
Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Ali Erbaş, AA muhabirine geçtiğimiz hafta sona eren “2013 Yılı Yaz Kur’an Kursları Programı”yla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Ali Erbaş, AA muhabirine geçtiğimiz hafta sona eren “2013 Yılı Yaz Kur’an Kursları Programı”yla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Sıcağın zayıf insanlar üzerinde caydırıcı özelliği vardır, yaz rehavetine karşı dikkatli olmak lazım. Sıcak havalarda bazı insanlar gevşer ve İslam’ı tebliğ etmeyi durdururlar. Yazlığa gidip ellerinde sineklikle sinek kovalamaları gerektiğini ya da karpuz yeyip çekirdeğini ayıklamaları gerektiğini düşünürler. Oysa bir müminin boşa harcayacak tek bir saniyesi olmamalıdır. Dünyanın dört bir yanında müslüman kardeşlerimiz zulüm görürken üç ay havuz keyfi yapıp, sadece nefsi tatmin etmek müslümana yakışmaz.
Kuran’da münafıklar diyor ki; bu sıcakta cihada, tebliğe, dini yaymaya çıkılır mı? Demekki sıcağın böyle caydırıcı bir özelliği var ki, zayıf nefisleri olumsuz etkiliyor ki Cenabı Allah Kuran’da o konuya işaret etmiş. Dikkat edin, yazın insanlara rehavet çöker ve çok gevşerler. Oysa irade kullanıp tam tersi şekilde davranmak gerekir. Daha şevkli, daha gayretli, daha heyecanlı olmak lazım. Zira müslüman hava durumuna göre şekil almaz.
Ölümün ya da hastalığın ne zaman geleceği belli olmaz. Hastalık da bazen insanı ölüm raddesine getirir, dünyadan geçirtir. Allah’ın, bereket vermesinin, güzellikler, huzur, sağlık, sıhhat vermesinin nedenini insanların iyi düşünmesi gerekir. İnsanı dünyevi zevkler ve menfaatler mutlu etmez. Allah’a hizmet etmek mutlu eder. Kuran’a hizmet etmek mutlu eder.
“İşlerinden boşaldığın vakit, tekrar çalış ve uğraş” İnşirah Suresi,7)
Cenab-ı Allah, “işinden boşaldığında”, yani işin bittiğinde “yeniden başla çalışmaya” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e . Müslümanın da aynı tarzda, aynı tavır içerisinde olmalıdır. Onun için, “giderim, havuzda, denizde üç ay dinlenirim” olmaz. Eğer Allah rızasını esas almıyorsan, gidiyorsan, Kuran’ı unutuyorsan, İslam’ı unutuyorsan, orada seni aniden ölüm yakalarsa, nasıl açıklayacaksın onu Allah’a? ”Yarabbim, ben tatildeydim” mi diyeceksin?
Kuran’ın neresinde var Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan uzak bir hayatı tatil olarak görmek? Elbette seyahat edilebilir, biryerlere gidilebilir. Ama yine Allah rızası için yapılır o gezi. İnsan gittiği yerde de bütün gücü ile İslam’ı ve Kuran’ı yaymak için gayret eder. İbadet hiçbir yerde ve koşulda durmaz. Müslüman olduğunu söyleyen herkesin var gücü ile Allah rızasının en çoğunu aramak konusunda gayret etmesi lazım.
Hiçbir şart ve ortam müminleri din ahlakını yaşamaktan, Allah’ı ve ahireti düşünmekten alıkoymaz. Allah Kuran’da müminlerin bu özelliğini şöyle bildirmiştir: “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” (Nur Suresi, 37)
Bu kıymetli günleri boş işlerden yüz çevirerek, Rabbimizin yüzü ve rızası için dolu dolu ibadetle geçirelim inşaAllah. Zira ölüm çok yakın. Geri dönüşü olmayan o ana geldiğimizde ‘keşke…” diyenlerden olmamak için, henüz vaktimiz varken bunu dua ve ibadetle en doğru şekilde değerlendirelim inşaAllah.
İbrahim Akın
Varlıklar içerisinde en fazla ikrama layık görülen varlık, insandır. Kâinat ve içindeki her şey insan için yaratılmıştır. Bütün varlıklar ve canlılar, Allah’ın emriyle insana hizmetkâr olarak yaratılmıştır.
Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerimdeki, “Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz” mealindeki ayet de bu konuya ışık tutmaktadır. İnsan şu kâinatın sultanıdır.
Örneğin; Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle;
Şu dünya insanın evi, Hayvanlar hizmetçisi, Güneş soba ve lambası, Bahar bir deste gül, Yaz bir nimet sofrası, Ay gece lambası, Yıldızlar karanlık gökyüzünü süsleyen mumlar, Dağlar ise dünya evimizin su depolarıdır…
İşte bir insanın bu dünyada hiçbir şeyi olmazsa bile böyle mükemmel bir zenginliğe – her insan- sahiptir. Ayrıca; akıl nimeti, var olma nimeti, sağlık nimeti, İslamiyet nimeti, insan olma nimeti, hayat nimeti gibi daha birçok asıl zenginlikler ve nimetler…
İşte bir insanın bunca nimetleri görmemesi ve bilmemesi körlüktür. Bu nimetlere imanıyla, ibadetiyle, ahlakıyla ve kulluğuyla layık olmaya çalışmaması ise nankörlüktür…
Rabbim bizi kör ve nankörlerden eylemesin. Sahip olduğu nimetlerin farkında olan ve bu nimetlere layık olmaya çalışanlardan eylesin. Âmin…
İbrahim Yardım / İlahiyatçı – Yazar
Bu yazıda muhatabımız da onlar değiller zaten.
Hayatını Yaradan’ın emrine uygun şekilde yaşamak isteyenlere seslenmek istiyorum tatilin şu sıcak devresinde.
Her türlü giyim kuşam yozlaşmasının yaşandığı yaz mevsiminde ebedi hayatımızla ilgili bir konuyu konuşmak istiyorum inanmış ruhlarla. Bilhassa sizler dikkat ediyor, tedbirli oluyor musunuz bu etkili yaz mevsiminde!
– Neye mi dikkat edip tedbirli olacaksınız bu mevsimde?
– Dünyevi ihtiraslarınıza, makam, mevki arzularınıza, para pul hırslarınıza… Dikkat ediyor musunuz, demiyorum!.. Bunların hepsinin de imtihanını kazanabilirsiniz. Sizin dindarlığınız, haram helal inancınız sizi bu türlü hırs ve arzularınızın baskı ve zararından kurtarabilir.
– Ama mevsimlik fitnenin baskı ve tazyikinden asla!..
– Neymiş bu mevsimlik fitnenin baskı ve tazyiki.. diyorsunuz değil mi? Arz edeyim, mevsimlik fitneyle neyi kastettiğimi. Hepimizin bildiği ve yaşadığı gerçek şudur.
– Benliğimize yerleştirilmiş birçok duygular, arzular vardır. Bir imtihan unsuru olan bu duyguların hepsini de meşru çizgide tutabiliriz. Ama cinsel hislere gelince, orada birazcık düşünmek ve kendini özel bir korumaya almak gerekmektedir. Çünkü cinsel tahrik fitnesi, karşı konulması en zor imtihan fitnesidir. Bundan dolayı Allah Resulü Efendimiz:
– “Benden sonra erkekler için (müstehcen) kadın fitnesinden daha zararlı bir fitne olmayacaktır!..” hadisiyle dikkatimizi çekmiştir mevsimlik fitneye…
Bir diğer uyarı hadisinde de:
– “Yabancı bir kadınla bir erkek iki ikiye baş başa yalnız yerlerde şaibeli şekilde kalırlarsa üçüncüleri şeytan olur!” ikazıyla da, fitnenin kendisini bırak, buna vesile olabilecek tenha yerlerden de uzak kalınması gereğine dikkat çekmiştir!..
Şu bir gerçektir ki; insandaki cinsi duygular tahrikten korunursa sahibini pişman olacağı bir yanlışa zorlamaz. Ama ne zaman tahriklerle, teşhirlerle, müstehcenliklerle yüz yüze, göz göze gelirse, işte ondan sonradır ki uyuyan duygular uyanıp isyana yönelir, sahibini baskısı altına alıp yanlışa zorlaması söz konusu olur. “Benim iradem kuvvetli, imanım sağlam, pişman olacağım ve utanacağım yanlışlara düşmem, böyle yer ve görüntülerden zarar görmem” diyemez…
Çünkü cinsi hisleri alevlendirilmiş insan, iradesine hakim normal insan değildir. Tıpkı öfke ateşine kapılan insanın tetiği çekip hedefini bir anda vurması gibi. Bundan sonra da ‘ne yaptım ben’ diye feryada başlaması gibi. Ama faydası yok ki bu feryadın. Kurşun namludan çıkmış, bir Allah binasını cansız yere sermiştir. Cinsel hisleri ayaklanan insan da aynı şekilde ne yaptığını düşünemez duruma düşer. Neden sonra aklı başına gelir, ama iş işten geçmiş, telafisi mümkün olmayan yanlış yaşanmıştır…
Öyle ise mevsimlik fitnenin her tarafı istila ve işgal ettiği yazın şu sıcak devrelerinde hemen herkes kendini ciddi şekilde kontrol etmeli, iman ve ibadet zırhıyla, haram helal inancıyla, özellikle mahremiyet sınırlarını aşmama ve taşmama titizliğiyle kendini korumaya almalıdır!..
Bu dikkati gösteremeyenlerin mevsime girişiyle çıkışları bir olmayabilir. Bir hayli zayiata uğramış olarak dönebilirler tatillerinden…
Hadisin bu konudaki çok önemli bir ikazıyla bağlayalım bahsimizi isterseniz:
– Kendini korumaya almayıp da duygularını müstehcenliklerle isyan ettiren insan, aklının ya tümünü ya da üçte ikisini kaybeden deli gibi olur. Yapmayacağı yanlış yoktur tahrike maruz kalan duyguları sakinleşip de aklı başına gelinceye kadar!..
– Öyle ise iç dünyanızı isyan ettirecek görüntü ve teşhirlerden kendinizi korumaya alarak yaşayın sıcak yaz tatillerinizi.
Ahmed Şahin / Zaman Gazetesi
-Yazın sıcak günlerinde kalın kıyafetlerle tesettürlü dolaşmak insanı zorluyor. Altını göstermeyen ince yaz kumaşlarıyla da tesettürlü olunamaz mı? Mutlaka kalın kış kumaşı giymek mi gerekiyor bu sıcak yaz mevsiminde?..
* * *
Soruya doğru cevap verebilmek için tesettürlü giyimin sınırlarını ve şartlarını gözden geçirmemiz gerekecektir. Ne demiştik geçmişteki tesettürlü giyim tarifinde?
– Tesettürlü giyim: ‘el-yüz dışında’ tüm bedeni örten bol bir giyimden ibarettir!.
Tesettürün kısaca tarifi budur.
Bu tarife göre, sıcak yaz mevsiminde kolayca taşınacak yaz kumaşlarıyla da tesettürlü olunabileceği gibi, soğuk kış aylarında da ihtiyaç duyulan kalın kış kumaşlarıyla da tesettürlü olunabilmektedir.
Nitekim sıcak Arabistan’daki hanımın tesettürlü giyimi çarşaf gibi ince ve bol kumaşlardan oluşurken, soğuk kuzey kutbundaki hanımın tesettürlü giyimi de kalın kumaşlı tulumlardan oluşabilmektedir. Sibirya’daki hanım ince çarşaf giyse anında donar, Arabistan’daki hanım da kalın tulum giyse anında yanar. Demek ki iklimlerin sıcak soğuk ihtiyacına göre giyim modelleri, kumaş çeşitleri tercih edilmektedir tesettürlü giyimlerde de..
Yeter ki, tercih edilen bu giyim çeşitlerinin ihmal edilemez şartı, beden hatlarını teşhir etmeyen bollukta ve altını göstermeyen kalınlıkta olsun..
Tesettürlü giyimin darlık ve inceliği konusunda çarpıcı uyarılarda bulunan Efendimiz (sas) Hazretleri, çok dar ve ince giyinerek bedenlerini teşhirde bulunanların aslında giyinmemişlerden sayıldıklarına işaret ettiği hadisinde:
– Kasiyatün, ariyatün!.” tabirini kullanmıştır. Yani giyinmişler ama yine de giyinmemişler gibidirler!.
Demek ki, giyindikleri kumaş, ya altını gösterecek derecede ince ve şeffaftır ya da beden hatlarını ortaya çıkaracak derecede dardır ki, giyindikleri halde giyinmemişler gibi görünmekte, giyinmemişlerden sayılmaktalar.
Hemen ifade etmeliyim ki, arz ettiğimiz ölçülere uygun şekilde hazırlanan tesettürlü giyimin modeli tek değil çok fazladır.
İklim şartlarına, kültür zenginliğine, sosyal çevresine, iç dünyasındaki isteklerine göre tesettürlü giyim modellerini oluşturmak ve beğendiğini de tercih etmek pek mümkündür. Hatta etek, tunik, pardösü altında giyilen şalvar gibi geniş pantolonun dahi tesettür temin ettiğini uygulamada görmek mümkündür. Nitekim arabaya binip inerken, merdivenden çıkıp inerken etek altından giyilen geniş pantolonun daha da kullanışlı ve koruyucu olduğunu söylemek yanlış olmasa gerektir. Yeter ki pantolonun üzerinde kabalarını kapatan bir örtü olsun, teşhir söz konusu olmasın.
Şunu da ifade etmeliyim ki, tesettürlü hanımların giyimlerini çirkin göstermekten kaçınmak gibi bir sorumlulukları da vardır. Çünkü tesettürlü giyim bir örnek giyim ise bu örneğin herkesin sevebileceği ‘Ben de böyle giyinebilirim, ne güzel giyinmiş bu hanımefendi‘ diyebileceği sevimlilikte ve kullanışlılıkta olmasına da dikkat etmesi gerekmektedir. Tesettürlü bir giyimin uçlarının zemindeki tozları, çamurları süpürdüğünü görenlerin ‘Ne güzel giyinmiş bu hanım‘ diye sempati ile baktıklarını düşünmek mümkün olmasa gerektir.
Biz bu ölçüleri konuşurken hoşgörü anlayışımızı da unutmamak gerekmektedir.
Bilindiği üzere biz de ‘Ya hep, ya hiç’çilik yoktur!. Tesettürü baştan tam olarak gerçekleştiremeyenler, ne kadarını yapabiliyorlarsa onunla başlayabilirler. Yeter ki tesettürün arz ettiğimiz kesin sınırlarını bilsinler, ne kadarını gerçekleştirebildiğinin farkında olsunlar, ileride kalan eksiğini de tamamlama niyet ve azminde bulunsunlar..
Zaten kimse kendisini kusursuz giyim sahibi olarak da göremez. Kim benim kusurum yok, diyorsa o söz en büyük kusur olarak ona yetip de artar bile. Gönüllerdeki niyeti bilen Rabb’imizdir. Esas olan da niyetimizi bilen Rabb’imizin rızasıdır. İnsanların içinde bulunduğu şartlarını insanlar bilmeyebilir ama Rabb’imiz bilir.
Ahmed Şahin / Zaman Gazetesi