Etiket arşivi: Zafer Karlı

Namaz Tesbihatını Said Nursi İle Yapmak

Peygamber Efendimiz (asm) bir hadis-i şeriflerinde kabule en yakın duaların “Gecenin sonunda yapılan dua ile farz namazların ardından yapılan dualar” olduğunu söylemiştir. (1) Bu sebeple namazdan sonra yapılan tesbihat, Allah’a yaklaşmak gayesi ile asr-ı saadetten günümüze kadar kesintisiz olarak uygulanmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatında namazdan sonra okunması sünnet olan tesbih, tahmid, tehlil, zikir ve salâvatın, her türlü şerden Allah’a sığınma ve Allah’ın isimleri ile dua etmenin “velâyet-i Ahmediyenin evradı” olduğunu söyler.(2) Zira Risale-i Nur hareketinin değişmez prensibi olarakta Şu kısa tarikin evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkânla kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır.” demektedir. (3) Bildiğimiz kadarıyla ülkemizdeki en kapsamlı namaz tesbihatının müellifi, Osmanlı Devletinin son döneminde devrin en yüksek ilmî rütbesi olan “Mahreç” pâyesi verilmiş İslam Âlimi Bediüzzaman Said Nursi’dir. (4)

Bu yazımızda, Bediüzzaman Said Nursi tarafından telif edilen, Risale-i Nur Camiasınca evrad edinilen zengin ve kapsamlı bir içeriğe sahip namaz tesbihatının dikkat çeken başlıca temaları üzerinde duracağız.

İstiâze Duaları : İstiâze, terim olarak her türlü kötülükten korunabilmek için Allah’ın yardım ve himayesini zikretmektir. Kur’ân-ı Kerîm’de istiâze  on yedi âyette geçmektedir. İstiâze konusuna hadislerde de genişçe yer verilmiştir. Nesâî es-Sünen’inde istiâzeyle ilgili olarak Hz. Peygamber’den mükerrerleriyle birlikte 111 hadis nakletmiştir. Bu hadislerde Hz. Peygamber bütün kötü sıfatlardan, fayda vermeyen işlerden, şeytanın vesvesesinden, dünya ve âhirette insana eziyet veren şeylerden Allah’a sığınmıştır. (5) Said Nursi’nin telif ettiği tesbihattaki istiaze dualarına baktığımızda da şerrinden Allah’a sığınılanların dini ve dünyevi fitneler, ahir zaman fitnesi, deccal ve süfyan fitnesi, dalalet ve belalar, nefsi emmare, firavunlaşmış nefisler, kadınların içindeki bazı şerli-belalı-fitneler, kıyamet gününün azabı, cehennem azabı, Allah’ın kahr azabı ve ateşi, yalancı şöhret, kibir, övünmek, inkârcıların tecavüzü, münafıkların şerri, fasıkların fitnesi gibi kişileri ve toplumları helâkete sürükleyen başlıca unsurlar olduğu görülecektir.

Salavat-ı Şerifeler : Bediüzzaman Said Nursi, tesbihatının bir bölümünü salâvata tahsis etmiştir. Zira salâvat Peygamber Efendimize (asm) has bir dua olduğundan, O’na mahsus duayı Rabbimizin reddetmeyeceğini umarız. Nitekim Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salât okuyun” buyurmaktadır.(6) Salâvatın rahmete vesile olması nedeniyle İslam Âlimleri eserlerinde salâvat-ı şerifelere yer vermiştir. Said Nursi’de tesbihattaki salâvatlarda Peygamberimize (asm) milyon kere salât u selâm; Âl ve Ashabına (ra) selâm ve tebrikte bulunmuştur. Bütün bu salât, selâm ve bereket niyazlarını yaparken de kâinattan misaller verip dertler ve devalar adedince, ağaçların yaprakları kadar, denizlerin dalgaları adedince, yağmurların damlaları sayısınca ifadelerini kullanarak tefekküri bir ibadete kapı açar.

Esmâ-i Hüsnâyla Dua Etmek : Said Nursi namazın ve namaz vakitlerinin hikmetlerini açıkladığı  Dokuzuncu Söz’de şuunat-ı ilahiyeye daha çok vurgu yaptığı vakitler, sabah ve ikindi vakitleridir. Nursi, bilhassa bu vakitlerde,  tesbihatta Esma-i İlahiye ile Cehennem azabından Allah’a sığınmıştır. Bu vakitlerin önemine dair hadis-i şerifte vardır ki: “Gece ve gündüz melekleri, nöbetle yanınıza gelip giderler. Sabah ve İkindi namazlarında toplanıp nöbet değiştirirler. Sonra geceyi yanınızda geçiren melekler, Allah’ın huzuruna çıkarlar. Allahu Teâlâ da bildiği hâlde meleklere: Kullarımı ne halde bıraktınız?’ diye sorar. (Melekler de): ‘Yanlarından namaz kılarlarken ayrıldık¸ yanlarına geldiğimizde namaz kılarken bulduk.’ cevabını verirler.(7) İşte bu vakitlerde Bediüzzaman Said Nursi’nin namaz tesbihatında Rahman’ı daha çok isim ve sıfatlar ile tesbih edip mağfiret dilemesi dikkat çekici bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

Öğle, akşam ve yatsı namazlarında ise yine Esma-i İlahiyeyi zikrederek Peygamber Efendimiz’e (asm) Âline ve Ashabına salâvat getirmiştir.

Sabah ve ikindi namazları sonrasında yapılan Esma-i İlahiyeyi ile örgülenmiş dua Tercüman-ı İsm-i Âzâm Duası diğer vakitlerdeki esmâ-i hüsnâ ile yapılan dua İsm-i Âzâm Duası olarak kaynaklarda geçmektedir.

Namaz Sonrası Aşirler : Namazlardan sonra okunacak bazı ayetleri, Peygamberimiz (sas) bizzat kendisi talim ve tavsiye etmiştir. Nebevi talimat gereği Said Nursi’de tesbihatın hitamında aşağıdaki aşirlerin tilavetini tercih etmiştir.

Sabah ve akşam namazlarından sonra okunan Hüvallahüllezi: Haşr Sûresi’nin son üç ayetidir. Bu ayetler hakkında Peygamber Efendimiz (sav) buyurdular ki:

“Kim sabahleyin üç kere eûzu besmele çektikten sonra Haşr Sûresi’nin sonundaki üç ayeti okursa, Yüce Allah onun emrine yetmiş bin melek verir. Onlar akşama kadar o kişiye dua ve istiğfar ederler. Eğer o gün ölürse şehit olarak vefat etmiş olur. Her kim de akşam aynı şekilde okursa onun durumu da (sabah okuyan kimsenin ki) gibidir.” (8)

Ayrıca bir hadis-i şerifte “Allah’ın İsm-i A’zam’ı (en yüce ismi) Haşr Sûresi’nin sonundaki altı ayettedir” buyrulmuştur. (9)

Öğle namazından sonra Fetih suresinin “lekad sadekallahu” ile başlayan son üç ayeti okunmaktadır. Fetih suresini okumanın faziletini bildiren hadisler mevcuttur. Kanaatimizce Bediüzzaman Said Nursi, tercihen öğle namazına müteakip Fetih suresinin son 3 ayetini okumayı vird edinmiş, talebelerine de tavsiye etmiştir.

İkindi namazından sonra Nebe Suresinin son on ayeti okunur. Başlıca hadis kaynaklarında bulunmasa da Tefsiru’l-Kuran’da geçen rivayete göre Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki: “İkindi namazından sonra Nebe suresini (vird olarak) okursa, Allahu Teâla o kimsenin rızkını artırır ona dünya dağları ağırlığınca iyilikler yazılır.” (10)

Yatsı namazından sonra okunan Âmenerrasûlü: Bakara Sûresi’nin son iki ayeti Bu iki ayet Miraç hediyesidir. Hadis-i şerifte vardır ki; Bakara Sûresi’nin son iki ayetini geceleyin kim okursa o iki ayet ona kâfi gelir. (11)

Bediüzzaman Said Nursinin telif ettiği, talebelerinin vird edinip namazlardan sonra yaptığı tesbihatın içerik ve tertibinin Kur’an ve Sünnete uygun olduğu ortadadır. Bunun yanı sıra yapılan tesbihatta oldukça kapsamlı ve öz zikirler ile Allah’ı tazim, tekbir, tahmid, peygambere salât-ü selam ve tesbih vardır. Bu sebeple namaz tesbihatı imanın tezahürü ve tasdiki açısından büyük bir öneme haizdir. Bediüzzaman Said Nursi tarafından telif edilen namaz tesbihatını ihmal etmeyen bir mümin, her gün yüzden fazla salâvat ve esma-i ilahiye okumakta, başta kendisi olmak üzere, ailesi ve tüm müslümanlar için kurtuluş ve hidayet niyazlarında bulunmaktadır.

Kaynaklar :

1- Tirmizî, Daavât 80

2- Kastamonu Lahikası, 70. Mektup

3- Sözler, Yirmi Altıncı Söz’ün Zeyli

4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE

5- TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 23, sayfa 318-319.

6- Tirmizî, Salât, 352

7- Muvatta¸ Kasru’s-salat¸ 82; Buhârî¸ Mevâkît¸ 16¸ Bed’u’l-halk¸ 6¸ Tevhid¸ 33; Müslim¸ Mesâcid¸ 210

8- Tirmizî, Fedâil, 22

9- Ali el-Müttekî, Kenzu’l- Ummâl

10- Tirmizî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 22 (No. 2922)

11- Buharî, Fedâilu’l-Kur’ân 10 

Zafer KARLI

Risale-i Nur’daki orjinal tefsir metodu

Öncelikle şunu belirtmek gereklidirki dine ait her mesele “Kur’an ve Sünnet”  perspektifinde değerlendirilir, oradaki ölçülere göre yorum yapılır. Bir Kur’an tefsirinin sınırları ve ölçüleri ise Kur’an-ı Kerim’de ve Sünnette belirtilmemiştir. Sahabelerden başta dört halife olmak üzere İbni Abbas, İbni Mes’ud, Übeyy b. Ka’b gibi ilimde şöhret bulmuş sahabeler, Peygamberin sünnetiyle, sünnette bulamazlarsa ilmi melekelerinin verdiği içtihatlarla tefsir yapmışlardır. Sahabe döneminde Kur’an’ın tümü tefsir edilmemiş ve tefsir ilmi, daha sonraları hadis ilmi içinde bir bölüm olarak yerini almıştır.(1)

Kısacası ne hadis-i şeriflerde ne de Kur’an’da “şu ölçülere uyan çalışmaya tefsir denir uymayana denmez” gibi bir yaklaşım söz konusu değildir. Bu sebeple Risale-i Nur’a tefsir değildir denemez! Risale-i Nur’un tefsirdeki yeri ve kıymeti hakkında detaylı bilgi almak isteyenlerin Prof. Dr. Niyazi Beki tarafından telif edilmiş “Tefsirde Yeni Yaklaşımlar: Risale-i Nur Örneği” isimli kitaba müracaat etmelerini tavsiye ederiz.

Risale-i Nur Külliyatından İşârâtü’l- İ’caz’ın dışındaki diğer kitaplar bilinen tefsir kitaplarından farklı bir yol izlemiş; Kur’an’ın tamamını değil sadece imana dair ayetlerini Kur’an bütünlüğü içinde tefsir etmiştir. Bediüzzaman Hazretlerinin niçin îmana ve îmanî meselelere dair bir tefsir te’lif ettiği akla gelebilir. Resulullahın (a.s.m.) hayatını, İslâmiyet’in ilk zuhurunu ve yeryüzüne yayılma sürecini inceleyen insan bu sorunun cevabını bulacaktır. Nitekim Yüce Peygamberimizin (a.s.m.) hayatında, îman meselesi esas teşkil eder; bütün faaliyetleri îmana dayanır ve îman içindir. İslâmiyet’in ilk çıkışı da, insanları îmana davetle başlamış ve bütün dünyaya îmanı neşrederek yayılmıştır. (2)

Öte yandan ahirzamanın dehşetine işaret eden “Kıyamet kopmadan önce gece karanlığının parçaları gibi fitneler olacak. (O vakit) Kişi mümin olarak sabaha erer de kâfir olarak akşama kavuşur. Mümin olarak akşama erer, kâfir olarak sabaha kavuşur. Birçok kimseler azıcık bir dünyalık mukabilinde dinlerini satarlar.” (3) hadis-i şerifi ahirzamanda imanı muhafaza etmenin en önemli mesele olduğunu bildirmektedir.  Risale-i Nur,  iman hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyan, ispat ve izah ederken Kur’an-ı Kerim’in üslup ve tarzını rehber edinmiş, mülhem bir eserdir. Kur’an ise imanla ilgili açıklamaları, bazen telkin, bazen de ispat tarzında sunmuştur. Telkin tarzındaki açıklamalar vahiy ile gönderilmiştir, vahiy ile gönderilen bilgileri destekleyen deliller ise hem bizzat vahyin içinde, hem de kâinatta yer almışlardır. Bu sebeple, Kurʹân kendisinin en küçük birimine ʺâyetʺ dediği gibi, kâinatta bulunan varlıklardan her birisi için de ʺâyetʺ ifadesini kullanmaktadır. Öyleyse, Kur’ân ile kâinat arasında bir bağlantı vardır. Kâinattaki mânâların anlaşılması için Kur’ân’ın rehberliğine ihtiyaç vardır. Kur’ân-ı Hakîm, kâinatı, tevhidin en büyük, en küllî bir delili olarak sunarken, daha çok her insanın kolayca anlayabileceği delilleri dikkatimize sunar. Yer, gök, yıldızlar, ay, yağmur, su, bulut, arı, karınca, rüzgâr gibi ilahi kanunların nazara verilmesi bunun en güzel örnekleridir. İşte bu sebepten Risale-i Nur Külliyatı Kur’ân-ı Kerim’in imanı işleyen âyetlerini hareket noktası kabul etmiş ve Kelam-ı İlahi’yi kâinat kitabı olan tabiatla irtibatlandırarak tefsir etmiştir. Bunu da fıtratı ön plana çıkararak, imanî şuuru uyandıracak çağrıda bulunarak ve imanî-amelî sorumluluk dairesi arasında tekâmülü sağlama suretiyle mahlûku halıkıyla irtibatlandırarak yerine getirmeye çalışır.(4) Çünkü hakiki iman, bütün mevcudatın gerçek yönlerini gösteren bir dürbün, aynı zamanda hayattar âlemlere açılan bir penceredir.

Risale-i Nur’un diğer tefsirler gibi ayetleri sırası ile tefsir etmeyip farklı bir yöntem izlemesi dikkat çekici bir unsurdur. Bu tarzı anlamakta zorlananlara İslâm düşüncesinin özelliklerinden ve en önemli vasıflarından olan insanın içinde bulunduğu dünya ile kâinatı, şehadet âlemiyle gayb âlemini, madde ile ruhu temiz, berrak ve nezih İslâm akîdesinin şemsiyesi altında bir arada mütâlâa etme yöntemini hatırlatmak isteriz.  (5)

Buna bir misal vermek gerekirse Kur’an’ın en azam meselesi olan tevhid akidesi Risale-i Nur’da “Kâinattan Halıkını Soran Bir Seyyah” üslubuyla işlenmiştir. Böylelikle Risale-i Nurilimlerin diliyle sâbit olan bu intizam ve nizamın, ittifak ile Kâinat Sultânı’nın saltanatını ve san’atını ilân ettiğini, görmeyen gözlere gösterir. Bu tarz ise Kur’an’a aittir. Evet, Kur’an akaid kitabıdır, fakat kalbi hep inançla meşgul edip, aklı çalıştırmaktan ve bedii (estetik) güzelliği tatmaktan uzaklaştıran ard arda bahislerden ibaret değildir. Aksine, yaratılanı ve ondaki güzelliği incelemek yoluyla Yaratan’ı bulmak işlemi içinden, inancı yerleştiren ayetlerdir. Çünkü Kur’an iman hakikatine insanın, öncelikle objektif ve sübjektif delillerden hareketle ulaşmasını tavsiye etmektedir. Kur’ana göre bütün âlem Allah’ın gerçek ilah oluşunu haykıran delillerle doludur. Yani Allah tabiat aracılığı ile insanla konuşmaktadır.

İnsana düşen, Kur’an’ın ayet olarak isimlendirdiği bu işaretleri doğru bir şekilde okumak, inancını söz konusu işaretlerden edindiği ilmi verilerle temellendirmekten ibarettir.(6)Bu sebeple Risale-i Nur Külliyatında imana dair meseleler izah edilirken teşrii ayetler olan Kur’an ayetlerinin perspektifinde tekvini ayetler olan kâinat mütalaa edilmiştir.

Risale-i Nur’daki bu dersleri alan kimse  Cenab-ı Hakk’ın mahlûkat üzerindeki tecelli ve sırlara vakıf oldukça Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyarak marifette derinleşir. Bu ilahi isimler vesilesiyle insan, her türlü yaşayışında ulûhiyetle arasında bir bağ kurma imkânına kavuşur. İnsan bu isimleri tanıdıkça Allah’a olan şevk ve incizabı artar. (7) Bunun neticesinde mü’min, Risale-i Nurların irşadıyla canlı, aksiyoner bir inanca erişip ibadete yönelir. Marifetten mahrum kalan ise ibadetin tadına varamaz. (8) Risale-i Nur verdiği Kur’ani ders ile muhatabını marifete eriştirip ebedi saadetin kapısını aralar.

Sonuç :

Risâle-i Nur, sadece kelamda değil, Kur’ân’ın maksatlarını ve iman hakikatlerini izahta ve marifet-i Sâni hususunda da, bir tecdit hareketidir ve kökü mazide ve Asr-ı Saâdette olan yeni bir iman mektebidir. Risâle-i Nur yeni bir iman mektebi olarak sadece Kur’ân’ın hakikatlerini asrın idrâkine uygun olarak izah etmekle kalmamakta, kâinat kitabından misaller vererek, ilimlerin ışığında Kur’ân’ı tefsir etmekle, Kur’ân’ın ezelî tercümesi olduğu kâinât kitabının her bir mevcut ilimlerinde de konusu olmakla, İslâmiyet’in hakiki ilimlerin zübdesi ve özü olduğunu da ortaya koymaktadır.

Öte yandan Risale-i Nur, Kur’ân’ın hakikatlerini kâinat kitabından misallerle izah ve tefsir etmekle, kelam sıfatının tecellisi  Kur’ân-ı Kerim ile kudret kaleminin tecellisi kâinat kitabının kanunları ve kaideleri arasında tam bir mutabakat bulunduğunu ispat eylemektedir. Böylece, bu özelliğiyle İslâmiyet’in, hevâ ve heves içinde dönüp dolaşan, bazen ışık ve bazen zulmet veren ve çabuk değişen diğer din ve doktrinlerden mümtaz ve serfirâz olduğunu akıllara anlatmaktadır.(9)

Velhasıl; Bediüzzaman Said Nursi “Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, ben bütün dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyerek; verdiği bu sözü Kur’ân-ı Kerim’in özgün bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı ile gerçekleştirmiştir.

ZAFER KARLI

RisaleHaber’den iktibas

Kaynaklar

1-http://www.kubacami.com/konular/akademi/alak_tefsir/5_tarihsel_surec.htm

2-İmanın Kuvvetlenmesinde Bediüzzaman Faktörü Makale Yazarı: Prof. Dr. Ahmed Abdurrahim Es-Sâyih (Katar Üniversitesi)

3-Tirmizi, Fiten 30, (2196)

4-Nursî’ye Göre Kur’ân Ve Kâinat Kitabı Makale Yazarı: Dr. Sami ‘Afifi Hijazi

5-Nursî’ye Göre Kur’ân Ve Kâinat Kitabı Makale Yazarı: Dr. Sami ‘Afifi Hijazi

6-Prf. Dr. Muhsin Demirci; Kuranın Ana Konuları s:203 İstanbul 2010

7-Prf. Dr. Veli Ulutürk; Kur’an-ı Kerim Allah’ı Nasıl Tanıtıyor, s:96–97 Yeni Akademi Yayınları 2007

8- İbrahim Refik; Vecizeler Kitabı s.43 Ferzan Kitaplığı 2007

9- Yeni Bir Îman Mektebi Olarak Risâle-İ Nur Makale Yazarı: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Kaynak: Risale-i Nur’daki orjinal tefsir metodu – Misafir Kalem

Kuran ve sünnet perspektifinde namaz tesbihatı

NUR TALEBELERİNİN NAMAZ TESBİHATI 

Öz

Tesbihat, Allah ile kul arasındaki irtibatı sağlayan önemli bir unsurdur. Bu irtibatı sağlamada -ilâhî emrin gereği olarak- namaza müteakiben yapılan zikirler büyük bir önem arz etmektedir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur Külliyatında namazdan sonra okunması sünnet olan tesbih, tahmid, tehlil, zikir ve salâvatın, her türlü şerden Allah’a sığınma ve Allah’ın isimleri ile dua etmenin “velâyet-i Ahmediyenin evradı” olduğunu söyler. (1) Nur talebelerinin namaz sonrası yaptığı tesbihat ülkemizde bilinen ve yaygın olarak yapılan tesbihattan daha uzun ve kapsamlıdır. Bu çalışmamızda, nur talebelerinin önemli bir virdi olan namazdan sonra yaptıkları tesbihatın meşruiyeti ve muhtevası ayet ve hadisler çerçevesinde konu edilmektedir. Yöntem olarak soru-cevap şeklinde bir yol izlenmiş olup yapılan tesbihata yönelik tenkitlere Kur’an ve Sünnet perspektifinde açıklamalar getirilmiştir. 

-Tesbihat nedir? Namaz tesbihatının dindeki hükmü nedir? 

Tesbihat, en genel anlamıyla Allah’ı zikretmek, noksanlıklardan beri tutmak ve şükretmek gibi anlamları ihtiva etmektedir. Allah’ı zikretmek ise İslâm hukukuna göre farzdır. Namazlardan sonra yapılan zikir ve tesbihat da bu farza icabet etmenin önemli bir vesilesidir. Ancak namaz sonrası yapılan tesbihatın şer’i hükmü farz değil sünnettir. Tesbihat, Allah’a yaklaşmak ve Hz. Peygamber (sav)’in önemli bir sünnetini yerine getirme gayesi ile de asr-ı saadetten günümüze kadar kesintisiz olarak uygulana gelmiştir. Mezheplerde farklı uygulamalarla kendisini gösteren bu ibadet, Hz. Peygamber ve sahabe tarafından bireysel olarak uygulanmıştır. Tesbihat uygulamalarındaki farklılığın kaynağı Hz. Peygamber’den varid olan rivayetlerin çeşitliliğidir. Dolayısıyla tesbihatta standart bir formattan söz etmek mümkün değildir. (2)

-Nur talebelerinin yaptığı uzun tesbihat, bilinen tesbihattan daha geniştir. Bu tarz bir tesbihat bid’at değil midir?

Bid‘at biri geniş, diğeri dar kapsamlı olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir. Geniş kapsamlı tarife göre bid‘at Hz. Peygamber’den sonra ortaya çıkan her şeydir.  Resûl-i Ekrem, İslâm’da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açana o çığıra uyanlar bulunduğu sürece sevap verileceğini, kötü bir çığır (sünnet-i seyyie) açana da aynı şekilde günah yazılacağını ifade etmiş, Hz. Ömer de teravih namazını topluca kılanları görünce, “Bu ne güzel bir bid‘attır” (3) demiştir. Bid‘atı sonradan ortaya çıkan her şeyi içine alacak şekilde geniş kapsamlı olarak kabul eden âlimler, Hz. Peygamber’in bid‘atı reddeden hadisleriyle her devirde günlük hayata girmesi zorunlu bulunan yenilikleri bağdaştırmanın yegâne yolu olarak onu, yapılmasında mahzur bulunmayan “iyi bid‘at” (bid‘at-ı hasene, bid‘at-ı mahmûde, bid‘at-ı hüdâ) ile yapılması yasaklanan “kötü bid‘at” (bid‘at-ı seyyie, bid‘at-ı mezmûme, bid‘at-ı dalâl) diye ikiye ayırmayı uygun bulmuşlardır. Kur’an’ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bid‘ata, kabirlerin üzerine mum dikmek de kötü bid‘ata örnek olarak gösterilebilir. (4)

Nur talebelerinin yapmış olduğu tesbihatta bid‘at-ı hasene’ye bir örnektir. Birçok büyük zat gibi Bediüzzaman Hazretleri de Kur’an ve Sünnetten istifade ederek tertip ettiği dua, zikir, tesbih ve salâvatlar ile talebelerinin tefekkür ve zikir hayatına derinlik kazandırabilecek, edebî değeri olan özlü ifadeleri evrad olarak vermiştir.

-Namazdan sonra bu kadar çok çeşitli zikirlerin yapılması dinin esasına ve ruhuna uygun mudur?

Büyük bir hadis ve fıkıh âlimi İbn Hacer el-Askalânî, tevhîd lafızlarını içeren, fiilleri yaratmak, menetmek, bahşetmek ve kudretin tamamını Allah’a nispet etmek gibi hususları kapsayan bir zikrin namazdan sonra söylenmesinin müstehab olduğunu belirtmiştir. (5)  

-Nur talebelerinin bir evradı olan tesbihatın içeriğinin ve terkibinin Kur’an ve Sünnete uygunluğunu gösterip açıklar mısınız?

Bir örnek olarak en uzun tesbihat olan sabah namazının terkip ve içeriğini sırasıyla inceleyelim.

  1. a) Ezandan ve kametten sonra vesile duası okunur: “Allahumme rabbe hâzihî’d-da’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’b’ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh. İnneke la tuhliful mîâd.” Ezandan sonra, Hz. Peygambere (sav) salâvat getirmek sünnet; vesile duasını yapmak menduptur (6) Buhârî’de yer alan rivayete göre her kim ezanı işittiğinde ardından bu duayı okursa Peygamberimiz (asm) şefaatinin ona vâcib olacağını bildirmiştir. (7) Şâfiî mezhebinin bir fıkıh kitabı olan İânetü’t-Tâlibin’de müezzinin, kamet getirenin, ezan ve kameti dinleyenin ellerini kaldırıp açarak vesile duasını okumalarının sünnet olduğu yazmaktadır. (8) Şafii mezhebinden olan Bediüzzaman Hazretleri de sünnet olarak ezandan sonra da, kametten sonra da “Vesile Duâsı” okumuştur.
  2. b) Sabah namazının farzından sonra sünnet olan “selam duası” Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), selâm verip namazdan çıkınca üç defa istiğfar eder ve “Allâhümme ente’s-selâm ve minke’s-selâm tebârekte yâ ze’l-celâli ve’l-ikrâm: Allah’ım selâm sensin. Selâmet ve esenlik sendendir. Ey azamet ve kerem sahibi Allah’ım, sen hayır ve bereketi çok olansın” derdi. (9)
  3. c) Arkasından “Salâten Tüncinâ”ya da “Salât-ı Münciye”olarak bilinen salâvat okunur.“Allâhümme sâlli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Salâten tuncînâ bihâ min cemîil ahvâli ve’l-âfât. Ve takdîlenâ bihâ cemiâ’l-hâcât. Ve tutahhirunâ bihâ min cemî’ıs-seyyiât. Ve terfeunâ bihâ indeke â’led-deracât. Ve tübelliğunâ bihâ aksa’l-gâyât. Min cemî’il-hayrâti fi’l-hâyâti ve ba’de’l-memât. Âmin yâ mücib’ed-deavât, ve’l-hamdü lillâhi rabb’il-âlemin.”

 [Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in Âline öyle bir salât ve rahmet eyle ki, Onunla bizleri bütün dehşetli korku ve her türlü âfetlerden halas eyle, bütün ihtiyaçlarımızı yerine getir, bizleri bütün günah ve kötülüklerden temiz kıl, yanında en üstün derecelere yükselt, bizleri gerek hayatta ve gerekse öldükten sonra bütün hayırların en yüksek gayelerine vasıl eyle. Ey bütün dua ve isteklere cevap veren Mucîb! Duamızı kabul eyle. Hamd olsun Âlemlerin Rabbi olan Allah’a ki, hamd ancak O’na mahsustur.] 

“Salâten Tüncinâ”  hakkında Şifâü’l-Eskâm eserinde Fakihânî Rahimehullah Ebû Mûsâ Darir’den şöyle nakleder: “Bir gemi yolculuğunda Aklabiye denilen çok şiddetli bir fırtınaya tutulan bu zat, uyku esnasında Resulullah Efendimizi görür ve Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem kendisine bin defa okumak üzere Salâten Tüncînâ Salavât-ı Şerifesini tâlim buyurmalarını söyler. Nihâyetinde tüm gemi halkının kurtulduğunu nakleder.” (10)

Bu salâvat ve dua Bedîüzzaman Hazretlerinin bizzat kendisi için yazdırdığı ve vefâtına kadar da yanından ayırmadığı Cevşen-i Kebîr defterinde kayıtlıdır. Bediüzzaman Hazretleri bu salâvat hakkında defterine şu notu yazdırmıştır: “Meşhûr-u âlem ve gâyet mücerreb ve umûm aktabların mergûbu bir salavât-ı şerîfedir.” (11) Keza hadis-i şeriflerde de bu mahiyette dualar mevcuttur. Birkaç örnek vermek gerekirse Ümmü Gülsûm binti Ebî Bekr rivâyet ediyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, Âişe’ye şu duâyı öğretti: “Allah’ım! Senden şimdi ve gelecekte (olacak) olan, bildiğim ve bilmediğim bütün hayırları istiyorum. (…) Allah’ım! Senden kulun ve Resûlün Muhammed’in istediği bütün hayırları istiyorum.” (12)

Velhasıl, namazdan sonra salâvat getirmek sünnete uygun bir davranıştır. Nitekim Ebu Davud, Nesaî ve Tirmizî’in rivayet ettiği bir hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Biriniz namazı kıldıktan sonra, Allah’a hamdu sena etsin, sonra Peygamber’e salâvat getirsin, ondan sonra dilediği duaları yapsın.” (13)

  1. c) Müteakiben bir defa:“Allâhumme innâ nukâddimu ileyke beyne yedey külli nefesin ve lemhatin ve lahzatin ve tarfatin yatrifu bihâ ehlü’s-semâvâti ve ehlü’l-aradîyn, şehâdeten eşhedü en,..” [Allah’ım! Her nefeste, her bakışta, her anda, semâlar ve yerler ehlinin her göz açıp kapamasında Sana şehadetimizi takdim ederiz ki:] dedikten sonra on defa:“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hâmdü yuhyi ve yumit ve hüve hayyun lâ yemût biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir” Onuncusunda sonuna“ve ileyhi’l-masîyr” eklenir.

Yine burada da Allah’ı tesbih eden ifadelerin bir benzerini hadis-i şeriflerde görmekteyiz. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) buyurdu ki: “Her kim, sabah namazından sonra diz çökmüş olarak, konuşmadan önce on defa “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke lehü; Lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” derse kendisine onlarca sevap yazılır, on günahı silinir, on derece yükseltilir, o günün tamamında her şerden emin ve emniyette olur, şeytandan korunur ve o gün hiçbir günah ona ulaşarak amelini iptal etmez!” (14) (Aynı zikir ileride tekrar edilecektir. Bu zikrin detaylı kaynakları o pasajın dipnotunda verilmiştir.)

  1. d) Sonra eller ters çevrilerek:

Peygamber Efendimiz (asm), “Allah’tan bir şeyin olmasını istediği zaman ellerinin içini yukarıya çevirirdi. Ancak bir şeyden sakınacağı zaman ise ellerinin içini aşağıya çevirirdi.” (15)

Allâhümme ecirnâ min’en-nâr (3-5 veya 7 defa söylenir)

Namaz sonrası tesbihâtın bu kısmı Peygamber Efendimiz (sav) tarafından özellikle sabah ve akşam namazlarından sonra okunması tavsiye edilmiştir. Müslim b. Hâris et-Temimî babasından şunu rivâyet etmiştir: “Peygamber Efendimiz (sav) bana şöyle buyurmuştur: Akşam namazını kıldığın vakit, namazdan sonra hiç konuşmadan yedi kez ‘Allahümme ecirnî min’en-nar’: Allah’ım, beni cehennem ateşinden koru der ve şayet o gece ölürsen Cehennem ateşinden beraat olunursun ve eğer sabah namazından sonra aynı şekilde dersen ve gün akşama kadar olan zamanda ölürsen yine cehennem ateşinden beraat olunursun.” (16) Duadaki metin farklılığı olarak hadis-i şerifte geçen ecirnî “ben” tesbihatta geçen ecirna “biz” demektir.

Allâhümme ecirnâ min fitneti’d-dîniyyeti ve dünyeviyyeh
Allâhümme ecirnâ min fitneti ahiri’z-zamân
Allâhümme ecirnâ min fitneti’l-mesihi’d-deccâli ve’s-sufyân
Allâhümme ecirnâ mine’d-dalâlâti ve’l-bıd’ıyyâti ve’l-beliyyât
Allâhümme ecirnâ min şerri’n-nefsi’l-emmâreh
Allâhümme ecirnâ min şurûri’n-nüfûsi’l-emmârati’l-firâvniyyeh
Allâhümme ecirnâ min şerri’n-nisâ
Allâhümme ecirnâ min belâ’in-nisâ
Allâhümme ecirnâ min fitneti’n-nisâ
Allâhümme ecirnâ min azâbi’l-kâbr
Allâhümme ecirnâ min azâbi’l-yevmi’l-kıyâmeh
Allâhümme ecirnâ min azâbi cehennem
Allâhümme ecirnâ min âzâbi kahrik
Allâhümme ecirnâ min nâri kahrik
Allâhümme ecirnâ min azâbi’l-kabri ve’n-nîrân
Allâhümme ecirnâ mine’r-riyâi ve’s-sum’âti ve’l-ucubi ve’l-fâhr
Allâhümme ecirnâ min tecâvuzi’l-mülhidîyn
Allâhümme ecirnâ min şerri’l-munâfıkîyn
Allâhümme ecirnâ min fitneti’l-fâsıkîyn

Yukarıdaki istiaze dualarına baktığımızda şerrinden Allah’a sığınılanların dini ve dünyevi fitneler, ahir zaman fitnesi, deccal ve süfyan fitnesi, dalalet ve belalar, nefsi emmare, firavunlaşmış nefisler, kadınların içindeki bazı şerli-belalı-fitneler, kıyamet gününün azabı, cehennem azabı, Allah’ın kahr azabı ve ateşi, yalancı şöhret, kibir, övünmek, inkârcıların tecavüzü, münafıkların şerri, fasıkların fitnesi gibi kişileri ve toplumları helakete sürükleyen başlıca unsurlar olduğu görülecektir. Benzer anlamların hadis-i şeriflerde de olduğuna dair birkaç örnek verelim:

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Biriniz namazda tahiyyâtı bitirdiği zaman, dört şeyden Allah’a sığınarak şöyle desin: ‘Allâhümme innî eûzü bike min azâbi cehennem ve min azâbi’l-kabr ve min fitneti’l-mahyâ ve’l-memât ve min şerri fitneti’l-mesîhi’d-deccâl’ “Allah’ım, cehennem azâbından ve kabir azâbından, hayat ve ölüm fitnesinden, deccâlin fitnesine uğramaktan sana sığınırım.”(17) Başka bir rivayet ise şöyledir: Aişe (r.anha)’nın haber verdiğine göre, Rasûlullah (sav) namazda şöyle dua ediyordu:

“Allah’ım! Kabir azabından sana sığınırım, Mesih deccalin fitnesinden sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnelerinden sana sığınırım. Allah’ım, günah işlemekten ve borçtan sana sığınırım.”

Resulullah (sav)’in bir başka duası da şöyledir: “Allah’ım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlaktan sana sığınırım.” (18)

Tesbihatta, Allah’a sığınılan tehlikelerden biride şerli-belalı-fitne kadınlardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde “Ben, benden sonra erkekler için kadınlardan daha tehlikeli bir fitne (imtihan sebebi) bırakmadım.” demiştir. (19)

e)“Allâhümme ecirnâ ve ecir vâlideynâ ve talebete rasâili’n-nûru’s-sâdıkîyne fi hizmeti’l-kur’âni ve’l-imân, ve ahbâbene’l-mü’minîne’l-muhlisîyne ve akrıbâenâ ve ecdâdenâ mine’n-nâr.”

[Allah’ım! Bizi, anne-babamızı, Kur’an ve iman hizmetinde çalışan sadık Risale-i Nur Talebelerini ihlâslı, imanlı dostlarımızı, akrabalarımızı ve ecdadımızı Cehennem ateşinden kurtar.]

Sonra eller yukarı çevrilerek duaya devam edilir:

“Bi afvike yâ mücir bi fadlike yâ gâffâr. Âllâhümme edhılne’l-cennete mea’l-ebrâr. Âllâhumme edhılne’l-cennete meâ’l-ebrâr. Allâhumme edhılnâ ve edhı’l-üstâdenâ Said-i Nursî radıyallahu anh ve vâlideynâ ve talebete rasâili’n-nûru ve ıhvânenâ ve ehâvatenâ ve akribâenâ ve ecdâdenâ ve ahbâbene’l-mü’minîne’l-muhlisîyne fi hizmeti’l-imâni ve’l-Kur’ân, el cennete meâ’l-ebrâr, bi şefaati nebiyyike’l-muhtar ve âlihi’l-athâr ve ashâbihi’l-ahyâr ve sellim mâdâme’l-leylü ve’n-nehâr. Âmin, velhamdü lillâhi rabbil âlemin.”

[Affınla kabul buyur ey halas eden, kurtaran Mücîr! Fazlınla kabul buyur ey günahları bağışlayan Gaffâr! Allah’ım! Bizleri Ebrar olan iyilerle Cennet’e idhal eyle. Allah’ım! Bizi, Üstadımız Said Nursi’yi (Allah ondan razı olsun) ana – babamızı, sadık Risale-i Nur Talebelerini, erkek ve kadın kardeşlerimizi akrabalarımızı, ecdadımızı, iman ve Kur’ân hizmetinde çalışan ihlâslı, imanlı dostlarımızı, Seçkin Peygamberinin şefaatî, Onun pak, âli ve hayırlı Sahabilerinin hürmetine, iyilerle beraber Cennet’e idhal eyle.]

Tesbihatın bir parçası olan dualara baktığımızda bunların kişinin istikametine katkı sağlayıp; dikkat ve hassasiyet isteyen bu ahir zamanda onu motive edecek, akıl ve gönül dünyasına canlılık kazandıracak özlü ifadelerden oluştuğu görülmektedir. Bunun yanı sıra insan; tâbi olduğu manevî lidere sevgi, saygı ve bağlılığını ifade ettikçe ve bu duygular gönlüne iyice yerleştikçe liderinin getirdiği öğretiye, emir ve yasaklara bağlılığı da o nispette artacaktır.

  1. f) Ardından bilinen namaz tesbihatıyla devam edilir:“Subhânallâhi ve’l-hâmdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhu ekber, ve lâ hâvle ve lâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyü’l-azîym.”denir ve Ayete’l-Kürsi okunduktan sonra tesbih çekilir:

Hadis-i şerifte vardır ki; “Her kim ki farz namazın akabinde Âyetü’l-kürsî’yi okursa bir sonraki namaza kadar Allah’ın korumasında olur.” (20)

33 Sübhânallâh,
33 Elhamdulillâh,
33 Âllâhu Ekber.

Tesbihlerden sonra:

“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hâmdü yuhyi ve yumit, ve hüve hayyun lâ yemût, biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir ve ileyhi’l-masîyr.” 

[Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd O’na mahsustur. Hayatı veren de O’dur, ölümü veren de Odur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır O’nun elindedir. O her şeye hakkıyla kadirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de O’nadır.] denir.

Birçok hadis-i şerif kitabında (21)  geçen bu tevhid cümlesini Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Mektubat isimli eserinin yirmi birinci mektubunda şöyle şerh eder: “Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan ve bir rivayet-i sahihada İsm-i Âzam mertebesini taşıyan şu cümle-i tevhidiyenin on bir kelimesi var. Her bir kelimesinde, hem birer müjde ve beşaret, hem birer mertebe-i tevhid-i rububiyet, hem bir İsm-i Âzam noktasında bir kibriya-i vahdet ve bir kemâl-i vahdâniyet vardır.”

Ardından namazın duası yapılır.
Duâdan sonra;

Fa’lem ennehu denir ve 33 defa (sabah namazından sonra 100 defa okunabilir) Lâ ilâhe illâllâh okunur. Sonunda Muhammede’r- resûlullâhi sallallâhü teâlâ âleyhi ve sellem denir. “Fa’lem ennehu lâ ilâhe illallah” Muhammed suresi 19. ayetin başında gelmektedir ve bir tevhid cümlesidir. Ancak başında “fa’lem ennehu” yani “kesinlikle bil ki” emri vardır. Böylelikle insanlara dinin özü olan tevhid kesin bir ifade ile hatırlatılarak hayatı tevhid ilkesinin gereğine uygun olarak yaşamamız gerektiği telkin edilmektedir.

Daha sonra 10 defa: “Lâ ilâhe illallâhu’l Melikül Hakkul Mübin Muhammedün Rasulullahi Sadikul Va’dil Emin” [Mülk sahibi Melik, hak ve varlığı birliği apaçık Mübin olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Vadinde sadık ve emin olan Muhammed (asm) Allah’ın Rasulüdür.] denir.

Lâ ilâhe illallâhu’l Melikül Hakkul Mübin ifadesiyle ilgili olarak, Peygamber Efendimiz (asm)’a, Hz. Cebrail’in şöyle dediği rivayet edilir:“Ey Muhammed, senin ümmetinden kim her gün yüz defa Lâ ilâhe illallâhül melikül hakkul mübîn derse, bu onun için fakirlikten kurtulmaya vesile olur, kabir yalnızlığında kendisine yoldaş olur ve bununla zenginliği celb etmiş yani kendisine çekmiş ve cennetin de kapısını çalmış olur.” (22) Bu ifadenin yanı sıra “Muhammedün Rasulullahi Sadikul Va’dil Emin” diyerek Allah resulünü övmek ve tenzih etmek dua ve niyazda bulunmaktır.

g)Sonra besmele çekip:

“İnnallâhe ve melâiketehû yusallûne alennebiyy; yâ eyyühellezine âmenu, sallû aleyhi ve sellimu teslîmâ” [Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.] (Ahzab, 33/56) âyeti okunup Lebbeyk (buyurun efendim) denir.

Salât, dua etmek, hayrı ve hayrı celp edecek sözleri söylemek anlamına gelmektedir.  Allah’ın Peygamberimize salâtı, kendisine hayır takdir etmesidir; ona rahmet ve mağfiret etmesi, bereketini ve rızasını lütfetmesi ve meleklerinin yanında onu övmesidir. Ayette Allah ve melekler için sadece salât kavramı zikredilmişken müminlere, salata ilaveten ona selam etmeleri de emredilmiştir. Âyette geçen “selâm” kelimesi eksikliklerden ve her türlü musibetlerden korunmuş olmayı Allah’tan niyaz etme anlamını taşır. Hz. Peygamber (asm)’e selâm vermek, mü’minlerin birbirine verdiği gibi kabr-i şerifini ziyaret ettiğimizde O’na selâm vermek, ayrıca zaman zaman ve özellikle ismi anıldığında manevi şahsiyetini selâmlamaktır. Salât, selâm manasını ihtiva ediyorsa da selâmda insanların O’na itaat etmeleri ve O’nun şeriatını yaşamalarını dilemek gibi özel manalar vardır. Çünkü Allah Resulü’ne salâtın, ancak her konuda ona itaat etme anlamına gelen selam ile ağırlığı olur. (23) Aşağıdaki salatü selamlara ve dualara baktığımızda bu anlamları telkin ettiği görülmektedir.

“Allâhümme sâlli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ ali seyyidinâ muhammedin biadedi külli dâin ve devâin ve bârik ve sellim aleyhi ve aleyhim kesirâ.” (Üç defa okunur)

[Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Efendimiz Muhammed’in âline, bütün maddî ve manevî dertler ve devalar adedince çok salât, bereket ve selâm ihsan eyle.] (Üç defa okunur)

Salli ve sellim yâ rabbi alâ hâbibike muhammedin ve alâ cemî’il-enbiyâi ve’l-mürselîn, ve alâ âli küllin ve sâhbi küllin ecmâin, âmîn, velhâmdulillâhi râbbi’l-âlemîn.

[Yâ Rabbi! Habibin Muhammed’e ve bütün enbiya ve resullere her birîsinin âl ve ashabına salât ve selâm eyle. Ãmin! Hamd olsun Âlemlerin Rabbi Allah’a ki, hamd ancak kendisine mahsustur.]

Elfü elfi salâtin ve elfü elfi selâmin âleyke yâ Rasûllallâh
Elfü elfi salâtin ve elfü elfi selâmin âleyke yâ Habîballâh
Elfü elfi sâlâtin ve elfü elfi selâmin âleyke yâ emîne vahyillâh

[Milyonlarca salât ve selâm senin üzerine olsun ey Allah’ın Resulü!

Milyonlarca salât ve selam senin üzerine olsun ey Allah’ın Habibi!

Milyonlarca salât ve selâm senin üzerine olsun ey Allah’ın vahyinin Emînî!]

“Allahumme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî, biadedi evrâki’l-eşcâr ve emvâci’l-bihâr ve katarâti’l-emtâr. Vâğfirlenâ verhamnâ ve’l-tüfbinâ ve bi üstâdinâ ve vâlideynâ ve bi talebeti rasâili’n-nuru’s-sadıkîyne yâ ilahenâ bi külli salâtin minhâ eşhedühen lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne muhammeden rasûllullâhi sallallâhu teâlâ âleyhi ve sellem” denir.

[Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e (asm) Âl ve Ashabına, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları, yağmurların damlaları adedince salât, selâm ve bereket indir. Günahlarımızı bağışla, bize merhamet eyle. Bize ve Üstadımız Said Nursi’ye (r.a.) ve anne babamıza ve sâdık Risale-i Nur Talebelerine – ey İlâhımız- bu salavatların her birisine mukabil lûtfeyle! Allah`tan başka îlâh olmadığına şehâdet ederim ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şehâdet getiririm. Allahu teâlâ ona salât ve selâm etsin.]

h)Sonra aşağıda iki satırını meali ile verdiğimiz Tercüman-ı İsm-i Âzâm Duası besmele çekilip okunur:

Subhaneke ya Allâh tealeyte yâ Rahman  ecirnâ mine’n-nâr bi afvike yâ Rahmân
Subhaneke ya Râhiym tealeyte yâ Kerim ecirnâ mine’n-nâr bi afvike yâ Rahmân

….

[Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey binbir esma sahibi, mutlak ve gerçek mabûd olan Allah! Herşeyden üstün ve yücesin, ey bol rahmet eden, fark gözetmeden herkesi rızıklandıran Rahman! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.]

[Sübhânsın, münezzehsin, Sana sığınırım ey hususi rahmet gösteren, sevgili kullarına mağfiret edip Cennet bahşeden Rahim! Her şeyden üstün ve yücesin, ey bol kerem sahibi, umulmadık yerden ihsan eden Kerîm! Affınla bizi azap ateşinden ve cehennemden kurtar ya Rahman.]

“İsm-i Âzâm”, Allah’ın en yüce ismi demektir. Hadislerde Allah’ın ism-i âzamı olarak birden çok isim zikredilmiştir. Bu isimlerin başında Allah sonra Rahmân, Rahîm, Mennân, Ehad, Samed, Hayy, Kayyûm, Bedî’u’s-semâvâti ve’l-ard, Zû’l-celâli ve’l-ikram, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illâ ente isim ve zikirleri gelmektedir (24) Resûlullah İsm-i Âzam anılarak yapılan duaların Allah katında makbul olacağını bildirmiştir.

Kur’an “En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin.”(7/180) demektedir. Şu halde insan, bu isimlerle Allah’a yakarışta bulunmalıdır. Yukarıdaki duada seksenden fazla esma ile “Rahman”a niyaz edilmektedir. Kur’an’ın “İster Allah diyerek, ister Rahmân diyerek yakarın; hangisiyle yakarsanız olur, çünkü bütün güzel isimler O’na mahsustur.”(17/110) ayeti ile duanın terkip ve içeriği uygun düşmektedir.

Subhaneke ya Allâh tealeyte yâ… zikri neden sadece sabah ve ikindi namazlarına müteakip gelmektedir?

Bu tercihin hikmetini Bediüzzaman Hazretleri açıklamamıştır. Ancak namazın ve namaz vakitlerinin tahsisinin hikmetlerini açıkladığı 9. Söz’de sabah ve ikindi namazları bahsinde şuunat-ı ilahiyeye daha çok vurgu yapmaktadır. Bu zikrin terkibine baktığımızda her satır başının tesbih ifadesi olan “subhaneke” ile başlayıp “Rahman” ismi ile bitiyor olması dikkat çekicidir. Bu iki kelime arasında Allah’ın çeşitli isimleri zikredilip niyazda bulunulmaktadır. Bu terkip, sabah ve ikindi vakitlerine sarihan işaret eden “Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de Rabbini övgüyle tesbih et.” (20/130) ayeti ile uygunluk göstermektedir. Duanın her satır başındaki “Subhaneke” kelimesi tesbih, içeriğinde esmalar ise “övgü” ifade eder. Her satır sonunda Allah’ın merhamet ve inayetini celbedecek olan “Rahman” ismi de rahmet-i ilahiyeye vesile olacaktır.

Ayrıca hadis-i şerifte vardır ki: “Gece ve gündüz melekleri, nöbetle yanınıza gelip giderler. Sabah ve İkindi namazlarında toplanıp nöbet değiştirirler. Sonra geceyi yanınızda geçiren melekler, Allah’ın huzuruna çıkarlar. Allahu Teâlâ da bildiği hâlde meleklere: Kullarımı ne halde bıraktınız?’ diye sorar. (Melekler de): Yanlarından namaz kılarlarken ayrıldık¸ yanlarına geldiğimizde namaz kılarken bulduk.’ cevabını verirler.”(25) Meleklerin nöbet değişiminde Rahman olan Allah’ı daha çok tesbih eder ve af diler vaziyette bulunmakta dikkat çekici bir başka nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

Subhaneke ya Allâh tealeyte yâ…ve  “Ya Cemilu Ya Allah…” dualarının kaynağı nedir?

Belli-başlı mütedavil hadis kitaplarında bu dualara rastlayamadık. Ancak bu dualar, büyük hadis âlimi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî tarafından telif edilmiş olan Mecmûʿatü’l-Ahzâb adlı üç ciltlik evrad kitabında geçmektedir.(26) Fakat Subhaneke ya Allah tealeyte yâ Rahman  ecirnâ mine’n-nâr bi afvike yâ Rahmân ile başlayan Tercüman-ı İsm-i Âzâm Duasına çok benzeyen ve her bendinde “Subhâneke yâ Allâh Teâleyte yâ Rahmân ecirna minen nâri bi afvike yâ Mücîr” ifadesi tekrar eden “Mucir Duası” Kef’emi, Misbah ve Beledu’l Emin kitaplarında geçmektedir.(27)

Kişinin Allah’a öncelikle Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde geçen dualarla niyazda bulunması evladır. Ancak gereken âdâba riayet edildiği sürece, içeriği ve terkibi Kur’an ve Sünnet’e uygun olan dualarla da niyazda bulunabilir. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri tarafından tertiplenen namaz tesbihatını ihmal etmeyen bir mümin, her gün yüzden fazla salâvat ve esma-i ilahiye okumaktadır.

I)Ardından eller açılır,

“Sübhâneke âhiyyen şerâhiyyen tealeyte lâ ilâhe illâ ente ecirnâ ve ecir üstâdenâ ve vâlideynâ ve rufekâenâ ve âkribâenâ ve ahbâbene’l-mü’minîne’l-muhlisîyne (eller aşağıya çevrilir) mine’n-nâr ve min külli nâr  vahfaznâ minşerri’n-nefsi ve’ş-şeytan ve min şerri’l-cinni ve’l-insân ve min şerri’l-bid’âti ve’d-dalâleti ve’l-ilhâdi ve’t-tuğyân (eller yukârı çevrilir) bi âfvike yâ Mücir, bi fadlike yâ Gaffâr, bi rahmetike yâ erhame’r-râhimîn. Allâhumme edhilne’l-cennete mea’l-ebrâr, bişefâati nebiyyike’l-muhtar. Amîn ve’l-hamdülillâhi rabbi’l-âlemin.”

Allah’ı tesbih edip çeşitli şerlerden istiaze edilen bu kapsamlı dua şu niyazla bitmektedir:

Allah’ım! Seçkin peygamberinin şefaatiyle, iyilerle beraber, bizleri Cennet’e idhal eyle!

Dualarımızı kabul buyur. Hamd olsun Âlemlerin Rabbi Allah’a ki, hamd ancak kendisine mahsustur.

E’uzü besmele çekilerek Haşr Suresinin son beş ya da üç ayeti okunur.

Maʻkil b. Yesâr, Resûlullah’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Kim sabahladığında üç defa “Euzu billahi’s-semîʻi’l-ʻalîmi mine’ş-şeytâni’r-racîm” deyip Haşr sûresinin son üç âyetini okursa, o geceleyene kadar Allah, istiğfar edecek yetmiş bin meleği ona vekil kılacaktır. Eğer bu kişi o gün ölürse şehit olarak ölür. Kim bu âyetleri gecelediği vakit okursa yine aynı mertebede olur.”(28) Bu ayetler akşam namazından sonra da okunmaktadır.

-Öğle namazından sonra Fetih suresinin “lekad sadekallahu” ile başlayan son üç ayeti okunmaktadır. Bunun kaynağı nedir?

Namazlardan sonra her sure okunulabilir. Fakat bazı sure ve ayetler lafız, mânâ, mâhiyet ve şümûlü ile diğerlerinden farklıdır. Fetih suresini okumanın faziletini bildiren hadisler mevcuttur. Tercihen öğle namazına müteakip Fetih suresinin son 3 ayeti vird edinilmiştir.

-İkindi namazından sonra Nebe Suresi, yatsı namazından sonra da âmenerrasûlü okunmasının hikmeti nedir?

Başlıca hadis kaynaklarında bulunmasa da Tefsiru’l-Kuran’da geçen rivayete göre Peygamber Efendimiz (sav) buyurdu ki: “İkindi namazından sonra Nebe suresini (vird olarak) okursa, Allahu Teâla o kimsenin rızkını artırır ona dünya dağları ağırlığınca iyilikler yazılır.” (29)

Ayrıca peygamberimiz (asm) geceleri de Bakara sûresinin son iki âyetinin (âmenerrasûlü) okunmasını tavsiye etmiştir. (30)

Sonuç: Namazlardan sonra, ciddi bir mazeret bulunmadığı durumlarda, yerinden hemen ayrılmayıp bir süre daha zikir ve tesbîhata devam etmek sünnettir. Hz. Peygamber (asm), namazların ardından bunun yapılmasını teşvik etmiş, bir kişi namaz kıldığı yerden ayrılmadıkça meleklerin ona dua etmeye devam edeceğini haber vermiştir. (31) Klasik fıkıh eserleri incelendiğinde namazdan sonra yapılan tesbîhâtın belirli bir format dâhilinde yapılmasına yer verilmediği görülmektedir. Nur talebelerinin vird edinip namazlardan sonra yaptığı tesbihatın içerik ve tertibinin ise Kur’an ve Sünnete uygun olduğu ortadadır. Bunun yanı sıra yapılan tesbihat oldukça kapsamlı ve öz zikirleri ihtiva etmektedir. Kur’an-ı Kerim’in bir talebesi ve bu zaman bakan bir dersi olan Risale-i Nur Külliyatında birçok kereler namaz tesbihatının önemine değinilmektedir. Hatta Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “Şu kısa tarîkın evrâdı, ittibâ-ı sünnettir; ferâizi işlemek, kebâiri terk etmektir. Ve bilhassa, namazı tâdil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihâtı yapmaktır.” (32) sözü ile namaz tesbihatının imanın tezahürü ve tasdiki açısından ne kadar büyük öneme sahip olduğunu ortaya koymuştur.

Zafer KARLI

 

Kaynaklar

1- Kastamonu Lahikası, 70. Mektup

2- İhsan Akay, Teori ve Pratikte Namaz Sonrası Tesbihât, Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi; Cilt: V, Sayı: 9,  Yıl: 2017/1

3- Buhârî, “Terâvî”, 1; el-Muvaṭṭaʾ, “Ramazan”, 3

4- TDV İslâm Ansiklopedisi 1992, 6. cild, sayfa 129-131 

5- İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 2/332

6- İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, II, 67, 68; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, I, 283

7- Buhârî, Ezan, 8

8- İânetü’t-Tâlibîn, 1:232-23

9- Müslim b. Haccâc el-Nisâbûrî, Sahîh-i Muslim, Halîl Me’mûn Şîhâ (Thk.), Dâru’l-Ma‘rife, Beyrût 2010, Mesâcid, 135, 136

10-El-Müsned, Kitâbü’l-Ezkâr ve ‘d-Deavât (14995); Sünen-i İbn-i Mâce, Kitâbü’d-Duâ; Buhârî, el-Edebu’l-Müfred; İbn Hibbân, 598/2413; Hâkim, 1/521 

11-Bedîüzzaman Hazretlerinin husûsi defteri, Barkod Medya Tarafından orijinal sâhifeleri taranarak birebir aynı görüntüsünde, “Bediüzzaman Said Nursi’nin Bizzat Yazdırdığı ve Okuduğu Orijinal Cevşen-i Kebir ve 33 Hadis-i Şerif” adıyla kitap olarak basılmış ve 2013 yılında yayınlanmıştır. 

12-El-Müsned, Kitâbü’l-Ezkâr ve ‘d-Deavât (14995); Sünen-i İbn-i Mâce, Kitâbü’d-Duâ; Buhârî, el-Edebu’l-Müfred; İbn Hibbân, 598/2413; Hâkim, 1/521 

13- Neylu’l-Evtar, 2/577

14- Tirmizî, Daavât, 64

15- Müsned, Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 56;  Cemu’l-Fevaid, c. 5, s. 237, h. 9242-43. el-Fethu’l-Kebir, II/357

16-Süleyman b. el-Eşas es-Sicistânî Ebû Dâvûd (ö. 275/889), Sünenü Ebî Dâvûd, Halîl Me’mûn Şîhâ (Thk.), Dâru’l-Ma‘rife, Beyrût 2001,Edeb, 100.

17- Müslim, Mesâcid 128-134; Ebû Dâvûd, Salât 149, 179; Nesâî, Sehv 64

18- Ebu Davud, Salat 367, (1546); Nesai, İstiaze 21, (8, 264)

19- Buhârî Nikâh 17; Müslim Zikir 97 98. Ayrıca bk. Tirmizî Edeb 31; İbni Mâce Fiten 31

20- Süleyman b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu’cemu’l-kebir, thk. Hamdi Abdulmecîd (Kahire: Mektebetu İbn Teymîyye, ts.), 3/83

21-Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Umre: 12; Cihad: 133; Bed’ü’l-Halk: 11; Mağâzî: 29; Daavât: 18, 52; Rikâk: 11; I’tisâm: 3; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Vitir: 24; Cihad: 158; Edeb: 101; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Daavât: 35, 36; Nesâî, Sehiv: 83-86; Menâsik: 163, 170; Îmân: 12; İbni Mâce, Ticârât: 40; Menâsik: 84; Edeb: 58; Dua: 10, 14, 16; Ebû Dâvud, Menâsik: 56; Dârîmî, Salât: 88, 90; Menâsik: 34; İsti’zân: 53, 57; Muvatta’, Hac: 127, 243; Kur’an: 20, 22; Müsned, 1:47; 2:5; 3:320; 4:4; 5:191; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:538

22- Zebidi, İthaf, 5/131; Kenzü’l-ummal, no: 5058

23- İslâm Ansiklopedisi, “salvele” c.7 s.124

24- Tirmizî, Deavât, 87; İbn Mâce, Dua, 9; Dârimî, es-Sünen, Fedâilü’l-Kur’an, 14; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 258

25-Muvatta¸ Kasru’s-salat¸ 82; Buhârî¸ Mevâkît¸ 16¸ Bed’u’l-halk¸ 6¸ Tevhid¸ 33; Müslim¸ Mesâcid¸ 210

26- Mecmuatul-Ahzab/Gümüşhanevi 2/333 ve 1/211

27-https://tr.wikishia.net/view/Mucir_Duas%C4%B1 Erişim Tarihi 09.09.2020

28- Tirmizî, “Fedâilü’l-Kur’an”, 22 (No. 2922)

29- Ebûl-Leys Semerkandî, Tefsirul-Kur’ân, 6/362

30- Buhârî, Fedâilü’l-Kur’an, 10; Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 229

31- Buhârî, Salât, 87; Müslim, Mesâcid, 272

32-Sözler, Yirmi Altıncı Söz, Zeyl

Sorularla Celcelutiye

  • Celcelutiye nedir?

Celcelutiye, Hazreti Ali Efendimiz’in şerh ettiği, Arapça, içinde yer yer Süryanice kelimeler de bulunan bir kaside, bir duadır. Celcelutiye kasidesinin kendisi değil, onun aslını teşkil eden muhtevası itibariyle kudsi hadis gibi veya zımnî bir vahiy olarak telakki edilebilir. Celcelutiye, Peygamber Efendimizin (asm) telkinatlarına göre yazıldığı ve hadisler de vahiy kaynaklı olduğu için Celcelutiye de netice itibariyle vahiy kaynaklıdır. İçerisinde pek çok gaybi haber vardır. 

  • Celcelutiye kasidesinin kaynağı nedir?

“Ramuzu’l-Ahâdis” adlı eserin de sahibi olan büyük âlim ve mutasavvıf Ahmed Ziyaeddin Gümüşhânevî’nin “Dersaadet-1311″ neşir tarihli “Mecmuatu’l-Ahzab”  adlı üç ciltlik eserinin, “Şazeli” adını taşıyan cildinin 499-531 sayfaları arasında yer almaktadır.

  • Celcelutiye kasidesinde Hz. Ali (ra) neden Süryanice ibare ve kelimeler kullanmıştır?

Süryanice ve İbranice, Müslümanlarca, Hıristiyanlarca ve Yahudilerce bilinen ortak bir lisandır. Süryanice ebced ve cifir ilmine uygunluğu dolayısıyla, ilim çevrelerince tercih edilir.  Havas ilmine göre bazı gizli ilimlerin daha veciz ifadesine imkân verir. Arapça ile birlikte kullanıldığında mana derinliği artmaktadır.

Ayrıca, bildirildiğine göre daha önceleri İbranîce ve Süryanîce konuşan birçok peygamber bu kasidenin aslî muhtevasıyla münacatta bulunmuş ve o sayede değişik sıkıntılardan kurtulmuşlardır.(1) Hz. Ali (ra) de bu muhtevayı tanzim ederken eski peygamberlerin hatırasını yad etmek maksadıyla Süryanîce sözcükler kullanmış olabilir.

  • Celcelutiye kasidesi ile meşgul olan büyük zatlar olmuş mudur?

Evet olmuştur. İmam Gazalî, Celcelutiye kasidesi için bir şerh yazmıştır. “Mecmuatu’l-Ahzab”ın Şazeli cildinin –derkenarda- 508-526 sayfaları arasında yer almaktadır. İkinci bir şerhi de bir Kutb-u azam olan Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri yazmıştır. Bu da aynı kitabın 527-551 sayfaları arasında bulunmaktadır.

  • Celcelutiye kasidesinin içeriği ve konusu nedir?

Celcelutiye’nin konusu, aslen Allah’a, Esma-i Hüsnası ve Kur’an surelerinin isimleriyle ile yapılan bir münacattır. İçinde İsm-i Azam’ı taşıyan bu dua, ilm-i cifir ve ebced hesabı kaideleriyle gelecekten bazı haberlerin şifrelerini taşır.

  • Ali (ra)’ın cifir ilmi ile meşgul olduğu ve bazı haberleri bildirdiği söyleniyor. Bir örnek verir misiniz?

Elimizde Hz. Ali’ye isnad edilen Kitab’ül-Cefr el-Cam’ ve Misbah’un-Nur el-Lami’ adlı eser bulunmaktadır. 1287 Hicri yılında basılan nüshası da elimizde bulunmaktadır. Bu kitaplar doğrudan cifir ve ebced hesabıyla alakalıdır. (2)

Hz. Ali (ra) meşhur Ercuze kasidesinde,“Dokuz karn sonra (o günün ıstılahında, karn 60 yıldır), şark kavimleri, Arab üzerine hücum edecek, galebe edip hayvan gibi Arab’ı kesecek. Bunlar, öyle müthiş fitneler, musibetler ki, en karanlık geceden daha ziyade karanlık olacak.”demiştir. (3) Bu kasidede Hz. Ali (ra) Abbasî devletinin başına gelen yıkım felaketine “tarih vererek” işaret etmiştir. Buna tarihte Hülagu fitnesi denir. Hülagu 1258’de Bağdat’ı işgal ederek halkı kılıçtan geçirmiş, Abbasi Halifesi Musta’sımı ve bütün aile efradını öldürtmüştür. Cengiz Han’ın torunu, Tülay Han’ın oğludur. Tarihte en çok kan döken hükümdar olarak bilinir. Abbasi Devleti’ni yıkan Moğol Başkumandanıdır.

  • Cifir ilmi nedir? Ebced ile cifir arasındaki fark nedir?

İlm-i cifir, “gelecekte vuku bulacak olayları değişik metotlarla öğrettiğine inanılan ilmin adı” şeklinde tanımlanır.(4) Sosyolog İbn Haldun’a göre ilm-i cifir, bir disiplinden ziyade şahsî kabiliyetle ilgili olup, ilham ve keşif ilişkisi üzerinde durur.(5)

Ebced ile cifir yöntemleri arasındaki en önemli fark şudur: Ebced gerçekleşmiş olanın, cifir ise gerçekleşmesi muhtemel olanın ilmidir.(6)

  • İmam Gazali Celcelutiye’nin şerhini yaparken nasıl bir yöntem izlemiştir?

İmam Gazali’nin Celcelutiye şerhi, Ziyaaddin Gümüşhanevî Hazretlerinin derlediği Mecmuatu’l-Ahzap adlı eserinin “Şazelî” adlı cildin 508. sayfasından itibaren başlar. Ancak bu şerhler, kelimelerin açıklamasından ziyade kasidede yer alan beyitlerin hassalarını açıklayan bir mahiyettedir. Süryani kelimelerden az bir kısmının anlamı verilmiştir.

  • Celcelutiye duası hangi beyitler ile başlayıp hangi beyitler ile bitmektedir?

Bede’tü bibismillêhi rûhi bihî nehtedet

İlê keşfî esrarin bibatinihi intavet

1.Bismillah ile başladım; ruhum, O’nun sayesinde o besmele içinde saklı olan çok sırları keşfetti.

Megâlü aliyyi vebni ammi Muhammedin

Vesirru ulûmin lil [k]halêigi cummiat

  1. Bu Hz. Muhammed’in amcasının oğlu olan Ali’nin makalesidir. Yaratıklarla ilgili bütün bilgi sırları ve gizli bilgiler onda toplanmıştır. (7)
  • Celcelutiye duasına itibar etmeyen kişilere karşı nasıl bir tutum sergilemeliyiz?

Celcelutiye duası “Amelî hüküm” ihtiva eden bir metin değil; feyizli bir münâcâttır. Otorite hadis kitaplarında geçmemektedir. Zaten hadis kitaplarının her birinin, bütün sahih hadislerin ve sıhhatli rivayetlerin hepsine yer vermesi teknik olarak mümkün değildir. Peygamber Efendimiz’in (asm) dâr-ı bekâya irtihalinden sonra ümmet haklı olarak topyekûn hadis toplama seferberliğine girişmiş, genelde “amelî hüküm” ihtiva eden ve kaybolmak tehlikesi arz eden hadislerin rivayetine ehemmiyet verilmiş ve kitaplarda toplanmış, münacat ve zikir cinsinden olan hadisler için aynı hassasiyet gösterilememiştir. Fakat bazı büyük zatlar Celcelutiye gibi sırlı duaları nakletmiştir.

İtiraz edenler ile uhuvvet bağını veya îmânın halâvetini rencide edecek tartışmalardan uzak durmak isabetli olacaktır. Çünkü bu kasidenin aslının vahiy olduğuna inanmamak da, inanmak da, kişiyi dinen bir sorumluluk altına sokmaz, bu duaları okuyan feyizdâr olur, okumayan feyzinden mahrum kalır ve kendisi bilir.

  • Celcelutiye kasidesininde içinde bulunduğu Mecmuatu’l-ahzab nasıl bir eserdir? İçinde hangi evrad ve ezkarlar vardır?

Tasavvuf, Hadis, Fıkıh ve Akaid alanlarında önemli eserlerini Arapça olarak kaleme alan Gümüşhanevî’nin evrâd ve ahzâbın derlenmesinden meydana gelen Mecmûatü’l-ahzâb’ isimli üç ciltlik kitabı, alanında hem muhteva ve hem de hacim bakımından ilk sırada yer alan önemli bir eserdir. Mecmûatü’l – ahzâb’ın muhtevası kısaca şöyledir:

  1. Cild:

Mecmûatü’l – ahzâb’ ın birinci cildinde ilk olarak Ebu’l-Hasan Şazeli’nin 31 Hizbi yer alır. Ayrıca bu cildde Şeyh Ali Vefa, Şeyh İbrahim Dusuki, Muhammed Sünüsi, Şeyh Abdulğani Nablüsi, Şeyh Sadreddin Konevi, Hz. Ali, İmam Gazzali, Şeyh Ahmed Ulvan el-Yemeni, Üveys el-Karani, Hz. Hasan ve Hüseyin, İmam Remli, Hz. Enes, Ebu’s-Suud, Ebu Cafer Mansur, Şeyh Şihabuddin Sühreverdi, Şeyh Ahmed el-Buni’ye ait hizbler yer alır. Sonra Hz. Hızır’ın virdi ve duası, 19 kaside bulunur ki bunlar, Adulkadir Nablüsi, İmam Gazzali, Kadı Zekeriyya el-Ensari, İmam Şafii, Ömer b. Farıd, ve Zeynulabidin’e aittirler.

Bu cildde 91 hizb, 32 kaside, 5 salat, 5 vird, 1 münacat, 1 evrad, 1 dua, yer alır.

  1. Cild:

Bu ikinci cilt, Şeyh Bahauddin en-Nakşibendi’nin virdiyle başlar. Burada 25 vird, 5 evrad, 17 salat, 36 hizb, 9 münacat, 12 na’t, 3 kaside, 3 esma-i ashab, 5 evrad, 2 dua, 1 istiğar, 1 Ayatü’z-Zebür, 4 kaside, 1 Hiye bulunur.

III. Cild:

Şeyhi Ekber’in Salatıyle başlayan bu cildde 197 dua, 41 salat, 19 hizb, 3 evrad, 2 vird,17 tesbih, 1 vifk, 1 münacat bulunur. Bunlardan başka Mecmuatu’l-ahzab’ın sayfa kenarlarında da bazı risaleler vardır.(8)

Kaynaklar

  • Gümüşhanevî, Mecmuatu’l-Ahzab, Şazelî bölümü, s. 508-525
  • risaleajans.com/nur-alemi/cifir-ilmi-konusunda-bediuzzamana-yapilan-itirazlar
  • Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî, Memuatü’l-Ahzab/şazelî cildi, s. 590
  • Metin Yurdagür, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, “cifr” maddesi, c. 7, s. 215.
  • Mukaddime, II, s. 823.
  • İsmail Yakıt, Türk-İslâm Kültüründe Ebced Hesab ve Tarih Düşürme, Ötüken, İst. 1992
  • “Celcelûtiye’nin Şerh ve İzâhı”, Tebliğ Yayınları, İstanbul 2006
  • Yakup Çiçek; Ahmed Ziyaüddin’in Mecmuatu’l-Ahzab Adlı Eseri, Gümüşhane Ü. Yayınları – 23

Zafer Karlı

22.02.2019

Sorularla EVRAD-I KUDSİYE

Bu yazımızda Evrad-ı Kudsiye olarak da bilinen Evrad-ı Bahaiye duası hakkında bazı soruların cevaplarını vermeye çalışacağız.

 

-Evrad-ı Kudsiye’yi kim tertiplemiştir?

Bahaeddin Muhammed B. Muhammed’ül Buhari (1318-1389) tarafından tertip edilmiştir. Sürekli yapılan gizli zikrin kalblerde vücuda getirdiği “nakş”a izafeten kendisine Şah-ı Nakşibend denilmiştir. Baba tarafından nesebi İmam-ı Cafer-i Sıddık Hazretlerine dayanan Şah-ı Nakşibend; kerametlerin fazla bir değer taşımadığını, bir tarikata bağlanmanın yeterli olmadığını ifade ederek, tekkelerde fazla oturmamasıyla geleneksel sufilikten farklı hareket etmiştir.

-Evrad-ı Kudsiye duasının içeriği hakkında bilgi verir misiniz? Bir marifet dersi olduğuna içerdiği hangi hakikatler ile işaret edilebilir?

Bu dua, ayetlerden ve hadis-i şeriflerde geçen dua metinlerinden oluşmaktadır. Bu kudsi münacatta Allah’tan mağfiret talebine delalet eden iki ayet, Cenab-ı Hakk’ın kudreti üzerine, akılları hayrette bırakan azametine işaret eden ayetler, tevekkül üzerine olunması için üç ayet, rızıkların yaratılması hakkında dört ayet ve onlarca kez peygambere naat, güzel sıfatların methi ile salâvat-ı şerifeler vardır.

 

-Evrad-ı Kudsiye hangi hakikatlere işaret ederek başlamaktadır?

“Allahümme entel melikül hayyül kayyumül mübin” ile başlayan dua metninde şu manalar dikkati çekmektedir:

Allahümme:

Genellikle bu söz dua makamlarında kullanılır. Ayrıca İsm-i Âzam olduğu rivayeti vardır. Dua ihtiyaçlar ve kulluk makamının zahir olduğu yer olduğu için bu lafızla başlandı. Bu lafızda yokluğun sırları vardır. O´nun için “Ya Allah” lafzı kullanılmadı. Çünkü bu sözde fark ve ayrılık vardır. Allahümme’de ise birliğin mertebeleri bulunmaktadır.

 

Entel Melikül :

İltica şiddetli bir yöneliş olduğu için sığınma ifade eden hitap zamiri olarak Entel Melikül denmiştir. Çünkü mülk O´nunla var olur. Varlığın bekası ve fenası O´nsuz olmaz. Allah Melik’dir; âlemlerdeki her şeyin sahibidir. Bu sebeple Allah tüm mahlûkatın dua ile iltica kapısıdır.

 

Hayy :

O´nun hayatı her şeyin hayat sebebidir. Hayatı başka bir şeyin desteğine ihtiyaç duymaz. Mülk, gerçek hayat sahibinin elinde ancak muhafaza olur.

 

Kayyum :

Yok olma ve değişmesi olmayandır. Varlık, O´nunla hakikate çıkar. Her şey O´ndan, yine O´na olandır. Buna göre Mahlûkatın kendi vasfına bağlılığı yani haddini aşmaması, yükselme sebebidir. Her şeyin hakkı olan hakikatin gereği Allah Teâlâ için varlık, mahlûkat için yokluk sıfatı vardır.

 

Mübin :

Kullarına gerekli şeyleri açıklayan, doğru yolu dilediğine izhar edendir. Yani kulun kalbine hakkın sırlarını vererek, hakikati görmesini sağlayandır. Bu görme kulu irfan sahibi yapacaktır.

 

Bu açıklamalardan sonra ilk cümleye şöyle bir meal vermek uygun düşecektir.

Allah’ım!

Sen bütün varlıkların gerçek maliki ve onlarda görünen her türlü fiil, hal, şe’n ve tasarrufun sahibi olan Melik’sin; varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı ise zati, ezeli ve ebedi olan Hay’sın; varlığınla bütün varlıkları düzenli bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı hiçbir varlığa bağlı olmayan Kayyum’sun, Kâinattaki bütün varlıkların dayandıkları tek gerçek Senin isim ve sıfatlarının tecellileridir ve Sen, zatın gerçek olduğu gibi, şuunat, sıfat, isim ve fiileri de gerçek olan Hak’sın; Peygamber ve kitaplar göndererek Kendini tanıttıran ve razı olacağın şeyleri insanlara, cinlere ve dilediğin varlıklara bildiren Mübin’sin .

 

-Evrad-ı Kudsiye hakkında Bediüzzaman Hazretleri ne demiştir?

“Şah-ı Nakşıbend’in kudsî bir evradıdır ki, Hazret-i Peygamber Aleyhissalatü Vesselâmdan âlem-i mânâda ders almıştır” demiştir. Bu bilgiyi Hamza bin Şemsad, Menbau’l-Esrar isimli kitabında şöyle nakletmiştir : “Şâh-ı Nakşibend hazretleri, ‘Bana bu evrâdı Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) âlemi mânâda öğretti. Her gece bana ders verip talim ederdi. Hatta yanında ezberledim’ buyurmuştur.”

 

Bediüzzaman Hazretleri evrad-ı kudsiyeyi nasıl okurdu?

Üstad Hazretleri bu duâyı, iki salâvat arasında yapılan dualar makbul olur kaidesince bir salâvat-ı şerife demeti olan Delâli’n-Nur’dan bir miktar okuduktan sonra okur, dua bitince Delâli’n-Nur’dan kalan kısmı okurdu.

 

-Evrad-ı Kudsiye gibi kudsi virdlere devam etmenin manevi hayatımıza kazançları nelerdir?

Cenab-ı Hak “Kim de Ben’im zikrimden yüz çevirirse bilsin ki; onun dar bir geçimi olur ve kıyamet gününde Biz onu kör olarak haşrederiz.”(Tâhâ,124) ve “Kim Rahman’ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir şeytanı musallat ederiz. Artık o, onun yakın arkadaşı olur.” (Zuhruf; 36) ikazında bulunmaktadır. İhlâs ile yapılan ibadet ve ezkarlardaki devam ise muhabbetullaha vesiledir. Nitekim İbn Abbas’tan (r.a.) rivâyet olunan bir hadîs-i şerifte Resûlüllah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

“Kim kırk sabah Allah Teâlâ´ya ihlâslı olursa, kalbinden lisanına hikmet çeşmeleri akmaya başlar.” (Feyzu’l-Kadîr, 6/43)  İmâm Münâvî (rh.) bu hadîs-i şerifin baş kısmını, “Kim kırk gün ibâdetini Allâh’a ihlâsla yaparsa…” diye açıklamış ve ihlâslı olmayı da şöyle izah etmiştir:

A‘zâlarını, aklî mîzanlara ve şer‘î hükümlere muvâfık mâlum ve mu‘tedil tasarrufların dışına çıkmaktan korumak… Onları nebevî nasîhatler, hakîmâne tenbihler dâiresinde kullanmak ve bilhassa lisan ve hayâlini fâsit itikatlardan, bâtıl mezheplerden, âdi ve düşük hayallere dalmaktan koruyup onların boş emel ve dipsiz kuruntularla oyalanmasına meydan vermemek…

 

-Evrad-ı Kudsiyenin hasiyet ve faydaları hakkında büyük zatların keşif ve tespitleri var mıdır?

Bediüzzaman Hazretleri evrad-ı kudsiyenin yüz hâsiyeti ve faydası bulunduğunu söyler. Ayrıca Şeyh Ebu Ahmed (k.s.) şöyle buyurur: ‘Evrâdın içinde bir ism-i şerif vardır ki, yer ile gök hazinelerinin kapıları bu isimle açılır’.Muhammed Dımeşkî’den (k.s.) rivayet olundu ki, ‘Kim bu evrâdı hâlis bir niyet ile okursa, bedeninden bütün hastalıklar Allah Teala’nın izni ile kalkar’.

Bazı rivayetlerde ise  şu dikkat çekici açıklamaları görüyoruz:

‘Kim bu evrâdı okursa, Allah Teala ona nûr, hikmet ve yakîn ihsan eder. Sihirden, hasetten, nazardan korur; onun bütün sıkıntı ve üzüntülerini giderir. Ona izzet kapısı açılır’.

‘Bir kimse bu evrâdı okursa, ehl-i beyti arasında (ailesi içinde) kavgası olmaz, dirlik ve sevgi içinde geçinir. Ve onun üzerine nûrdan bir çadır kurulur, cinler ve şeytanlar o çadırı geçip eve giremezler’.

‘Her ne murad (hayırlı bir istek) için okunursa, Allah Teala’nın izni ile kabul olunacağı bildirilmiştir’.

 

Sonuç :

Bizleri, ahirzamanın fitnesinden muhafazaya vesile olacak bu kudsi vird ile Rabbani terbiye yoluna girip muhabbetullaha erişmeyi Cenab-ı Hak nasip etsin. Amin.

ZAFER KARLI

Kaynaklar :

  • TDV İslam Ansiklopedisi, IV. Cilt, s. 458-459
  • www.halisece.com
  • Hizbü’l-Envâri’l-Hakâikı’n-Nûriye
  • İsmail Hakkı Altuntaş, Kutsî Dua (Bahâiye)ile Rabbânî Terbiye
  • Gülser Keçeci-Evrad-ı Bahaiye Şerhi, Buhara Yayınları
  • Mesnev-i Nuriye