Etiket arşivi: Çetin Kılıç

Kurtuluş İslamda

Din ihtiyacı, sırf Müslümanların değil, bilimum insanların ezeli ve ebedi ihtiyacıdır. Bugün bedbaht insanlık, din nimetinden mahrum olmanın sürekli hicran ve felaketlerini bağrı yanarak çekmektedir. Bu acıklı buhranın korkunç neticesidir ki, çeyrek asır zarfında iki büyük harbe girmiş ve üçüncüsünün de kapısını çalmak çılgınlığını göstermektedir.

Artık bütün insanları kardeş yaparak yem yeşil cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saadet, huzur ve asayiş rüzgarıyla dalgalanan alemşümul bir bayrak altında toplanacak olan yegane kuvvet, İslamdır.

Zira beşeriyetin bugünkü hali, tıpkı, İslamdan evvelki insan cemiyetinin acıklı halidir. Bunun için insanlığı o günkü felaketten kurtaran İslam, bu günde kurtarabilir. Evet, milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan yarayı saracak yegane müşfik el, İslamdır.

Her ne kadar ufuklarda zaman zaman bazı uydurma ışıklar görülüyorsa da, müstakbel, bütün nur ve feyzini güneşlerden değil, bizzat Rabbül Âleminden alan ezeli ve ebedi “yıldız” ındır. O yıldız, dünyalar durdukça duracak ve onu söndürmek isteyenleri yerden yere vuracaktır.

Ali Ulvi

Kelamın Kudreti

Kelamın kudreti için cümlede bütünlük olmalı, kelimeler birbirinin eksiklerini tamamlayıcı nitelikte olmalı, yanlış anlaşılmalara muhal bırakılmamalı. Kelimelerin bütünü, ibareler farklı da olsa asıl maksadı işaret etmeli, böyle olursa cümle güzelleşir. Ortada bir havuz düşünün, çevredeki bütün arklar havuza akarsa havuzda çok kuvvetli su olur. Kelamda böyle olmalı, belli bir gaye var, bütün sözcükler ona hizmet etmeli.

Maksadın dağınık olmaması için cümleler birbirine yardım etmeli, medet olmalı, havuza gelen sular başka mecralara saptırılmamalı. Eğer kelamda buna riayet edilirse intizam, tenasüb, birbirine uygunluk olur, vücuttaki simetri gibi. Allah’ın sanatında da tenasüp, uyum vardır, bundan güzellik meydana geliyor. “Rabbinin azabından bir nebze dokunsa, “Eyvah bize!” Bu ayette büyüklüğünü anlatmak için tersinden göstermek var. Bir nebze bu kadar tesir ediyorsa çok olanı varın siz düşünün.

Ayrıca “Rabbinin azabından” buyuruyor, Allah’ın terbiye edici esmasından, “Kahhar” demiyor. Böyle azlığını göstererek azabın büyüklüğü anlatılıyor. Kuranı Kerim’in tüm ayetleri intizam ve uygunluğa mazhardır. Maksatlar bazen iç içe geçmiştir. Sathi nazarla değil dikkatli bakmalı.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri.

Üslup

Üslub sözlükte; anlatma biçimi, deyiş, yapış biçimi, teknik, renk, söyleyiş, biçimlendirme diye geçer. Üstad Bediüzzaman “başka türlü söyleyenler varsa da, ben kelamın kalıbı ve sureti diyorum “diye ifade ediyor. Üslup, kelamın göz alıcı elbisesi, tarzı beyanıdır, anlatanın ifadesidir. Ahmet’in uykusu var, Ahmet’in gözünden uyku akıyor, Ahmet bütün gece beşik sallamış, hepsi aynı manaya gelse de üslub farklı.

Kişi kendi dünyasındaki dikkati, nazarı meşguliyeti, mübaşereti, sanatı, sözünde belli eder, çünkü bütün bunlar hayalde temayül oluşturur, buda üsluba etki eder. Erzurum’a tayin olan öğretmen parktan geçmekte olan simitçiye -simitçi bakarmısın diye seslenir, simitçi yanına gelince -simit alabilirmiyim? , simitçi -paran varmı? diye sorar, öğretmen -var tabi deyince, simitçi -ne yalvarıyorsun o zaman, diye cevap verir.

Üslup, cemalin madeni, güzel alıcı bir elbisenin tezgahıdır. “Üslubu beyan aynıyla insan”, ağzınızı her açtığınızda başkaları oradan içinizi seyreder, futbolla, inşaatla, ticaretle ilgilenen herkes fıtri olmak şartıyla konuşmasında kendini ele verir.

Manalar suretlerden çıplak olarak çıkar, kalpte doğar, dilden ya da kalemden çıkar. Konuşmamız iç dünyamızda haber verir, Mevlana “insan dilinin altındadır” der. Atılan narada bile kimlik saklı. Çiçek bahçesinden esen rüzgarla, çölden esen rüzgar bir olmaz, bahçenin rüzgarı kokular getirirken, çölün rüzgarı sıcaklık getirir. “Semavat” veya “gökyüzü” ikisi de aynı mana, seçtiğiniz sizi ele verecektir. Tencerede pişen yemeği kapağı açılınca yaydığı kokudan anlayanlar olduğu gibi, uslup aşıkları, ağzını açan insanı tanır. Kuranı Kerim’de münafıklar nazara verilirken “istesek onların kim olduklarını belli ederdik ama sen onları sözlerinden anlarsın” diyor. Bazı artistler rol yapar, fıtriliğin dışına çıkar bu bahsimizin dışındadır.

Nefsinin nefesinden nasıl bir dünyaya sahip olduğu, sesinden, (şefkatli, yumuşak, öfkeli) nasıl bir insan olduğu ortaya çıkar. Meyhaneciye üslubu sormuşlar, (meyhane divan edebiyatında dergahı temsil eder.) Meyhaneci – Üslub, ilim çömleklerinde pişirilen, büyük küplerde bekletilen, fehim süzgeciyle süzülen abı hayat gibi olmalı, sunanlar zarif olmalı, demiş.

Evet sözde ilim olmalı, tecrübe olmalı, hikmet olmalı, her hatıra geleni söylememeli, fikre ve hislere hitap etmeli. Bir ziyafet verecek iken nasıl sofra hazırlanılıyorsa, söz ziyafeti vereceğin zaman da öyle hazırlanmalı. Söz sofrası kurulduğunda herkes oradan tok olarak kalkmalı. Hüdhüd kuşu, Süleyman (as)’ a, “Bir kavme rast geldim zeminden su çıkaran Allah’a secde etmiyorlardı” diyor. Kuran hüdhüd’ ün dilinden anlatırken sanatını da söyledi. Üslub da mertebeler vardır, seher yelinden aheste eser, dikkat et !

İnsanı medih suretinde zem ederler. Gizli olur, askeri diplomat gibi, “Ayşe tatile gitsin” der, ordu çıkartma yapar. Yasin süresinde geçen “çürümüş kemikleri kim diriltir?” diye geçen ayete bakınca bir soru görüyoruz, oysa Zemahşeri, burada bir kafa tutma, meydan okuma var, demektedir, bunu herkes göremez.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri

Sihri Beyan, İntak

Mevlana mesnevisinde cansızları ve hayvanları konuşturarak mesajını ta günümüze kadar ulaştırmayı başarmıştır, Beydavi, Ezop, La Fontaine, Ahmet Mithat Efendi, Şinasi gibi yazar ve şairler de fabl türü eser veren edebiyatçılardır. İntak da denilen bu tür yazı ve konuşmalarda kelimeler hayatlanmakta, manalar büyüyüp genişlemektedir.

Gerek çizgi film, gerek yazılarda ki bu sanat, varlıklara adeta bir ruh üflenmiş gibi ayrı bir güzellik katarak seyirci ve dinleyicinin ilgisini çekiyor. Peygamber Efendimiz (sav) “Beyanın bir kısmında sihir vardır” buyuruyor. Bazı hatiplerin, siyasilerin, vaizlerin dinleyiciler üzerinde çok etkili olduklarını görüyoruz, adeta cansız kelimelere sihirle hareketlilik katarak, onların içlerine enerji zerk ederek, muhatabın zevk almasını, etkilenmesini sağlıyorlar.

Allah (cc), İbrahim (as) ‘ın ateşine “Ey ateş İbrahim’e soğuk ve selametli ol” dedi. Süleyman (as) hayvanlarla konuşuyordu, Hud Hud ile karınca ile konuştuğu vaki. Hava, su, ateş ilahi emirleri dinliyor. Bize göre biruh olanlar ruhlanıyor. İç dünyamızda ümit ve yeis hep birbiriyle çatışır, acaba olacak mı, olmayacak mı, gelecek mi gelmeyecek mi gibi, sanki içimizde iki farklı canlı var, bu his birçoğumuzda vardır. “Musa’dan ne zaman öfke sesini kesti”, bu cümle içimizde başka birimi var? fikrimizi güçlendiriyor.

İşte bunun farkına varan edipler, ümit ve yeisi bile cisimlendirerek, sinema seyreder gibi insanın aklına sihri beyanlarla hipnoz gibi tesir ediyorlar. Uzun süre yağmayan yağmur tasfir edilirken yer yüzü Mecnun’a gökyüzü Leyla’ya benzetilir, yağmur yağmaya başlayınca “nerede kaldın ey Leyla” diyen Mecnun, yer yüzüne inen suyu kendine has bir sesle adeta emer, su da özlemle, bir aşık gibi kollarını açarak toprağın her zerresine sarılır.

Mevlana’da “gök ağlamazsa yer gülmez “diyerek bu tasfire kuvvet vermektedir. Benzetme yaparken münasebet olmalı, bir hakikat çekirdeği olmalı, teşbih onun üzerine bina edilmeli. Teşbihte hata olmaz, hatalı teşbih olmamalı.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri.

Güzel Yazma, Güzel Konuşma

Belagat ve kitabette dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? Risale-i nur külliyatından muhakemat adlı eserin ikinci bölümünde bu konuda oldukça faydalı bilgiler mevcuttur, ihtiyaç duyanların oraya müracaat etmeleri çok daha güzel olacaktır, biz burada çok az bir kısmını ele alacağız.

Kelamdan maksat ifadeyi meramdır. Lafzı süslerken mana geride kalmamalı. Mana dilbere, lafız elbiseye benzetilir, elbiseyi süsleyeceğim derken dilber unutulmamalı. Fikirlerin, hislerin tabi mecrası manaya akmalı, mana ön planda olmalı, mana nazm edilmeli bu yapılırken mantıklı olunmalı.

Yazı yada konuşmada giriş, gelişme, sonuç sıralaması bir ağaç gibi önce tohum, filiz, dal, budak, yaprak ve meyve şeklinde olmalı. Tıpkı yemek sırası gibi mideye girenler önce çorba, ana yemek, pilav ve nihayetinde tatlı şeklinde olduğu gibi kulağa yada dimağa gireceklerde de böyle bir sıralama olmalı. Manaya nizam verirken kopukluk olmamalı, ardarda olmalı, kelimeler bir birini tamamlayıcı olmalı en uyumlu en uygun olanlar seçilmeli, örneğin Allah anlatılırken muhtardan örnek verilmez, padişahtan örnek verilmeli. Ev yaparken nasıl malzemenin en iyisini seçiyorsak yazı ve konuşmamızda da mahiyetçe en uygunu seçilmeli.

Alemde nasıl bir nizam ve intizam var, her şey olması gereken zamanda, olması gereken ölçüde, olması gereken yerde, alternatifi yok, daha güzel olamazdı, aynı mükemmelliği, aynı nizamı, aynı uygunluğu konuşma ve yazımızda yakalamaya çalışmalıyız. Bu cümle daha iyi nasıl söylenir, daha iyi nasıl olur diye mükemmeli aramalıyız, kalıp cümleler ile tekamül olmaz. Peyzaj yapılmış bir bahçede çiçekler nasıl yerleştirilmişse sözcüklerde öyle yerleştirilmeli, bahçeyi seyreden bülbül nasıl şakıyor anlamasak bile zevkle dinleniyoruz, konuşurken böyle olmaya gayret göstermeliyiz, herkes bizi zevkle dinlemeli.

Konuşmacılar, şairler, yazarlar; Alemde ilham verecek o kadar çok şey varki, bahar bahçelerinin cümbüşü sizde boyacıyı aratması lazım. Şairlerin sultanı Necip Fazıl bunu en iyi yapanlardan biridir, mana derinliği, kafiye; Şiirlerinden istifade edilebilir.

Bediüzzaman’ın yazdığı risale-i nurlarda da öyle cümleler vardır ki başka cümlelerin içinde hemen kendini gösterir, not alma ihtiyacı duyarsın. “Güzel gören güzel düşünür güzel düşünen hayatından lezzet alır” gibi. Her milletin kendine has mizacı vardır, onun milli dili yani ana dili o milletin hislerinin makesidir, yansımasıdır. İncelikleri başka dili konuşanlar anlamaz anlayamaz, örneğin “ak akçe kara gün içindir” Bunu çeviri yaparken “beyaz para siyah gün içindir” diye tercüme ederler, öyle olunca muhatap buna sadece güler.

Lafzın yeri ve zamanı önemlidir. Medresede ders veren hoca talebelerinden her zaman güzel konuşmalarını istemiş, bir gün sınıftaki mangaldan sıçrayan bir kıvılcım, gelip hoca efendinin sarığının kıvrımına girmiş, talebelerden biri “Ey hâce-i bî-misâl, v’ey üstâd-ı zî-kemâl, bu şâkird-i pür-ihmâl, şol vechile arz-ı hâl eyler ki; bu hikmet-i müte’âl, nâr-ı mangaldan bir şerâre-i cevvâl pertâb ile ser-i âliyyü’l âlinizdeki sarığı iş’âl eylemiştir.”deyince. Hoca “Bre mel’un, sarığın tutuştu desene!” demiş.

Lafız perestliği genelde acemiler yapar, dikkat çekmek için acemiliğini belli etmemek için süslü laflarla konuşur. Sen manayı düşün, ona yoğunlaş, lafızlar gelir manaya hizmet eder. Lafzın peşinden koşmakla sanat olmaz. Lafza mağlup olmak bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Aklına geleni söylemek rahatsızlıktır, çok konuşmak gevezeliktir, dinleyenleri çok yorar.

Tenbih: Suret perestlik, uslup perestlik, teşpih perestlik, kafiye perestlik, lafız perestlik, hayal perestlik. Mana bunlara feda edilmemekle beraber karın doyurmasada zaman zaman hayal pilavı yenmeli. Mesela Kuranı Kerim de miraç anlatılırken hayaller devreye giriyor. Yine risale-i nurlarda bazı konular örneklerle anlatılıyor. Burada söylenmek istenen dozunu kaçırmadan, hakikatın dışına çıkmadan bu usluplarda, yazı ve konuşmalarımız da yer alabilir.

Edipler edepli olmalı, müstehcen, argo lafızlar kullanmamalı. Zaman zaman Lafızlara zînet vermek, hakikati incitmemek şartıyla geri planda hakikate yardımcıda olacaktır.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri.