Etiket arşivi: terör

Terörün İslâmîsi olmaz.

Bir din, cemaat, tarikat, hatta seküler kuruluş, gizli bir maksadı örtmek ve bu maksada alet edilmek için kullanılmış olabilir, ama bu kurum ve kuruluşlara o gizli ve kötü maksadı yamamak doğru, adil ve insaflı olmaz.
Dinlerin ilâhî olanları ve beşeri olanları vardır.
İlâhî dinler Allah Teâlâ tarafından bir peygambere vahyedilir, son peygamberden sonra bir peygamber daha gelmeyeceğine göre, artık yeryüzünde bir tane hak din vardır ki, onun da adı İslam’dır. Diğer ilâhî dinlere de geçerli oldukları çağlarda bu isim verilebildiği için, son peygambere vahyedilen dine “son İslam” demek de mümkündür.
Beşerî dinler birileri tarafından uydurulmuş olan, vahye dayanmayan dinlerdir. Bu dinlerde terör meşru olabilir, ama ilâhî dinlerde terör meşru olamaz.Kendilerini ilâhî bir dine ait gösterip de terör eylemleri yapanlar ve bu eylemlere dinden meşruiyet delilleri devşirenler sapkınlardır.
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de Hz. Âdem’in, biri diğerini haksız yere öldüren iki oğlunu anlattıktan sonra şöyle buyuruyor:
“İşte bundan dolayı İsrâiloğulları’na şöyle yazmıştık: ‘Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa, bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur.’ Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Mâide. 5/32).
Bu âyetler açıkça şunu gösteriyor:
İlk insan ve ilk peygamberden beri bütün ilâhî dinlerde, cinayeti yüzünden ölümü hak edenler dışında bir kimseyi öldürmek insanlık suçudur; yani bütün insanlara karşı işlenmiş bir cinayettir; yani terör ilâhî dinlerde yoktur.
Batı’nın komünizm belasından sonra İslam’ı düşman ilan ettiğini biliyoruz. Bu ilanın iki önemli sebebi var:
1. Din ve ideoloji taassubu; yani İslam’ı kendi dinlerine veya ideolojilerine ters ve engel gören bağnazlar onu yok etmek istiyorlar.
2. Maddi menfaat; yani İslam ülkelerine hakim olup sömürmek isteyenlerin, buna ‘Hayır!..’ diyecek olan İslam’ı hedef tahtası yapmaları.

Bazı örnekler konuyu daha açık hale getiriyor:

Bazı dikkatli gözlemcilerin gözünden kaçmamış: Keri Fransa’yı ziyaret edip ayrılınca, Holand ilk defa “İslâmî terör” ifadesini kullanmış.
– 11 Eylül olayının bir ABD oyunu olduğu hakkında ciddi şüpheler var. 
– El-Kaide’nin lideri önce ABD istihbaratı ile çalışmış.
– IŞİD hakkında da “bir Batı oyunu olduğu” iddiası oldukça yaygın.
Bunları ve benzerlerini Batı icad etmiş olmayabilir, bunlar İslam’ı yanlış anlama ve/veya yorumlamadan yahut da istismardan kaynaklanmış olabilirler, ancak ortaya çıktıktan sonra Batı’nın bunları da kendi kötü ve kirli amacı için kullandığında şüphe yoktur.

Son olaya gelelim:

Gülen cemaatinin “ılımlı İslam’ı temsil ettiği” söylenirdi. Ilımlı İslam ise Batı’nın “radikal, köktenci, terörist, şeriatçı” dediği İslam anlayış ve temsillerine karşı olan bir temsil idi. Şimdi ise karşımıza zalim bir terör makinası olarak çıktı; yüzlerce masum insanı öldürdü, binlercesini yaraladı, ülkeye büyük maddi zarar verdi, hedefine ulaşsaydı, bunlar devede kulak olacak ölçüde zulüm ve terör estirecekti.
Şimdi dönüp de biri buna ve diğer terör gruplarına “İslâmî” derse İslam’a iftira ve kötü niyetini açık etmiş olur…

Prof. Dr.Hayrettin Karaman

sorularlaislamiyet

Terörle Manevi Mücadelede Risale-i Nur..

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

Kıymetli Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Reisimiz;

Nurları muhtaçlara ulaştırmak namına 8-10 kardeşimizin bir araya gelerek, 12 Ekim’de BİSMİLLAH deyip Şark için başlattığı, Anadolu’nun doğusunun en ücra köşelerine kadar göndermeye çalıştığımız bu hizmeti, gayret ve hamiyet namına sizleri haberdar ederek müjdeleyelim istedik.

Hz. Üstad Bediüzzaman’ın müjdelediği Cemahir-i Müttefika-i İslamiye’nin teşekkülüne zarar verecek hadiselerin şarkta çokça cereyan ettiği günlerde, aslen İç Anadolu’dan olup İstanbul’da ikamet eden bir kardeşimiz, her gördüğü ehl-i hizmet kardeşlere “Biz Nur Talebeleri olarak bu yangına ne yapmalıyız, ne yapabiliriz, biz de mes’ulüz, bana düşen bir şey olursa ben hazırım.” der.  Ağrı’nın bir kazasında meskun bir kardeşimiz ise “Eğer nurlardan gönderen ağabeylerimiz olursa biz de şarktaki Nur Talebeleri olarak köy köy dolaşarak bu Nurları muhtaçlara ulaştırabiliriz. Bu manada Risale-i Nurları dağıtacak kişileri bulmak için çevreye ben elimden geldiği kadar duyuracağım inşaAllah” der ve ruhundan bir feveranla sahip çıkar. Böylece İstanbul’dan ve şarktan birkaç genç kardeşimizin böyle bir niyeti hâsıl olur.

Bu hizmete başlarken gayemiz, Cenab-ı Hakk’ın avn ve inayeti, Risale-i Nurun hakikatleri ve manevi tesirinin etkisiyle gençliğin İMANINI MUHAFAZA ve dünya genelinde tarihte görülmemiş dehşette Müslümanı Müslüman eliyle yok etme planlarının  akim bırakılmasına sa’yetmektir.

Daha evvel şarkta cereyan eden fakat Irak, Suriye ve Kobani olaylarıyla birlikte hızla artan, güya milliyetçilik ve memleketçilik perdesi altında, İslamiyet’e büyük hizmeti dokunmuş olan Kürt Milleti arasında, bilhassa gençler, komünistlik, dinsizlik ve dehşetli anarşist fikirlerini yayma çabaları bizleri derinden sarsmıştır. İlköğretim, lise ve üniversite talebeleri arasında hızla intişar eden bu fikirler ile Müslüman evlatlarımız kandırılarak dinsizlik ve komünizmin gizli emelleri adına dağa kaçırılması, Suriye ve Irak’taki fitne ateşine atılmaları ve belki de birçoğunun imanını kaybederek ölmesi her gün yüreğimizi sızlatmaktadır. Maalesef son zamanlarda komünist ve dinsizler çeşitli sebeplerle toplumun her kademesinde olan Müslüman kardeşlerimizi baskı altına almak için tarihte ender görülen dehşetli planlarıyla devlet ve milletimize hücum ettikleri görülmektedir.

İşte bu dehşetli dinsizlik, masonluk ve anarşistlik fikirlerine karşı Üstadımızın bir asır önce bizlere işaret etmiş olduğu bazı hakikatleri sizinle paylaşmak isteriz.

”Kur’ân’ın hakîkatlerini müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve ispat eden Risâle-i Nur külliyatı, her insan için en mühim mesele olan “Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudât nereden gelip nereye gidiyorlar? Mâhiyet ve hakîkatleri nedir?” gibi suâllerin cevabını vâzıh ve katî bir şekilde, çekici bir üslûp ve güzel bir ifade ile beyân edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor. Yirminci asrın Kur’ân felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve sanat olarak maddiyâtı, diğer taraftan îman ve ahlâk olarak mâneviyâtı câmî ve hâvî olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyâta dayanan sâir medeniyetleri geride bırakacağını da ispat ve îlân etmektedir. Ecdâdımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen îman ve îtikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyâde devletlere, milletlere karşı îmânından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemâlât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa’da gezdirmesi ve “Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim” deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisâta karşı dayanması gibi milletçe medâr-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişâfı, vatan ve millet menfaati bakımından ve istikbâlimizin selâmeti noktasından ne derece elzem olduğu mâlûmdur.” (Tarihçe i Hayat 680)

“Asrımızın efkârının anlayışına ve idrâkine hitap edici mâhiyeti ve Kur’ân-ı Hakîm’in bu zamanın fehmine bir dersi olması noktasından Nur Risaleleri, bilhassa bu memlekette büyük ehemmiyet kazanmıştır. Asırlarca Kur’ân’a bayraktarlık yapan ve dünyayı diyanetiyle ışıklandıran bu necip millet, yine dünyaya örnek, ahlâk ve fazilette üstad olarak insanlığın geçirdiği müthiş buhranlardan halâs için çare-i necatı göstermektedir. Beşeriyeti dehşetli sadmelere uğratan, tehdit eden, anarşiliğin, ifsat ve tahribin, yegâne çaresi ancak ve ancak İlâhî, semâvî bir dinin ezelî ve ebedî hakikatleridir, hakikat-i İslâmiyettir. Risale-i Nur, hakikat-i İslâmiye ve Kur’âniyeyi müspet ve müdellel bir şekilde insanlığın nazar-ı tahkikine arz ve ifade etmektedir.” (Emirdağ Lahikası-1/8)

“…Enbiya’nın ekseri şarkta ve hükemanın ağlebi garpta gelmesi kader-i ezelînin bir remzidir ki, şarkı ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz, fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. YOKSA SA’YİNİZ YA HEBAEN GİDER VEYA SATHÎ KALIR…”(Mesnevi-i Nuriye – 100)

Devletimizin terörle mücadelesi elhamdülillah birçok yerde dinsizlerin önünü kesmiştir, ayrıca operasyon sürecinde dahi birçok yerde kardeşlerimiz kitapları ev ev dolaşarak dağıtmışlar ve vatanımızın maddi ve manevi asayişine, fitne ateşinin sönmesine, birçok yerde de Rabbimize hamdolsun ki bu operasyonların başlamadan suhuletle bitmesine vesile olmuşlardır.

Diğer taraftan şu an ekseriyetle de doğu bölgesinde dini istismar eden diğer terör örgütü, cihad kavramının neyi ifade ettiğini hangi manaları kastettiğini bilemeyen, istikamet şuuru yerleşmemiş olan Müslüman evlatlarımızı ne acıdır ki Allah rızası gibi ulvi bir mana arkasında, dinsizlik adına fitne ateşine atmakta ve Müslümanları Müslümanların eliyle katlettirmekte ve zulmettirmektedirler.

Memleketimizin elbette her köşesinde bu hizmetlere ihtiyaç vardır ancak şuan önü alınamazsa, doğudaki bu fitne ateşi, âlem-i İslam’ın yegâne istinatgâhı vazifesini deruhte eden memleketimize çok büyük zararlar verebilir diye titriyor ve bu fitneye karşı bütün Müslüman kardeşlerimizle el ele vermeli ve dinsizliğin karşısında durmalıyız diye düşünüyoruz.

İTTİHAD-I İSLAMI TEMİN ETMEK İÇİN (SADECE KENDİ GRUBUNA VEYA TOPLULUĞUNA ÇALIŞMAK DEĞİL) YEKVÜCUT OLARAK İSLAM BİRLİĞİNE ÇALIŞMALIYIZ. İşte biz de bu gaye ile bu tarz hizmete gayrete niyet ettik; inşaAllah tevfiki Cenab-ı Erhamürrahiminden umuyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle bahsi geçen bölgelerde dinsizlik fikr-i küfrisinin bölge halkı üzerindeki olumsuz etkilerine manevi bir set teşkil etmek ve imanın vereceği şuurla vatan ve millete hayırlı bir vatandaş olabilmek adına Risale-i Nur eserleri bölgeye ulaştırılmıştır. Şuan için Elhamdülillah dağıtılan kitap sayısı 220.000 adede ulaşmak üzeredir. Ekseriyetle küçük kitaplar dağıtılmış olup Gençlik Rehberi, Küçük Sözler ve Meyve Risalesi çoğunluktadır ve bunların yanında Sünnet-i Seniyye, 23.Söz, 33.Söz, 19.Mektup, Hanımlar Rehberi dağıtılmıştır. Elhamdülillah kitapları birçok yere ulaştırdık; fakat mekteplerden, yurtlardan, kırsal bölgelerdeki öğretmenlerden ve hanımlardan kısacası her yerden çok büyük bir taleple karşılaştık. Bölgedeki abilerimiz köy köy, aşiret aşiret, okul okul gezip her yerde her köşede Risale-i Nurların neşrine gayret ediyorlar. Şunu görüyoruz ki; aldığımız mesafe ancak ACİLEN ALINMASI ZARURET HALİNE GELEN MESAFENİN ilk adımı olabilir.

Elhamdülillah başta hizmetimizin safi ve tam ihlaslı iman hizmeti olması ve bir yandan Üstadımızın o bölgenin insanları arasından çıkmış olması, diğer taraftan devletimizin de bu eserleri Diyanet İşleri Başkanlığı vesilesiyle neşretmesi, bu hizmetimizi yaparken hiç bir menfi düşünceye söz hakkı bırakmıyor ve ”işte şarkın manevi reçetesi bu” fikrini tamamıyla tasdik ediyor.

Değerli Ağabeyimiz, sizden istirhamımız; başlamış olan bu iman hakikatlerinin neşredilmesi seferberliğinde kemal nokta olan Diyanet İşleri Başkanlığımızın konuyu bizatihi ele alması ve bizzat Diyanet İşleri Bakanlığı’nın neşrettiği Nur kitaplarıyla bu faaliyetlerin daha da sür’atli ve ulaşılmayacak hiçbir mecra kalmayacak şekilde planlanmasıdır. Hali hazırda yetişemediğimiz birçok bölge bulunmaktadır. Gayemiz Diyanet İşleri vasıtasıyla devletimiz tarafından bu hizmetin yapılması ve bu hizmet vesilesiyle vatanımızın maddi ve manevi hem asayişin temininin sağlanması hem de yurdumuzun ve İslam Âleminin Rabbimizin inayet ve bereketine mazhar olmasıdır.

ŞARKİ ANADOLU’DA TERÖR VE YANDAŞLARININ DİYANETE OLAN İFTİRALARI VE KARALAMA KAMPANYALARI, KENDİ MEMLEKETLERİNİN MANEVİ MAHSÜLÜ OLAN NURLARIN YİNE DİYANET ELİYLE NEŞROLMASI İLE İZALE OLACAKTIR İNŞAALLAH.

AYRICA DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ NURLARI BASMASI, MADEM Kİ BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN EN MÜHİM VASİYETLERİ ARASINDADIR, BUNDA BÜYÜK HİKMET VE HEDEFLER OLDUĞU AŞİKÂRDIR. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI TARAFINDAN BASILAN RİSALE-İ NUR ESERLERİNİN DAĞITILMASI, BAŞTA ŞARK ÜLEMASI, ARAPÇA MEDRESELERİ ÇEVRESİNDEN BAŞLAYARAK, BEDİÜZZAMAN’I SAYAN SEVEN DİNDAR HALK ÜZERİNDE BOMBA TESİR YAPACAKTIR.

MENFİ GRUP VE CEREYANLARIN SON ZAMANLARDA DİNDAR HALKI, EHL-İ NAMAZ İNSANLARI BİLE ELHANNAS GİBİ FİTNELERİYLE KENDİLERİNE MEYLETTİRMEYE BAŞLADIKLARI ŞU ZAMANDA BU OYUNU BU FİTNEYİ DOĞUYA DA BATIYA DA ŞEFKAT ETMİŞ BU ZAT’IN ESERLERİNİN KÖŞE BUCAK ULAŞTIRILMASI VE OKUTULMASI FİTNEYİ SÖNDÜRMEKTE MANEVİ BİR ATOM BOMBASI GİBİ ETKİ EDECEĞİNE RAHMET-İ İLAHİYEDEN KUVVETLE ÜMİTVARIZ.

DEVLETİMİZİN BÖLGEYE YAPTIĞI MADDİ KALKINMA HAMLELERİ VE YATIRIMLAR TAKDİRE ŞAYAN OLMAKLA BİRLİKTE, BU MADDİ GELİŞMELERİN MUKABİLİNDE BİRKAÇ KATI MANEVİ  HİZMETLERLE DESTEKLENMEZSE, MENFİ GÜRUHUN BU MADDİ İMKÂNLARI TERÖR VE ANARŞİYİ DAHA KOLAY YAYMALARINA VASITA YAPIP ALEYHİMİZE KULLANMALARINDAN KORKUYOR VE RABBİMİZE KAVLİ DUA İLE BERABER BU ŞEKİLDE FİİLİ DUAYI ACİLEN YAPMAYA KENDİMİZİ MECBUR BİLİYORUZ. ZİRA VEFA İMANIN BİR TEZAHÜRÜDÜR, NANKÖRLÜK İSE DİNSİZLİK VE ANARŞİSTLİĞİN. HZ. ÜSTADIN YUKARDAKİ MEKTUPTA DA BEYAN ETTİĞİ “ŞARKIN FITRATI OLAN DİNDARLIĞA MUVAFIK CEREYAN VERİLMEZSE SA’YİMİZ YA HEBAEN GİDECEK YA DA SATHÎ KALACAKTIR.”

Kıymetli Recep Tayyip Erdoğan Ağabey,

Bizler, küçük bir ekip olarak, şahsi gayretimizle belki haftada 1 veya ayda 3-4 kişiye ulaşabiliriz; fakat Allah razı olsun bu hizmet için gayret eden vakıf, muallim, esnaf, imam, talebe ve her kesimden insanlara bu hizmeti daha kolay ulaştırabilecek, aklımıza gelmeyen abilerimiz, ablalarımız, kardeşlerimiz iştiyakla kitap talep etmektedirler. DİYANET İŞLERİMİZ VASITASIYLA DA EVVELA DİNİ MÜESSESELERİMİZDEN BAŞLAYARAK BİRÇOK YERE BU İMAN HAKKATLERİNİ DAHA FAZLA ÇOK DAHA HIZLI VE GENİŞ TOPLULUKLARA ULAŞTIRABİLECEĞİMİZ MUHAKKAKTIR.

Evet, şahsi olarak hizmetimiz az ve kusurlu olabilir ama inşaAllah iştirak-i amal-i uhreviye düsturuyla hepimiz bu hizmetin bir köşesinden tutarsak yüz binlerce, hatta milyonlarca ”Hakiki iman dersine muhtaç gönüllere” hep birlikte ulaşabiliriz. Zihnimizi sürekli meşgul eden dünya telaşelerinin arasında bu hizmetin bir kenarından tutmakla üstadımızın en çok değer verdiği Risale-i Nurun neşredilmesi hizmetiyle, hem fitnelere karşı asayişin teminine maddi manevi bir vesile hem de yevm-i mahşerde Cenab-ı Hakkın huzurunda müslümanların bu sıkıntılı zamanında bir şey yapmamaktan gelen mesuliyetten kurtulmuş oluruz inşaAllah.

Sizden ricamız, bu mektubumuzu çok kıymetli, Alem-i İslam’ın ken
dine dua ettiği Diyanet İşleri Başkanımız Mehmet Görmez Hocamıza uygun gördüğünüz bir şekil de ulaştırmanızdır. Bununla birlikte lüzum hissederseniz, Sayın Diyanet İşleri Başkanımız da bizlerle yüz yüze görüşmek isterse daha detaylı bir şekilde bu hususları takdim etmek isteriz.

Selam ve dua ile kardeşleriniz; 

Yusuf, Bilal, Behram, Selman, Erdal, Tahir, Hüseyin, Yusuf, Halil İbrahim, Mehmet  

(0533 618 10 88) 

 NurNet.Org

Terör ve Anarşiden Kurtulmanın Reçetesi

Hemen konuya giriyorum dallandırıp budaklandırıp sözlerimi süsleye püsleye servis etmek niyetim değil. Zira kaleme dökeceğim konu ne edebi derinlik kaldırır ne de okundukça keyif verdirir.
Yeter artık yeter diyoruz ama bizlerin yeter demesi ile bitmiyor, fırtınalar sönmüyor yangınlar. Anarşiye teröre dur diyoruz bitsin istiyoruz ama durmuyor bitmiyor.

Bitmez de bitmeyecekte ama ben böyle hadiseler karşısında Rabbi Rahimime duruşumu sunuşumu takdim ediyorum. Zira bana bir fırsat bir imkan ihsan eylemiş Rabbim bu köşeden sesleniyorum sessiz dünyaya harflerin konuştuğu bu sesle..
Bir hastalık var ama bu hastalığın verdiği acı ve ağrıları konuşmak ile gündemle tutmakla bu yarayı kaşımakla bu hastalık iyileşmez iyileştirilmez ve hastalık hafiflemez şiddetini arttırır.

Peki ne yapmalı?

Bir çözüm üretilmeli bu çözüm ise hastalığın sebebi nedir hangi sebeplerden kaynaklanıyor bunları teşhis ederek iyileştirme yoluna gidilmeli.  Elbet böyle büyük bir kan kanseri gibi bir hastalığın çözümünü ben üretecek değilim fakat üreteni gördüm ondan haberdar edeceğim kamuoyuna..
Risale-i Nur’un Şualar kitabını elime aldım. Sayfa üç yüz kırk dokuzu açtım ve bir cümle okudum. Said Nursi toplumsal huzurun doktoru diyor ki; Afyon Mahkemesi Müdafasında “Bu vatanın 
ve bu milletin  hayat-ı içtimaiyesi  bu acib zamanda anarşilikten kurtulmak için  beş esas lâzım ve zarurîdir:

Hürmet,

merhamet,

haramdan çekinmek,

emniyet,

serseriliği bırakıp itaat etmektir.”
İşte çare bu kadar basit fakat gündemde tutulup üzerinde işlenen bir konu değil..
Fark ettiyseniz beş esas derken altı sayıldı. Evet beş esas İslam’ın beş temel şartıdır aslında sonra sayılan altı madde ise imanın altı rüknüdür aslında..

Şimdi sade ifadeleri sadeliğinden çıkarıp bizim anlamayacağımız fakat anladığımızı sanacağımız cümlelere dökeyim..
Türkiye Cumhuriyetinin ve bu topraklarda yaşayan insanların insanların sosyal yaşantılarının
bu şaşılacak bir çok filmlerin senaryoların çevrildiği zamanda Türkiye de meydana gelen terörizmden bu vatanı kurtarmak için İslam’ın beş temel esası imanın altı rüknü hayata geçirilmeli ve tabi olunmalı.
Bu ise Saygı ve sevgi ve karşılıklı anlayış ile, İnsanların birbirine şefkat göstermesi ile,
Allah’ın haram kıldıklarını işlememekle( faiz, zina, katl, içki, kumar, dinde olmayanı dine sokma, yalancı şahitlik, anne baba hukukunu çiğnemek, akrabayla ilişkiyi ve yardımı kesmek) İnsanların birbirlerine itimat ve güvenlerinin sağlanması ile, İşsizlik tembellik başı boşluğu bırakmak ile, mümkün olacaktır..
Ne kadar basit değil mi?
Şimdi tüccarları ve ticaretleri düşünelim. Silah satılacak mermiler üretilecek, İçkiler satılacak barlar pavyonlar iş yapacak, Bankalar faiz ile beslenecek, Medyalar açık saçıklık ile bekar gençliği insanları fuhşiyat görüntüler ile zinayı özendirecek teşvik edecek, Her türlü makyaj malzemeleri ile insanların yüzleri gözleri boyandırılacak sağlıkları tehlikeye düşürülecek, O kadar çok ilaç üretiliyor eczanelerde daha onlar tükettirilecek, Spor adı altında insanlar tarafgir olacak, lüzumsuz yere, siz şu kadar gol yediniz biz bu kadar gol attık muhabbeti ile akıllar meşgul edilecek.

Birde İslam’i kanal da da hocalar birbirlerini tekfir edecek onlara tabi olan cemaatlerde birbirlerini yiyecek biz fırka-i Naciye siz fırka-i dalle yetmiş üçün biri biziz siz değilsiniz falan filan..

En sade ve yalın dille başka nasıl yazılır bilmiyorum ama yapıcı onarıcı üretici hayırda yarışıcı ve en önemlisi İMAN ilmi ile meşgul olan bir MİLLET olmaya başlayalım İSLAM BİRLİĞİ için gayret gösterelim İnşallah tabi bu hizmeti verirken de saydığım kazanç sektörlerine vereceğiniz zararlar sebebi ile bir bedel ödeteceklerini unutmayın ..!!

Zira Bediüzzamanın dediği gibi CENNET ucuz değil, CEHENNEM dahi LÜZUMSUZ değil..

CENNET müşterilerini beklediği gibi CEHENNEM dahi müşterilerini bekler..

Şimdi sen söyle terör başka türlü nasıl biter..??
Araştırmacı – Yazar

Süleyman Yasin AKDENİZ

habermektebi.com

Teröre karşı İslam ittifakı Kuruldu

Suudi Arabistan liderliğinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 34 ülke ‘Teröre Karşı İslam İttifakı’ adıyla yeni bir koalisyon kurdu. Suudi Savunma Bakanı Muhammed, askeri ittifakın sadece IŞİD’le değil tüm ‘terörist’ gruplarla savaşacağını söyledi.
Suudi Arabistan, teröre karşı savaşmak için Türkiye, Katar, Filistin, Mısır, Pakistan, Malezya, Bangladeş, Tunus, Ürdün ve Fas’ın da dahil olduğu yeni bir askeri koalisyonun kurulduğunu açıkladı. ‘Teröre karşı İslam İttifakı’ adlı koalisyonda Arap ülkeleri dışında Afrika’dan, Asya’dan ülkeler de var. Tüm ülkeler aynı zamanda Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi.
Koalisyonu, Suudi Kralı’nın oğlu ve 2 numaralı veliaht olan Suudi Savunma Bakanı Prens Muhammed bin Selman, Riyad’da bir basın toplantısıyla duyurdu. Bakan, mart ayından beri hava saldırıları düzenledikleri Yemen’de ateşkesi açıkladıkları, İsviçre’de görüşmelerin başladığı gün yaptı.

Koalisyon ülkelerinin bayraklarının önünde konuşan Selman, koalisyonun sadece IŞİD’le değil tüm ‘terörist’ gruplarla savaşacağını söyleyerek “Koalisyon, önce İslam dünyasına zarar veren şimdi de uluslararası toplumu tümüyle etkileyen bu hastalıkla (aşırıcılık) mücadelede teyakkuzundan gelmektedir.

İslam dünyasının pek çok kısmında terörle mücadele çabalarını desteklemek ve koordine etmek için Riyad’da bir operasyon merkezi olacak. Suriye ve Irak’taki operasyonlarla uluslararası bir koordinasyon olacak. Operasyonları, bu iki ülkedeki meşru yönetim ve uluslararası toplumla koordine olmadan yapamayız” dedi.

Merkez Riyad
Terörle mücadele kapsamında Irak, Suriye, Libya, Mısır ve Afganistan’da düzenlenecek operasyonlar, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da kurulacak merkezden yönetilecek. Yetkililer, oluşturulacak ittifakın asker sayısı ve hangi ülkeden ne boyutta katılım olacağına dair detayların önümüzdeki günlerde yapılacak toplantılarda belirlenebileceğini söylediler.
Suudi Dışişleri Bakanı Adil El-Cubeyr, Paris’te yaptığı açıklamada terörle mücadele ittifakının istihbarat paylaşımı yapayacağını, eğit-donat desteği vereceği, gerekirse IŞİD’e karşı savaşa güç yollayacağını söyledi.
Suudi devlet ajansı SPA’da ortak açıklamada koalisyonun, ‘şekli, mezhebi ve ismi ne olursa olsun yeryüzünde fitne ve fesat çıkaran, insanları korkutan ve öldüren silahlı terör örgütlerine karşı oluşturulduğu’ belirtildi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu: “Doğru yönde atılmış bir adım”
Türkiye koalisyonda aynı zamanda NATO müttefiki olan tek ülke. Başbakan Davutoğlu da Türkiye’nin koalisyona katılımını doğruladı. Davutoğlu, dün Bulgaristan’a hareketinden önce konuyla ilgili soruya, “Suudi Arabistan’dan böyle bir toplantı, geniş kapsamlı birliktelik için bir davet geldiğinde, olumlu baktığımızı söyledik.

Teröre karşı İslam ülkelerinin birlikte bir ses vermeleri, terörle İslamı özdeşleştirme çabası içinde olanlara verilecek en iyi cevaptır. İslam ülkeleri arasında yürütülen bu çaba doğru yönde atılmış bir adımdır” yanıtını verdi. Davutoğlu, Türkiye’nin bu ittifaka ne boyutta katkı verebileceğine dair ayrıntıya ise girmedi.

ABD’den destek verdi Rusya ise beklemede
ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Suudi Arabistan merkezli yeni oluşturulan askeri ittifakla ilgili “Bu koalisyon açısından Suudi Arabistan’ın planında ne olduğu konusunda daha fazlasını öğrenmek istiyoruz. Fakat genel olarak bizim Sünni Arap ülkelerinin IŞİD’e karşı daha fazla mücadelede daha fazla katkı olarak bir süredir talep ettiğimiz şeylerle uyumlu görünüyor” dedi.
Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, IŞİD karşıtlarının organize olmasından memnuniyet duyacaklarını belirterek “Ancak Viyana görüşmelerinin bir parçası olarak IŞİD’e karşı savaşan tüm ülkelerin İran ve Çin dahil koalisyonda olması gerekiyor” yorumunda bulundu.
Rusya Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Aşırılıkla mücadelede güç birliği yapılmasını olumlu değerlendiriyoruz ama ittifakın amacını ve katılımcılarını analiz etmemiz gerek” dedi.
İslam İşbirliği Teşkilatı, 34 İslam ülkesinin teröre karşı koalisyon oluşturmasını memnuniyetle karşıladı.
Suriye Meclis Başkanı Halid Abud, Riyad’ın açıkça terörü desteklediğini ve bu nedenle bu ittifakın etkisiz kalacağını belirterek “Bu inisiyatif daha başarılı olabilir ancak uzun vadede işe yaramayacaktır” dedi.
 Koalisyonda Suriye ,İran ve Irak yok
Koalisyonda Sünni ülkelerin ağırlığı dikkat çekerken IŞİD’in büyük topraklar ele geçirdiği Irak ve Suriye dahil değil. Suudi Arabistan’ın bölgedeki en büyük rakibi Şii İran da koalisyonda yok. Afganistan da öyle. Suriye’de muhalifleri destekleyip silah yardımı yapan S. Arabistan, geçen yıl Körfez ülkeleriyle birlikte ABD liderliğindeki koalisyona katılarak Suriye’de IŞİD’e karşı hava saldırıları düzenlemeye başlamıştı.

Suriye Devlet Başkanı Esad’ın gitmesinde ısrarcı olmaya devam eden, İran ve Suriye tarafından terörist grupları desteklemekle suçlanan Suudi Arabistan, geçen hafta Riyad’da Suriyeli muhalifler arasında görüşmelere ev sahipliği yaptı. Analistler koalisyonun etkili olup olmayacağını konuşmak için erken olduğunu, Riyad’ın bölgedeki liderlik rolünü kazanma hedefinde olduğunu söylüyor.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Adam Baron, “Ne olursa olsun koalisyon kurulması güçlü sembolik bir yumruk. Açıklama bazı açılardan bir sürpriz olsa da Suudi Kralı Selman ve oğlunun daha büyük ve agresif politikasıyla örtüşüyor” dedi.

Özel birlik yollayabiliriz
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adel el-Cubeyir, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in Suriye’ye IŞİD’e karşı savaşmaları için özel kuvvetler gönderebileceğini söyledi. Cubeyir, konu hakkındaki görüşmelerin sürdüğünü de sözlerine ekledi.
34 Ülke katıldı
“S. Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Türkiye, Çad, Togo, Tunus, Cibuti, Senegal, Sudan, Sierra Leone, Somali, Gabon, Gine, Filistin, Komorlar Federal İslam Cumhuriyeti, Katar, Fildişi Sahili, Kuveyt, Lübnan, Libya, Maldivler Cumhuriyeti, Mali, Malezya, Mısır, Fas, Moritanya, Nijer, Nijerya ve Yemen.”
Risale Ajans

Müslüman Terörist Olamaz

Dünyayı sarsan ve sadece Fransa halkının değil bütün dünyanın üzüntüsü haline gelen terör hadisesini şiddetle kınıyor ve lanetliyoruz.
İslam hoşgörü dinidir; insanı en kıymetli varlık olarak kabul eder; ma’sum insanlara karşı yapılan tecavüz ve hücumları büyük günahlar arasında sayar. Nitekim bahsini ettiğimiz Kur’an ayeti bunu haykırmaktadır: ‘Kim bir başka canı öldürmek veya yeryüzünde anarşi çıkarmak gibi bir suçu bulunmadan haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir canının kurtuluşuna vesile olursa, bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur. Bizim peygamberlerimiz, onlara çok açık deliller getirdiler. Ancak bütün bunlardan sonra insanlardan çoğu yine yeryüzünde aşırıya gitmiş ve zulm etmişlerdir.’ (5: 32).
Gerçek şu ki, müslüman ölüme değil, sadece hayata hizmet eder. Bu hadise sebebiyle İslamın koyduğu iki temel hukuk prensibini asla unutmamalıyız:
Birincisi: Kur’an’ın ‘Bir suçlu bir başka suçlunun yükünü yüklenemez’(6: 164). Yani bir cani yüzünden bir başka insan asla cezalandırılamaz. Hukukta cezalar ve suçlar şahsîdir.
İkincisi ise, berâat-i zimmat esastır. Yani suçluluğu isbat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandırmak adalet değildir. Aksi isbat edilmedikçe insanlar masum kabul edilirler. Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir: ‘Bir mü’min, ma’sum bir insanı gayr-i meşru bir yolla öldürmediği müddetçe din dairesi içinde kendini koruyabilir.’
İslam selm ve müsâlemet yani barış demektir. Bu da göstermektedir ki, beden ve aklın gerçek barışı, ancak Allah’a itaat ve teslimiyetle mümkün olur. Bir müslüman da ancak toplum içinde uyum ve barış içinde yaşarsa mükemmel bir müslüman olur. Allah’a itaat ve kulluk içindeki bir hayat, kalb huzurunu doğurur ve toplum hayatında gerçek barışı temin eder (Kur’an, 13:28-29).

Allah’ın bütün peygamberleri, insanlığı doğru yola davet ederken bu hakikatı tebliğ etmişlerdir. Hz. Peygamber’in şu hadisini burada hatırlatmalıyız:

‘Şu üç şey vardır ki, iman dahil temel unsurlardır:

– Ekonomik sıkıntıda olsalar dahi insanlara yardım etmek;

– Bütün şevkıyle insanlığın barışı için dua etmek;

–  İnsanın kendisine istediği adaleti herkese karşı icra etmek.
Hz. Peygamber yine buyurdu:
Bütün insanlar bir sürü gibidir; bu sürünün her bir ferdi diğerlerinin bekçisi ve çobanı gibi olmalı ve bütün sürünün sorumluluğunu üstlenmelidir.’
‘Birlikte yaşayın, ittifak edin; ihtilafa düşmeyin; kolaylaştırın; biribirinize engel ve zorluk çıkarmayın.’
‘Komşusu aç iken tok yatan hakiki mü’min değildir.’
‘Allah’a iman eden müslüman bir kişi, başkasının canına ve malına zarar vermeyen kişidir.’
Kısaca ifade etmek gerekirse, İslam ne fertleri ve ne de toplumu ihmal etmemiştir. Bilakis her ikisi arasında tam bir uyum ve dengeyi kurmayı hedeflemiştir. İslamın mesajı, bütün insanlık içindir. İslam’a göre Allah, bütün âlemlerin Rabbidir(Kur’an, 1:1). Hz. Peygamber de bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamberdir.‘Ey insanlar! Ben sadece Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği bir peygamberim“ (7: 158). ‘Biz seni sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (21: 107).
İslam’da, bütün insanlar, renk, dil, ırk ve vatan farklılığı gözetilmeksizin eşit kabul edilmişlerdir. Bugün aydınlanma çağı denen çağımızda dahi, insanlar arasında zikredilen sebeplerle hala engellerin, ayırımcılığın ve farklı muamelelerin bulunduğunu inkâr edemeyiz. İslamiyet, bütün bu ayırımcılıkları ve imtiyazları ortadan kaldırmakta, herkesin Allah’ın mahluku olmak hasebiye eşit olduğunu aleme ilan etmektedir. İslamiyet gerçek manada beynelmilel bir bakışa sahiptir ve renge, kabileye, ırka, kana ve bölgeye dayalı imtiyazları şiddetle reddeder. İnsanlığa karşı yapılan her hücumu kınıyoruz. Masum insanları hedef alan bütün tecavüzlerden dolayı müteessiriz. Zalimlerin yanında mazlumların öldürüldüğü toplu katliamları, İslamiyet şiddetle yasaklamıştır. İslama göre, hiç bir kimse başkasının hatası sebebiyle mes’ul tutulamaz.
İslamiyet masum ve korumasız insanların öldürülmesine asla müsaade etmez. Şayet, bu tür katliamlar, taraflı basının ve haber kaynaklarının iddia ettikleri gibi, bazı müslüman fertlerden sadır olursa, İslam namına ve din namına bu zalim insanları suçlu ve günahkâr ilan ederiz. Zulm edenlerin, din, ırk ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin mutlaka caydırıcı bir ceza ile cezalandırılması gerektiğini de önemle belirtmek isteriz.
Bu hadiseler karşısında, devletler ve fertler olarak şu hakikati unutmamalıyız: Siz bir gemide veya bir evde bulunsanız, sizinle beraber dokuz masum ile beraber bir cani olsa, bu gemiyi batırmaya veya o haneyi yakmaya çalışan bir adamın ne derece zulm ettiğini tahmin edersiniz. Onun zalimliğini semavata işittirecek derecede bağıracaksınız. Hatta, bir tek masum ve onun yanında dokuz cani de olsa, yine o gemi ve ev, hiç bir adalet kanunuyla batırılamaz ve yakılamaz. Aynı şey bu hadiseler için de geçerlidir. Biz bu kanlı ve vicdansız eylemleri kınarken, benzerlerini yapmanın da daha tehlikeli olduğunu hatırlatmak istiyoruz.

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz