İlk insan ve aynı zamanda ilk peygamber olan Âdem Aleyhisselam, yaratılmadan önce, bugün görüp müşahede ettiğimiz canlı-cansız bütün mahlûkat yaratıldı. Dünyada, bir insanın yaşayabilmesi için gerekli olan her şey vücuda getirildikten sonra, ilk insan yaratıldı… (Çetin Kılıç’ın yazısı..)
Devamını oku ›Kategori: Biyografi
Bediüzzaman’a Midyat’ta ikinci Cenaze Namazı Kılındı
Gıyabî kılınan cenaze namazı (25 Mart 1960 Cuma) Doğu Anadolu’nun tanınmış âlimlerinden Şeyh Seyda namiyle bilinen Cizreli Muhammed Salih Varan Efendi uzun yıllar Cizre’de talebe yetiştirmiştir. Yedi yıldan beri ilçenin Serdahl (Bağlarbaşı) köyünde oturmakta idi. Bediüzzaman Said Nursî’nin Urfa’ya geldiğini haber alınca bir grup talebesiyle Said Nursi’yi ziyaret için Urfa’ya müteveccihen hemen yola çıktı. Fakat Midyat’a geldikleri zaman Bediüzzaman’ın vefat […]
Devamını oku ›Said Nursî’nin Defnedildiği yer: HALİLÜRRAHMAN DERGÂHI
Bir rivayet ve bir hatıra Bediüzzaman Said Nursi’nin tabutu, Şanlıurfa Ulu Camiinden Halilürrahman Dergahına kadar eller üstünde, parmaklar üstünde, başlar üstünde Dergâha getirilip oradaki iki kubbeli lâhde defnedildi. Bu iki kubbeli türbe hakkında Urfa’da dolaşan rivayetlere göre Şeyh Müslim isimli bir zat 1954 yılında Dergâhı tamir ettirdiği sırada, ayrıca kendisi için de bu iki kubbeli yeri yaptırıyor. Sonra rüya âleminde […]
Devamını oku ›Bediüzzaman Said Nursi’nin Cenaze Namazı ve Defni
Cenazenin kaldırılışı (24 Mart 1960 Perşembe) Cenaze, Cuma günü kaldırılacakken bilâhare fazla tehacüm olmaması ve emniyet mülahazasıyla Perşembe günü ikindiden sonra kaldırılmasına karar verildi. Urfa Valisi Şerafeddin Atak, Halilürrahman Camiinde kabrini hazırlattı. Cenaze namazı, Vali, Belediye Reisi ve onbinlerce insanın iştirakiyle Ulu Camide kılındı. Okullar tatil gibi, dükkânlar kapalı. Sokaklarda kimse yoktu. Herkes cenazeye iştirak etmişti. Ulu Camiden Dergâha kadar […]
Devamını oku ›Üstadı Dergâhta Yıkayacağız ve Oraya Defnedeceğiz
Ve ebedî hayata yolculuk (23 Mart 1960 Çarşamba) Sabahleyin Nur talebeleri Vâiz Ömer Efendiyi çağırdılar. Ömer Efendi gelip vaziyete bakmış, nabzını tutunca yaşlı gözlerle ancak “inna lillâh ve inna ileyhi raciûn” diyebilmişti. Az sonra otel sahibi Mehmet Efendi gelmiş, kapıdan şöyle bir bakınca o da durumu anlamış “Eyvah!” diye dizlerine vurarak feryat etmeye başlamıştı. Dışarıda otelci ile emniyet müdürü karşılaşırlar. […]
Devamını oku ›












