Etiket arşivi: ramazan

Oruçla ilgili ayet ve hadisler

ORUÇLA İLGİLİ AYETİ KERİMELER: “Ey iman edenler! Oruç sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı—tâ ki günahtan sakınıp takvâya eresiniz. (Bakara-Ayet: 183)
Oruç günleri sayılıdır. Sizden biri hasta yahut yolcu olursa, tutamadığı günler kadar başkar başka günler oruç tutar. Düşkünlüğünde yahut iyileşme ümidi olmayan bir hastalıktan dolayı oruca dayanamayanlar için ise, bir fakiri doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim kendiliğinden bir iyilik yapar da fazlasını verirse onun için daha hayırlıdır. Eğer bilseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (Bakara—Ayet: 184)

ORUÇLA İLGİLİ HADİSİ ŞERİFLER:
Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur (Müslim, Sıyam 2, (1079)
“Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine ALLAH’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.” (Buhari, Savm, 8.)
Ramazanda Allah’ı zikreden mağfiret olunur. Ve o ayda Allah’dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. (Ravi: Hz. Câbir (r.a.)
Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvet nazarı ile harama bakmak, yalan yere yemin etmek. (Ravi: Hz. Enes (r.a.)
Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez(Buhari, Savm 29)

Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir (Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83)
Resulullah (sav)’a :” Kadir gecesi (Ramazan’ın neresinde?) diye sorulmuştu. O da, Ramazanın tamamında.” diye cevap verdi. (Ebu Davud)
Şurası muhakkak ki, Oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır” (Beyhaki)

“Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (Ebu Hüreyre)
Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar(Tirmizi, Cihad 3, (1624)
Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün, anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün, ben yanında zikredildiğim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün! (Tirmizi, Daavat 110, (3539)
Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir(Müslim, Sıyam 171,)
“Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez” (İbni Mace, Taberani)
Kim Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah onu yetmiş sene Cehennem ateşinden uzaklaştırır. (Camiüs Sağir)

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Ramazan-ı Şerif orucunun önemi

Cenab-ı Allah (c.c.) Kur’ân’ı Kerim’de şöyle buyurur: “O Ramazan ayı ki, insanlara doğru yolu gösteren, apaçık hidayet delillerini taşıyan ve hak ile batılın arasını ayıran Kur’ân, o ayda indirilmiştir.”1

Ramazan ayındaki oruç İslamiyet’in beş şartından birincisi hem de en büyüğüdür. “Ramazan-ı Şerifin orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum rububiyetini kırmak ve aczini göstermekle ubudiyetini bildirmek…”tir. 2  

Cenab-ı Allah’ın rububiyet cihetiyle yani bütün varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürmesi, bu esnada her nevi ihtiyaçlarını vermesi ve onları emrine itaat ettirmesidir.

Oruçlunun gündüzün yemekten kendini menedilmesi, o nimet benim değildir. Bir emir altında olduğunu anlaması, Diğer cihette ise verilen nimetlerin şükrünü kulun ubudiyetle yani ibadetle mukabele etmesidir.

Görüldüğü üzere Cenab-ı Hak, hadsiz nimet çeşitlerini insanlar için yaratmış, o nimetlerin fiyatı olarak bizden de şükür istiyor, ona teşekkür etmek, nimetlerin doğrudan doğruya rahmetinden geldiğini bilmek ve o nimetlere kendi ihtiyacımızın olduğunu bilmektir.

Bediüzzaman Hazretleri, bu mübârek ay için şöyle buyurur:

“Ramazan-ı Şerifte her bir harfin on değil, bin; ve Âyetü’l-Kürsî gibi ayetlerin her bir harfi binler; ve Ramazan-ı şerifin cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hassene sayılır.

Evet, her bir harfi otuz bin bâki meyveler veren Kur’ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki, milyonlarla o bâki meyveleri Ramazan-ı Şerifte mü’minlere kazandırır.”3

Efendimiz, (asm)  Ramazan ayının kutsiyetini Hadis-i Şerifte mealen şöyle buyurmuş:

 “Özürsüz, ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz”4

Ramazan ayı rahmet, mağfiret ve kurtuluş ayı olduğu için mümkün mertebede nefsin şerrinden uzak kalmak, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfarla ve salâvatla meşgul olmak en büyük kârdır.

Efendimizin, (asm)“Ümmetimin ayıdır” diye buyurduğu iyilik, tövbe ve sabır ayı olan Ramazan-ı Şerifiniz mübârek olsun.

Rüstem Garzanlı

20.04.2020

Dipnotlar:

1-Bakara, 2/185

2- Mektubat,29. Mektup ikinci kısım,

3-Mektubat, 29.Mektup7.Nükte,

4-Tirmizi,

Ramazanın hayrını görmek için bunlara dikkat

Evlerimiz için ramazan-ı Şerif’te ve ömür boyu hayatımıza tatbik edeceğimiz hususlar. Evimizde üç şeye çeki düzen vereceğiz: Televizyona, internete ve telefona. Çünkü bu üç şeyi kontrol edemezsek gözümüzü haramdan, vaktimizi gafletten, kalbimizi kasvetten kurtaramayız. Televizyonu, interneti ve telefonu kontrol edemeyenlerin Ramazan gündemini televizyon, internet ve telefon belirler.

Evimizde üç şeyi yasaklayacağız: Gıybet, tartışma ve küskünlük. Çünkü gıybet, yaptığımız salih amellerimizi yiyip bitirir. Tartışma, kavganın, gürültünün, kin ve nefretin kapılarını açar. Geride oruç ahlakından bir şey kalmaz. Küskünlük, Ramazan’ı bize zehir eder. Bu üç hata Ramazan’ımızı mahvetmesi için şeytana sunulmuş en büyük fırsatlardır.

Evimizde üç şeye devam edeceğiz: Cemaatle namaza, Kur’an tilavetine ve haftalık sohbete. Çünkü cemaatle namaz, evin düzenini sağlar, manevi atmosferi oluşturur. Kur’an tilaveti, kalplerimize şifa, evlerimize bereket olur. Sohbet, ruhumuza gıda, ailemize nasihat olur. Tüm bunları elde etmek için teravihimizi ailecek kılacağız. Mukabelemizi ailecek yapacağız. Haftada bir gün sohbet ve ders dinleyeceğiz. Başka yerde yapanların dersini telefonla dinleyeceğiz.

Evimizde üç şeyi çoğaltacağız: Dua, istiğfar ve zikir. Çünkü dua ibadetin özüdür. Ailecek yapılan dualar aileyi birbirine bağlar. İstiğfar, bela ve musibetleri engeller ve Allah’ın rahmetine kapı açar. Zikir ise kalbimizi yumuşatır, yüzümüzü nurlandırır ve manevi derecelerimizi artırır.

Evimizde üç şeyi azaltacağız: Çok yemeyi, çok uyumayı, çok konuşmayı. Çünkü çok yemek hastalığa, çok uyumak tembelliğe, çok konuşmak çok hataya sebep olur. İşte bu yüzden yemek israfından, uyku israfından ve söz israfından kaçınacağız.

Evimizde üç huyu terk edeceğiz: Eleştiriyi, kınamayı ve iğnelemeyi. Çünkü sürekli eleştiri sevdiklerimizi bizden uzaklaştırır. Sürekli kınama aramızdaki muhabbeti öldürür. İğneleyici konuşmalar nefislerimizi harekete geçirir. Eğer bu huylardan vazgeçemezsek evde Ramazan’dan geriye bir şey kalmaz.

Evimizde üç huyu kazanacağız: Yumuşak huyluluk, kolaylaştırıcılık, bağışlayıcılık. Çünkü yumuşak huyluluk, huzur ve mutluluğun kapısıdır. Dünya işlerinde kolaylaştırıcılık, ahiret işleri için bolca vakit bırakmak demektir. Bağışlayıcılık, başlı başına bir Ramazan ahlakıdır.

Evimizde üç şeyden kaçınacağız: Kalp kırmaktan, ayıp araştırmaktan, kul hakkına girmekten. Çünkü kalp kırmak evin huzurunu, ayıp araştırmak kalbin huzurunu, kul hakkına girmek ise dünya ve ahiret huzurunu kaçırır. Özellikle eşlerimizin kalbini kırıp, ayıp ve kusurlarını yüzlerine vurup, kul hakkına girmekten kaçınacağız.

Evimizde üç şeyi ihmal etmeyeceğiz: Helalleşmeyi, özür dilemeyi, teşekkür etmeyi. Çünkü helalleşmek kalplerdeki kini bitirir. Özür dilemek, sevdiklerimize kıymet verdiğimizi gösterir. Teşekkür etmek, her türlü hayrı ve iyiliği teşvik eder.

Evimizde üç bağlantıyı kesmeyeceğiz: Akrabalarla, komşularla ve gariplerle. Çünkü akrabayla münasebet rızkın ve ömrün bereketidir. Komşularla güzel geçim, ahlakımızın gereğidir. Gariplerle münasebet rahmetin vesilesidir.

Evimize üç şeyi sokmayacağız: Faizi, haksız kazancı ve haram katkılı gıda maddelerini. Çünkü eve giren faiz, bela ve musibetleri de peşinden getirir. Haksız kazanç, huzuru ve bereketi kaçırır. Haram lokma dualarımızın kabulüne engel olur.

Evimize üç duanın girmesine gayret edeceğiz: Anan-babalarımızın duası, gariplerin duası, salihlerin duası. Çünkü ana-baba duası, huzurlu bir Ramazan için bulunmaz bir fırsattır. Gariplerin ve ihtiyaç sahiplerinin duası, bela ve musibetlere karşı kalkandır. Salihlerin duası evimiz, rızkımız ve ömrümüz için berekettir.

Evimizde üç şeyi teşvik edeceğiz: Sabrı, şükrü ve kanaati. Çünkü sabredene dayanma gücü verilir, şükredene nimetler artırılır, kanaat edene zenginlik kapıları açılır. İFTAR VAKTİNDE DUA ETMENİN ÖNEMİ NEDİR

Birtakım kimseler vardır ki, dualarına icabet edilir, elleri geriye boş olarak dönmez. bunlardan birisi de İFTAR vaktinde ellerini Cenâb-ı Allah’a açıp yalvaran insandır. Zira Peygamberimiz (Aleyhissalâtu Vesselâm): “Üç kişi vardır ki, bunların duaları reddolunmaz. Bunlar,
-ORUÇLUNUN İFTAR VAKTİNDEKİ DUASI,
-Adil olan imamın duası
-ve bir de mazlumun duasıdır.”
buyurmuşlardır. (Tirmizî, Daavat 128, 130)

“Allâhümme leke sumtü ve alâ rızkıke eftartü.” (Allah”ım! Senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açtım.) (Ebû Dâvud, Sıyâm, 22)
Gönenli Mehmed Hoca Efendi anlatıyor Diyanet fetvalar uygulaması

Paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Oruç bizi virüsten nasıl kurtarır?

Dün Akşam Fatih Altaylının Teke Tek Programına denk geldim. Fatih Altaylı Doktora soru sordu önümüzde Ramazan Ayı var oruç tutmak bu hastalığı tetikler mi virüs bulaşımını artırır mı diye sordu. 2 doktordan birincisi dedi ki: artırmaz dedi manevi olarak güç alır ve hastalığa yakalanması zor olur dedi. Diğer doktor dedi ki: Ben Ramazan ayında araştırma yaptım. Ramazan ayının başında ortasında ve sonunda kan tahlilleri yaptım. Şunu gördüm bir tane hormonun değeri yükseliyor. Bu hormon bağışıklık sistemini kuvvetlendiren hormon olduğunu söyledi. Dolayısı ile hastalansa bile çok rahat bir şekilde hastalıktan kurtulur. Hasta olmasa da hastalığa yakalanmaz dedi. Fatih Altaylı çok şaşırdı. Israrla başka sorular sorsa da orucun güzelliğinden bahsettiler.

Ben de orucun bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğine ve faydası ile ilgili yazı buldum sizinlede paylaşayım istedim. Boşuna dememişler “Oruç Tut Sıhhat Bul”

Oruç tutmak, sindirim sistemini dinlendirdiği için, vücutta diğer organların kanlanmasını sağlıyor, kemik iliği uyarılıyor, kan yapımı artıyor. Vücut birikmiş zararlı maddelerden temizleniyor, bağışıklık sistemi güçleniyor. Kalp, damar, kanser gibi hastalıklara karşı direnç artıyor. Oruç, bağışıklık sistemini yeniler. Oruç gibi kısa süreli açlık ile ilgili yapılan araştırmalarda, bu gibi durumların metabolizma ve bağışıklık sisteminin çalışmasını olumlu yönde etkilediği gösterilmiştir. Yapılan benzer bir çalışmada, 3 günlük oruçtan sonra vücudun yeni savunma hücrelerinin oluşumunu tetiklediği ve böylelikle bağışıklık sisteminin yenilenmesine katkı sağladığı tespit edilmiştir.

Aşırı yemek, bağışıklık sisteminin gücünü düşürür. Gün içerisinde çok sık bir şeyler yemek, metabolizmayı sürekli hareket geçirmek anlamına gelmektedir. Bu durum ise bağışıklık sisteminin gücünün düşmesine neden olabilir. Çünkü bu sırada vücut tüm enerjisini gıdaları hazmetmek için harcar. Oruç sırasında metabolizma yavaşlar ve sindirim sistemindeki organlar dinlenir. Dinlenmiş organlar ve yavaşlayan metabolizma ile bağışıklık sistemi güçlenir.

NECİP FAZIL ÜSTAD DAN İNCİLER;
( Her cümleyi sindire sindire belki iki üç kez okumak gerek..)

“Ey kendi âilesine bile hükmedemeyen ilerici ( ! ), üç kıt’aya, yedi denize hükmeden ecdadın mı gerici ?”
“Camiye henüz dikeyken gel, yatay olarak zaten geleceksin.!” (cenazan yatay gelir)
“Maalesef öz ana babasını huzurevine gönderip, evinde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir ülkede yaşıyoruz.”
“Yola birlikte çıktıklarını, yolda bulduklarınla değişirsen, hem yolunu kaybedersin, hem dostunu !”
“Ya sadece Allah’a baş eğer, başka hiç kimseye eğmezsin, ya da herkese başeğer, hiçbir şeye değmezsin.”
“İnsanlar ikiye ayrılır; vaktini beşe ayıranlar, vaktini boşa ayıranlar. “
“Abdülhamid hanı anlamak, tarihimizdeki her şeyi anlamak olacaktır. “
“Ya islamla yükselir, ya inkarla çürürsün. bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün.”
“Önüne gelenle değil, seninle ölüme gelenle beraber ol !”
“Siz hiç bir sarrafın malını bağırarak sattığını duydunuz mu ? kıymetli malı olanlar bağırmazlar.”
“Soruldu mu ne bilirsin diye, haddimi bilirim demeli.
soruldu mu ne istersin diye, hakkımı isterim demeli.”
“Bir tohumda; gövdesi, dalı, yaprakları ve meyvesiyle bütün bir ağaç gizlidir.”
“Kim bu yüzü çizen sanatkar ressam, geçip de aynaya soran olmaz mı ?”
“Ömür ağaç dalından savrulan bir yapraktır, ne kadar genç olursan ol, sonun kara topraktır.”
“Ne gelirse başımıza hakk’tandır, fakat geliş sebebi haktan ayrılmaktandır.”
“İnsanı olgunlaştıran yaşı değil, yaşadıklarıdır.”
“Dinde zorlama yoktur, insan özgürdür elbette, isteyen bu dünyada pişer, isteyen ahirette.”
“Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, hiçbirşey bizim değil..”
“biz ayakları şişene kadar namaz kılan peygamberin, gözleri şişene kadar uyuyan ümmetiyiz.”
“Dünya güzel olsaydı, doğarken ağlamazdık. yaşarken temiz kalsaydık, ölünce yıkanmazdık..”
“Ömrün ilk yarısı, ikinci yarısını beklemekle, ikinci yarısı da, ilk yarısının hasretiyle geçer.”
“Nki çeşit insan vardır. zaman geçtikçe hatalarıyla yüzleşip kendini düzelten, ikincisi zaman geçtikçe yüzsüzleşen.”
Necip fazıı’a sormuşıar: “-Neden sigarayı bu kadar çok seviyorsunuz?”.. “benim için yanan bir tek o var” demiş.!
“Örtü, şuuruyla örtülmediğinde allah katında bir değeri olsaydı, cennetin baş köşesinde rahibeler otururdu.”
“Ne başını kapat altını göster, ne altını kapat üstünü göster. hepsini kapat ta imanını göster.”
“Kün geçti, bugünü düşünüyorum, yarın var mı ? gençliğine güvenme, ölenler hep ihtiyar mı ?”
“Kadın mezarlığa girerken başını kapatıyor, dışarı çıkarken açıyor. ölüye karşı kapanmak, diriye karşı açılmak ne akıldır ?”
“Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.”
“Ayağın taşa takıldığında bile –allah kahretsin- dememelisin. dua etmelisin ki taşa takılan bir ayağın var.”
“Şimdi fatih sultan mehmet han kalksa mezarından, ne ben onu tanırım, ne de o beni. ama istanbul’u bizanslılar geri almış deyip, tekrar savaşır.”
“Allah var, fakat bizim o’ndan ancak sorulduğunda haberimiz var .”
“Benimki benim, seninki de senindir ! bu şeriattır.
seninki senin, benimki de senindir ! bu tarikattır.
ne benimki benim, ne de seninki senin, herşey sadece allah’ındır. bu da hakikattır.”
“Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen, değerimi bildiğin gün, beni yanında bulamayabilirsin”.

Çok faydalı bu yazıları sizinle paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Risale-i nur’da kadir gecesi

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Yarın gece Leyle-i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler o geceye Leyle-i Kadr’i tahsis etmişler. Hakikî olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor. İnşâallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur. Şualar

Aziz, sıddık kardeşlerim!
Mübarek Ramazan’ın Leyle-i Kadir sırrıyla, seksenüç sene bir ömr-ü manevî kazandırması sırr-ı hikmetiyle ve Risale-i Nur’un şakirdlerindeki sırr-ı ihlasla tesanüd ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturuyla herbir sadık şakird, o fevkalâde manevî kazancı elde edeceğine gayet kuvvetli bir delili budur ki: Bu daire içinde kırkbin, belki yüzbin hâlis, hakikî mü’minlerin içinde hakikat-ı Leyle-i Kadr’i elde edecek bir-iki, on-yirmi değil, belki yüzlerin elde etmesi ihtimali kavîdir. Sırr-ı ihlasla ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturunun sırrıyla biz ve siz bu hakikate müteveccihen, bu Ramazan-ı Şerif’te her birimiz umumun hesabına ve umum arkadaşları içinde kendini farz edip, nun-u mütekellim-i maalgayr, yani daima gibi kelimelerde içinde umum kardeşlerini niyet etmektir. Ve bilhassa en zaîf olan bu kardeşinizi, ağır vazifesinde o hususî niyetle yardım etmektir. Kastamonu L.

Aziz sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Sizin Leyle-i Berat’ınızı ve gelecek Ramazanınızı tebrik eder ve bu gelecek Leyle-i Kadr’i hakkınızda ve hakkımızda bin aydan daha hayırlı olmasını ve defter-i a’malimize böyle geçmesini Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyoruz, Dua ediyoruz ve istiyoruz böylece, bayrama kadar duasını etmeye niyet ettik. Kastamonu L.

Aziz, sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: Hadîs-i şerifin sırrıyla Ramazan-ı Şerif’in nısf-ı âhirinde, hususan aşr-ı âhirde, hususan tek gecelerde, hususan yirmiyedisinde; seksen küsur sene bir ibadet ömrünü kazandırabilen Leyle-i Kadr’in ihyasına ve her biriniz umum Nur talebeleriyle beraber, hususan bu bîçare çok kusurlu, hasta, zaîf kardeşinizi hissedar etmenizi ve her birinizin dualarınızın binler manevî âmînlerin teyidiyle dergâh-ı İlahîde kabul olmasını rahmet-i İlahiyeden niyaz ediyoruz.

Umum kardeş ve hemşirelerimin mübarek Ramazanlarını ve umum gecelerini, manevî Leyle-i Kadir’lerini tebrik ile selâm ve dua ve dualarını rica ediyoruz. Emirdağ L.

Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur’an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır.

Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder.

Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal’i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur’an-ı Hakîm’i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşağilden insanları çekmek için oruca emredilecek. Mektubat

İşte o kudsî defterin en mükemmeli; kırk vecihle mu’cize ve her dakikada hiç olmazsa yüz milyonun dillerinde gezen, nur serpen ve her bir harfinde asgari olarak on sevap ve on hasene ve bazan on bin ve bazan Leyle-i Kadir sırrıyla bir harfine otuz bin hasene ve meyve-i Cennet ve nur-u berzah veren Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’dır. Bu makamda ona rekabet edecek kâinatta hiçbir kitap yoktur ve hiçbir kimse gösteremez. Madem bu elimizdeki Kur’an, Semavat ve Arz’ın Hâlık-ı Zülcelalinin rububiyet-i mutlakası noktasından ve azamet-i uluhiyeti cihetinden ve ihata-i rahmeti canibinden gelen kelâmıdır, fermanıdır; bir maden-i rahmetidir. Ona yapış. Her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her ye’se bir rica, içinde vardır.

İşte bu ebedî hazinenin anahtarı imandır ve teslimdir ve onu dinleyip kabul etmek ve okumaktır. Lem’alar

Kur’an-ı Hakîm’in herbir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yedi yüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan bin beşyüz (Sure-i İhlas’ın harfleri gibi), bazan on bin (Leyle-i Berat’ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuz bin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir’de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuz bin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur’an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla beraber elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor. Belki asıl sevap ile bazı surelerle müvazeneye gelebilir. Sözle
Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bugün manevî bir ihtar ile sizin hesabınıza bir telaş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd-i maişet için endişe eden kardeşlerimizin hakikaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakikada bir mübarek hatıra ile bir hakikat ve bir müjde kalbe geldi ki: Beş günden sonra çok Bu maddî ve manevî iki dehşetli hastalık içerisinde şefkat hissi ile bütün zîhayatların elemleri hatıra geldi. Şahsî hastalığımdan daha ziyade elîm bir halet-i ruhiyeyi hissettim oldu.      

Derleyen: Abdülkadir Haktanır