Bir asır evvel ‘âletler kalbimizi dumura uğratıyor’ diyen bir Üstâd’ın uyarısı, bugün ekranların gölgesinde daha yüksek sesle yankılanıyor. Biz ise hâlâ ‘bağlanıyoruz’ sanırken aslında yalnızlaşıyoruz – hem kendi içimizde, hem de en yakınlarımızla. Bu yazı, modern çağın en sinsi tuzağını anlatıyor: Görünüşte ‘sosyal’ olanın, bizi nasıl ‘yal(ın)’ bıraktığını.”
Devamını oku ›Kategori: Risale Çalışmaları
Neden Şahs-ı Manevi?
Hülasa: Şahs-ı manevî, insanların kalitesinden doğar ve onların manevi gücüne bağlıdır. Şahıslar ne kadar ihlâslı, ahlâklı ve mukavim olursa, şahs-ı manevî de o kadar güçlü olur. Ancak şahs-ı manevî zayıflarsa, bireyler de lehviyat ve hevesat karşısında mağlup düşebilir. His ve hevese kapılıp yanlış şeylere tevessül edebilir. Bu nedenle, hem bireylerin hem de cemaatin manevi kalitesine odaklanmak, şahs-ı manevînin lehviyata karşı zafer kazanmasını sağlar. Bediüzzaman’ın ifadesiyle,
Devamını oku ›Ortak ruh olan Şahs-ı Manevî üzerine
Ortak ruh olan Şahs-ı Manevî üzerine Bu yazımız inşaallah bir serinin ilk yazısı olarak mukaddeme hükmünde olacaktır. Şahs-ı manevî kavramı özellikle Risale-i Nur Külliyatı’nda Üstadım Bediüzzaman Said Nursî tarafından sıkça vurgulanan bir kavramdır ve bir topluluğun, cemaatin veya bir grup insanın ortak irade, gaye ve manevi birikimle oluşturduğu kolektif kimliğini tüzel kişiliğini ifade eder. Bu kavram, insanların tek başlarına yapamayacağı […]
Devamını oku ›Adâvete Muhabbet
Bedîüzzaman Said Nursî, insanın fıtratındaki muhabbet duygusunun yanlış yönlere sapmasıyla ortaya çıkan bir tehlikeye dikkat çekmektedir. “Adâvete muhabbet” ifadesi, bu noktada insanın düşmanlık hislerine duyduğu ilgiyi eleştirir. Çünkü insanlar muhabbet yerine kin ve adavetle bir nevi kendine adavet etmiş oluyor. Çünkü kâinat muhabbetle yaratılmıştır. Bu mayayı çıkartmaya çalışınca kendi sistemine zıt bir tutum sergilemiş oluyor. Bir süre sonrada ben merkezli bir anlayış türemiş oluyor.
Devamını oku ›Tesadüm-ü Efkâr ve Kabil-i İltiyam Meselesi
Bediüzzaman Hazretleri bir çok meseleye işaret ettiği gibi “tesadüm-ü efkâr” meselesi ile “ebedî kabil-i iltiyam olmamak suretinde bir inşikak” tehlikesini, birbiriyle sıkı münasebet içinde olarak bizlere izah etmektedir. Zira hak namına ve hakikat hesabına olan fikir ayrılıkları hayırlı bir inkişaf doğururken, nefs-i emmare hesabına ve tarafgirlik saikiyle hareket eden ihtilaflar milletin kuvvetini zayıflatır, hatta hiçe indirir. İhtilaf doğurur inkişa’a sebep olur.
Devamını oku ›













