Etiket arşivi: Hüsnü Bayramoğlu

Hüsnü Bayramoğlu Ağabey’den Kamuoyuna Açıklama

ُبِاسْمِهِ سُبْحَانَه

“Madem bu zamanda, her şeyin fevkinde hizmet-i îmaniye bir kudsî vazifedir; hem kemmiyet, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset daireleri ebedî, daimî, sâbit hizmet-i îmaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz.” (Emirdağ-1/66)

Aziz kardeşlerimiz;

Risale-i Nur bu helaket ve felaket asrında, imanların tehlikede olduğu bir hengamede ve herkesin başına ebedi saadeti kazanıp kaybetme davasının açılıp, -ehl-i velayetin müşahedesiyle- çoklarının o davayı kaybettiği bir devrede bütün mesaisini, hakaik-i imaniyenin inkişaf ve tealisine hasretmiştir. Hayat-ı içtimaiyeye o derece bakmıyor ve baktığı zaman ancak asayişi muhafaza ve müsbet hareketi netice veren bir iman cereyanı olarak uhuvvet-i islamiye ile sulh-u umumiyi temine vesile oluyor. Bu mesail-i imaniye içinde Üstadımız mehdiyet ve müceddidiyet gibi mesaili, medar-ı münazaa ve münakaşa ettirmemiştir. Kudsi iman hizmetine nazar-ı dikkati celbetmiştir.

Şimdi memleketimizin içinde bulunduğu pek nazik zamanda, bütün kuvvetimizle asayişi muhafazaya mecbur ve mükellefiz. Binaenaleyh mevcut müsbet hükümete ve kurumlarına, yardımcı olmalıyız. Kainat azametinde ve ebedler kıymetinde mesail ve davalar içinde, esasat-ı imaniyeden olmayan bir takım mesaili, münakaşa zamanı değildir.

Harici ve dahili bu kadar düşmanın ve ehl-i dalaletin ve masonların komiteler halinde alem-i islama saldırdıkları bir hengamede, “Âlem-i İslamın diyanet dairesi” ve bir cihette “Meşihat-ı İslamiye” gibi belki “daha külli” vazifesini görmeye namzet Diyanet dairesini, elden geldiği kadar muhafaza etmek ve müdafa etmek vazifemiz olduğu halde, bazı eşhasın aleyhte ifadelerini üzülerek okuduk.

Bu gibi kanaatlar, şahsi ve indi ve ârızi kanaatlerdir. Ne Risale-i Nur’u ne de Cemaat-ı nuriyeyi bağlamamaktadır. Bu gibi beyanat Risale-i Nur’un meslek ve meşrebine de muvafık bir üslub değildir.

Gerek Diyanet camiası ve gerekse Diyanet İşleri Reisimizin aleyhinde sosyal medyada neşredilen yazılar, İslamın Nezihane nazikane ve kavl-i leyyin olan usullerine ve emr-i ilahiyeye de münafi olmakla beraber, sünnet-i seniyyeyi rehber edinen Nurun meslek ve meşrebine de muhaliftir ve Risale-i Nur ve Nurun şahs-ı manevisiyle hiç bir alakası yoktur ve olamaz.

Bu vesile ile kardeşlerimizden ricamız, kudsi hizmet-i imaniyeye zarar verecek neşriyat ve beyanattan imtina etmeleri, ehl-i iman ile daima tesanüd ve muhabbet ile ittihad-ı islama çalışma gayreti içinde olmalarıdır.

Şimdiye kadar Ahmed Hamdi Aksekiler ve Ömer Nasuhi Bilmenler gibi din-i mübin-i İslam’a ihlasla hizmetlerini müşahade ettiğimiz ve onların varisi olan şimdiki Diyanet İşleri Başkanımıza ve Diyanet Dairesine dua ediyor ve etmeye devam edeceğimizi de ifade etmek istiyoruz.

Bediüzzaman Said Nursi’nin Talebesi ve Hizmetkarı

Hüsnü Bayramoğlu

 

 

Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyin Mevlid Kandili mesajı

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu ağabeyin Mevlid-i Şerif tebriği

Muazzez Kardeşlerimiz
Bu geceki Mevlid-i Şerfinizi tebrik ediyor, Alemlere Rahmet Nebiyyi Zişan’ın veladetine isabet eden bir günde insaniyeti sükut etmiş vahşi canavar hayvan mesabesindeki anarşistlerin emniyet güçlerimize ve halkımıza menfur saldırılarını telin ediyor ve böyle cinayetler işleyenleri Cenab-ı Kahhar-u Zülcelal’e havale ediyoruz.

Menfur saldırıda şehid olanlara Cenab-ı Hak’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ve yakınlarına sabr-ı cemiller ihsan etmesini Rabbimizden niyaz ediyoruz.

Bu vesile ile vesile-i rahmet olan Efendimiz’in (asm) Veladeti ve Mevlid-i Şerif ile alakalı Üstadımızın şu lahika ve mektuplarını hem birer teselli ve hem duaya vesile olması niyetiyle arzediyoruz.

Hz. Bediüzzaman’ın talebesi ve hizmetkarı Hüsnü Bayramoğlu 

***

Evvela: Mevlid-i Şerifinizi ruh u canımızla tebrik ediyoruz ve muvaffakıyetinizi ve Nurların fevkalâde tesirli intişarlarını sizlere müjde ediyoruz ve Nurcuları tebrik ediyoruz. (Emirdağ 2)
Said Nursi 

Elbette dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidadda ve en âlî ahlâkta ve nev’-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı Arz onun hükm-ü manevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üçyüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı, mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-yı rahmet ve saadet edip, ona medih ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış ve sair nev’-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır. (Mektubat – 89)

Veladet-i Nebevî gecesinde hem annesi, hem annesinin yanında bulunan Osman İbn-il Âs’ın annesi, hem Abdurrahman İbn-i Avf’ın annesinin gördükleri azîm bir nurdur ki; üçü de demişler: “Veladeti ânında biz öyle bir nur gördük ki; o nur, maşrık ve mağribi bize aydınlattırdı.”

İkincisi: O gece Kâ’be’deki sanemlerin çoğu başı aşağı düşmüş.

Üçüncüsü: Meşhur Kisra’nın eyvanı (yani saray-ı meşhuresi) o gece sallanıp inşikak etmesi ve ondört şerefesinin düşmesidir.

Dördüncüsü: Sava’nın takdis edilen küçük denizinin o gecede yere batması ve İstahr-Âbad’da bin senedir daima iş’al edilen, yanan ve sönmeyen, Mecusilerin mabud ittihaz ettikleri ateşin, veladet gecesinde sönmesi. İşte şu üç-dört hâdise işarettir ki: O yeni dünyaya gelen zât; ateşperestliği kaldıracak, Fars saltanatının sarayını parçalayacak, izn-i İlahî ile olmayan şeylerin takdisini men’edecektir. (Mektubat – 177)

Yâ Erhamerrâhimîn! 
Bu Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) hürmetine, bizi onun şefaatine mazhar ve sünnetinin ittibaına muvaffak ve dâr-ı saadette onun âl ü ashabına komşu eyle!
Âmîn.. âmîn.. âmîn..
ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺣُﺮُﻭﻑِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﺍﻟْﻤَﻘْﺮُﻭﺋَﺔِ ﻭَ ﺍﻟْﻤَﻜْﺘُﻮﺑَﺔِ ﺍَﻣِﻴﻦَ

Kaynak: Hizmet Vakfı

www.NurNet.Org

Hüsnü Ağabey Leyali-i Aşere Münasebetiyle Mektup Yayınladı

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ ۞ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ‌
‌اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ
Aziz, sebatkar, fedakar, sıddık kardeşlerim!
Evvela: Gelecek bayramınızı tebrik ederim. وَالْفَجْرِ وَ لَيَالٍ عَشْرٍ kasem-i Kur’aniyle fevkalade kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imana çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman’dan niyaz ederim.
Bizler de sizlerin bu gelen ve senay-ı Kuraniyeye mazhar olan On gecelerinizi tebrik ediyor, vatanımız, milletimiz, memleketimiz ve alem-i islam için ferec ve fütuhata vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz.
Diyanet İşleri Başkanlığının Risale-i Nur külliyatının neşrinin devamı konusunda göstermiş oldukları gayretlerini tebrik ediyor, Risale-i Nurların Diyanetce basımının devam edeceğini kardeşlerimize berayı malumat beyan ediyoruz.
Aziz Kardeşlerimiz ve hizmet-i Kuraniyede tam sadık ve sarsılmaz sebatkar arkadaşlarımız!
Risale-i Nur’un saff-ı evvel talebeleri Nurlarla meşguliyeti her umur-u dünyeviyenin fevkinde ehemmiyetli görmüş ve O Nurlara okumak, yazmak ve dinlemek suretiyle çalışmayı her belaya her derde bir çare bir ilaç bulmuşlar.
Biz her gün hizmet derecesinde, maişette kolaylık, kalbde ferahlık, sıkıntılara genişlik hissediyoruz, görüyoruz. Elbette bu dehşetli yeni belalara, musibetlere karşı da, yine Risale-i Nur’un hizmetiyle mukabele etmemiz lazımdır. Kastamonu Lahikası s. 235
Üstadımız;”Lillahilhamd, Risaleti’n-Nur, bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’aniye olduğunu çok tecrübeler ve vakıalar ile körlere de göstermiş. ” Kastamonu Lahikası s. 6
Hem;
Evet عُلَمَاءُ اُمَّتِى كَاَنْبِيَاءِ بَنِى اِسْرَائيِلَ ferman etmiş..
Gavs-ı A’zam Şah-ı Geylani, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve harika zatlar bu hadisi, kıymettar irşadatlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette ferdiyet zamanı olduğundan, hikmet-i Rabbaniye onlar gibi feridleri ve kudsi dahileri ümmetin imdadına göndermiş.
Şimdi ise aynı vazifeye, fakat müşkilatlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı manevi hükmünde bulunan Risaleti’n-Nur’u ve sırr-ı tesanüt ile bir ferd-i ferid manasında olan şakirdlerini bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Kastamonu Lahikası s. 7
Bu acib zamanda Nurların derece-i ehemmiyetini ifade etmiş ki bu zamanda Risale-i Nur’un vazife-i kudsiyesini ifade sadedinde ;
Risale-i Nur, yalnız bir cüz’i tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsit aletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumi ve efkar-ı ammeyi ve umumun, bahusus avam-ı mü’mininin istinadgahları olan İslami esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi Kur’an’ın i’caziyle o geniş yaralarını, Kur’an’ın ve imanın ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyor.
Elbette böyle külli ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakin derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilaçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda, Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın i’caz-ı manevisinden çıkan, Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır.” Kastamonu Lahikası s. 30
Kıymetli Kardeşlerimiz! bu zamanda beşeriyetin en ziyade ihtiyaç duyduğu bir manevi teselli değil midir? İnsaniyet bu teselliyi nerede bulacaktır. Bu kadar zulüm ve zulmani ahval mukabilinde bir müslüman itikadını, o itikada matuf imanını ve ümidini nasıl muhafaza edecektir diye sormayacak mıyız? Ve biz Nur talebeleri olarak bütün bu hadisatın verasında akıllarımızı ve gözlerimizi ve gönüllerimizi tam bir sadakat ve sebat ile Nurlara çevirmeyecek miyiz? Gelin bütün samimiyetimizle Risale-i Nurlarla, ve O Nurun tesellikar mektuplarıyla hemhal olalım. Çabuk değişir hadisat-ı siyasiyeden, nazarımızı bu değişmez hakikatlara çevirelim;
“Evet, bu dehşetli kainatın fırtınaları ve zeval ve tahribatları içinde ve bu -boşluk- nihayetsiz fezada herşey ile alakadar olan insan için hakiki teselliyi ve istinat ve istimdat noktalarını yalnız Kur’an veriyor. En ziyade o teselliye muhtaç bu zamandır. Bu asırda, en ziyade kuvvetli bir surette o teselliyi isbat eden, gösteren Risale-i Nur’dur. Çünkü zulümat ve evhamın menbaı olan tabiatı, o delmiş geçmiş, hakikat nuruna girmiş.
Onaltıncı Söz gibi ekser parçalarında, hakaik-ı imaniyenin yüzer tılsımlarını keşf ve izah edip, aklı inkardan ve tereddütlerden kurtarmış. İşte bu hakikat içindir ki; bu çok usandırıcı ve dehşetli zamanda, usandırmayacak bir tarzda, çok tekrar ile beraber; aklı başında olanları Risale-i Nur’la meşgul ediyor. Re’fet Beyin mektubunda dediği gibi, “Risale-i Nur’un en bariz hasiyeti, usandırmamak. Yüz defa okunsa, yüzbirinci defa yine zevkle okunabilir.” Pek doğru demiş.” Kastamonu Lahikası s. 215
Umum kardeşlerimize birer birer selam ve dua ederiz ve dualarını Kur’an’ın medh ü senasına mazhar olan bu leyali-i aşr olan on gecelerde rica ediyoruz.
Bediüzzaman Said Nursi Hz.’nin Hizmetkarı ve Talebesi
Hüsnü Bayramoğlu
Kaynak : Hizmet Vakfı

Hüsnü Ağabey Fetö’cüler İle İlgili Açıklama Yaptı

Bismihi Subhanehu, Aziz Kardeşlerimiz…
Cenab-ı Rabbul Alemine nihayetsiz hamd u sena ederiz ki bu vatanı ve bu vatandaki hükumet-i cumhuriyeyi büyük bir fitneden ve beladan muhafaza etti. Vatanın dört bir yanında kahraman ve necib Türk milleti ve gençliğinin uyumadığını ve her ne pahasına olursa olsun şehamet-i imaniyenin tecellisi olarak darbecilere meydan okuduklarını iftihar ile müşahede ettik.
Hemen şunu ifade edelim ki bu FETÖ terör örgütü ve mensupları vatanımıza ve hükümetimize ve memleketimize isyan ve ihanet etmeden çok evvel Kur’an’a ve İslam’a ve Kur’an’ın bu asrın fehmine bir dersi olan Risale-i Nur’a ihanet etmişlerdir, aynı zamanda üstadımız Bediüzzaman Said Nursi’ye ihanet etmişlerdir.
O mübarek Üstadımızın tamamen Kurandan ve sünnetten tebellür edip inikas eden mesleğine ve meşrebine ihanet etmişlerdir ve seneler evvel Hükümetimizi ikaz ettiğimizde ifade ettiğimiz husus ki; bu kadar manevi değerlere ihanet eden bir güruh ve başındakiler, bundan sonra herşeye ihanet edebilir, öyle kanaatımız varki kökü dışarda dallar ve budakları içerde olan zındıka komitesi bu örgütü tamamen emrine almış ve aziz vatanımıza karşı emellerini gerçekleştirmek üzere istimal ediyorlar diye ifade etmiştik.

Şunu ifade etmek isteriz ki bugün yüzbin defa haşa ve kella, Üstadımız ve üstadımızın nezih ve pak iman ve kur’an hizmetini, bu vatan haini ve din düşmanları ile  mukayesesi hakikati inciten bir haldir. Eynessera min essüreyya.. Bütün hayatını imana ve kur’ana feda etmiş Said Nursi nerede, şatahatçı bu güruh ve o terorist başı nerede.

Böyle bir kıyasa girmeyi bile züll sayıyoruz. Hakikata haksızlık addediyoruz. Ve diyoruz ki kim hangi bahane ile olursa olsun Üstadımız Said Nursi’yi ve Onun güzide talebelerini ve hizmetini ve Onun telif ettiği nur külliyatını ve bu külliyatı okuyup istifade eden toplumun her kesiminden bireylerini FETÖ terör örgütü ile yan yana getirir, FETÖ ismi ile isimlerini anarak Nur talebelerine iftiralar atıyorsa, bilinmeli ki bunlar, FETÖ’ye hizmet ediyorlar, onun gayesini ve hedefini yerine getiriyorlar.
Zira Risale-i Nur gibi kuvvetli iman dersini veren bir esere karşı öteden beri gerek muellifinin defaatle canına kastederek, gerek hapis ve sürgünlerle ve açılan binlerce mahkemelerle ugraşmışlar ve hatta içlerine bu hizmeti sulandırmak için böyle hainler de sokmuşlardır. İşte o hainlerden birisi ifşa olunmustur. Onun en birinci hedefi ise bu Nurlu eserlerin kiymetini tenzile gayrettir. O halde bu güruha karşı daha ziyade Nurları okumalı ve neşretmeliyiz. Ta ki onlar bu emellerinde muvaffak olmasınlar.
Bazı gazetelerin zaman zaman yaptıkları neşriyattan anlaşılıyor ki din ve İslamiyet düşmanları, ekseriya perde ardından bahaneler icad ederek dine saldırmaktadırlar. Bu bazen “Kur’an Müslumanlığı” adı altında Anadolunun bin senelik geleneği ile oynamak suretiyle kendisini açığa vurmakta, bazen evliyaya hakaret ile, bazen ehl-i sünnet ulemayı tenkir ile tekfir etmek suretiyle ortaya çıkmaktadır.

Anadolu ve alem-i islam’da Nur Risalelerin milyonlar uzerindeki müsbet tesirini ve bilhassa gençler üzerindeki muessiriyetini müşahede eden bedbahtlar yeni planlar, yeni hile tuzaklari sahnelemeye ve hatta hükümetin de bir kısmını aldatmaya gayret göstermekte olduklarını ihtar ediyoruz.

Doğrudan doğruya dinin ve İslamiyetin aleyhinde bulunmuyorlar; dine hizmet eden, bu uğurda türlü fedakarlıklara katlananları nazar-ı ammede kötülemek, halkın sevgisini çürütmek için hücuma geçiyorlar; ta ki dine hizmet edenleri atıl vaziyete getirip, dini inkişafa mani olsunlar; imansızlığın, ahlaksızlığın revaç bulmasını te’min etsinler.

İşte bugün endişe ile takip ettiğimiz hususlardan birisi ve ikaz etmek durumunda kaldığımız meselelerden en muhimmi bu zehirli güç odaklarının ve zındıka komitesinin FETÖ terör örgütünü bahane ederek ehl-i Sünnet vel Cemaat itikadını ve cemaatleri ve tarikatları o örgütün şumulüne dahil etme gayretidir. Buna karşı muteyakkız olunmalı bu fitneye zemin ihzar etmeye çalışanların zehirlerini farketmeli ve onların da bir maşa ve zındıkanın elinde bir oyuncak olduklarını bilmemiz icab etmektedir.

Üstad, Risale-i Nuru te’lif ederken Kur’an’ın i’cazi lem’aları olan bu eserlerin, her taife-i insaniyede inkişaf edeceğini, dinsizliğin memleketimizi istilasına mani olacağını, memleket ve millet için bir sedd-i Kur’ani vazifesini göreceğini, Risale-i Nur hizmetinin umumiyet kesbedip, Türk milletinin yine İslamiyetin kahraman bir ordusu ve fedakarı olacağını, Risale-i Nur’un neşri ve ileride resmen intişarı, milletçe benimsenmesi ve maarif dairesinin hakikat-ı Kur’aniyeye yapışması neticesi; maddeten ve manen milletin terakki edeceğini, İslamiyetin büyük kuvvet bulacağını zikretmiştir.
Risale-i Nur bir alemdir, ünvandır. Bu zamanda zuhur eden Kur’ani hakikatler manzumesidir. Necip milletimizin, insaniyet-i kübra olan İslamiyete sarılması, yepyeni bir ruh ve taze bir iman aşkı ve heyecanı içinde uyanmasının ifadesidir. İçinde bulunduğumuz asrın değiştirdiği hayat şartları ve yeni bir dünya nizamı ve görüşü karşısında imanın tahkim ve takviyesi ile feveran eden hamiyet-i İslamiyenin manasıdır. Mütenebbih, kalbleri iman ve muhabbet-i Nebevi ile coşkun ve cihan değer şeref-i intisabiyle serefraz fedakarların yetişmesi ve bu milletin mazisine mütenasip kahramanlığı, yüksek iman ve ahlakı izhar etmesi işaretidir.
Bediüzzaman, Risale-i Nuru hiçbir makam ve meşrebin te’siri altında kalmadan, maddi-manevi hiçbir menfaat ve hissiyat karışmadan, doğrudan doğruya Kur’an-ı Hakim’in umumun istifade edebileceği ve umuma hitab eden hakikatlarını tefsir etmiş, bu hakikatların tercümanlığını yapmıştır. Te’lif ettiği asarından herkes istifade edebilmektedir. Bir taifeye, bir sınıfa veya halka mahsus değildir.
Said Nursi, Risale-i Nur’la, bu millete en büyük hizmeti, iyiliği yapmıştır. Mukabilinde, şahsı için bir teşekkür dahi istemiyor; Said Nursi’nin bu milletten, gençlikten istediği; imanla, dünyevi ve uhrevi saadeti kazanmalarıdır. Bunun için, Kur’an’ın bu zamana ait dersi olan Risale-i Nur’u esas tutup her yerde, her dairede neşrini, iman hakikatlarının öğrenilmesini istemektedir
Üstadın Rıza-yı İlahi’ye matuf hizmet, hareket ve faaliyetlerini başka maksat ve gayelere yorumlamak isteyenler, ancak basiretsizliklerini ilan ediyorlar.
İnsanın yüksek mahiyet ve ruhunun istediği hakiki saadet, ancak Kur’an’ın gösterdiği yolda ve rıza-yı İlahinin parıldadığı ufuktadır.
Bediüzzaman’ın davasındaki muvaffakiyeti ruhun maddeye, hakkın batıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı, ezelden ebede değişmiyecek olan ilahi kanunların başında gelen bir hakikat olduğunu göstermektedir.
Herhangi bir iklimde zuhur eden bir ıslahatçının mahiyet ve hakikatını, sadakat ve samimiyetini gösteren en gerçek mi’yar, davasını ilana başladığı ilk günlerle, muzaffer olduğu son günler arasında ferdi ve içtimai, uzvi ve ruhi hayatında vücuda gelen farklılıktır, derler.
Mesela: O adam ilk günlerde mütevazi, alicenap, feragat ve mahviyetkar.. hulasa, bütün ahlak ve fazilet bakımından cidden örnek olan gayet temiz ve son derece de mümtaz bir şahsiyetti. Bakalım, cihadında muzaffer olup; hislerde, emellerde, gönüllerde yer tuttuktan sonra yine o eski temiz ve örnek halinde kalabilmiş mi? Yoksa zafer neş’esiyle birçok büyük sanılan kimseler gibi yere göğe sığmaz mı olmuş?
İşte büyük-küçük herhangi bir dava ve gaye sahibinin mahiyet ve hakikatını, şahsiyet ve hüviyetini en hakiki çehresiyle aksettirecek olan en berrak ayna budur.
Tarih boyunca bu müthiş imtihanı kazanmanın şaheser misalini, evvela Peygamberler ve bilhassa Sultanü’l-Enbiya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, sonra Onun Halife ve Sahabeleri ve daha sonra onların nurlu yolunda yürüyen büyük zatlar vermişlerdir.
1950 senesinde Pakistan Maarif Nazır Vekili Ali Ekber Şah Ankara’da bir konuşma yapmak üzere Türkiye’ye teşrif ettiklerinde, Merhum Salih Özcan ile birlikte Emirdağında Üstadımızı ziyaret etmişlerdi. Kendisi Arapça konuşuyor Salih Ozcan da tercüme ediyordu, bir aralık Üstadımız “Salih sen dur, ben kırk yıldır konuşmadığım Arapça ile muhatab olacağım.” buyurup tam bir saat arabi konustu.

Ankaraya dönen Ali Ekber Şah gazetelere beyanatta bulundu ve o zaman dedi;

“Türk milleti, bahtiyarsınız, ben alem-i islamda aradığımı Türkiye’de buldum. Bediüzzaman, yalnız sizin değil, o bütün alem-i İslamındır. Ve yakın bir zamanda bütün İslam alemi onu anlayacaktır. Siz bu Nur eserlerine dikkatle bakın. Ben bunu doksan milyon İslamlar içinde neşredeceğim.

Benim alem-i İslam hakkında pekçok endişelerim ve Üstada pekçok soracaklarım vardı. Bir saat kadar yanında yalnız Onu dinlemekle bütün endişelerim zail olup, bütün suallerime cevap aldıktan sonra şimdi Pakistan’a alem-i İslamın mukadderatı hakkında büyük müjdelerle gidiyorum.

Ben Türk ve İslam tarihini tedkik ettim. Evet çok kahramanlar, çok İslam fedaileri ve çok vatanperverler gelmişler. Hepsi büyük fedakarlık ve kahramanlıkla millete, vatana hizmet etmişler.

Fakat o hizmetlerinin neticesinde layık oldukları mükafat onlara verilmiş. Her birisi birer mükafata mazhar olmuşlar.

Fakat bugün Üstad, yirmi küsur senedenberi bu milletin saadet-i dünyeviyesi ve uhreviyesi için tarife imkan olmayan zulüm ve işkenceler içerisinde işte bu eserleri te’lif ve neşrederek bu millet içerisinde din aleyhindeki cereyanların intişarına mani olan Bediüzzamanın evinde bugün bir lambası bile yok. Halbuki talebelerinden sadaka ve teberrüklerini kabul etmiş olsa bugün bir milyoner olabilirdi. İşte o herşeyi terkederek yalnız ve yalnız dine hizmet için çalışmıştır. Elbette alem-i İslam yakında böyle bir zatı eserleriyle tanıyacaktır”

Peygamber Efendimiz, şu اَلْعُلَمَاءُ وَرَثَةُ اْلاَنْبِيَاء ِyani: “Alimler, Peygamberlerin varisleridirler” hadis-i şerifleriyle alim olmanın pek kolay bir şey olmadığını, i’cazkar belagatleri ile beyan buyuruyorlar.
Zira mademki bir alim, Peygamberlerin varisidir, o halde, hak ve hakikatın tebliğ ve neşri hususunda, aynen onların tutmuş oldukları yolu takip etmesi lazımdır. Her ne kadar bu yol; bütün dağ, taş, çamur, çakıl, uçurum.. daha beteri; takip, tevkif, muhakeme, hapis, zindan, sürgün, tecrid, zehirlenme, idam sehpaları ve daha akıl ve hayale gelmeyen nice bin zulüm ve işkencelerle dolu da olsa…
Bu makamda şu ibretamiz mektup hatıra geliyor ve Necib Üstadımızın derece-i feragat ve fedakarlığı ile acib ihlasını hayretle müşahede ediyoruz;

——————–

Dördüncüsü: Senin mektubunda benim istirahatimi ve eğer iktidarım olsa, benim Şam ve Hicaz tarafına gitmeme dair sizin hükumet-i hazıraya müracaat maddesi ise: 
Evvela: Biz, imanı kurtarmak ve Kur’an’a hizmet için, Mekke’de olsam da buraya gelmek lazımdı. Çünki, en ziyade burada ihtiyaç var. Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur’an’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz. 
Saniyen: Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda beyan ediyorsunuz. “Mısır’da, Amerika’da olsaydınız, tarihlerde hürmetle yadedilecektiniz.” dersiniz. 
Aziz, dikkatli kardeşim!
Biz, insanların hürmet ve ihtiramından ve şahsımıza ait hüsn ü zan ve ikram ve tahsinlerinden mesleğimiz itibariyle cidden kaçıyoruz. Hususan acib bir riyakarlık olan şöhretperestlik ve cazibedar bir hodfüruşluk olan tarihlere şa’şaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, Nurun bir esası ve mesleği olan ihlasa zıddır ve münafidir.

Onu arzulamak değil, bilakis şahsımız itibariyle ondan ürküyoruz. Yalnız Kur’an’ın feyzinden gelen ve i’caz-ı manevisinin lemeatı olan ve hakikatlarının tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revacını ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini ve pek yüksek kıymetini herkes takdir etmesini ve onun pek zahir manevi keramatını ve iman noktasında zındıkanın bütün dinsizliklerini mağlub ettiklerini ve edeceklerini bildirmek, göstermek istiyoruz ve onu rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.(Emirdag-1-193-196)

Kendisinin, ilmi, ahlaki, edebi birçok fazilet ve meziyetleri arasında beni en çok meftun eden şey; O’nun o dağlardan daha sağlam, denizlerden daha derin, semalardan daha yüksek ve geniş olan imanıdır, diyor Medine-i Münevvereden Ali Ulvi Kurucu, Önsözünde.
Cenab-ı Erhamürrahimin’den bütün esma-i hüsnasını şefaatçı yapıp niyaz ederiz ki; bizleri insi ve cinni şeytanların şerlerinden muhafaza eylesn ve sırr-ı ihlasa muvaffak eylesin. Amin.
Haşiye; Kardeşlerimizden bugünlerde bilhassa Hizmet Rehberini okumalarını tavsiye ediyoruz. Ayrıca İşaratu’ İ’caz’da ki Münafıklar Bahsi de bugünlerde vukua gelen hadisata bakması hasebiyle mütalaa edilmelidir.
Hz. Bediüzzaman’ın Talebesi ve Hizmetkarı
Hüsnü Bayramoğlu
Kaynak : Nurdan Haber

İttihad-ı İslam Üstadımız Said Nursi’nin Gayesiydi

İttihad-ı İslam Üstadımız Said Nursi’nin Gayesiydi

Aziz Kardeşlerimiz! bu gelen leyle-i miracın hakkımızda ve alem-i islam hakkında hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyor, islam coğrafyasında yaşanan sıkıntıların izalesi ve rahmete dönmesini Bar-ı Gah-ı Kibriyadan ümid ediyoruz. 
Bu vesile ile ittihad-ı islam-ki Necib Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin bir gayesidir -zahiren vücuda geliyor olması, bu babta müjdeci kararlara imzalar atılması ve o ittihadın zahiri manasını ifade eden İslam İşbirliği Teşkilatının madden daha kamil manada teessüsü hepimizi sevindirmiştir.

Bu mana için gayret gösteren başta sayın Reisi Cumhurumuz ve Hükümet erkanımızı tebrik ve takdir ediyor, ittihad-ı İslama dair Bediüzaman Hazretlerinin mühim derslerinden ve lahiklarından bir kısmını nazar-ı dikkatinize arzediyoruz. 

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Talebe ve Hizmetkarları
Hüsnü Bayramoğlu, Abdullah Yeğin 
Aziz, sıddık kardeşlerim, Leyle-i Mi’rac, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i maneviye sırrıyla, inşaallah herbiriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisan ile bu kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadet ile şükredersiniz. Hem sizin tam ihtiyatınızı tebrik ile beraber, hakkımızda inayet-i Rabbaniye pek zahir bir surette tecelli ettiğini tebşir ederiz.

Üstadımız Bediüzzaman Hz. bu yaşadığımız musibetlerin tahlili sadedinde bizlere şöyle ders veriyor ve bu musibetlerin netaicini ifade edip nazarımızı uhuvvet-i islamiyete ve ittihad-ı islam’a celbediyor; 

“-Musibet şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felaket olduğu gibi, felaketten dahi saadet çıkar. Eskiden beri i’la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslam için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile, kendini yek-vücud olan alem-i İslama fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslamiyenin felaketi, alem-i İslamın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.
Zira şu musibet, maye-i hayatımız ve ab-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslamiyenin inkişaf ve ihtizazını harikulade ta’cil etti. Biz incinir iken, alem-i İslam ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Harikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var. Biz bu mağlubiyetle bir saadet-i acile-i (عَاجِلَهءِ )
muvakkata kaybettik; fakat bir saadet-i acile-i (اٰجِلَهءِ ) müstemirre bizi bekliyor. Pek cüz’i ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal ile mübadele eden kazanır.”
” Şark husumeti, İslam inkişafını boğuyor idi; zail oldu ve olmalı. Garb husumeti, İslam’ın ittihadına, uhuvvetin inkişafına en müessir sebebdir, baki kalmalı.
   Birden o meclisten tasdik emareleri tezahür etti.
   Dediler:
   -Evet ümidvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslamın sadası olacaktır!..”
İslamiyetin ali siyaseti ve içtimai maslahatı bitamamiha müslüman devletlerin siyasetlerinin tevhidine ve mesailerinin teavün ile teşrikine medar olduğu ve bu ihmal edildiğinde neticesinin vahim olacağını ders veren Üstadımız bizleri şöyle ikaz ediyor ve diyor; 
“Haccın bahusus tearüfle tevhid-i efkarı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i aliye-i İslamiye ve maslahat-ı vasia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslamı, İslam aleyhinde istihdama zemin ihzar etti.
  • İşte Hind, düşman zannederek, halbuki pederini öldürmüş, başında oturmuş bağırıyor.
  • İşte Tatar, Kafkas, öldürülmesine yardım ettiği şahıs biçare valideleri olduğunu “ba’de harab-il Basra” anlıyor. Ayak ucunda ağlıyorlar.
  • İşte Arab, yanlışlıkla kahraman kardeşini öldürüp, hayretinden ağlamayı da bilmiyor.
  • İşte Afrika, biraderini tanımıyarak öldürdü, şimdi vaveyla ediyor.
  • İşte alem-i İslam, bayraktar oğlunu gafletle bilmiyerek öldürmesine yardım etti, valide gibi saçlarını çekip ah-u fizar ediyor.
Milyonlarla ehl-i İslam, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatler ettirildi.Fa’tebiru
“… imanın mahiyetindeki harikulade şehamet, izzet-i İslamiyenin tabiatındaki alempesend şecaat, uhuvvet-i İslamiyenin intibahıyla her vakit mu’cizeleri gösterebilir.
  • Bir gün olur elbette doğar şems-i hakikat
  • Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i alem.”
Hutbe-i Şamiye’de; 
“Hürriyet-i şer’iye ile meşveret-i meşrua, hakiki milliyetimizin hakimiyetini gösterdi. Hakiki milliyetimizin esası, ruhu ise İslamiyet’tir. Ve hilafet-i Osmaniye ve Türk Ordusunun o milliyete bayraktarlığı itibariyle, o İslamiyet milliyetinin sadefi ve kal’ası hükmünde Arab ve Türk hakiki iki kardeş, o kal’a-i kudsiyenin nöbettarlarıdırlar.
İşte bu kudsi milliyetin rabıtasıyla, umum ehl-i İslam bir tek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gibi İslam taifeleri de, birbirine uhuvvet-i İslamiye ile mürtebit ve alakadar olur. Birbirine manen, lüzum olsa maddeten yardım eder. Güya bütün İslam taifeleri bir silsile-i nuraniye ile birbirine bağlıdır. Nasılki bir aşiretin bir ferdi bir cinayet işlese, o aşiretin bütün efradı, o aşiretin düşmanı olan başka aşiretin nazarında müttehem olur. Güya herbir ferd o cinayeti işlemiş gibi, o düşman aşiret onlara düşman olur. O tek cinayet, binler cinayet hükmüne geçer. Eğer o aşiretin bir ferdi o aşiretin mahiyetine temas eden medar-ı iftihar bir iyilik yapsa, o aşiretin bütün efradı onunla iftihar eder. Güya herbir adam, aşirette o iyiliği yapmış gibi iftihar eder.
İşte bu mezkur hakikat içindir ki, bu zamanda, hususan kırk-elli sene sonra seyyie, fenalık işleyenin üstünde kalmaz. Belki milyonlar nüfus-u İslamiyenin hukuklarına tecavüz olur. Kırk-elli sene sonra çok misalleri görülecek.” buyuruyor.
Emirdağ Lahikasında ; 
Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslamiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yeganesi; ittihad-ı İslam cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ediyor. Ve bu dehşetli tahrib edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-ı Kur’aniye etrafında İttihad-ı İslam dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmağa vesile olduğu gibi, bu vatanı istila-yı ecanipten ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur.
Yine Emirdağ Lahikasında İhvan-ı Müslim ile alakalı mektubu ki Anadoluda Nur talebelerinin sair islam ülkelerinde ittihad-ı islam için çalışan cemaatlerle olan münasebatını izah ediyor; 
“Halep’te İhvan-ı Müslimin azasının bana yazdığı tebriğe mukabil onu ve İhvan-ı Müslimini ruh u canımızla tebrik edip “Binler Barekallah!” deriz ki, ittihad-ı İslamın Anadolu’da Nurcular -ki eski İttihad-ı Muhammedinin halefleri hükmünde ve Arabistan’da İhvan-ı Müslimin ile beraber hakiki kardeş olan Hizbü’l-Kur’ani ve ittihad-ı İslam Cemiyyet-i kudsiyesi dairesinde çok saflardan iki mütevafık ve müterafık saf teşkil etmeleriyle ve Risale-i Nur ile ciddi alakadar ve bir kısmını Arabiye tercüme edip neşretmek niyetleri, bizleri pek ziyade memnun ve minnettar eyledi.

Benim bedelime, İhvan-ı Müslimin Cemiyeti namına bana tebrik yazana cevap verirsiniz. O taraftaki Nur şakirdlerine ve Nur eczalarına himayetkarane alakadar olsunlar. “

” Rehber Risalesindeki Leyle-i Kadir mes’elesi; şimdi hem Amerika, hem Avrupa’da eseri görülüyor. Onun için şimdiki bu hükumetimizin hakiki kuvveti, hakaik-ı Kur’aniyeye dayanmak ve hizmet etmektir. Bununla ihtiyat kuvveti olan üçyüz elli milyon uhuvvet-i İslamiye ile ittihad-ı İslam dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hıristiyan devletleri bu ittihad-ı İslama taraftar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için; hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur’an’a ve ittihad-ı İslama tarafdar olmağa mecburdurlar.”
“Alem-i İslamın büyük bayramının arefesi olan ve şimdilik Asya ve Afrika’da inkişafa başlayan ve dörtyüz milyon müslümanı birbirine kardeş ve maddi ve manevi yardımcı yapan İttihad-ı İslamın, yeni teşekkül eden İslami devletlerde tesise başlamasının ve Kur’an-ı Hakim’in kudsi kanunlarının o yeni İslami devletlerin kanun-u esasisi olmasından dolayı büyük bayram-ı İslamiyeyi tebrik ve dinler içinde bütün ahkam ve hakikatlarını akla ve hüccetlere istinad ettiren Kur’an-ı Hakim’in, zuhura gelen küfr-ü mutlakı tek başıyla kırmasına çok emareler görülmesi ve beşer istikbalinin de, bu gelen bayramını tebrik ile beraber, Medresetü’z-Zehra’nın ve bütün Nur Talebelerinin hem dahil hem hariçte, hem Arapça, hem Türkçe Nurların neşriyatına çalışmalarını ve dindar Demokratların bir kısm-ı mühimmi Nurların serbestiyetine taraftar çıkmalarını bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz…”
Üstadımız Bağdat Paktı münasebetiyle demokrat hükümetini nasıl suretle tebrik ediyorsa  bugün bizlerde aynen Üstadımız gibi dört değil kırkın üzerinde islam devletiyle olan ittihada vesile olan sayın Cumhurbaşkanımızı ve Hükümetimizi tebrik ve takdir ediyoruz; 
“Sizlerin Pakistan ve Irak’la gayet muvaffakıyetkarane ittifakını, bu millete kemal-i samimiyetle, sürur ve ferah ile kazanmanızı bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Bu ittifakınızı, inşaallah dörtyüz milyon İslam’ın sulh-u umumisine ve selamet-i ammenin teminine kat’i bir mukaddime olarak ruhumda hissettim. Ve namaz tesbihatındaki kuvvetli bir ihtar ile bunu size yazmaya mecbur kaldım…

Türk gibi Arablarda da Arabcılık ve Arab milliyeti İslamiyetle mezcolmuş ve olmak lazımdır. Hakiki milliyetleri İslamiyettir. O kafidir. Irkçılık, bütün bütün bir tehlike-i azimdir.

Sizin bu defaki Irak ve Pakistan’la pek kıymetdar ittifakınız, inşaallah bu tehlikeli ırkçılığın zararını def’edecek ve dört-beş milyon ırkçıların yerine, dörtyüz milyon kardeş Müslümanları ve sekizyüz milyon sulh ve müsaleme-i umumiyeye şiddetle muhtaç Hristiyan ve sair dinler sahiblerinin dostluklarını bu vatan milletine kazandırmaya tam bir vesile olacağına, ruhuma kanaat geldiğinden size beyan ediyorum…”

Menfi milliyetçilik ise hakikaten bu ittihad-ı islam önünde bir set teşkil ediyor işte bu hastalığa Bediüzzaman 26. Mektup’ta eczane-i Kur’aniye’den şu edviyeler ile deva arzediyor; 

 ” Hey’et-i içtimaiye-i İslamiye, büyük bir ordudur, kabail ve tavaife inkısam edilmiş. Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Halıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, Kıbleleri bir, Kitapları bir, Vatanları bir, bir, bir, bir… binler kadar bir, bir…

İşte bu kadar bir birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkısam, şu ayetin ilan ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir; tenakür için değil, tahasum için değildir!.. “Şimdi ise, en ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebi tahakkümü altında ezilen anasır ve kabail-i İslamiye içinde, fikr-i milliyetle birbirine yabani bakmak ve birbirini düşman telakki etmek, öyle bir felakettir ki, tarif edilmez.

Adeta bir sineğin ısırmaması için, müthiş yılanlara arka çevirip, sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle, büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa’nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda, onlara ehemmiyet vermeyip, belki manen onlara yardım edip; menfi unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara veya cenup tarafındaki dindaşlara adavet besleyip, onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehaliki ile beraber; o cenup efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın, cenuptan gelen Kur’an nuru var; İslamiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur.

İşte o dindaşlara adavet ise; dolayısıyla İslamiyete, Kur’an’a dokunur. İslamiyet ve Kur’an’a karşı adavet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adavettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye, iki hayatın temel taşlarını harap etmek; hamiyet değil, hamakattır!..

Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Çünkü Cenab-ı Hak, bin seneden beri Kur’an’ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir…

 

Hüsnü BAYRAMOĞLU, Abdullah YEĞİN

www.NurNet.Org