Ben bu dindarlık anlayışın dünyevileşmeyle karıştırılmamasının önemli olduğunu düşünüyorum. Evet, aslında bu marifet ekseni de bir tür dünyaya dönüş içermekte; fakat bu dönüş İslamiyetten bir uzaklaşmayı değil, aksine İslam’ın özüne dönmeyi kastediyor. Bediüzzaman’ın hassaten Vahdet-i Vücud ve Vahdeti’ş-Şuhud meslekleri ile Nur mesleğini karşılaştırdığı yerler, bu bakışın veya dünyaya/eşyaya dönüşün ışığını nereden aldığını göstermekte önemli..
Devamını oku ›Etiket: "bediüzzaman"
Toplumun Manevi Yetimleri
Yetimlik, çoğu zaman anne ve babanın ölmesi ile gerçekleşmiyor.Bazen anne ve babanın ayrılması ile yetim olunuyor.Çünkü çocuktan uzaklaşan anne veya baba artık çocuğun o saf ve masum kalbinde manen ölmüş oluyor.Artık çocuğun yüreğinde doldurulamayacak kadar çok büyük bir boşluk oluşuyor.(HAMİT DERMAN’IN YAZISI)
Devamını oku ›Yağdır Mevlam Su!
Türk sanat musikisine de konu olan, şarkılara kadar giren su, bütün canlılar için çok önemlidir. Hayatın olmazsa olmazıdır. Çünki canlı hücrelerde meydana gelen kimyasal reaksiyonlara sıklıkla doğrudan katılır. (Dr. Selçuk Eskiçubuk’tan güzel bir tefekkür yazısı..)
Devamını oku ›Standart Külliyat hasreti..
Külliyatın Osmanlıca basılıp neşredildiği zamanlarda şimdiki gibi farklı nüshaların, imla sıkıntılarının, vs nin olduğunu sanmıyoruz. Zira Üstad da hayatta idi ve bütün çoğaltılan nüshalar O’nun tashihinden geçiyordu. Osmanlı harflerinden Latin harflerine ilk çevrilen Âyetü’l-Kübra ve sonrası çevirmelerle sıkıntıların başladığını düşünüyoruz. Zaten yıkılan Osmanlı Devleti sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyeti de Latin harflerini kabul ve arkasından Türk Dilini yeniden tanzim ve kaidelere bağlama çalışmaları da henüz tamamlanmamış ve tartışmalar sürüyordu. (Mehmet Çetin’in yazısı..)
Devamını oku ›Gavurcuklarımı Koru Yarabbi! Her veli, evliya mıdır?
Meczupların bir kısmı ise indallah mahfuzdur, dalalete sülûk etmez. Diğer bir kısmı ise mahfuz değiller, bidat ve dalalet fırkalarında bulunabilirler. Hatta kâfirler içinde de o tür velilerin bulunacağına ihtimal verilmiş. Bunlar muvakkat veya daimî meczup olduklarından, manen “mübarek mecnun” hükmünde oluyorlar. Ve mübarek ve serbest mecnun hükmünde oldukları için, mükellef de değiller. Ve mükellef olmadıkları için de muaheze olunmuyorlar. Kendi meczup velayetleri baki olmakla beraber halkı saptırmayı da sürdürüyorlar. Hem de bilerek bilmeyerek (tıpkı “Gavurcuklarımı koru ya rabbi” diyen Cibali Ali gibi,) dalalet ve bidat ehline taraftar oluyorlar. (Mehmet Ali Bulut’ın yazısı..)
Devamını oku ›









