Etiket arşivi: ibrahim yardım

Örnek Nesil ve İmam Hatipler

Madde ile manayı sinesinde mezcedebilen, kavli ve fiilleri tutarlı olan, millet ve memleketine hizmeti ibadet kabul eden, kendini muhabbet fedaisi olarak algılayabilen, madde ve makam karşısında eğilmeyecek/eğilemeyecek kadar sağlam bir omurgaya sahip olan, vatan ve millet aşkıyla coşan ve hizmete koşan,  maddi ve manevi değerlerini bilen/koruyan, başkalarını ötekileştirmeden anlamaya çalışan,  saadet-i dareyni kazanma/kazandırma gibi ulvi gayretleri/gayeleri olan bir ruh ve şuura sahip olmak demektir örnek nesil.

İmam Hatipliler ise – ekseriyet itibariyle- yukarıda zikredilen meziyet ve faziletlere sahip olan güzide bir nesildir. Fedekârâne gayretlerin bir eseri olarak ortaya çıkmıştır bu altın nesil. Bu neslin yetişmiş olduğu İmam Hatip okullarının harcında ise Anadolu insanının alın teri ve gözyaşları vardır.

İmam Hatiplilerin  -çift kanatlı kuş misali-  hem pozitif ilimlere hem de dini ilimlere vâkıf olmaları ve Mevlana’nın “edep ilimden önce gelir” kaidesine göre amel etmeleri,  onların örnek bir neslin çatısı altında farklı bir yer ve öneme sahip olmalarına sebep olmuştur. Ayrıca bu husus, mevcut örnek nesle –müspet manada- te’sir etmelerine vesile olmuştur.

Ülkemizin insanı, Anadolu Coğrafyasında meydana gelen birçok olumsuzlukların temelinde “emanetin ehline verilmeyişi”  sebebinin yattığının farkındadır. İşte bu yüzden günümüzde İmam Hatip Okullarına ve nesline iade-i itibarın verilmiş olması, yukarıda zikredilen hatanın Anadolu insanı tarafından algılandığının en bariz bir örneğidir.

Çünkü İmam Hatip Okullarının şa’şaalı dönemlerinde,  ülkemizde örnek bir neslin mevcudiyeti daha çok hissedilir olmuştur. Devletin birçok kademesinde görev alan İmam Hatipliler,  sağlam ve kararlı duruşları ile Anadolu Milletine bir kuvve-i maneviye ve sonraki nesillere de bir hüsn-ü misal olmuşlardır.

Umumiyetle İslamiyet’i en temiz duygularla benimseyen İmam Hatipliler, “nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez” prensibine göre hareket ederek Müslümanlığın esaslarını ve kaidelerini öncelikle kendi hayatlarında tatbik etmiş olmaları, örnek neslin inşasına katkılarının en önemli sebeplerindendir. Kısacası önce İslam’ı temsil etme sonra tebliğ etme düsturunu kendilerine rehber edinmişlerdir.

İşte bu gibi sebeplerden dolayıdır ki hamiyetperver olan milletimiz, fıtrî bir ihtiyaç olan din ve mukaddesatı talim ve tebliğ eden dindar nesil İmam Hatiplilere ve bu neslin yetişmiş oldukları muhabbet ve hürmet merkezli eğitimin adresi olan İmam Hatip Okullarına sahip çıkmış ve çıkmaktadır.

İbrahim YARDIM / İlahiyatçı-Yazar

Sıcaklar ve Ramazan Orucu

Ayların sultanı olan mübarek Ramazan ayına girmiş olduğumuz bu günlerde –sıcakların da bastırması- bazı insanlarda oruç ibadetine karşı bir tereddüt ve niyet zafiyetine sebep olabilmektedir. Ancak şunu unutmamalıyız ki bir ibadetin zorluğu arttıkça sevap ve makbuliyeti de artar. Aslında gerçek bir Müslüman için hiçbir sebep kişiyi Allah’ın emrini yerine getirmekten alıkoymamalıdır.

İslam dininin vazgeçilmez prensibi olan samimiyet ve gösterişten uzak oluş, en üst seviyede oruç ibadetinde kendini gösterir. Bu yönüyle oruç; bir irade, sorumluluk, sabır ve samimiyet eğitimidir. Evet, Cenab-ı Hak bizim aç ve susuz kalıp zorlanmamızı istemez. Fakat Ramazan ayında bunu istiyorsa demek Rabbimizin bildiği bir şey var. Mesela; Bediüzzaman Hazretleri, “Mektubat” adlı eserinde oruç ile ilgili şu ifadeye yer verir: “Cenab-ı Hak, bizden yetmiş hikmetli bir açlığı ( orucu) istedi.” Demek bilmesek de oruç ibadetinin yetmiş hikmeti ( yani sebep ve faydaları ) vardır.

Oruç ibadetinin faydalarından şöyle birkaç örnek verelim:
1)      Oruç, nefis terbiyesini sağlar.
2)      Fakirin halini anlamamıza vesile olur.
3)      Nimetlerin değeri anlaşılır.
4)      Günahlara karşı manevi bir kalkandır.
5)      Açlığa alıştırır.
6)      İrademizi güçlendirir.
7)      Sabırlı olmamızı sağlar.
8)      Sağlığımıza faydası var. Örneğin; midemizi dinlendirir.
9)      Toplumsal dayanışmayı sağlar.
10)    Oruç, günahlara kefarettir. Yani günahlarımızın affına vesiledir.
11)     Ve bütün bunlardan daha önemlisi olan Rabbimizin rızasını kazandırır.

Bütün bunlar Oruç ibadetinin faydalarından sadece birkaçı…

İşte böyle maddi ve manevi açıdan çok önemli olan oruç ibadeti, basit sebeplerden dolayı ihmal edilmemelidir. Zaten oruç, inanç ve irade işidir. İnancı kuvvetli ve iradesi güçlü olan bir insan, orucunu tutar ve bozmaz. Mesela; bazı çok yaşlılar, ağır hastalar ve çocuklar tutmaları farz olmamasına rağmen imandan gelen bir kuvvet ile ve iradelerine hâkim olarak oruçlarını bozmadan tutabiliyorlar.

Diğer taraftan bazı genç kuvvetli delikanlılar, basit bir sebepten dolayı İslam’ın şartlarından birisi olan oruç gibi önemli bir ibadeti terk edebiliyorlar.

Halbuki oruç tutmak, nefis ile yapılan mücadelede zaferi kazanmak demektir. Orucunu tutabilen bir Müslüman, irade ve sabır kahramanıdır. Rabbimiz, gerçekten oruç tutmak isteyenlerin yardımcısıdır. Bu manevi oruç ayının tüm insanlık dünyası için hayırlara ve güzelliklere vesile olması temennisiyle tüm okurlarımızın mübarek Ramazan aylarını tebrik eder; sevabı bire bin olan bu fırsat ayını değerlendirmelerini temenni ederim. Selam ve dua ile…

İbrahim YARDIM/ İlahiyatçı-Yazar

Milletçe Yükselme(me)k

Büyük bir aile olan millet, toplumsal huzur ve ilerleyişi sağlamak için birtakım esaslara muhtaçtır. Bu esaslar elde edildiğinde/ uygulandığında maddi ve manevi huzur ve ilerleme sağlanmış olacaktır. Tarih boyunca bu esaslar teknik, silah, ordu ve zenginlik gibi maddi değerler olarak algılanmaya çalışılmıştır. Bu yanlış algıya sahip olan birçok milletler, tarih sayfasından silinip gitmişlerdir. Yüksek maddi refah seviyesi ve imkânları, onları çöküntüden kurtaramamıştır.

Peki, bir milleti ayakta tutan temel esaslar nelerdir? Sorusuna Bediüzzaman Said Nursi’nin Divan-ı Harbi Örfi adlı eserinde şöyle bir cevap bulmaktayız:
“Bir milletin terakkisine sebep olan amiller şunlardır:

a)İttihad-ı kulup ( kalplerin bir olması)
b) Muhabbet-i milliye ( Irkçılığa dayalı olmayan vatanseverlik)
c) Maarif ( eğitim)
d) Sa’y-ı insani ( insanların gayret sahibi olup çalışmaları )
e) Terk-i sefahat ( Ahlaksızlığı terk etmek )

Peki, bir milletin çöküşüne sebep olan faktörler nelerdir? Bu soruya ise ünlü düşünür Çiçero şöyle cevap verir: ” Milletler, parasızlıktan değil; ahlaksızlıktan çöker.”

Ayrıca eğitimci yazar Vehbi Vakkasoğlu ise konu ile ilgili şu tespiti yapar: Milletleri batıracak olan üç hastalık şunlardır:
a)      Irkçılık
b)      Maddecilik
c)      Ailesizlik

Aslında millet olarak inanç noktasındaki birliğimiz, kalplerimizin de bir olmasını gerektirmektedir. Milletçe terakki etmenin/ yükselmenin en önemli çaresi, müşterek olan değerlerimiz üstünde durmaktır. Bizi birbirimize bağlayacak o kadar çok manevi değerlerimiz ve nurani bağlarımız var ki…

Mesela: Allah’ımız bir, Peygamberimiz bir, Kitabımız bir dinimiz bir Kıblemiz bir. Bir bir bine kadar olan bu bir birler, bizi birbirimize bağlayacak çok kuvvetli ilahi bağlardır.

Sonuç olarak her taraftan barış seslerinin yükseldiği şu güzel günlerde temennimiz, milletçe güven ve huzur içinde yaşayıp maddi ve manevi yükselmektir. Tek yürek olmanın zamanıdır. Ülkemizde her ne kadar farklı ırklardan olan insanlarımız varsa da hepimiz millet olarak biriz ve Anadolu milletiyiz. Yüzyıllarca beraber ağlayıp beraber gülmüşüz. Evlilikler vesilesiyle akraba olmuşuz. Beraberce düşmana karşı savaşmışız ve sadece Çanakkale savaşında 250 bine yakın şehit vermişiz.

Cenab-ı Hak hepimizin kalplerini birbirine ısındırsın ve milletçe huzur dolu örnek bir hayat yaşamayı nasip etsin bizlere Âmin… Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuzu unutmayalım. Dua ve muhabbetle…

İbrahim YARDIM/İlahiyatçı-Yazar

Kör ve Nankör

Varlıklar içerisinde en fazla ikrama layık görülen varlık, insandır. Kâinat ve içindeki her şey insan için yaratılmıştır. Bütün varlıklar ve canlılar, Allah’ın emriyle insana hizmetkâr olarak yaratılmıştır.

Her şey insan için çalışıyor, insanın yardımına koşuyor ve ona hizmet ediyor. Bütün varlıklar içinde Cenab-ı Hak, insanı kendisine muhatap seçmiştir. İnsan en şerefli varlık olarak yaratılmıştır. İnsan, görünen ve görünmeyen ( maddi – manevi ) sayısız nimetlere sahiptir.

Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerimdeki,  “Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz” mealindeki ayet de bu konuya ışık tutmaktadır. İnsan şu kâinatın sultanıdır. Örneğin; Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle;
Şu dünya insanın evi,
Hayvanlar hizmetçisi,
Güneş soba ve lambası,
Bahar bir deste gül,
Yaz bir nimet sofrası,
Ay gece lambası,
Yıldızlar karanlık gökyüzünü süsleyen mumlar,
Dağlar ise dünya evimizin su depolarıdır…

İşte bir insanın bu dünyada hiçbir şeyi olmazsa bile böyle mükemmel bir zenginliğe – her insan- sahiptir. Ayrıca; akıl nimeti, var olma nimeti, sağlık nimeti, İslamiyet nimeti, insan olma nimeti, hayat nimeti gibi daha birçok asıl zenginlikler ve nimetler… İşte bir insanın bunca nimetleri görmemesi ve bilmemesi körlüktür.

Bu nimetlere imanıyla, ibadetiyle, ahlakıyla ve kulluğuyla layık olmaya çalışmaması ise nankörlüktür… Rabbim bizi kör ve nankörlerden eylemesin. Sahip olduğu nimetlerin farkında olan ve bu nimetlere layık olmaya çalışanlardan eylesin. Âmin…

İbrahim Yardım / İlahiyatçı – Yazar

Huzurun Kaynağı

Günümüz insanı, birçok nimetlere sahip olduğu halde maalesef huzursuz, bunalımlı ve güvensiz bir halet-i ruhiye içinde olduğunu görmekteyiz. Öncelikle şunu hemen belirtelim ki mutluluğu sadece maddi değerlerde arayan insanlar, büyük bir gaflet içindedirler. Eğer huzur ve mutluluk zenginlik ile elde edilecek olsaydı bütün zenginlerin mutlu olmaları gerekecekti.

Hâlbuki nice huzursuz zenginler ve nice mutlu fakirler vardır. Bundan anlaşılıyor ki mutluluk sadece maddi değerler ile zenginlik ile elde edilemez. Dünyanın en zengini bile eğer ruhen ve kalben aç ise onun tam manasıyla mutlu olması mümkün değildir.

Kalp ve ruh ise manevi değerler ile dini sohbetler ile ahlak ve fazilet ile ibadet ve özellikle de namaz ile doyar. Bediüzzaman Said Nursi, ne güzel ifade etmiş: “İnsanın ruhu, ancak namaz penceresi ile nefes alabilir.”

Bütün iyilikler ve güzellikler İslamiyet’te toplandığı için insanlar, İslam’a muhtaçtır. Her şeyi Allah, bizim için yaratmıştır. Bizi de O’nu tanımak ve        O’na kulluğu yerine getirmek için yaratmıştır. İman, Allah’ı tanımaktır. İbadet ise kendimizi O’na sevdirmektir. İbadetin sebebi,  Allah’ın emretmiş olmasıdır. Sonucu Allah’ın rızasını kazanmaktır. Cennet ise Allah’ın hediyesi ve lütfudur.

Müslümanın her sözü ve her hareketi İslam’a uygun olmalıdır. Eğer hata etse veya günah işlese hemen tövbe edip haramdan helale dönmeli. Allah’tan da ümit kesmemelidir. Ancak çok da rahat davranmamalı. Günahlara karşı hassas olunmalı ve mesafe korunmalıdır.  Kısacası gerçek bir Müslüman, korku ile ümit arasında olmalıdır.

Allah’ın nimetleri saymakla bitmez. Bu, herkesçe bilinen bir hakikattir. Fakat bunca nimetlere karşı da layık olmaya çalışılmalıdır. Bu konuda sıkıntı vardır. Yoksa nimetler azaba dönüşür. Diğer dünyada da hesaba dökülür. Nimet şükür ister. Şükür nimeti arttırır. Nimet şükür görmezse elden gider.

Gerçek bir Müslüman, bulduğunda şükreder, kaybettiğinde ise sabreder. Müslümanın defterinde isyan ve şikâyetin yeri yoktur/olmamalıdır. Daima alttakine bakıp haline şükretmelidir. Üsttekine bakmak, insanı isyana ve şikâyete götürür. İnsanın isyana hakkı yoktur ve haddi de değildir.

İbrahim YARDIM / İlahiyatçı-Yazar