Etiket arşivi: Çetin Kılıç

Yahudilerin Sonu Geldi

Yahudiler, Kuranı Kerim’in bir beşer kelamı olduğunu hatta Hazreti Muhammed (sav)’in yazdığını iddia edince, Allah (cc) Bakara süresinde onlara şu teklifi yapmıştır

“şüpheniz varsa bütün büyüklerinizi ve taraftarlarınızı çağırın, bir tek süresinin benzerini yapın” dedi. “Hatta manası doğru olmasın, yalanlarla batıl hikayeler olsun, bunuda yapamıyorsunuz, yapmazsınız, yapamazsınız, bu kadar muhtaç olduğunuz halde, çünkü haysiyet ve namusunuz, İzzet ve dininiz, asabiyet ve şerefiniz, can ve malınız, dünya ve ahiretiniz, buna nazire getirmekle kurtulabilir. Yoksa dünyada haysiyetsiz, namussuz, dinsiz, şerefsiz, zillet içinde, can ve malınız helakette mahvolup ahirette cehennemde hapsi ebedî ile mahkum ve sanemlerinizle beraber ateşe odunluk edeceksiniz. Ya imana geliniz yada cehenneme gidiniz” buyurdu.

Bin dört yüz elli yıldır bir nazire yapamayan yahudilerin Allah’ın vadettiği sona geldiğine ümmeti Muhammed olarak şahit oluyoruz. Allah tez zamanda vaadini gerçekleştirsin inşallah.

Çetin Kılıç

Kaynak Risale-i Nur Külliyatı.

İhlas

“De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” Kuranı Kerim de var olan ihlas süresinde Allah’tan gayrı bir şey yok. Risale-i Nur Külliyatında var olan yirmi birinci lemadaki ihlas bahsiyle birebir örtüşmekte. Hulisi abinin tarifiyle “ihlas içinde halk olmayan ibadettir” der, sırf Allah için yapılan ibadetin adıdır ihlas.

Peygamber Efendimiz(sav)’in kardeşlerim diye vasıflandırdığı, ahir zamanda gelecek olan, yüzleri nur, sözleri nur olan ümmet, onlar kendi aralarında miras konuşmaz, dünya malı konuşmaz, rızai İlahîye’ nin rahmetini celp edecek şeyler konuşur. Resulullah’ın hoşuna gidecek şeyler konuşur.

Batılı düşünürler derler ki “tekrar etmezsen mal edemezsin” Peygamber Efendimiz(sav)’de öyle buyuruyor “yüzseksen defada olsa tekrar edin”. Tekrar etmek tesis etmektir. Güneşte öyle değilmi? doğuyor batıyor, doğuyor batıyor ama ardından bahar geliyor, yaz geliyor, kış geliyor.

Risalei nur talebeleri ihlas risalesini en az onbeş günde bir okur, ahir zaman fitnelerinden kendine bir kalkan yapar, Allah’ın Resulune kardeş olma gayreti taşır. Resûlüllah’a (sav) efendimiz ecnebi memleketlere gönderdiği latifeleri müyeyakkız olan bütün sahabelere “secdeyi arttırın” diye tavsiye etmiştir.

Gördüğünüz gibi burada da tekrar var. İmanımız üzerimizdeki elbisemiz gibi eskir, İmanımızı daima tazelememiz gerekir. İhlası tammeyle bu mümkündür. İhlasta istihdam kerameti vardır, yeterki siz safiyane, riyasız isteyin. Allah isteğinizi verecektir, hiç şüphesiz. Şirket-i manevi esas tutulmalı, kardeş halkasını tesis etmeli, fabrikanın çarkları gibi, bedenin azaları gibi, uyum içinde olmalı.

İnsan zaman zaman farklı haller, farklı davranışlar sergileyebilir. Sahabeden Hanzale (ra) Hz Ömer (ra)’a gelerek, -Ya Ömer ben münafık oldum baksana Resûlüllah (sav)’ in yanında başka, evde başka biri oluyorum, deyince konu Peygamber efendimiz (sav) arz edilir. Peygamber efendimiz, -Hanzale, o halini her yerde muhafaza etseydi meleklerle musafaha ederdi, buyurmuştur.

İnsanın fıtratında var, o iklimi her daim muhafaza edemez, dershanede, okuma programlarında müşahade ediyoruz, herkes adeta melek gibi, Kuranlar okunuyor, dersler, mütaalalar yapılıyor, teheccüt namazları kılınıyor, oldukça yüklü bir manevi atmosfer, evlerimiz, sokak öylemi?

Tabi bu fark haleti ruhiyemize etki ediyor, bizler ve muhatablarımız, bu eş ve çocuklarımızda olabilir, böyle değişimlere açık olunmalı, eşref saatı bazende işlek saatinde olunabiliyor, olabiliyor, muhataplar böyle bir değişimin olabilirliğini kabullenip müsamaha gösterirse kırgınlıklar, dargınlıklar çok daha az yaşanır. Kardeş olalım, kardeş kalalım, İslam coğrafyasının, dünya barışının buna çok ihtiyacı var.

Çetin Kılıç

Kaynak

Risale-i Nur Külliyatı

Şener Dilek sohbeti.

Kurtuluş İslamda

Din ihtiyacı, sırf Müslümanların değil, bilimum insanların ezeli ve ebedi ihtiyacıdır. Bugün bedbaht insanlık, din nimetinden mahrum olmanın sürekli hicran ve felaketlerini bağrı yanarak çekmektedir. Bu acıklı buhranın korkunç neticesidir ki, çeyrek asır zarfında iki büyük harbe girmiş ve üçüncüsünün de kapısını çalmak çılgınlığını göstermektedir.

Artık bütün insanları kardeş yaparak yem yeşil cennetlerin nurlu ufuklarından esen refah ve saadet, huzur ve asayiş rüzgarıyla dalgalanan alemşümul bir bayrak altında toplanacak olan yegane kuvvet, İslamdır.

Zira beşeriyetin bugünkü hali, tıpkı, İslamdan evvelki insan cemiyetinin acıklı halidir. Bunun için insanlığı o günkü felaketten kurtaran İslam, bu günde kurtarabilir. Evet, milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan yarayı saracak yegane müşfik el, İslamdır.

Her ne kadar ufuklarda zaman zaman bazı uydurma ışıklar görülüyorsa da, müstakbel, bütün nur ve feyzini güneşlerden değil, bizzat Rabbül Âleminden alan ezeli ve ebedi “yıldız” ındır. O yıldız, dünyalar durdukça duracak ve onu söndürmek isteyenleri yerden yere vuracaktır.

Ali Ulvi

Kelamın Kudreti

Kelamın kudreti için cümlede bütünlük olmalı, kelimeler birbirinin eksiklerini tamamlayıcı nitelikte olmalı, yanlış anlaşılmalara muhal bırakılmamalı. Kelimelerin bütünü, ibareler farklı da olsa asıl maksadı işaret etmeli, böyle olursa cümle güzelleşir. Ortada bir havuz düşünün, çevredeki bütün arklar havuza akarsa havuzda çok kuvvetli su olur. Kelamda böyle olmalı, belli bir gaye var, bütün sözcükler ona hizmet etmeli.

Maksadın dağınık olmaması için cümleler birbirine yardım etmeli, medet olmalı, havuza gelen sular başka mecralara saptırılmamalı. Eğer kelamda buna riayet edilirse intizam, tenasüb, birbirine uygunluk olur, vücuttaki simetri gibi. Allah’ın sanatında da tenasüp, uyum vardır, bundan güzellik meydana geliyor. “Rabbinin azabından bir nebze dokunsa, “Eyvah bize!” Bu ayette büyüklüğünü anlatmak için tersinden göstermek var. Bir nebze bu kadar tesir ediyorsa çok olanı varın siz düşünün.

Ayrıca “Rabbinin azabından” buyuruyor, Allah’ın terbiye edici esmasından, “Kahhar” demiyor. Böyle azlığını göstererek azabın büyüklüğü anlatılıyor. Kuranı Kerim’in tüm ayetleri intizam ve uygunluğa mazhardır. Maksatlar bazen iç içe geçmiştir. Sathi nazarla değil dikkatli bakmalı.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri.

Üslup

Üslub sözlükte; anlatma biçimi, deyiş, yapış biçimi, teknik, renk, söyleyiş, biçimlendirme diye geçer. Üstad Bediüzzaman “başka türlü söyleyenler varsa da, ben kelamın kalıbı ve sureti diyorum “diye ifade ediyor. Üslup, kelamın göz alıcı elbisesi, tarzı beyanıdır, anlatanın ifadesidir. Ahmet’in uykusu var, Ahmet’in gözünden uyku akıyor, Ahmet bütün gece beşik sallamış, hepsi aynı manaya gelse de üslub farklı.

Kişi kendi dünyasındaki dikkati, nazarı meşguliyeti, mübaşereti, sanatı, sözünde belli eder, çünkü bütün bunlar hayalde temayül oluşturur, buda üsluba etki eder. Erzurum’a tayin olan öğretmen parktan geçmekte olan simitçiye -simitçi bakarmısın diye seslenir, simitçi yanına gelince -simit alabilirmiyim? , simitçi -paran varmı? diye sorar, öğretmen -var tabi deyince, simitçi -ne yalvarıyorsun o zaman, diye cevap verir.

Üslup, cemalin madeni, güzel alıcı bir elbisenin tezgahıdır. “Üslubu beyan aynıyla insan”, ağzınızı her açtığınızda başkaları oradan içinizi seyreder, futbolla, inşaatla, ticaretle ilgilenen herkes fıtri olmak şartıyla konuşmasında kendini ele verir.

Manalar suretlerden çıplak olarak çıkar, kalpte doğar, dilden ya da kalemden çıkar. Konuşmamız iç dünyamızda haber verir, Mevlana “insan dilinin altındadır” der. Atılan narada bile kimlik saklı. Çiçek bahçesinden esen rüzgarla, çölden esen rüzgar bir olmaz, bahçenin rüzgarı kokular getirirken, çölün rüzgarı sıcaklık getirir. “Semavat” veya “gökyüzü” ikisi de aynı mana, seçtiğiniz sizi ele verecektir. Tencerede pişen yemeği kapağı açılınca yaydığı kokudan anlayanlar olduğu gibi, uslup aşıkları, ağzını açan insanı tanır. Kuranı Kerim’de münafıklar nazara verilirken “istesek onların kim olduklarını belli ederdik ama sen onları sözlerinden anlarsın” diyor. Bazı artistler rol yapar, fıtriliğin dışına çıkar bu bahsimizin dışındadır.

Nefsinin nefesinden nasıl bir dünyaya sahip olduğu, sesinden, (şefkatli, yumuşak, öfkeli) nasıl bir insan olduğu ortaya çıkar. Meyhaneciye üslubu sormuşlar, (meyhane divan edebiyatında dergahı temsil eder.) Meyhaneci – Üslub, ilim çömleklerinde pişirilen, büyük küplerde bekletilen, fehim süzgeciyle süzülen abı hayat gibi olmalı, sunanlar zarif olmalı, demiş.

Evet sözde ilim olmalı, tecrübe olmalı, hikmet olmalı, her hatıra geleni söylememeli, fikre ve hislere hitap etmeli. Bir ziyafet verecek iken nasıl sofra hazırlanılıyorsa, söz ziyafeti vereceğin zaman da öyle hazırlanmalı. Söz sofrası kurulduğunda herkes oradan tok olarak kalkmalı. Hüdhüd kuşu, Süleyman (as)’ a, “Bir kavme rast geldim zeminden su çıkaran Allah’a secde etmiyorlardı” diyor. Kuran hüdhüd’ ün dilinden anlatırken sanatını da söyledi. Üslub da mertebeler vardır, seher yelinden aheste eser, dikkat et !

İnsanı medih suretinde zem ederler. Gizli olur, askeri diplomat gibi, “Ayşe tatile gitsin” der, ordu çıkartma yapar. Yasin süresinde geçen “çürümüş kemikleri kim diriltir?” diye geçen ayete bakınca bir soru görüyoruz, oysa Zemahşeri, burada bir kafa tutma, meydan okuma var, demektedir, bunu herkes göremez.

Çetin Kılıç

Kaynak Şadi Eren, muhakemat dersleri