Etiket arşivi: yeni yıl

Hicri Yılbaşı Nedir? (Yeni Yılınız Hayırlı Olsun)

Hicri takvim, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622’dir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için una (Hicri Kameri” veya “Sene-i Kameriye” gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi.

Hicri takvim ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır. Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur.

Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

                                                         *                                          *                                         *

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, Sahabiler Hz. Ömer (r.a.) devrinde Müslümanlar için bir takvim tesbit ederken, daha birçok önemli olay arasından Peygamber Efendimizin Mekke’den Medine’ye göç ettiği tarihi esas almaları çok büyük bir önem arz etmektedir.

Diğer taraftan Hicret, İslâm inkılâbının bir dönüm noktası olmuştur. Hicrete kadar geçen dönem zulüm ve işkence altında yaşanan eşi görülmemiş bir sabır ve metanet devresidir. Hicret, bu sabır ve metanetin İslâmın kutsal değerlerine olumsuz etkilerden başka birşey getirmeyeceğinin anlaşılması ve Cenab-ı Hakkın izniyle gerçekleşmiştir.. Böylece Hicret basit bir göç hadisesi değil, İslâmı kurtarma taktiği ve onu daha geniş kitlelere yayma idealinden kaynaklanmaktadır.

Gerçekten Hicretle hem Müslümanların hayatları kurtulmuş, hem de şahıslarında İslâmiyet kurtulmuştur. Yeni bir çevrede, yeni bir dostluk ve kardeşlik muhitinde yeni mü’minlerle kısa zamanda güçlenme imkânına kavuşmuştur.

Hicret eden mü’minlere “Muhacirler” ismi verilmiş ve bunların faziletleri ifade edilmiştir. Bu sebeple Hicretin İslâm tarihinde yeri büyüktür. Herkes bu fazilete sahip olma arzusunu içinde taşımıştır.

Bunun içindir ki, Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Hicretin sadece Mekke’den Medine’ye göç eden mü’minlere bağlı bir fazilet olarak kalmaması, daha sonraki insanların da bundan nasiplenmesi için “Hicret”i önemli bir İslâmî kavram olarak değerlendirmiştir:

“Gerçek muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçınan, onları terk eden kimsedir.” (2)

“Hicret, kötülüğü terk etmendir.” (3)

“Gerçek muhacir, hata ve günahları terk edendir.” (4)

“Gerçek muhacir, Allah’ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir.” (5)

Bir seferinde hicretin en faziletlisinin hangisi olduğu sorulduğunda, Resulullah Aleyhissalâtü Vesselamın verdiği cevap şu olmuştur:

“Rabbimin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir.” (6)

Görüldüğü gibi Hicret mü’minlerin hayatında sadece belli bir tarih olayı olarak kalmamış, bir irşad kavramı olarak da varlığını devam ettirmiştir. Şu hadis-i şerif bir gerçeği çok daha açık ifade etmektedir:

“Mekke fethinden sonra hicret yoktur, ancak aynı derecede sevap olan cihad ve iyi niyet var. Cihada çağrıldığınız zaman severek koşun.” (7)

Bu sebepledir ki, Sahabiler tarih tesbitinde Hicret üzerinde görüşbirliği içindedirler. Müslümanlar o günden bu güne yılbaşını bu eşsiz olaya dayandırarak gelmişlerdir.

O günden bu güne 1400 yıl geçti. Dalâletten hidâyete, zulmetten nura, şirkten tevhide, günahtan sevaba, sebeplerin karanlık perdelerinden Allah’ın yüce Kudretine hicret edip iltica eden milyarlarca Müslüman muhacir dünyayı şereflendirmiştir.

İslâmın 15. asırda 1 milyarın üzerinde Müslüman aynı davaya gönül vermekte ve hicret kervanı Kıyamete doğru bir çığ gibi akıp gitmektedir.

(1) – Bakara Suresi, 189.
(2) – Buhari, Rikak: 26.
(3) – Müsned. 4:114.
(4) – Ibni Mace, Fiten: 2.
(5) – Ebu Davud. Vitr: 12.
(6) – Müsned. 2: 160, 191.
(7) – Müslim, imaret: 85.

(Kaynak: Sorularlaİslamiyet )

Yılbaşının İslam’daki yeri nedir? Kültürümüzdeki yeri nedir?

Soru: Yılbaşı size neyi ifade etmektedir, İslamdaki yeri nedir; kültürümüzdeki yeri nedir? Yılbaşı münasebetiyle dindar oyuncak ve aksesuarcıların, “biz satmasak başkaları satıyor” düşüncesiyle Noel Baba oyuncakları, parti şapkaları, çam ağaçları satmaları caiz midir? Buradan elde edilen para helal midir?

Değerli Kardeşimiz;

Konuya birkaç yönden cevap vermek daha uygun olacaktır:

Cevap 1:

Bu konuyu iyi kavrayabilmek için önce şu ayet ve hadisleri göz önüne getirmek gerekir

1. “İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah`tan korkup sakının…” (Mâide, 5/2. )

2. “Zulum yapanlara en ufak meyil göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah`tan başka velileriniz de yoktur, sonra yardım da göremezsiniz. (Hûd, ll/113.)

3. “O (Allah) size Kitapta : “Allah`ın ayetlerine küfredildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze geçip dalıncaya dek onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz” diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların da, kâfirlerin de tümünü cehennemde toplayacaktır”. (Nisâ, 4/140)

Konuyu başkalarına benzeme noktasından ele alan hadis-i şerifler vardır. Bunlardan biri şudur:

Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır.” (Ebu Davûd, Libas 4) Özellikle bu hadis-i şerif çok önemli psiko-sosyal gerçeklere işaret eder. Şekli benzeşmenin sonuçta itikadı benzeşmeye götüreceğini anlatır.

İbn Haldun da konuyla ilgili olarak önemli tarihi gerçeklere parmak başar. Mağlupların galipleri taklit etme psikolojisi yaşadıklarını anlatır. (Ibn Haldun, Mukaddime (trc.) I/374-75.)

Cevap 2:

İslâm Dini yepyeni bir nizamla ortaya çıkmış, önceki dinlerin hükümlerini bütünüyle yürürlükten kaldırmıştır. Bu dinin gecesi de gündüzü kadar aydınlıktır. Müslüman anasından metbu’ olarak doğar, tabi’ olarak değil. Yani o ilmiyle, irfanıyla, yüksek ahlâkiyle ve dindarlığı ile herkese örnek olur, herkes ona uymaya özenir. O ise kimselere özenmez. Çünkü dini ona yeterince malzeme sunmuş, ihtiyacını karşılamıştır. Tabii bu tabiiyet ve matbuiyet ilim ve teknikte, sanatta değildir. Çünkü ilim ve teknik müslümanın yitik malıdır, onu nerede, kimin yanında bulursa almaya daha haklıdır. O halde tabiiyet ve matbuiyet ahlâk, din, adalet ve hakseverliktedir.

O halde diğer dinlerin kutsal saydığı günleri kutlamak, onların âdetlerine uymak, büyük günahlardandır.

Buna birkaç misal verelim :

a) Batı ülkelerinde olduğu gibi, yabancı kadın ve erkeklerin bir arada toplanıp dans etmeleri, çeşitli oyunlar tertiplemeleri İslâm’a göre büyük günahlardandır. Bir müslümanın onlara özenerek bu gibi şeyleri helâl kabul etmemek şartıyla yaparsa büyük günah işlemiş olur. Helal sayacak olursa, küfre girer.

b) Güzellik yarışmaları, bilindiği gibi daha çok gayr-i müslim ülkelerde yapılır. Bundan amaç, şehvetperestlere kadın vücuduyla ziyafetler çekmektedir. Aynı zamanda genç kızları bu gibi ahlâksızlıklara özendirmek suretiyle onları baştan çıkarmaya yöneliktir. Tabii Kur’ân’a ve Sünnete göre, bir müslüman kadının bu tür müsabakalara katılması, soyunup etini teşhir etmesi büyük bir günah ve ağır bir suçtur. Çünkü ahlâkı ifsad etmekte, kadının annelik vakarını düşürmekte, onu bayağı bir eşya gibi müzayedeye çıkarmaktır.

Bu tür müsabakaların mubah olduğunu iddia eden kimse dinden çıkar. Tevbe ve istiğfar etmesi gerekir. Aksi halde cenaze namazı kılınmaz.

c) Noel Yortusunu Hıristiyan alemiyle birlikte kutlamak da büyük günahlardan biridir. Hattâ buna özenerek İslâm’da böyle güzel âdetler olmadığını söyler, Hıristiyanları takdir ederse, İslâm Dininden çıkar

Yılbaşında tebrikleşmek de İslâmî sünnetlerden değil, Hıristiyanlara mahsus bir âdettir, Bundan da Müslümanların kaçınması gerekir. Kendi millî ve dinî günlerimizde tebrikleşmemizde ise sayısız yararlar vardır. Her şeyden önce dinî ve millî âdetlerimizi yaşatmış, çocuklarımıza güzel örnekler vermiş oluruz. (Bkz. Celal Yıldırım, İslam Fıkhı)

Cevap 3:

1- Noel Baba, Yılbaşı, Christmas bayramı gibi başka dinlerin alameti, sembolü olan günlere, o günü tazîm ve kutlama maksadıyla katılmak, aynı maksatla o günlerde tebrikleşmek ve hediyeleşmek, yine aynı maksatla hindi vb. almak, yemek, ziyafet çekmek, aynı maksatla bu tür kutlamalara katılmak, o günlerde bayram niyetiyle çocuklara elbise almak ve pişirdikleri yemekleri pişirmek caiz değildir.

2- Böyle zamanlarda, böyle zamanlara has hindi vb. şeyleri sırf gıdalaşmak için almak, ucuz postane hizmetinden yararlanmak için tebrikleşmek haram değilse de, onlara benzeme, onların uygulamalarını yaygınlaştırma ve meşru gösterme anlamı taşıdığından tehlikeli ve mahzurludur. Müslümanların, hangi maksatla olursa olsun, o günlere mahsus bir şey yapmamaları gerekir.

3- Hindi gibi sırf o günlere mahsus şeyleri, o günlerde satmak, fasıklara “günahta yardım” anlamı taşıdığından, haram ya da tahrimen mekruhtur. Ancak alacağı para haram değildir. Haram ve günah olan o işi yapmasıdır. Bu hindilerin besmele ile kesilmiş olması halinde böyledir. Besmele ile kesilmemişse “meyte” olacaklarından satılmaları hiç bir surette caiz olmaz.

4- Yılbaşı kutlamaları için matbaa sahiplerinin davetiye, afiş, kart vb. şeyleri basmaları da aynıdır. Yani bunlar sırf yılbaşına özel olarak kullanılacaklarsa yapılıp satılmaları aynı derecede mahzurludur: Eşantiyon eşya için de aynı şey söylenir. Ancak satıcılar bizzat yılbaşını kutlamış gibi günah almazlar. Çünkü, satılan şeylerin kötü amaçla kullanılması haramdır. Halbuki süs eşyaları satmak esasen haram olan bir iş değildir. Bu açıdan satıcıların sattığı süs eşyaları bizzat haram değildir. Bunu bir dükkanı içki imalatçısına vermeye benzetebiliriz. İmamı Azama göre içki satışı yapacak birisine binayı kiraya vermek haram değildir. Bu noktadan yapılan satışın kendisi haram değildir. Bunu yanlış yerde kullanacak olanların yaptıkları haramdır.

Bununla beraber, bir şeyin haram olmaması hiçbir sorumluluğunun olmadığı anlamına gelmez. Böyle bir konuda yardımcı olmak, en azından mekruhtur. Mekruh ise harama yakın derecede kişiyi sorumlu eden demektir. Bu nedenle bir mecburiyet yoksa bu işin yapılmasını tavsiye etmeyiz.

Müslümanlar bu yılbaşını takvim başlangıcı yaparlarsa, yılbaşı gecesinde yapılan âyin veya eğlencelere iştirak ederlerse ne olur?

Yılbaşı dolayısıyla yapılan dinî âyine katılan (Hristiyanlarla beraber bu toplu ibâdeti yapan) müslümanlar en azından haram (büyük günah) işlemiş olurlar.

Dinî âyîne katılmadan yılbaşı dolayısıyla toplantı ve eğlence yapan müslümanlar, bu eğlencelerde ayrıca hiçbir haram işlemeseler dahi, kökeni dinî (İslâm’dan başka ve ona göre bugün mûteber olmayan bir dîne dayalı) olan bir faâliyete katıldıkları ve başka dinden olanlara -dinle ilgili bir konuda- benzer hale geldikleri için günah işlemiş olurlar. Yukarıda kaynağını verdiğimiz, “Bir din ve kültür topluluğuna kendini benzetenler onlardan sayılır” meâlindeki hadîs bu davranışı yasaklamaktadır.

Yılbaşı, takvim, tarih, tatil, eğlence, şenlik ve bunlarla ilgili âdetler bir milletin kültürüdür. Kültür din ve ideolojinin bedenlenmesi, ete kemiğe bürünmesidir. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Eğer birileri din ile kültürü birbirinden ayırmaya, aralarındaki bağı koparmaya kalkışırsa -zor olmakla beraber bunu yapabilirse- kültür ile beraber dîni de değiştirme yoluna girmiş olur. Bedenini parça parça kaybeden din gider (milletin hayatından çıkar) onun yerine yeni kültürün dîni veya dinsizliği gelir. Kültür ile din arasında böyle bir bağ bulunduğuna göre; kültürün değişmesi dîni yakından ilgilendirir. İslâm’ın beş temel amacından biri dîni (müslümanların hayatında İslâm’ı) korumaktır. İslâm’ın korunmasını olumsuz etkileyen bir davranış, bir kültür değişimi, bir kültür taklidi haramdır, bazan bununla da kalmaz dinden çıkma sonucunu doğurur.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Medine’ye göçünce, burada öteden beri iki bayramın bulunduğunu ve bu bayramlarda kutlama yapıldığını öğrendi. Bayramlar, dînin etkilenmesi bakımından önemli kültür unsurları olduğu için bunları değiştirdi ve yerlerine Ramazan ile Kurban bayramlarını tebliğ etti. Daha pek çok hadîste, başka dinlerle ilişkisi veya sembolik değeri/fonksiyonu bulunan âdet ve uygulamaları müslümanlara yasakladı.

Yılbaşında Müslüman olmanın gereği nedir?

Hepimiz Müslümanız elhamdülillâh. Ama hepimiz Müslümanlığımızın icabını yaşamıyoruz maalesef…

Biz, Müslümanlığın icabını yaşama hâline “dindarlık” diyoruz. Kim inandığı gibi yaşıyorsa, ona dindar insan sıfatını takıyor, dindar adam, diye yâd ediyoruz. Bu sıfat onun hakkıdır zaten.

Siz dindarlığı, zamanın kötülük ve fitnesine karşı giyilen koruyucu bir zırh olarak da kabûl edebilirsiniz.

Aslında dindarlık, sahibini sadece âhirette Cennet’e koyan bir yaşama tarzı olmakla kalmayıp, dünyada da huzura, saadete sevkeden bir yaşama tarzıdır.

Nitekim İsa Peygamber’in doğumu ile Hazret-i Muhammed’in hicretine başlangıç olan yılbaşlarında dindar olanla olmayanın yaşayışını ibretle seyrediyorsunuz.

Dindar olanlar, yılbaşı gecelerinde düşünüyorken, şuur altında bile olsa diyorlar ki:

— Yılbaşı gecesinin mânası, sayılı ömür senelerinin birinin daha bitmesi, ölüm denen kesin âkıbete biraz daha yaklaşılması, gençlik günlerinin tükenip, ihtiyarlık demlerinin gelmesi.. demektir. Nitekim her yılbaşında siyah saçlara biraz daha aklar düşüyor, akların sayısı da biraz daha çoğalıyor.

Öyle ise, böyle gecelerde daha çok sefalete, daha çok sefahete düşmek yerine; daha çok âhirete, daha fazla ebedî âleme meyili olmak lâzımdır. Zira bu hızlı gidiş, – ister ikrar et, ister inkâr – kabire, öteki dünyaya doğrudur.

İşte dindarlık böyle düşündürüp, böyle tedbirli hareket ettirdiği içindir ki, dindar insanın, geçen senelerinden pişmanlığı azdır. Ama kendisini dinî ölçülerle kayıtlı görmeyen başıboş insanlarda ise her yılbaşında böyle bir muhakeme ve düşünceden eser yok. Tam bir şuur ve idrak mahrumiyeti içindeler.. Ölüme bir sene daha yaklaşmanın delilini teşkil eden gecede, hem ahlâkından, hem mâneviyatından, hem de parasından zararlar görmekte, fireler vermekte, pişman olacağı fiilleri çoğaltarak işlemekteler. Birkaç saatlik bu eğlence ve sefahetin arkasından ömür boyu üzüntü ve pişmanlıklar gelmekte…

Onu böyle ömürboyu pişmanlıklara sevkeden şey, İslâm’ın icabını yaşamayışında, yâni, dindar olamayışındadır.

Şâyet dinin emirlerine sadık kalacak bir iman kuvveti, dindarlık emâresi kazanabilse, her yılbaşı, tam aksini düşünmesine, kendisine çekidüzen verip iman ve ahlâk bakımından yükselmesine sebep olacak, geçmişinden pişmanlık duyan bir sefahet ve sefalete düşmeyecek…

Demek ki, yılbaşı gecelerinde kimilerini o hâle düşürüp, kimilerini de bu duruma çıkaran şey, dindar olup olmamaktan başka birşey değildir.

Anlaşılan, şahsı düşündürüp, mes’ud ve bahtiyar kılan şeyin dindarlık olduğu kesindir.

Ferdi muhakemesizleştirip sefalete itenin de dinde lâubalilik olduğu bir vakıadır.

Demek imtihan dünyasıdır bu. Her ikisine de yol açık. İsteyen oraya, dileyen de buraya yönelir. Kimi yılbaşında şuurunu iptal eder. Kimi de ihyâ…

Biz şükrederiz dindarlığımıza, hamd ederiz bizi böyle düşündürüp, amel ettiren Rabbimize.

Bizim yılbaşı anlayışımız ne olmalıdır? Ölmeden önce hesaba çekilmek için ne yapmak gerekir?

Bazıları yılbaşını, ‘vur patlasın çal oynasın’ düşüncesizliğine dönüştürüyorlar, sanki ömürlerinden bir sene gitmemiş, aksine bir sene kazanmışlar gibi sevinç çığlıkları atarak işi sarhoşlaşmaya kadar götürüyorlar.

Herhalde kaybettikleri bir yılı düşünmemek için başvuruyorlar böylesine şuur ve muhakeme iptaline…

Harcanan vakti nakitten de kıymetli gören İslam büyükleri ise böylesine bir şuur iptaline asla rıza göstermiyorlar, aksine kaybettiğimiz yılın sonunda tam bir nefis muhasebesine girmemizi, harcadığımız seneyi nasıl bir yaşantı içinde tükettiğimizin muhasebesini yapmayı ısrarla tavsiye ediyorlar. İsterseniz bir de onları dinleyelim de nasıl bir muhasebe ve muhakeme içinde olmamız gerekiyor, harcadığımız yılın sonunda görelim.

Hicri 334 senesinde Bağdat’ta vefat etmiş olan büyük mutasavvıf Şibli Hazretleri, Bağdat halkına yaptığı her konuşmasına şu sözlerle başlıyordu:

– Ömürlerinden bir seneyi daha tüketerek varacakları sona biraz daha yaklaşan ahiret yolcuları! Yaklaştığınız yerde hesaba çekilmeden önce burada kendinizi hesaba çekin!

Her vaazına bu cümleyle başlayan Şibli Hazretleri’ne bir hürmetkârı, bir gün şöyle bir soru sordu:

– Hep ‘Ahirette hesaba çekilmeden önce kendinizi dünyada hesaba çekin!’ buyuruyorsunuz. Dünyada kendimizi hesaba çekerek yaşarsak sanki ahirette hesaba çekilmeyecek miyiz?

– Evet, dedi, burada hayatını hesaba çekerek yaşayan, orada hesaba çekilmeyebilir. Efendimiz (sas) Hazretleri; “Ahirette hesaba çekilmeden önce dünyada kendinizi hesaba çekin!” buyuruyor, öyle ise burada hayatını hesaba çekerek yaşayan orada hesaba çekilmeyebilir. En azından hesabını kolay verir. Bunun üzerine soru sahibi, kendini burada hesaba çekerek yaşamaya başlar. İbadetlerini eksiksiz yerine getirme gayretine girer. Günahlardan kaçınıp sevaplarını, hayır hasenatlarını çoğaltma titizliğine yönelir. Yani ahirette hesabını veremeyeceği işleri dünyada yapmama kararı alır. Böylece hayatını tam bir şuur içinde hesaba çekerek yaşamaya başlayan genç, bir gece rüyasında hocası Şibli Hazretleri’ni beyaz bir ata binmiş, bulutlara, yukarı uçup gidiyor halde görür. Arkasından seslenir:

– Hocam bekle ben de geleyim seninle!.. Şibli Hazretleri’nin cevabı kesin: “Ben bu hapishaneden bir kurtuldum, bir daha bekler miyim burada?”

Bu rüyanın manasını öğrenmek için sabah ilk iş olarak üstadını ziyarete giden talebesi, hocasının kapısında cenaze hazırlığını görünce, onun dünya hapishanesinden gece kurtulup ahiret saraylarına doğru uçtuğunu anlamakta gecikmez. Ama çok üzülür bu ani gidişine de o günün akşamında Rabb’ine dua ve niyazda bulunarak üstadını rüyada görme niyetiyle yatağına uzanır, az sonra kendisini hocasının huzurunda bulur. İlk sorusu, vaazlarında tekrar ettiği cümle olur:

– Sen dünyada kendini hesaba çekerek yaşardın, orada hesaptan kurtuldun mu, durum nasıl? İmam tebessüm ederek cevap verir. Meleklerin beni hesaba çekmek üzere karşıma geçtikleri sırada Rabb’imden hitap geldi:

– O kuluma hesap sormayınız. Çünkü o hesabını yaparak yaşadı, buraya temiz bir amel defteriyle geldi!.. Siz onun amel defterine bakın yeter, hesabını göreceksiniz orada… Şibli Hazretleri, talebesine; “Siz de” der, “kendinizi orada hesaba çekerek yaşayın.. Hesabını veremeyeceğiniz işlerle gelmeyin buraya. Size de; ‘O kulum hesabını yaparak yaşadı, temiz bir amel defteriyle geldi buraya, defterine bakın yeter’, denebilir!..”

– Ne dersiniz? Biz de harcadığımız sene sonunda, harcayacağımız senenin de başında kendimizi bir hesaba çeksek mi? En azından hesabını veremeyeceğimiz yanlışlarımız olduysa, tövbe, istiğfarla onları terk etme kararı alsak mı? Yapamadığımız ibadetlerimizi, hizmetlerimizi yapma azmine girsek mi? Yılbaşında bari bu muhasebeyi yapsak mı? Yoksa boş mu ver? Ömrümüzden bir sene daha gittiği halde, sanki bir sene daha kazanmış gibi ‘vur patlasın çal oynasın’ düşüncesizliğine düşenlere biz de katılarak malum tekerlemeyi biz de mi tekrar etsek?

– Ayağını sıcak tut başını serin, hayatını yaşa düşünme derin!.. Fakat unutmamak gerek ki, hayatını düşünmeden yaşayanların sonunda duydukları pişmanlık çok derin oluyor; ama bu derin pişmanlığın hiçbir faydası olmuyor. Öyle ise gelin biz hayatımızı düşünerek, hesabını yaparak yaşama kararı alalım yeni yılımızda. Hesabını verebileceğimiz nice yeni yıllar dileğimle… (Ahmed Şahin)

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet

Miladi 2012 Yılına Veda Ederken

Dinimizin güzel bir prensibi var. Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır. Bizlerde bu prensibi kendimize ölçü alarak güzel görmeye güzel düşünmeye ve güzel şeyleri tercih ederek o güzellikleri hayatımızda yaşamak ve başkalarına da güzel örnek olarak Rabbimizin razı olduğu güzel kullarından olarak huzuruna çıkmayı murat ediyoruz. Güzel görmek ve güzel düşünmek nedir dersek bizde şöyle deriz.

Güzel ve çirkin nispidir. Kişiye göre, topluma göre, milletlere göre değişebilen bir özelliğe sahiptir. Genel manada biz Müslümanların bu konuda ölçüsü Kuran-ı kerim ve Peygamberimizin sünneti Bize referanstır. Allah bize bir şeyi emreder o bizim için güzel ve iyi olur. (Helal olan her şey) Allah  bizim için bir şeyi Yasak eder o şeyde bizim için çirkin ve kötü olur. (Haram olan her şey) Allah’ın  sevdiğini severiz, sevmediğini de sevmeyiz. Helal olanı alırız, yeriz içeriz. Haramdan da kaçarız.

Biz hayatımızı bu manada yaşamaya gayret ederiz. Bu vesile ile şu bilgileri de paylaşmak isterim.

Malum 2012 yılı bitiyor ve yeni bir yıl başlıyor. Yeni yıla girerken toplumun farklı kesimleri farklı bir şekilde yeni yılı karşılamaya hazırlanıyor. Elbette biz Müslümanların da yeni yıla belli bir yaklaşımı  olacaktır. Bu yaklaşımın nasıl olması gerektiğini sizlerle paylaşmak isterim. Zira insan nisyandan alınmıştır. Bu bakımdan insan çabuk unutandır. Bu yönüyle bazı şeyleri bilsek de hatırlamak ve hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz. Şöyle ki:

2012 yılı hatasıyla sevabıyla, acısıyla tatlısıyla, elemiyle sevinciyle, iyisiyle kötüsüyle geride kaldı. 2013 yılına ise ümitle, sevinçle, maddi ve manevi sahada daha ilerilere gide bilmenin heyecanı ile buna ait plan ve programlarla gireceğiz. Dünyamızda cereyan eden olayların menfi yönüne bakıp ümitsiz olmayacak ve karamsarlığa kapılmayacağız. Bunun içinde,

1-Hayata hayatı verenin hesabına bakmalı. Hayata sadece zahir sebepler yönü ile değil de, birde Kader ve hikmet yönüne de bakarak olayları değerlendirmeliyiz ki, olumsuz olayların altında olan güzellikleri görebilelim. Ta ki, hayatımıza karamsarlık girmesin, ümidimiz kırılmasın. Yeni yılda ki beklentilerimiz müspet olsun, menfi olmasın. Malum, ümitsiz insan herkese ümitsizlik aşılar hep menfi olanı görür ve gösterir. Yapılan onca iyi ve güzel şeyleri ve gelişmeleri görmez.

2- Ömrümüz bir sermayedir. Onu zayi etmemeliyiz. Ömrünüzü helal dairede geçiriniz ve harama girmekten sakınınız. Zevkinizi ve eğlencenizi helal dairede kalarak yapınız. Fani dünyanın fani ve elemli zevklerinin hatırı için, baki ve ebedi olan ahiretin zevklerini feda etmemeliyiz. Yarın Hakkın huzurunda bizi pişman edecek ve keşke dedirtecek işlerden sakınmalıyız. Verilen ömür sermayesi sadece bu dünya için değildir. Mutlaka gidilecek olan ahiret saadeti de Burada yapacağımız Salih amellere bağlıdır. Geçici olanın hatırı için kalıcı olanı feda etmeyelim.

Bir gün Behlül-ü dana hazretleri Harun-ü Reşide şöyle diyor. ” Ey Harun sence yerin altında ve üstünde en çok ne bulunur.” Harun-ü Reşit de diyor: Yerin altında en çok ölüler, yerin üstünde de  diriler bulunur diyor. Bunun üzerine Behlül-ü Dana hayır diyor ve ekliyor. Yerin altında en çok insanların pişmanlığı vardır. Yerin üstünde de en çok insanların hırsı yani doymak bilmeyen  istek ve arzularının bulunduğunu ifade ediyor.

3- Yeni yıl ile ilgili kendimize maddi ve manevi sahalarda yeni hedefler koyalım. Geçen yılın muhasebesini yaparak nefsimizi ve kendimizi hesaba çekelim. Nasıl ki her yıl sonunda işletmeler sayım yapar, kar zarar envanteri çıkarır ve işletmesinin durumunu değerlendirir. Bizlerde kendi  hayatımızın ve kendi hedeflerimizin kar ve zararlarını, hata ve sevabını gözden geçirebiliriz. Zira, Peygamberimiz as ” Nefsiniz hesaba çekilmeden önce, nefsinizi hesaba çekiniz ” diyor.

4- Her yeni yıl gelince aman şunu yapmayın, bunu yapmayın, piyango biletialmayınız demeyeceğiz. Zira, Rabbimiz herkese akıl vermiş, fikir vermiş, bizlere elçi göndererek neyin helal ve neyinde Haram olduğunu bildirmiş. Herkes kendi hesabını kendisi yapacak ve yapmalı. Bununla ilgili olarak Rabbimiz Kuran-ı Kerimde bizleri şöyle uyarmaktadır.

Enbiya süresi ayet üç…” İnsanların hesabı yaklaştıkça yaklaştı. Fakat onlar hala gaflet içinde Haktan yüz çeviriyorlar.” diye yaklaşan hesap gününe rağmen insanların gaflet içinde Haktan

yüz çevirişlerini nazara veriyor. Mutaffifin süresi ayet altı…” Ey insan, kerim olan Rabbine karşı seni mağrur eden nedir.” Diyor.

Ve bizi yoktan var eden, her an varlıkta tutan, semadan bize suyu, yerden bize gıdaları çıkaran Rabbinize karşı neden asi oluyor ve Onun istemediklerini yaparak Onunla irtibatınızı kesiyoruz. İyilik ve ihsanın karşılığı böyle mi olmalı ve böyle mi ödenmeli. Diye bizden soruyor.

Başka bir ayette ise ” Öyle bir bela, öyle bir musibetten sakınınız ki, geldiği vakit sadece zalime mahsus kalmayıp masumları da yakar.” Bu ayet insanların toplu ve açıkça işledikleri günah ve isyanlara dikkati çekiyor ve böyle şeylerden sakınmamızı istiyor. Özellikle de yılbaşı vesilesi ile eğlence ismi altında toplu olarak içki, kumar, zina gibi fiiller işleniyor. Bu gibi fiillerden son derece sakınmak ve kaçınmak gereklidir. Zira,

İnsan, ipi boynuna sarılıp istediği yerde otlaması için salı verilmemiş ve başıboş bırakılmamıştır. Az çok, büyük küçük her amelinden hesaba çekilecek, ya mükafat veya mücazat görecektir. Demek ecel ve kabir insanı beklediği gibi cennet ve cehennemde insanı bekliyor.

Hazırlanınız başka daimi bir memlekete gideceksiniz. Öyle bir memleket ki, bu memleket ona

nispeten bir zindan hükmündedir. Allahımız’ın makarr-ı saltanatına gidip merhametine ve ihsanlarına mazhar olacaksınız. Eğer güzelce bu fermanı (Kuran )dinleyip itaat etseniz. Yoksa

isyan edip dinlemeseniz, müthiş zindanlara atılacaksınız.

Eyvah, aldandık şu hayat-ı dünyeviyeyi devamlı zan ettik, o zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik.

Dememek için haram olan yolu ve eğlenceyi bırakıp, helal ve meşru olan yolu seçmeli ve Hakkın hatırını nefsin hatırına tercih ederek yeni yılımıza Rabbimizin razı olacağı bir şekilde girmeliyiz. Miladi 2013 yılınızı tekrar tebrik eder, sizlere, ailenize ,milletimize ve tüm insanlığa hayırlı  olmasını ve 2013 yılının barış, adalet ve kardeşlik yılı olmasını temenni ederim..!

2013 Miladi yılımız Hayırlı Olsun

Mustafa Kemal Özsoy

İyi eğlenceler!

SİZCE BİZ “yeni”liklere açık insanlar mıyız? Yeni olan her şey çok mu mutlu ediyor, çok mu heyecanlandırıyor bizi? Çok mu umutluyuz gelecekten yani? Şunu anlamaya çalışıyorum, gelmek üzere olan yeni bir yıl neden sevinç içinde kutlanır? Bu yıl özel bir yıl değilse, her yıl aynısı geliyorsa, geldiği gibi gidiyorsa mesela. Hani futbol takımları yüzüncü yıllarını bekler de büyük bir sabırsızlıkla, görkemli kutlamalar yaparlar bunun için. Veya özgürlük ilanının, bağımsızlığın yıl dönümleri vardır, kutlanır. Bu bile oldukça saçzmayken bir şeyin yıl dönümü olmayan bir yıl, herhangi bir yıl, her yıl gelen bir yıl neden çılgınca eğlenme hissi verir insanlara?

Altı üstü bir zaman dönümüdür bu. Takvim olayıdır. 31 Aralık ile 1 Ocak arasında hiçbir fark yoktur. Gece duyulan anlamsız gürültüler ve ilan edilen tatil dışında tüm diğer günlerden de bir farkı yoktur. Mevsimsel bir olayın kutlanması bir derece anlaşılır. Nevruz kutlanası bir şey olabilir, bahar bayramıdır, bir müjdedir, yıl içinde özel bir döneme işaret etmektedir. Bir gelenektir ayrıca.

Peki yılbaşı eğlencesi nedir?

Neden geleceğe ait tek bir düşüncesi, emeği, hayali olmayan, senenin her gününü bir öncekiyle aynı geçiren insan yığınları, giden yılın son, gelmek üzere olan yeni yılın ilk günü için herhangi bir gün muamelesi gösterememektedir. Çok mu umutlanırlar yeni bir yıl geldiği için. Bu yıla özel planları mı vardır. Elbette ki hayır. İthal ve kutsal para harcama günlerinde, harcadığı parayla toplumsal bir teselli bulmak suretiyle kendini kandırmak ve fırsat bulmuşken eğlenmektir tüm umut!

Neden mutlusun yeni yıl geldiği için? Neden 1 Ocak günü hediye alıyorsun birilerine? Noel baba hakkında herhangi bir fikrin var mı? Peki çam ağacı. Neden saat tam 12’yi gösterdiğinde kendini kaybettiğin konusunda bir düşüncen olabilir mi?

Yok. Keşke olsaydı.

Feci bir çakma noel furyasının içinde yuvarlanıp gittiğin konusunda en ufak bir fikrin olsaydı keşke. Bunun için arama moturuna sadece “noel” yazman ve tıklaman yeterli olurdu, vikipedi senin için güzel bir açıklama sunardı. Şaşırır mıydın acaba, ilgini çeker miydi veya.

Milattan önce Pagan ve Bizans kültürünün, milattan sonra bu günü dini bir güne dönüştürme ihtiyacı hisseden zevatın değişmez tercihidir 25 Aralık. Doğum günü yani “noel” olarak ilan edilen tarih söz gelimi Hz İsa’ya aittir. Oysa kendi kaynaklarında dahi birçok farklı rivayet vardır doğum zamanı konusunda. Yani bu bir sembolik gündür. Ve yılbaşına yakın bir tarih olduğu için de kutlama uzatılarak yılın ilk gününü de içine alır. Hatta çok açık sözlü olan vikipedi sana şunu da söyler, “Günümüzde Noel ağacının Pagan geleneklerinden gelen bir ritüel olduğu bilinmektedir.”

İnandıkları dine ait olmasa da dini bir günü ihya etme şansı da kalmıyor yani ellerinde öyle mi? İşte bu kötü. Zaten bir tarih karmaşası yaşıyorlar, tüm ritüelleri 5 günlük bir gecikme ile 24 saatlik bir zaman diliminde gerçekleştirmek durumunda kalıyorlar. Bir hristiyan olsam bundan rahatsızlık duyardım. Benim ritüellerimi kullanıyor, ama benim kutladığım şeyi kutlamıyorsun!

Evet, keşke gerçekten Hz İsa’nın doğum gününü kutlasalar. Daha masum olmaz mı? Peki hakkında bir çok iddia olan olan Piskopos Nikola’nın neden tüm alışveriş merkezlerimizde hortlatıldığına dair kimse kafasını yormaz mı? Ne yazık ki onu da Nasrettin hoca gibi resmediyorlar, oldukça başarısız bu taklitler de beni rahatsız ederdi bu benim dinimin bayramı olsaydı..

Bundan daha da rahatsız edici olanı şu ki, dünya çapında bir bilgi kaynağına hakkımızda şu not düşülmüş ve kepazeliğin sınırları ülkemiz sınırlarını çoktan aşmıştır: “Türkiye’deki Müslümanlar, İsa’nın doğumunu kutlamazlar. Aslında Türkiye’de noel kutlanmaz, yılbaşı kutlanır. Bununla birlikte birçok Türk vatandaşı 31 Aralık‘taki Yılbaşı gecesini, Hıristiyanların Noel kutlamalarına benzer şekilde (hindi yiyerek, Yılbaşı ağacı süsleyerek, Noel Baba’lı kartlar göndererek vs.) kutlarlar. Bu kutlamaların hiç bir dini içeriği yoktur. Sadece eğlenmek amacıyla kutlanır.*

Sadece eğlenmek. Ben de tam ondan söz ediyordum.

Siz dünyaperestler için ne kötü bir tarih aslında yılbaşı gecesi. Yeni bir yıl gelmektedir ve onun gelmesi için bir yıl da gitmektedir. Sayılı ömrünüzden koca bir yıl daha gitmek üzeredir. Siz değil misiniz en büyük derdi “zamana meydan okumak” olanlar. Yaşlanmakla derde kalanlar? Ciltlerinizi gerdirmek, kendinizi zinde tutmak, ömrünüzü uzatmak için tonla para harcamıyor musunuz? Bu giden yıl için gerçekten üzülmüyor musunuz? Bir yaş daha yaşlanmanız, ölüme bir adım daha yaklaşmanız sizi ürkütmüyor mu?

Zaten tüm bunları düşünmemek için sarhoşluğu ve çılgınlıkla kendinizden geçmeyi tercih ediyorsunuz değil mi? Geçen yıl kaybettikleriniz, kaybettiğiniz için üzüldüğünüz sevdikleriniz veya, bittiği için üzüldüğünüz tatlı anılarınız, yaşadığınız hayal kırıklıkları, kalp ağrıları, hüzünler.. Hepsini unutuyorsunuz yani saat 12’ye geri sayım yaparken? Peki gelecek yıl için üşüşen endişeler. Acaba bu yıl sizi neler bekliyor, acaba bir daha yeni bir yıl kutlayabilecek misiniz mesela. Belki bu son yılınızdır, belki sevdiklerinizden birilerini kaybedeceksiniz bu yıl, belki ileride asla hatırlamak istemeyeceğiniz felaketlerin üzerinde bu yılın tarihi yazılıdır. Bunlar hiç gelmiyor değil mi aklınıza.

Demek ondan bu kadar eğleniyorsunuz. Gerçekten oldukça eğlenceli olmalı!

Biz Müslümanların da bir yılbaşı gecesi vardır aslında. Hicri yılbaşı denir, Muharrem ayının birinci günüdür. Biz de kendi peygamberimize nispet ederek sayarız zamanı. Hicretle ilgili derin düşünceler yağar dünyamıza. Biz her yılbaşı gecesi, dünyadan hicret etmeyi dileriz aslında. Şirkten imana. Hırstan tevekküle. İsyandan, rızaya. Efendimizi ve çilelerini düşünür hüzünleniriz. Ve sıkı bir muhasebe sebebidir giden yılın son gecesi. Film şeridi gibi geçer gönlümüzün önünden giden yıl; sevinir, üzülürüz. Kendimizden saklamayız bunu. Gelecek yıl için endişeleniriz. Bu gayet normaldir. Bunu da saklamayız kendimizden. Bu duyguları bastırmak ya da uyuşturmak istemeyiz. Biz, tüm bunlar için sadece dua ederiz. Geçmiş yılın hatalarından tövbe eder, gelecek yılın zorluklarından O’na sığınırız. Dua vesilesi olur gelecek olan yıl. Elbet umutlanırız. Bu ay aynı zamanda haram aydır, içinde mübarek Aşure günü vardır, Kerbela günü vardır. Maneviyatla yüklü bir şekilde sarar bizi yeni yıl.

Yani böyle olmalıdır. Müslümana yakışan umut budur, mutluluk budur, eğlence de budur. Tövbesini, tevekkülünü, şükrünü ve umudunu yoğurur, geçmiş yılı dostunu uğurlar gibi uğurlar yeni geleni ise tertemiz bir bebek gibi dualarla karşılar.

Keşke bunu yaşayabilseydik. Keşke bunu yayabilseydik. Keşke kendimize sahte eğlenceler ithal etmeseydik. Keşke biz onları değil, onlar bizi taklit etseydi. Keşke sözde Müslümanlar biraz olsun akıllarını kullanabilseydi.

Sonradan uymak durumunda kaldığım bu takvime göre yeni bir yılın gelmesi beni hiç eğlendirmiyor velhasıl. Aksine şu içler acısı durum nedeniyle oldukça üzüyor. Dua sığınağının altına girip, gözümü yumup kalbimi söyletiyorum bende.

Yani “yeni yıla” dua ederek giriyorum!

Mübarek olsun!

*http://tr.wikipedia.org/wiki/Noel (Neyse ki bu bölüm Türkçe sayfasında yer almaktadır!)

Nuriye Çakmak

Karakalem.net