Etiket arşivi: Komşu

Komşu

Hepimiz akşam eve varmayı gün boyu iple çeker, yemekten sonra ailemizle birlikte dinlenmeyi düşleriz. Kitap okumayı ya da yorgun olduğumuzdan dolayı erkenden uyumayı da arzulayabiliriz. Tam bu sırada birden üst veya alt kattan gelen tamirat sesiyle irkilmek kimsenin arzu edeceği bir şey değildir. Aynı şekilde müziğin sesinin fazlaca açılması ya da bir bebeğin çığlıklarla ağlaması da tadımızı kaçıracaktır.

Komşuluk ilişkilerini dengede tutmanın yolu, kendimize yapılmasından hoşlanmadığımız şeyi, başkasına yapmama hassasiyetini göstermekten geçiyor. Genel olarak bizi rahatsız eden şeyler, komşularımızı rahatsız eden şeylerle hemen hemen aynıdır. Örneğin açık olan penceremizden içeriye, üst kat komşumuzun halı tozlarının girmesinden hiçbirimiz hoşlanmayız. Ya da henüz yıkayıp astığımız çamaşırlarımızın üzerine bir sofra bezinin silkelenmesi bizi öfkelendirecektir.

Komşuluk ilişkilerinde tahammül son derece önemlidir. Kasti yapıldığından emin olduğumuz şeyler dışında, diğer problemler mümkün olduğunca sabretmeyi gerektirir. Örneğin, hiç kimse bebeğini veya çocuğunu kasti olarak ağlatmaz. Muhakkak her anne baba onu sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordur. Başka bir örnek olarak geç saatte kulaklarımızı tırmalayan tamirat gürültüsünü ele alalım. Komşumuz başka bir fırsat bulamamış olabilir evinin onarılması için ya da o saate kadar uzamış olabilir tadilat işlemleri. Böyle hallerde bize düşen sabır ve sükûttur. Rahatsızlığımızı en aza indirgemek için bulunduğumuz odayı değiştirebilir veya başka bir çözüm yolu deneyebiliriz. Empati yapıp kendimizi o komşumuzun yerine koymak, bu durumu anlamamızı kolaylaştıracaktır. Hasan-ı Basri Hz. şöyle buyurur: “İyi komşuluk, yalnız komşuya eziyet etmemek değil, komşunun eziyetlerine de katlanmak demektir.” (Semerkand, Şubat 2014, sayı, 101) 

Bazı yerlerde de komşularımızı nazikçe uyarmamız gereken durumlar olacaktır mutlaka. Örneğin, bizi rahatsız eden durum rutin olarak gerçekleşiyorsa, tartışmaya dönüştürmeden, gayet kibar bir dille, komşumuza şikayetimizi dile getirebiliriz. Ancak böyle davranarak o özlemini duyduğumuz o sıcak komşuluk ilişkilerine sahip olabiliriz. 

 “Komşu koşunun külüne muhtaçtır.” derdi atalarımız. Alacakları evden önce komşuyu düşünür, arar soruştururlardı. Çünkü komşuluk bağları samimi anlamda ifadesini bulmuştu. Yiyip içtikleri ayrı gitmezdi aralarında. Onlarla paylaşılırdı en güzel ve samimi sohbet ortamları. Dertler, sevinçler hep beraber paylaşılırdı. Sıkıntı ve keder, bu samimi atmosferde bir bir kayboluverirdi.

Efendimiz (s.a.v) bir hadislerinde, Cebrail’in (a.s) komşu hakkından sıkça bahsetmesi sonucu, neredeyse komşunun komşuya varis kılınacağını düşündüğünden bahseder. Komşusunun, kendisinde ne gibi hakları bulunduğunu soran bir sahabeye yine Efendimiz (s.a.v) şöyle cevap verir: “Hastalanırsa ziyaretine gidersin, vefat ederse cenazesini kaldırırsın. Senden borç isterse borç verirsin. Darda kalırsa yardım edersin. Başına bir felaket gelirse teselli edersin. Evinin damını onunkinden yüksek tutma ki, onun rüzgarını kesmeyesin. Ya senin ne pişirdiğini bilmesin, ya da pişirdiğinden ona da ver.”

Bunlara dikkat edelim

  • Komşularımıza karşı güler yüzlü davranıp, onlarla karşılaştığımızda selamlaşmayı, hal hatır sormayı ihmal etmeyelim.
    • Onların iyi ve kötü günlerinde elimizden geldiğince yanlarında ve destek olalım.
    • Misafir geçirirken bilhassa gece geç vakitte ve sabah erken saatlerde daha temkinli davranarak, sessiz olmaya çalışalım.
    • Kapı önünde ayakkabı, çöp, bisiklet vb geçişi zorlaştıracak engeller bırakmamaya özen gösterelim.
    • Halı ve balkon temizliği yaparken alt katımızda oturanları dikkate alalım
    • Evlerimizin temizliğine titizlik gösterdiğimiz gibi, bina içini ve bahçeyi temiz tutalım.”Herkes kapısının önünü temizlerse sokaklar tertemiz olur” sözünü unutmayalım.
    • Ortak kullanımlı otoparkı bulunan konutlarda, aracımızı dikkatlice ve diğer araçlara yer kalacak şekilde park edelim.
    • Tamirat ve evden taşınma gibi durumlarda komşularımıza önceden haber verip özür dileyebiliriz.
    • Efendimiz: “Komşusu açken tok olarak yatan kimse bizden değildir” buyurur. Maddi durumu olmayan yada hasta ve yaşlı olup ihtiyacını sağlayamayan komşularımız olabilir. Onlara ikramdan kaçınmayalım.
    • Komşularımızın özel hayatlarına saygılı olup kusurlarını araştırmayalım. Gizli hallerine şahit olursak görmezlikten gelip örtmeye çalışalım.
    • Herhangi bir sıkıntıyla karşılaştığımızda ilk çalacağımız kapı komşularımızın kapısı olacaktır. Bunu hiç akıldan çıkarmayıp ilişkilerimize hep olumlu yön vermeye uğraşalım.

Rabbimiz “Allah sizin için evlerinizi bir huzur ve sükun yeri yaptı” buyurur. (Nahl, 80) Büyüklerimiz de huzur ve muhabbet bulunan yer manasında hane-i saadet, saadethane ifadesini kullanmışlar evlerimiz için. Evler, her türlü sıkıntıdan uzaklaştığımız, sükûna erdiğimiz sığınaklarımızdır ve elbette huzurumuza kimsenin gölge düşürmeye hakkı yoktur. Bu nedenle komşuluk adabı ve ilişkileri toplumun huzuru için çok önemlidir. Komşu, evini, ekmeğini ve gönlünü komşusuyla paylaşabilen insandır. Komşu o kişidir ki, komşusuyla karşılaştığında selamlaşıp halleşsin, keder ve sevincine ortak olsun, kusurlarını araştırmasın, kendisine yönelik hatalarını affedip yüzüne vurmasın.

Komşularımızın yaptıklarını değerlendirirken ön yargılı olmamalıyız. Olaylara pozitif bakmalıyız. İşte size kıssadan hisse…

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına: 

-‘ Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor.’ demiş. 

Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. 

Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. 

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış ve: 

-‘Bak’ demiş kocasına ‘ Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?’ 

Kocası ise cevaplamış :’Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim!’. 

Kıssadan hisse:

Hayatta da böyle değil midir ? 

Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır. Birini eleştirmeden ve hemen yargılamadan önce kendi zihin durumumuza bakmak ve ‘iyi’ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı fark etmek güzel bir fikir olabilir … Olaylara pozitif pencereden bakalım… Penceremizin kirlenmesine izin vermeyelim. Komşularımızı,  başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin (duygu, zihin, kalp ve niyetimizin) ne kadar temiz olduğuna bağlıdır

Komşuluk ile ilgili hadis-i şerifler

“Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.”

Vallahi mümin olamaz! (üç defa) Kim, ey Allah’ın Rasûlü? Şerrinden komşusu emin olmayan kişi

“Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete giremez.”

Ev almadan önce komşunuzu, yola çıkmadan önce arkadaşınızı araştırınız.”

“Devamlı ikamet ettiğiniz yerdeki kötü komşudan Allah’a sığınınız. Çünkü göçebelik anındaki kötü komşu geçicidir.”

İyi komşu, uysal bir binek ve geniş ev, kişinin saadetini sağlayan unsurlardandır.

“Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşı için en hayırlı olandır. Allah katında komşuların en hayırlısı da komşusu için en hayırlı olanıdır.”

Komşusu açken tok yatan bizden değildir.

“Hangi mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle Allah’ın korumasından düşer.”

Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a yemin ederim ki, bir kul kendisi için istediğini komşusu için de ve yahut din kardeşi için de istemedikçe hakkıyla iman etmiş olmaz.

“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusunu incitmesin. Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da sussun.”

Mehmet Abidin Kartal

www.NurNet.Org

Sosyal Hayatta “Komşuluk” Hukuku

İnsan sosyal bir varlıktır.

Sosyal hayatta aileden sonra en yakınımızda komşularımız vardır.
Başımıza gelen müspet ya da menfi her olayda, komşularla iyi ilişkiler kurmak zorunluluğu söz konusudur.
Komşu kavramı hakkında İslam âlimleri farklı yorumlar yapmışlardır.
Mesela, Hz.Ali(r.a) çevrede “sesimizi işiten herkesin” komşu olduğu görüşündedir. Hz.Aişe(r.a) ise her taraftan kırk evin komşu olduğunu ve bunların komşuluk hakkına sahip bulunduklarını bildirmiştir.
Ayrıca, komşu tabiri, hiçbir ayırım yapılmadan, Müslüman kâfir, âbid fâsık, dost düşman, yerli yabancı, iyi kötü, yakın uzak bütün komşuları içine alır.
Hz.Peygamber(s.a.v) komşusunun, kendisinde ne gibi hakları bulunduğunu soran bir sahabeye şöyle cevap vermiştir: “Hastalanırsa ziyaretine gidersin, vefat ederse cenazesini kaldı­rırsın. Senden borç isterse borç verirsin. Darda kalırsa yardım edersin. Başına bir felâket gelirse teselli edersin. Evinin damını onunkinden yüksek tutma ki, onun rüzgârını kesmeyesin. Ya se­nin ne pişirdiğini bilmesin ya da pişirdiğinden ona da ver.”
***
Komşu üç çeşittir. Her birine, hâline göre hakkının ödenmesi gerekir.
Bazen iki veya daha fazla sıfatın teâruz ettiği, bunlardan birinin üstün veya her ikisinin de müsâvi olduğu durumlar da olabilmektedir.
Bu hususu Taberânî’nin Hz.Câbir’den kaydettiği şu merfu rivayet te’yid eder: “Komşu üç çeşittir: Bir komşu vardır, onun, üzerinizde tek hakkı vardır. Bu, müşrik komşudur. Bunun sadece komşuluk hakkı vardır. Komşu vardır, üzerinizde iki hakkı vardır. Bu müslüman olan komşu­dur. Bunun hem komşuluk, hem de müslümanlık hakkı vardır. Diğer bir komşunun üzerinizde üç hakkı vardır. Bu, akraba olan komşudur. Bunun hem komşuluk hem müslümanlık, hem de akrabalık hakkı vardır.”
***
İslamiyet komşu hakkına, komşularla iyi geçinmeye çok büyük önem vermiştir.
Kur’an-ı Kerim’de, Allah’a imanı emreden ve şirki yasaklayan ifadelerin hemen arkasından anne babaya iyi davranmak ve komşuya iyilik yapmak emredilmektedir.
Nitekim Nisa suresinde Yüce Allah, “Yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anneye, babaya, akrabalara, yetim­lere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yol arkadaşlarına, garip ve yolculara, ellerinizin altındakilere (köle, cariye, hizmetçi ve işçilere) de güzel muamele edin. Allah, kendini beğenen ve övünüp duranları sevmez.” buyurur. (Nisa, 4/36)
Hz.İbni Ömer’in(r.a) rivayetine göre, Efendimiz(s.a.v) komşu hakkının ehemmiyeti hakkın­da şöyle buyurmuştur: “Cebrail(a.s) bana komşuyu tavsiyede o kadar ileri gitti ki, yakında onu (komşuyu) komşusuna varis yapacak zannettim.
Başka hadislerinde ise Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve âhiret gününe iman eden komşusuna iyilik etsin.”
“Allah katında dostların en iyisi arkadaşına, komşuların en iyisi de komşusuna en iyi davrana­nıdır.”
***
Mü’minin şe’ni Kerim(ikram eden) olmaktır.
Zira Senin ikramınla sana musahhar olur.
Ebû Hüreyre(radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kim Allah’a ve âhirete inanıyorsa misafirine ikrâm etsin. Kim Allah’a ve âhirete inanıyorsa kom­şusuna ihsanda (iyilikte) bulunsun. Kim Allah’a ve âhirete inanıyorsa, ya hayır söylesin veya sükût etsin.
Amr b. Şuayb, Resûlullah’ın(s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Eğer bir meyve satın alırsan, sokakta gördüğün çocuğa ondan hediye olarak ver. Şayet bunu yapmazsan gizlice onu eve götür. Çocuğun onu eline alarak komşu çocuğunu öfkelendirmek için dışarı çıkmasın!”
Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: Resulullah(aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki:
“Ey Ebu Zerr! Maruf ’dan(iyilik) hiç bir şeyi hakir görme, hatta bir kardeşini güler bir yüzle karşılaman bile (basit bir şey değildir). Et satın aldığın veya bir tencere kaynattığın zaman suyunu artır, ondan komşuna bir avuç kadarda olsa ver.”
***
Fakir ve muhtaç komşuların yardımına koşmak, gerekirse onlara maddi-manevi yardımda bulunmak, ödünç para vermek, çalışabilecek durumda olanlara, geçimlerini sağlayacak bir iş sağlamak, Müslümanın Müslüman üzerindeki görevlerindendir.
Kimsesiz ve yaşlı komşuları­mızın, işlerini takip etmek, yapmak veya yaptırma da çok güzel bir davranıştır.
Hangi fert olursa olsun, kendinden bir derece fakiri bulabilir ve onlara karşı yardım elini uzatabilir.
Çünkü Cenab-ı Hak: “Bütün müminler kardeştir.” diye emrediyor. (Hucurat, 49/10)
Bu meyanda Atalarımız “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” demişlerdir.
Komşumuz bir haceti olduğunda veya maddi bir sıkıntıya düşüp borç istediğinde, imkânlarımız nispetinde o ihtiyacını karşılamalıyız.
İsteklerini yerine getirmemiz mümkün değilse münasip bir dille izah etmeli, yardımcı olamadığımız için üzüntümüzü belirtmeliyiz.
Yüce Peygamberimiz ki: “Sizden biri kendisi için sevip istediği bir şeyi din kardeşi ve komşusu için de istemedikçe kâmil mü’min ola­maz” buyuruyor.
Demek ki yoksul Müslümanlara yardım din kardeşliğinin bir gereğidir. Başka bir hadislerinde ise Peygamberimiz(s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: “Komşusu aç iken tok olarak yatan kimse bizden değildir.”

Bu Nasıl Gaflet?

Kurban edilmek üzere bekletilen hayvanlar, biri kurban edilirken diğerleri hiç tepki vermezler, birazdan sıra kendilerine gelmeyecekmiş gibi yemeye içmeye devam ederler.

Onkoloji servisinde yatan bir yakınımı dört gün boyunca hastanede bekledim, bu süre zarfında onlarca vefat eden insan gördüm, âdeta saat başı bir kişi vefat ediyordu.

Koridorda bir ağlayış bir figan Anneciğim…, …gittiii babacığım…. gittiiii. Odadan sedye ile çıkarılan bir cenaze, ardından odadaki eşyalarını toplamış giden bir grup insana başınız sağ olsun diyen hasta yakınları (bir saat sonra aynı akıbet onlarında başına gelmesi çok muhtemel).

Aradan bir yada iki saat sonra yine aynı sahne, yine aynı sahne….

Biraz önce vefat eden kişiyi morga götüren hasta bakıcı, elinde televizyon kumandasıyla bir o kanala bir bu kanala zapt yapıp duruyor, salona giren hemşire

-Karıştırma şunu diziyi kaçırtacaksın bana..

Oysa az önce hemşire hanımda morga götürülen adamın damar yolunu açmaya çalışmıştı.

Hele nöbeti bitip işten çıkışı; Pileli eteği, röfleli saçları, aşırıya kaçmış makyajı, geçtiği yerlerde bir parfüm kokusu, tak! tak! tak! yanınızdan geçerken artan koridorun sonuna doğru azalan topuklu ayakkabıların sesi.

1200 lü yıllarda Moğollar geçtiği yerleri yakıp yıkarken tehlikenin bir gün kendilerine de geleceğini anlayan halk birlik olalım, beraber olalım, karşı koyalım dediklerinde, kendilerini ayrı bir sınıf addeden zenginler;

-Biz evlerimizi, barklarımızı daha uzak ve yüksek yerlere yaparız, onlar oralara gelemez diyorlardı, oysa Moğol istilasından onlarda nasibini almışlar, çoluk çocuk telef olmuşlardır.

Günümüze dönelim.

Afganistan, ABD ve işbirlikçilerinin işgali altında.

Irak, ABD ve işbirlikçilerinin işgali altında.

Çeçenisten, Rusya’nin işgali altında.

Azarbeycan, Ermeniler’in işgali altında.

Doğu Türkistan, Çin’in işgali altında.

Keşmir, Hindistan’ın işgali altında.

Filistin, İsrail’in işgali altında.

Sancak, Sırbistan’ın işgali altında.

Makedonya, Sırbistan’ın işgali altında.

Patani, Tayland’ın işgali altında.

Somali, ABD ve işbirlikçilerinin işgali altında.

Bunlar sadece aklımıza takılanlar… Dahası da var… Suriye’nin Golan Tepeleri gibi kısmen işgal altında olan ülkeleri de saymadık burada. Ambargo ablukasına alınmış ülkelerimizden de hiç mi hiç söz etmedik.

NBC News 2013 te yayınladığı bir yazıda 1980’lerden beri Afganistan, Irak, Bosna, Çeçenya ve diğer yerlerde çatışmalarda 4 milyondan fazla Müslüman’ın öldüğünü yazdı.

Avrupa ve özellikle Kuzey Amerika kıtaları kısmen sakin ve müreffeh bir hayat sürerken. Afrika, Ortadoğu ve Asya’nın neresinde bir Müslüman ülke veya topluluk varsa oradan kesif dumanlar yükseliyor. Nerede bir çatışma, savaş, katliam, göç, açlık, sefalet ve çeşit çeşit zulüm varsa orası Müslüman coğrafyası. Akan kan Müslüman, yanan can Müslüman. Kara toprağın bağrına gencecik Müslüman delikanlılar düşüyor hep.

Başta komşu Suriye, Gazze, Irak, Arakan, Doğu Türkistan, Dağlık Karabağ, Çeçenistan, Keşmir, Bangladeş, Mali Etiyopya, Sudan, Somali, Libya, Yemen’de açlık, sefalet, çatışma, kan, ölüm ve gözyaşı.

Bangladeş-Burma (Yeni adıyla Myanmar)’da Müslümanlara yönelik zulüm, 2012’de yeri göğü inletti. Arakan’a yayılan olaylarda bugüne kadar on binin üzerinde Müslüman şehit oldu, 110 bini yurtlarını terk ederek komşu Bangladeş’in kamplarına sığındı.

Afganistan’da, her ailede bir ölü, bir yaralı ve sakat sıcak savaşın izlerini taşıyor.

Batı Afrika ülkesi Mali’ de 250 bin kişi komşu ülkelere kaçtı. Açlık, kıtlık ve yokluğun kararttığı kara bahtlı insanlar, Senegal, Nijer ve Burkina Faso’da mülteci kamplarında yaşamaya başladı.

Irak’ta Kürt, Türkmen, Arap ayrımına ilaveten Şii-Sünni ayrımından da “ekmek” çıkaran Batı, öldürülen 2 milyon insanın damla damla kanlarının, bir damla petrolden daha ucuz olduğunu ispatladı.

İkiye bölünen Sudanda 2 bine yakın Müslüman hayatını kaybetti

Suriye’de olayların başladığı Mart 2011’den bu yana 41 bin 129’u sivil ve 5 bin 47’si resmi görevli olmak üzere 46 bin 176 kişi hayatını kaybetti.

ALLAHIM İslam’a ve Müslümanlara yardım eyle.

ALLAHIM Suriye’deki kardeşlerimize yardım eyle.

ALLAHIM Filistin’e yardım eyle.

ALLAHIM Arakan’daki kardeşlerimize yardım eyle.

ALLAHIM Mısır’daki kardeşlerimize yardım eyle.

ALLAHIM senin dinini hakım kılmak için gece gündüz çalışana yardım eyle.

ALLAHIM senin davan için hapishanelere girenlere yardım eyle.

ALLAHIM hakkı söyledikleri için onlara işkence ediyorlar yardım eyle onlara.

ALLAHIM senin dinini yeryüzüne hakim kılmak için bizlere güç ve kuvvet ver.

YA RABBİM kafirlere fırsat verme.,planlarını başlarına çevir

RABBİM bizi hak yoldan ayırma bizi kendine kul peygamberine layık ümmet eyle. Bizi senin yolundan şehadete ulaşanlardan eyle.

Bedirde, Uhud’da ve Hendek’te Müslümanlara yardım ettiğin gibi bugünde Müslümanlara yardım eyle.

ALLAHIM, İslam’ın kalesi olan Türkiye’yi ve tüm ehlisünnet olan İslam beldelerini koru.

ALLAHIM Dünyanın dört-bir tarafında maddi ve manevi olarak zulüm ve baskı altında kalan, mağdur ve mazlum duruma düşen bütün kardeşlerimize yardım et. Onların bu mazlumiyetlerini, ümmetin gafletten uyanmasına vesile kıl. Onları bu duruma düşürenleri de ıslah eyle. Eğer ıslahları mümkün değilse, Kahhar isminle onları kahrı perişan eyle.

ALLAHIM. Çeçenistan, Orta Afrika, Doğu Türkistan, Sincan, Somali ve diğer beldelerde, zalimin ve işbirlikçi uşakların zulmüne maruz kalan tüm Müslümanlara yardım eyle.

ALLAHIM. Bütün Müslümanları Tevhit bayrağı altında toplayacak; aralarındaki ihtilafları ittifaka çevirecek sebepler halk eyle.

ALLAHIM. Senin habibin, Resulullah (sav): “Mazlumun duasıyla Allah arasında perde yoktur” buyuruyor. Mazlumun feryadı arşı alayı titretirken, küçücük çocuklar, ak saçlı ihtiyarlar, hala katledilmeye devam ediliyor. Rahmetin olan yağmur yerine, ismini dahi bilmediğimiz bombalar yağıyor başlarına. Ne evleri ve ne de yurtları kalmamış. Ölümün onlar için kurtuluş sayıldığı bir zaman dilimindeyiz.

ALLAHIM. Sen, zalimin zulmünden habersiz değilsin ve bu zulüm onların yanına kar kalacak da değil. Ama bizim için en kısa sayılacak bir zamanda, bu zulmü yapanların ittifaklarını bozacak, iktidarlarını devirecek sebepler halk eyle.

Ey mazlumların Rabbi. Ey kimsesizlerin sahibi. Ey kendisine hüzünle açılan elleri boş çevirmeyen

ALLAHIM. Şehitlerin şehadetini kabul et. Yaralılara acil şifalar ver. Ailelerine sabır ver.

ALLAHIM. Belki de bizim gafletimiz o kadar büyüktü ki, uyanmak için bu denli musibetler gerekti. Artık ümmeti uyandır gaflet uykusundan. Bize birlik ve dirlik ver. Dünyadaki imtihanda kaybedenlerden eyleme.

ALLAHIM. Sen Rabbimizsin. Sahibimizsin. Her şeyi kuşatan rahmetinle bize muamele et.
Bize yardım et. Bize yardım et… Amin.

Umarız barış ve adalete dayalı Yeni Adil Bir Dünya’nın kuruluşu yakındır. Mazlumların gözlerindeki, sevinç gözyaşları olur.

Çetin KILIÇ

www.NurNet.Org

Kaynaklar:

  • milli gazete
  • islamüstündür
  • NBC News
  • Ruhadar
  • Muhammed Mucahid-muslumangenc

İnsanlara Rahmet Olarak Gönderilen Fahr-i Âlemi Tanıyalım!

Hıristiyan bir papaz ile sohbet ederken “Muhammed savaşçı idi, hayatı hep savaşlarla geçmiş,” dedi. İtiraz etmeme rağmen papazı ikna etmek mümkün değildi, çünkü hayati boyunca Fahr-i âleme karşı beslediği kin ve nefretini izale etmek veya hakkı ona kabul ettirmek çok zor… Medar-i münakaşa etmek istemeden “hidayet Allah’tandır.”dedim.

Keza, Alman asıllı Hıristiyan karı koca; bir Türk komşusuna gider gelirler, komşuların örf, adet ve İslami yaşayışlarından etkileyen karı koca bir müddet sonra Müslüman oluyorlar. Türk komşusuyla tanışmadan önce Müslümanları ve Hz. Muhammed’di hep savaşçı bildiklerini, İslamiyet’tin güzelliklerinden habersiz olduklarını, bir televizyon programında anlatıyorlardı,

Evet Hıristiyan karı koca; bir Müslüman’ın İslami yaşayışından etkilenerek Müslüman olabiliyorsa bize şunu gösteriyor ki: Müslümanlar hal ve ahvalleriyle İslamiyet’ti doğru yaşasalardı, Hz. Muhammed’din (asm) güzel ahlakını bihakkın anlatılsaydı, gayrimüslimlerin çoğu İslamiyet’te gireceklerdi.

Bediüzzaman ne güzel söylemiş:

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemâlâtını ef’âlimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri, elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler; belki küre-i arzın bazı kıt’aları ve devletleri de İslâmiyete dehâlet edecekler.”

Bütün Resullerin seyidi, bütün enbiyaların imamı, bütün mürşitlerin sultanı fahr-i Âlem ve Şeref-i beni Âdem Efendimize atfedilen iftira münasebetiyle umman denizinden bir katre de olsa, o zat-ı pak hakkında bir kaç hakikati beyan etmek istiyorum.
Şöyle ki:

İmanın altı şartından biri de peygamberlere inanmaktır. Hangi din mensubu olursa olsun kendi Peygamberini kabul ettiği gibi; sair Peygamberleri de kabul etmeleri şarttır. Kabul etmeyen kâfir olur.

Kur’an’da Muhammed, İncil’de Ahmet, Tevrat’ta Ahyed olarak ismi geçen O Zat-i Pakı delâl, en yüce ahlâka sahip olduğu yüz yıllar boyunca, dost ve düşman, herkesin üzerinde birleştiği tek bir insandır. Hz. Muhammed (asm) “güzel ahlâkı tamamlamak” olarak ifade ediliyor. Fahr-i Kâinat Efendimiz her bakımdan insanların en güzeli olduğu gibi ahlâk ve edep yönünden de en üstünüydü.

“Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. Sizin en hayırlınız, ahlaken en üstün olanınızdır” buyurmuşlardır. Kâinat kitabının en büyük ayeti ve Hâtemü’l-Enbiya olan Fahr-i Cihan Efendimiz güzel huylu, güler yüzlü, tatlı sözlü, nazik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi.

İnsanlara verdiği değer:

Âlemlere rahmet, insanlığa ebedî rehber ve üstâd-ı mutlak olarak gönderilen Fahr-i Âlem Efendimiz kimseyi tenkit etmez, ayıbını yüzüne vurmazdı.

Bir gün, Medine sokaklarından bir cenaze geçiyordu. Peygamberimiz bunu görünce ayağa kalkar. Yanındakiler cenazenin bir Yahudi’ye ait olduğunu söylerler. Bunun üzerine Peygamberimiz ‘O insan değil mi?’ diyerek yanındakileri uyarır.

Peygamberliği döneminde çok sıkıntı çekmiş, üzerine pislik atılmış, öldürülmek istenmiş, geçeceği yollara dikenler atılmış, ilk Müslümanlar da sayısız işkencelere tabi tutulmuş, Ama O’Yüce Peygamber, bunların hepsine tahammül göstermiş ve sabretmiştir.  Uhud Savaşında mübarek dişi kırılmış, bunu yapanlar hakkında beddua bile etmemiş, Kendini zehirlemek isteyen Yahudi kadını bile affetmiştir.

Amcasını öldürtüp ciğerini yiyen Ebû Süfyan’ın hanımı Hind’de, Kureyş kadınlarıyla birlikte yüzü örtülü olarak Peygamberimizin huzuruna gider, affını dilemiş, onu tanımasına rağmen belli ettirmeden affetmiştir. O Hind ki, Uhud Savaşında Kureyş kadınlarıyla birlikte def çalıp müşrikleri savaşa davet etmiş,

Hz. Hamza’nın katili Vahşi, Mekke’den kaçarak bir müddet kabileler arasında gizlenmiş,  fakat emin bir yer bulamıyordu. Sonunda kendi için en güvenli yeri gene Hz. Muhammed’din yanına gitmeyi bulmuş, Vahşi çekinerek ve sıkılarak huzura gitmiş, Vahşi’yi huzurunda gören Resulullah başını yere eğer, ona bakamıyordu. O anda amcasını hatırlar, mübarek gözlerinden yaşlar akar. Amcasının katili olan Vahşi’yi kısas yapabilirdi, her şeye rağmen büyüklük göstererek katil Vahşi’yi affeder.

Merhameti:

Peygamberin kucağında bir çocuk olduğunu gören bir adam hayret eder; “Benim on tane çocuğum var, ama hiç birini öpmedim.”der. Peygamberimiz, “kalbinde merhamet kalmamışsa ben ne yapıyım.”diyerek şu uyarıda bulunur: “merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”

Hz. Peygamber Medine’den Mekke’ye ordusuyla giderken bir vadide, yolun kenarında yeni doğmuş yavrularını emziren bir köpek görür. Bir sahabeyi çağırıp köpeğin ve yavruların rahatsız edilmemesi için, ordu geçinceye kadar orada nöbet tutmasını emreder,

Ey Hıristiyanlar dinleyiniz! Alman Devletini kuran ilim ve irfan sahibi Prens Bısmarck, “Sana muasır bir vücut olamadığımdan müteessirim Ey Muhammed! Beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir.”demiştir.

Netice-i kelam,bir gayrimüslimin cenazesine saygı gösteren, ölümle kendisini tehdit edenleri, amcasını öldüreni affeden, insanlara ve hayvanlara merhametini esirgemeyen, İnsanlığa ebedî rehber ve üstâd-ı mutlak olarak gönderilen bir Peygamber’e savaşçı demek büyük bir cehalet ve iftiradır.

İnananlara selam,

Rüstem Garzanlı/Diyarbakır

12.8.2013

www.NurNet.org

Komşulukta sağ-sol, Sünnî-Alevî ayrımı yapılmaz!

Soru: Yeni taşındığımız semtimizde çevremizle komşuluk münasebeti kurmakta güçlük çekiyoruz. Söylentiler etkili oluyor komşuluk münasebeti kurmamızda. Çünkü falanlar Alevi imiş, filanlar da Sünni.

 Ötekiler solcu, berikiler de sağcı imiş. Gerçekten söylendiği gibi iseler onlarla komşuluk münasebeti kurulamaz mı?  Mutlaka kendimiz gibi düşünenlerle mi komşuluk münasebeti kurmamız gerekiyor? Öyle ise komşuluk yapabileceğimiz kimse hakkında bir ölçü verebilir misiniz?

Cevap: Bulunduğunuz yerdeki komşuları Sünni-Alevi, sağcı-solcu, Kürt-Türk gibi kelimelerle tarif ederek ayrımcılık yapmak çok yanlış, hatta çok hatalıdır. Çünkü komşulukta aranacak ilk şart, sadece ‘saygılı komşu’ olma şartı yeterli olmalıdır.

Bir komşu, kendisi gibi düşünmeyenlere saygılı ise çevresine hep saygılı davranıyor, rahatsız edici tavırlardan kaçınıyorsa, meslek ve meşrebi, düşünce ve değerlendirmesi ne türlü olursa olsun böyle saygılı komşulara gidilip gelinmeli, davet edilerek sıcak komşuluk münasebetleri kurulmalıdır. Çünkü siz onlara gidince rahatsız eden davranışta bulunmuyor, yersiz konuşmalar yapmıyorsunuz, onlar da size gelince sizi rahatsız eden konulara girmiyor, yersiz konuşmalar yapmıyorlar. Böylece karşılıklı hürmet ve saygı içinde muhatap oluyorsunuz. Hadis-i şerifin verdiği ölçüyü uygulamış oluyorsunuz:

“İslam’da birine zarar vermek de yoktur; birinden zarar görmek de!”

Bu durumda zarar vermeyeceğiniz, zarar da görmeyeceğiniz saygılı komşuların meslek ve meşrepleri, aidiyet ve kökenleri ne olursa olsun ilgi gösterilmeli, sıcak komşuluk münasebetleri kurulmalıdır. Kurulan bu sıcak komşuluk münasebetlerinde kimde iyi hal ve davranışlar görülürse o beğenilerek alınır, böylece komşulukta iyilikler paylaşılmış olunur.

Bundan dolayı komşulukta sağcı-solcu, Türk-Kürt, Çerkez-Laz gibi birlik beraberliğimizi bozucu ayrımlar yapılamaz. Komşunun ‘saygılı komşu’ olma özelliği komşuluk için yeterli sayılır.

Bu saygının bir gereği olarak komşular, vardıkları yerlerde komşunun değerlerine saygısızlık manasına gelebilecek konuşmalardan kaçınmalı, özellikle gıybete asla yönelmemeli, başkalarının hata ve kusurlarını sayarak aleyhinde konuşmamaya dikkat etmeliler. Çünkü gıybetin yapıldığı yerde, bir gün aynı gıybetin kendileri hakkında da yapılabileceği düşünülerek itimat sarsılır, saygılı komşu olunmadığı yolunda bir düşünce meydana gelebilir. İyi örnek verilmemiş olunur.

Ancak bir Müslüman dinî görevlerinde, mesela tesettüründe, namazında komşularına vardığında bir zorlukla karşılaşmamalı, bunları ihmale mecbur kalmamalıdır. Şayet komşuda namazını kılamama, tesettürünü koruyamama gibi zorluklarla karşılaşacak olursa, komşusu saygılı biri değil demektir. Kendi düşüncesine uymak şartıyla kabul ediyor manası çıkar bu zorlamalardan… Misafirlerinin hassasiyetlerine saygı duymayan komşu ile münasebet mükellefiyeti de kalkmış olur bu durumda dindar komşulardan…

Böylece saygısız davranışlar komşuluk münasebetlerini de koparmış olur. Kimse kimseye gidip gelemez. Güzel örnekler, iyilikler görülerek paylaşılamaz. Herkes kendi yalnızlığıyla yaşamaya mahkûm hale gelir bulunduğu yerde.

Bundan dolayı denebilir ki, dindar insanlar vardıkları yerlerde yanlış anlaşılabilecek dil ile anlatım yerine, rahatsızlık vermeyecek hâl ile temsili esas almalı, komşuluklarda, saygılı hâliyle hep saygı kazanmayı görev bilmeli, çevrelerinde (saygılı komşular topluluğu) oluşturmalılar.

İyi komşuluğun toplumu birleştirici sonucuna ait tarihî bir örnek:

Mekke’den Medine’ye göçen 1.500 Müslüman, tam 10 bin kişilik gayrimüslim halkla kurdukları saygılı komşuluk sayesinde Medine’de kısa zamanda birlik beraberlik duygusu meydana getirmişlerdir. Saygılı komşuluğun sağladığı bu sonuç, tarih boyunca bizlere hep etkili komşuluk örneği olarak hatırlatılmıştır.

Ahmet Şahin