Etiket arşivi: Risale Ajans

Mehmet Kırkıncı Hoca vefat etti

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerinden, büyük alim Mehmet Kırkıncı Hoceefendi vefat etti.
Alimin ölümü alemin ölümü gibidir. Hayatını iman ve Kur’an hizmetine adayan, pekçok talebeler yetiştiren Mehmed Kırkıncı hocaefendi Hakkın rahmetine kavuştu.Bir süredir hasta olan ve geçtiğimi gün hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alınan Kırkıncı Hocaefendi bu akşam saat 21 civarında ruhunu Rahmana teslim eyledi.
Cenaze Namazı, 26 Şubat 2016 Cuma Namazını müteakip Narmanlı camiinde kılınacaktır. 
Erzurum Kültür Eğitim Vakfı Mütevelli Heyeti.

Mehmed Kırkıncı Kimdir ?

1928 yılında Erzurum merkez köylerinden Güllüce’de dünyaya geldim. Babam koyun tüccarıydı. Bu yüzden Erzurum’a sık sık giderdi. Çocukluğumuzda babam bana daima:
“Erzurum’da Mustafa Efendi adında bir alim var. Kardeşin Musa ile seni Erzurum’a götüreceğim. Ta ki, Mustafa Efendi’den ilim tahsil edesiniz.”  derdi.
Bu sözleri duya duya içimizde ilim tahsiline bir iştiyak hasıl oldu. Zaten dedem de hoca olduğu için, okumaya hevesli idik.
1940’da Erzurum’a geldik. Babam Gürcü Kapı’da bir dükkan açtı. Evimiz İhmal mahallesindeydi. Evimizin karşısında İhmal Camiinin imamı Mehmet Efendi’nin evi vardı. Mehmet Efendi ile tanıştık. O zat cumaları vaaz ederdi. Vaazları çok tesirliydi. İbadet ve ahlaka dair konuları anlatırdı. Bu benim hoşuma gittiğinden cumaları onun vaazlarına devam ettim. Bu sayede bendeki ilme karşı olan kıvılcım alevlendi. Mehmet Efendi’nin de Ziyaeddin isminde 20-25 yaşlarında bir oğlu vardı. Erzurum’a gelmemizin sebebini  anlattığımızda, hem Mehmet Efendi hem de oğlu bize ve babama karşı bir muhabbet bağladılar.
Ziyaeddin Efendi, bir gün bize dedi ki:
“Bu mahallede  münzevi Rauf Efendi isminde evliyadan bir zat var. Bir gün gidelim elini öpelim ve onun duasını alalım. Çok değerli bir insandır.”
Rauf Efendi’nin yanına gittik. Arkasında kütüphanesi, seccadenin üzerinde, elinde tesbihi, önünde bir rahle üstünde birkaç kitap, yanında da semaver ve ufak bir sobası vardı. Öyle bir huzur buldum ki anlatamam. Çehresinde öyle bir nur tebellür ediyordu ki, bu nur sanki sakalının beyaz kıllarından akıyordu.
Rauf Efendi:
“Bu genç kimdir?” diye sordu. Bunun üzerine Ziyaeddin Efendi de beni takdim etti ve:
“Babası Celalettin Efendi, bu Mehmet Efendiyi ilim tahsil etmesi için köyden Erzurum’a getirdi.”
dedi. Buna binaen bana iltifat ederek şunları söyledi:
“İnd-i İlahide en makbul hicret, ilim için yapılan hicrettir. Selef-i salihin, ilimlerini hep gurbetten almışlardır. Kimisi gurbet illere ilim götürmüşler, kimisi de ilim tahsili için diğer ülkelere gitmişlerdir. Bu zamanda ise ilme olan ihtiyaç her zamandan fazladır. Erzurum’da çok az ilim adamı kaldı. Müderris olarak Sadık Efendi, Hacı Faruk Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Sakıp Efendi’den başka müderris kalmadı. Bu yüzden şimdi ilim okumanın fazileti 100 yıl öncesine göre çok daha fazladır.”
Rauf Efendi bizi ilme teşvik için Peygamberimiz’den şöyle bir hadis de nakletti;
“Bir kimse ilim talebiyle yola düşerse Allah Teala cennet yollarından birini ona kolaylaştırır. Hatta melekler dahi kanatlarını onun önüne sererler.”
Sohbetin bir yerinde “Alimler peygamberlerin varisleridirler.” hadis-i şerifini nakletti. İki saat kadar süren sohbetten sonra elini öperek yanından ayrıldık.
Dışarıya çıktığımızda Ziyaeddin Efendi:
“Bu zatı nasıl buldun?” dedi. Ben de:
“Çok sevdim ve hayran oldum.” dedim.
Ziyaeddin Efendi de:
“Ehlullah’ın kalpleri aynadır, nazar edenler Cemal-i İlahiyeyi onda müşahede ederler. Rauf Efendi onlardan biridir.” dedi.
Daha sonra Rauf Efendiyi defalarca ziyaret ettik. Bir sohbetinde Rauf Efendi on iki ilimden söz etmişti ve ben “Bu işi yapabilir miyim?” diye düşünmeye başladım. Bu endişemi Ziyaeddin Efendiye söylediğimde:
“Muhammed Efendi, sen daha hayatının baharını yaşıyorsun. Okuyan için ilim sarayının kapıları her zaman açıktır. İlim, ucu bucağı görünmeyen zengin bir bağdır. Onun içine giren kimse boş çıkmaz.”  dedi.
Rauf Efendi’yi ara sıra ziyaret ediyordum. Bir defasında da Erzurum’un manevi sultanlarından Topçuların Ağa Efendi ve Alvar İmamı Muhammed Lütfü Efendi’den çok sitayişle bahsetti. O sohbetten öğrendiğime göre; Efe Hazretleri Bitlis’teki Küfrevizade Muhammed Efendi’nin halifelerinden biriymiş. İrşad faaliyetlerine Hasankale’nin Alvar köyünde imam iken başlamış ve birçok insanın hidayetine vesile olmuş. Kardeşi Vehbi Efe de maneviyat aleminin sultanlarından biriymiş. Onun hizmeti, köyleri gezerek vaaz u nasihat etmek, ayrıca fakir fukaraya yardımda bulunmak, köylere yol ve su gelmesine yardımcı olmak tarzında gerçekleşmiş. Bu iki kardeşin büyük himmetleriyle birçok insan içki ve benzeri haramlardan uzaklaşmışlar ve ibadet ehli olmuşlar.
Ziyaeddin Efendi ile Mustafa Efendi’nin kardeşi Hüsnü Efendi’nin ziyaretine gittik. Ziyaettin Efendi benim Mustafa Efendi’den ilim tahsil etmek için geldiğimi söyledi. Hüsnü Efendi de:
“Hoca Efendi (Mustafa Efendi) şimdi İstanbul’da Elmalılı Hamdi Efendi’nin rahle-i tedrisine devam ediyor. O gelinceye kadar biz hem hüsn-i hat çalışırız, hem de sohbet ederiz.” dedi.
Çarşamba günü gittiğimde benim için kamış kalem, defter ve mürekkep aldığını gördüm. Bana ilk defa “Rabbiyessir ve la tüassir” duasını ders olarak verdi. Sayfanın başına yazdığı bu yazıyı defalarca yazıyordum. Her seferinde ilim ve ibadetin ehemmiyetinden, dünyanın fani olduğundan, ahiret hayatından bahseden hikmetli cümleleri bana ders veriyordu.
Hüsnü Efendi, ara sıra beni hocaların vaazlarına da götürürdü. Müftü Solakzade Efendi’nin vaazlarından çok istifade ederdim.
Hüsnü Efendi bir pazar sabahının erken saatlerinde bizim eve geldi. Beni Kavakkapısı’ndaki  kabristana götürdü. Kabristan o sırada sökülüyordu. Beni tuğladan yapılma, sökülmüş bir kabrin yanına götürdü. İskelet halindeki bir cesedi göstererek bana:
“Bu ölünün ruhuna bir Fatiha okuyalım.” dedi. Ben Fatiha’yı okuduktan sonra elini benim kafama vurarak:
“Bir gün bu kafa da onun gibi olacak. Her şeyi unut, bunu unutma.” dedi. Meğer beni oraya kadar yalnız o cesedi göstermek için götürmüş.
Hüsnü Efendi bir gün bana:
“Babadereli Ahmet Efendi (Abdulğafur Efendinin babası) Erzurum’a gelmiş. Murat Paşa Camii imamı Mihrali Efendi’nin evinde misafirmiş. Gidip onun da elini öpüp, duasını alalım.” dedi. Yatsı namazını kılıp ziyaretine gittik.
Hüsnü Efendi onu anlatırken:
“Kendisi seyyittir. Bütün ömrü İslam’ın hizmetinde geçmiştir. Hem müderris, hem büyük bir velidir. Hatta Erzurum’un meşhur müftüsü Solakzade Sadık Efendi, Şafii mezhebine ait fıkhi meselelerde halkı ona gönderirdi.” diyordu. Böylece onu görmeye iştiyakım arttı.
Mihrali Efendi’nin evine gittiğimizde Erzurum eşrafından bir cemaatin evde toplandığını gördük. Ahmet Efendi bir kenara oturmuş, kendisine mahsus tatlı bir şive ile va’z-u nasihat ediyordu. Sohbetlerinin temelini İslam birliği, müminler arasındaki muhabbet ve kardeşlik oluşturuyordu. Ayet ve hadislerle süslediği sözlerini, cemaat şevkle dinliyordu.
Hayatının sonuna kadar Erzurum’a her gelişinde ziyaretine gider, sohbetinde bulunurdum.
Ahmet Efendi’nin vefatından iki sene önce (1976 yılında) Osman Demirci Hoca yine İstanbul’dan Erzurum’a gelmişti. Ahmet Efendi’nin köyde hasta olduğunu, belki bu hastalıktan kurtulamayacağını söyledi. Bunun üzerine son bir defa ziyaretine gitmeye karar verdik. Mevsim bahardı. Bulduğumuz bir arabayla çamurlu yollardan geçerek güçlükle köye vardık. Kapıdan içeri girdiğimizde kendisinin yatakta, oğullarının ise etrafında olduğunu gördük. Bizi görünce:
“Kaldırın beni!..” dedi. Arkasına yastıklar koyarak oturttular. Bizde elini öpüp duasını aldık. Çay getirdiler. Çayımızı yudumlarken memleket meselelerinden sordu. Bu hasta haliyle memleketin dertleriyle meşgul olması beni gerçekten hayrete düşürdü. Öğle namazını eda ettikten sonra yemek getirdiler. Yemek esnasında içimden:
“Bu zat, bu yataktan zor kalkar.” diye geçti ve kalben çok rahatsız oldum. Ben tam böyle düşünürken Ahmet Efendi:
“Ben ölmeyeceğim, iki sene daha yaşayacağım.”
dedi. İki sene sonra güzel bir bahar günü 1978 yılının aynı ayında vefat etti. Cenazesinde bulunduk.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu, Mehmet Kırkıncı’yı geçtiğimiz aylarda ziyaret etmişti.

Eserleri arasında ‘Kader Nedir’ adlı eseri Kader mefhumuna getirdiği güçlü ve muteber açıklama ile ilim çevrelerince takdir toplamış ve okurları büyük teveccüh göstermiştir.

Eserleri:

Cihad Sahasında Bediüzzaman
İrşad Sahasında Bediüzzaman
Nasıl Bir Maarif
Kader Nedir?
Ruh Nedir?
Gönül Damalaları
İslamda Birlik
Hayatım Hatıralarım
Nükteler
Hikmet Pırıltıları
İnsan, Millet ve Devlet
Bediüzzaman ve Tasavvuf
Bediüzzamanı Nasıl Tanıdım?
Alevilik nedir?
Dar’ül Harb Nedir?

Risale Ajans
Haber7

Kadere İmanın İnsanın Psikolojik ve Ruh Yapısına Etkisi

Kaderin kelime manası plan, program demektir. Nasıl ki bir ağacın plan ve programı çekirdeğinde yazılmıştır, yani kaderi tayin edilmiştir. Aynı şekilde bir binanın yapılmasından önce plan ve programı yani projesi yapılır, yani kaderi tayin edilir. İşte insanın da kaderi Levh-i mahfuz’da, yani İmam-ı Mübin’de, yani Kader Defteri’nde yazılmıştır, tayin edilmiştir.
Burada bilinmesi gereken bir husus, cüz-i irade meselesidir. Cüz-i irade, küçük irade demektir. Bunu meyil (niyet) olarak da ifade etmek mümkündür. Herkes vicdanen bilir ki, hareket ve davranışlarını ayarlama ve yönlendirme meyil ve iradesi kendisinde vardır. İşte bu iradenin kullanma yetkisini (tasarrufunu) Cenab-ı Hakk insana vermiştir. Dolayısıyla bu cüz-i iradeyi kötü yönde kullanmadan dolayı insan mesul olmaktadır.
Mesela, 10 katlı bir apartmanda 1.katta yılanlar, 2.katta fareler, 3.katta çiyanlar, 4. katta Hz.Adem (A.S.), 10. katta Hz. Muhammed (SAV) var. Asansörün başında bulunan kişi, bu katlardan hangisine gideceğine cüz-i iradesiyle karar verir. Neticesinden de mes’ul olur. İşte bütün peygamberlerin bir bakıma gayret ve faaliyetleri, insanlara bu asansöre doğru basmanın yolunu öğretmektir.
İyiliği de, kötülüğü de yaratan Cenab-ı Hakk’tır. Şer’i yaratmak, yani kötülüğü yaratmak kötü değildir. Şer’i, kötülüğü işlemek kötüdür şer’dir. İnsan meyhaneye de, ibadethaneye de gitmeye niyet edebilir. Her ne tarafa gitmek isterse, gitme fiilini yaratan Cenab-ı Hakk’tır. İnsan o niyetinden dolayı mesuliyet alır.
Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her şey, ya bizzat güzeldir, ya da neticeleri itibariyle güzeldir. Bizim birtakım sebeplere bakarak bazı hadiseler hakkında “iyidir, kötüdür, adaletlidir, adaletsizdir” gibi değerlendirmelerimiz, hadiselerin sebep ve sonucunu bilmediğimizden genelde isabetli değildir. Tabiri caizse, bizim yaptığımız iki saatlik bir filmin ortasında girip 15-20 dakika seyrettikten sonra o filmdeki kahramanlar hakkında fikir yürütmemiz ve hüküm vermemiz gibidir. Bizim iki saatlik hayat filmimiz haşirde sonuçlanacaktır.
Dünyada çekilen bir takım sıkıntı ve meşakkatlerin ahirette cehennem azabından kurtulmaya ve ebedi Cennet’e girmeye, ya da Cennetteki makamın yükselmesine vesile olduğunu gördükten sonra o çekilen sıkıntı ve zahmetlerin haksızlık ve adaletsizlik değil, aksine Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu, ihsanı, ikramı ve rahmeti olduğu, bu filmin sonunda anlaşılacaktır.
İslamiyet’te kader anlayışı geleceğe ait meselelerde değildir. Geçmiş hadiselerde ve musibetlerde kullanılır.Yani “Kaderimde öğretmen olmak varsa olurum” deyip evde oturamayız. Çalışırız, öğretmen olmanın sebepleri nelerse onların hepsini yerine getiririz. Sonuçta o arzumuza ulaşamazsak, “Kaderimizde bu yokmuş”deriz.
Cenab-ı Hak, bizim fiillerimizi, yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı biliyor. Cenab-ı Hakk’ın bizim fiillerimizi bilmiş olması, o fiilleri yapan bizi mesuliyetten kurtarmıyor. Zaten, “Madem Cenab-ı Hakk, ezelden benim ne yapacağımı biliyordu, benim ne kabahatim var?” cümlesi tahlil edildiği zaman, yapma fiilinin bize ait olduğu gayet açıktır. Dolayısıyla, yapan biz olduğumuza göre başka suçlu aramaya gerek yoktur.
Cenab-ı Hakk’ın bilmesi, geçmiş ve gelecek olarak ifade edilmez. Mesela zaman olarak masanın bir tarafını kainatın başlangıcı, diğer tarafını kıyametin kopması olarak kabul edelim. Ve masanın üstünü, 1. asır, 2. asır, …ve 22. asır gibi zaman dilimlerine ayıralım. Şimdi elimizde bir ayna farz ediyoruz. Masanın ortasına tuttuğumuz bu aynanın içinde 15-16.asırlar görülmektedir.14. asır ve öncekiler geçmiş, 17. asır ve sonrakiler bu aynaya göre gelecek asırlardır. Bu aynayı yükseğe kaldırdığımız zaman, hem 1.asrı ve hem de 22.asrı içerisine alır. Artık bu durumda, bu asırlarla alakalı olarak geçmiş ve gelecekten bahsedilmez.
Çünkü hepsi bir anda aynanın içerisindedir. İşte Cenab-ı Hakk’ta, böyle ayine misal, manzara-ı ala’dan geçmiş ve gelecek, kainatın yaratılışı ve kıyametin kopması, Cennet ve Cehennem, olmuş ve olacak her şey, bir anda nazarındadır. Geçmiş ve gelecek sadece bize göredir. Dolayısıyla Cenab-ı Hakk bizim ne yaptığımızı ve ne yapacağımızı bir anda bilmektedir. O’nun bilmesi, yapma noktasında bize mecburiyet yükle-memektedir. Bu yüzden insan cüz-i iradesiyle yaptığı fiillerden tamamen mesuldür.
Kaderi bir cümle ile özetlemek gerekirse, her şeyin Cenab-ı Hakk’ın bilgisi dahilinde olduğudur. Fiili biz yaptığımız için, O’nun bilmesi, bizi mesuliyetten kurtarmıyor.
Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus var. O da, insan bedeninin belli bir elektrik yükü kapasitesi ile çalıştığıdır. Bu bedene fazla elektrik yüklemiş olmamız, sigortanın atmasına sebep olur. Hadiseleri fazla düşünmek, hiddet ve öfke, bu elektrik potansiyelini yükseltir ve bir süre sonra vücutta kısa devreler meydana gelir, beyindeki düşünme sisteminde bir takım atlamalar görülmeye başlar. Daha da zorlanılırsa, beyin sigortası atar. Artık bundan sonra tamir ve tedavi için akıl hastanelerinin yolu tutulur. Böyle bir neticeyi önlemek, kader meselesinin iyi anlaşılmasıyla mümkündür. Kader meselesinin burada sigorta görevi görebilir.
Şimdi sizler burada şöyle diyebilirsiniz:
“Madem her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetime razı olayım ki, rahat edeyim. Cenab-ı Hakk, benim rızkımı bir süre burada tayin etmiş. Ben bu rızkımı yemek için bir takım vesilelerle buraya geldim. O halde, ebedi hayatım olan ahiretimin kurtulması için neler yapabilirim?” 
Yoksa, “Ne yaptım da bu başıma geldi? Şöyle olmasaydı, böyle olmayacaktı” gibi itirazlar, kaderi tenkit olur. Kaderi tenkit eden başını örse vurur, kırar. Kaderi değiştiremez. Bu durumda başımıza geleni rıza ile karşılamak, kusurlarımız ve hatalarımızın affı için Cenab-ı Hakk’tan yardım dilemek olmalıdır.
İnsanın ruh ve psikolojik aleminin düzelmesi, Allah’a teslim olup, tevekkül etmekle mümkündür. Yoksa her şeyi omzuna yüklemeye çalışırsa, sigortayı kısa sürede attırır. Sigorta atınca da bunun da kolay kolay tedavisi yoktur.
Sorularla Risale
Risale Ajans

İradeyi Güçlendirmenin Yolları Nelerdir?

Bir gemi için dümen ne ise, insan için irade odur. İnsan irade ile devamlı beyne mesajlar gönderir. Beyin net mesajlar ister. Kararsızlık insanı ruhen zayıflatır.

Bir ordu komutanı askerlerine, “Şöyle yapsanız herhalde iyi olur.” ; “Sanıyorum şöyle yapmanız gerekiyor” gibi ifadeler kullansa kimseyi harekete geçiremez.

Başarılı bir komutan, net ifadelerle emir ve direktiflerini verir. Onun gibi, “Bugün şu kitabı okusam herhalde iyi olur.” “Sanıyorum ders çalışmam gerekiyor”tarzında kararlar alan birisi hedefe varamaz. “Mutlaka okumalıyım, çalışmalıyım”diyen birisi ise, adım adım hedefine ulaşır.

İnsanın fiilleri meyillerden doğar. Meyiller ise; akıl, duyu organları ve latifelerle beslenir. İnsandan güzel fiillerin meydana gelmesi, bütün bunların irade dümeni ile güzel şeylere yönlendirilmesiyle mümkündür. Mesela, diğer gün zor bir imtihanı olan talebe, “mutlaka başarmalıyım” diye başarıya doğru meyleder. Bu meyil, onu çalışmaya sevk eder. Kendisi ders çalışırken dışarıda oyun oynayan arkadaşlarını görse bile, iradesi buna engel olur, oyunu en azından imtihan sonrasına erteletir.
“Sabah saat beşte uyanmalıyım” diyen birisi, saatini kurmasa bile o vakitte uyanır. Saatini sabah beşe kuran, fakat iradesini buna yönlendirmeyen ise, çalan saati duymayacaktır.
Kuvvetli bir evlenme isteği içinde olan bir genç, aklının öne sürdüğü “bak, daha okuyorsun. Bir ev geçindiremezsin” gibi gerekçeleri dinler, evliliğini tehir eder. İmanlı birisiyse, nefse hakimiyet için oruç tutar, hayalen dahi olsa, müstehcen görüntülerden kaçınır. Eğer dini bir terbiye almamışsa, o kuvvetli evlenme meyli, onu gayr-i meşru yollara sevk eder.
Alışkanlıklar zamanla insan kalbinin derinliklerine kök salar. Öyle ki, kişi istese bile iradesini isteği dışında kullanır.
İlim zekaya, amel iradeye bakar. Sadece ilmi terbiye gören birisi, amelde çok falso yapabilir. Sözgelimi, sigara içen hemen herkes bunun zararlı olduğunu bilir. Fakat o sigarayı bırakmak, sadece ilim işi olmadığından, ancak kuvvetli bir irade gösterebilenler bırakmakta başarılı olurlar.
, sadece ilmin yetmediğini beyan sadedinde şunu ders verir:
“Onlara o herifin kıssasını oku ki, ona ayetlerimizi sunmuştuk da, o onlardan sıyrıldı çıktı. Derken onu şeytan arkasına taktı da, sapkınlardan oldu. Eğer dileseydik biz onu o ayetlerle yükseltirdik. Lakin o, yere (süfli şeylere) saplandı ve hevasının ardına düştü. Artık onun meseli, o köpeğin meseline benzer ki, üzerine varsan dilini sarkıtır solur, bıraksan yine dilini sarkıtır, solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan kimselerin meselidir.” (A’raf Suresi, 7/175,176)
Ayet, ilminin hilafına amel eden kötü alimi anlatmaktadır. Böylelerinin dalalete düşmesi bilmemekten değil, irade terbiyesinin olmayışındandır.
İslamiyet, insanları başıboş bırakmaz, onları yönlendirir. “Şu haramdır, uzak dur! Bu helaldir, istifade et!” der. Bu yönden baktığımızda, irade eğitiminin esasının dindarlık olduğunu söyleyebiliriz. Dine kuvvetli inanan birisi, iradesini dinin gösterdiği esaslar doğrultusunda kullanır, haramdan kaçar, helalden yararlanır. Dini bir terbiye almayan birisi ise, iradesinin dizginini nefis ve şeytana verir. Nefis ve şeytan, böyle kişilerin iradelerini şehvet tarlalarına, isyan bataklıklarına yönlendirir.
AA

Mevlid Kandili’nde Nasıl İbadet Edilir ve Namaz Kılınır?

İmam Suyuti, konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemiştir:

“İnsanların Mevlid-i Nebevi için toplanıp Kur’an okumaları, Hz. Peygamber (a.s.m)’in veladetiyle ilgili haberleri/menkıbeleri seslendirmeleri, bu münasebetle yemek tertiplemeleri bid’a-i hasenedir/güzel bir bid’attır. Çünkü, bu toplantılarda Hz. Muhammed (a.s.m)’e karşı büyük bir tazim, bir saygı, onun dünyaya teşriflerinden ötürü büyük bir sevinç söz konusudur. Bu ise, sahibine büyük bir sevap kazındırır.” (bk. Suyuti, el-Havi li’l-fetavi, 1/272-şamile).

Bütün kandil gecelerinde yapılabilecek ve yapılması gereken önemli bir takım afv ü mağfirete nail olma, ecr ü sevap kazanma, manevi terakki kaydetme, bela ve musibetlerden kurtulma ve rıza–i İlahiye ulaşma vesileleri vardır ki, bunlardan bazılarını maddeler halinde kısaca ve toplu olarak yeniden hatırlamakta yarar var:

1. Kur’an-ı Kerim okunmalı; okuyanlar dinlenmeli; uygun mekanlarda Kur’an ziyafetleri verilmeli; Kelamullah’a olan sevgi, saygı ve bağlılık duyguları yenilenmeli, kuvvetlendirilmeli.
2. Peygamber Efendimiz (sas)’e salat ü selamlar getirilmeli; O’nun şefaatini ümit edip, ümmetinden olma şuuru tazelenmeli.
3. Kaza, nafile namazlar kılınmalı; varsa o geceye ait nakledilen namazlar, onlar da ayrıca kılınabilir; kandil gecesi, özü itibariyle ibadet ve ibadette ihsan şuuruyla ihya edilmeli.
4. Tefekkürde bulunulmalı; “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, Allah’ın benden istekleri nelerdir?” gibi konular başta olmak üzere, hayati meselelerde derin düşüncelere girmeli.
5. Geçmişin muhasebe ve murakabesi yapılmalı; şimdinin ve geleceğin plan ve programı çizilmeli.
6. Günahlara samimi olarak tövbe ve istiğfar edilmeli; idrak edilen geceyi son fırsat bilerek nedamet ve inabede (günahları terk etme) bulunulmalı.
7. Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı.
8. Mü’minlerle helalleşilmeli; onlarla irtibatımız cihetinden rızaları alınmalı.
9. Küs ve dargın olanlar barıştırılmalı; gönüller alınmalı; kederli yüzler güldürülmeli.
10. Kişi, kendine ve diğer Mü’min kardeşlerine, hatta isim zikrederek dualar etmeli.
11. Üzerimizde hakları olanlar aranıp sorulmalı; vefa ve kadirşinaslık ahlakı yerine getirilmeli.
12. Yoksul, kimsesiz, öksüz, yetim, hasta, sakat, yaşlı olanlar ziyaret edilip; sevgi, şefkat, hürmet, hediye ve sadakalarla mutlu edilmeli.
13. O gece ile ilgili ayetler, hadisler ve bunların yorumları ilgili kitaplardan ferden veya cemaaten okunmalı.
14. Dini toplantılar, paneller ve sohbetler düzenlenmeli; va’z ü nasihat dinlenmeli; şiirler okunmalı; ilahi ve ezgilerle gönüllerde ayrı bir dalgalanma oluşturmalı.
15. Kandil gecesinin akşam, yatsı ve sabah namazları cemaatle ve camilerde kılınmalı.
16. Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; hoşnutlukları alınmalı; ve manevi iklimlerinde vesilelikleriyle Hakk’a niyazda bulunulmalı.
17. Vefat etmiş yakınlarımızın, dostlarımızın ve büyüklerimizin kabirleri ziyaret edilmeli; iman kardeşliğine ait sadakati yerine getirilmeli.
18. Hayattaki manevi büyüklerimizin, üstadlarımızın, anne ve babamızın, dostlarımızın ve diğer yakınlarımızın kandilleri bizzat giderek veya telefon, faks yahut e–mail çekerek tebrik edilmeli; duaları istenmeli.
19. Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı.
NOT: “Mübarek gecelerin ihyası ile ilgili hususi bir ibadet mevcut değildir. Namaz, tilavet-i Kur’an, dua gibi bütün ibadet çeşitleri ile gece ihya edilebilir… Mübarek gecelerde kılınan bazı hususi namazlar sünnette mevcut değildir; muteber bir rivayete de istinad etmezler. Bu, “O gecelerde namaz kılmak mekruhtur” anlamına gelmez. Teheccüd ve nafile namazları teşvik eden rivayetler çoktur. Bunların mübarek gecelerde yapılması elbette daha faziletlidir.” (Canan, Kütüb–ü Sitte, 3/289). Kandil gecelerine ait olduğu kaydedilen namazları da ayrıca kılmakta bir beis yoktur; sevaptan hali değildir.
Sorularla İslamiyet

Teröre karşı İslam ittifakı Kuruldu

Suudi Arabistan liderliğinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 34 ülke ‘Teröre Karşı İslam İttifakı’ adıyla yeni bir koalisyon kurdu. Suudi Savunma Bakanı Muhammed, askeri ittifakın sadece IŞİD’le değil tüm ‘terörist’ gruplarla savaşacağını söyledi.
Suudi Arabistan, teröre karşı savaşmak için Türkiye, Katar, Filistin, Mısır, Pakistan, Malezya, Bangladeş, Tunus, Ürdün ve Fas’ın da dahil olduğu yeni bir askeri koalisyonun kurulduğunu açıkladı. ‘Teröre karşı İslam İttifakı’ adlı koalisyonda Arap ülkeleri dışında Afrika’dan, Asya’dan ülkeler de var. Tüm ülkeler aynı zamanda Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi.
Koalisyonu, Suudi Kralı’nın oğlu ve 2 numaralı veliaht olan Suudi Savunma Bakanı Prens Muhammed bin Selman, Riyad’da bir basın toplantısıyla duyurdu. Bakan, mart ayından beri hava saldırıları düzenledikleri Yemen’de ateşkesi açıkladıkları, İsviçre’de görüşmelerin başladığı gün yaptı.

Koalisyon ülkelerinin bayraklarının önünde konuşan Selman, koalisyonun sadece IŞİD’le değil tüm ‘terörist’ gruplarla savaşacağını söyleyerek “Koalisyon, önce İslam dünyasına zarar veren şimdi de uluslararası toplumu tümüyle etkileyen bu hastalıkla (aşırıcılık) mücadelede teyakkuzundan gelmektedir.

İslam dünyasının pek çok kısmında terörle mücadele çabalarını desteklemek ve koordine etmek için Riyad’da bir operasyon merkezi olacak. Suriye ve Irak’taki operasyonlarla uluslararası bir koordinasyon olacak. Operasyonları, bu iki ülkedeki meşru yönetim ve uluslararası toplumla koordine olmadan yapamayız” dedi.

Merkez Riyad
Terörle mücadele kapsamında Irak, Suriye, Libya, Mısır ve Afganistan’da düzenlenecek operasyonlar, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da kurulacak merkezden yönetilecek. Yetkililer, oluşturulacak ittifakın asker sayısı ve hangi ülkeden ne boyutta katılım olacağına dair detayların önümüzdeki günlerde yapılacak toplantılarda belirlenebileceğini söylediler.
Suudi Dışişleri Bakanı Adil El-Cubeyr, Paris’te yaptığı açıklamada terörle mücadele ittifakının istihbarat paylaşımı yapayacağını, eğit-donat desteği vereceği, gerekirse IŞİD’e karşı savaşa güç yollayacağını söyledi.
Suudi devlet ajansı SPA’da ortak açıklamada koalisyonun, ‘şekli, mezhebi ve ismi ne olursa olsun yeryüzünde fitne ve fesat çıkaran, insanları korkutan ve öldüren silahlı terör örgütlerine karşı oluşturulduğu’ belirtildi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu: “Doğru yönde atılmış bir adım”
Türkiye koalisyonda aynı zamanda NATO müttefiki olan tek ülke. Başbakan Davutoğlu da Türkiye’nin koalisyona katılımını doğruladı. Davutoğlu, dün Bulgaristan’a hareketinden önce konuyla ilgili soruya, “Suudi Arabistan’dan böyle bir toplantı, geniş kapsamlı birliktelik için bir davet geldiğinde, olumlu baktığımızı söyledik.

Teröre karşı İslam ülkelerinin birlikte bir ses vermeleri, terörle İslamı özdeşleştirme çabası içinde olanlara verilecek en iyi cevaptır. İslam ülkeleri arasında yürütülen bu çaba doğru yönde atılmış bir adımdır” yanıtını verdi. Davutoğlu, Türkiye’nin bu ittifaka ne boyutta katkı verebileceğine dair ayrıntıya ise girmedi.

ABD’den destek verdi Rusya ise beklemede
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suudi Arabistan merkezli yeni oluşturulan askeri ittifakla ilgili “Bu koalisyon açısından Suudi Arabistan’ın planında ne olduğu konusunda daha fazlasını öğrenmek istiyoruz. Fakat genel olarak bizim Sünni Arap ülkelerinin IŞİD’e karşı daha fazla mücadelede daha fazla katkı olarak bir süredir talep ettiğimiz şeylerle uyumlu görünüyor” dedi.
Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, IŞİD karşıtlarının organize olmasından memnuniyet duyacaklarını belirterek “Ancak Viyana görüşmelerinin bir parçası olarak IŞİD’e karşı savaşan tüm ülkelerin İran ve Çin dahil koalisyonda olması gerekiyor” yorumunda bulundu.
Rusya Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Aşırılıkla mücadelede güç birliği yapılmasını olumlu değerlendiriyoruz ama ittifakın amacını ve katılımcılarını analiz etmemiz gerek” dedi.
İslam İşbirliği Teşkilatı, 34 İslam ülkesinin teröre karşı koalisyon oluşturmasını memnuniyetle karşıladı.
Suriye Meclis Başkanı Halid Abud, Riyad’ın açıkça terörü desteklediğini ve bu nedenle bu ittifakın etkisiz kalacağını belirterek “Bu inisiyatif daha başarılı olabilir ancak uzun vadede işe yaramayacaktır” dedi.
 Koalisyonda Suriye ,İran ve Irak yok
Koalisyonda Sünni ülkelerin ağırlığı dikkat çekerken IŞİD’in büyük topraklar ele geçirdiği Irak ve Suriye dahil değil. Suudi Arabistan’ın bölgedeki en büyük rakibi Şii İran da koalisyonda yok. Afganistan da öyle. Suriye’de muhalifleri destekleyip silah yardımı yapan S. Arabistan, geçen yıl Körfez ülkeleriyle birlikte ABD liderliğindeki koalisyona katılarak Suriye’de IŞİD’e karşı hava saldırıları düzenlemeye başlamıştı.

Suriye Devlet Başkanı Esad’ın gitmesinde ısrarcı olmaya devam eden, İran ve Suriye tarafından terörist grupları desteklemekle suçlanan Suudi Arabistan, geçen hafta Riyad’da Suriyeli muhalifler arasında görüşmelere ev sahipliği yaptı. Analistler koalisyonun etkili olup olmayacağını konuşmak için erken olduğunu, Riyad’ın bölgedeki liderlik rolünü kazanma hedefinde olduğunu söylüyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Adam Baron, “Ne olursa olsun koalisyon kurulması güçlü sembolik bir yumruk. Açıklama bazı açılardan bir sürpriz olsa da Suudi Kralı Selman ve oğlunun daha büyük ve agresif politikasıyla örtüşüyor” dedi.

Özel birlik yollayabiliriz
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adel el-Cubeyir, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in Suriye’ye IŞİD’e karşı savaşmaları için özel kuvvetler gönderebileceğini söyledi. Cubeyir, konu hakkındaki görüşmelerin sürdüğünü de sözlerine ekledi.
34 Ülke katıldı
“S. Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Türkiye, Çad, Togo, Tunus, Cibuti, Senegal, Sudan, Sierra Leone, Somali, Gabon, Gine, Filistin, Komorlar Federal İslam Cumhuriyeti, Katar, Fildişi Sahili, Kuveyt, Lübnan, Libya, Maldivler Cumhuriyeti, Mali, Malezya, Mısır, Fas, Moritanya, Nijer, Nijerya ve Yemen.”
Risale Ajans