle beraber, o cenup efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın.

Cenuptan gelen Kur’an nuru var; İslamiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur. İşte o dindaşlara adavet ise, dolayısıyla İslamiyete, Kur’an’a dokunur. İslamiyet ve Kur’an’a karşı adavet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adavettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye iki hayatın temel taşlarını harap etmek, hamiyet değil, hamakattir!

Bediüzzaman Said Nursi – Risale-i Nur – Mektubat, 26. Mektub, 3. Mebhas

Risale Ajans