Çarkçı Ethem’in İnadı
Bir zamanlar, büyük bir nehrin kıyısında devasa bir değirmenler şehri vardı. Bu şehrin en ünlü ustası, yaşlı Ethem Efendi’ydi. Ethem Efendi, kırk yıl boyunca aynı tip ahşap çarklar yapmış, şehrin tüm ununu o çarklar öğütmüştü. Onun için “eski usul” kutsaldı; ağacın cinsi, çivinin çakılışı asla değişmezdi.
Bir bahar günü nehrin akışı değişti. Dağlardaki karlar hızla erimiş, suyun debisi ve hızı on katına çıkmıştı. Artık su, eski nazlı su değildi; hırçın ve çok güçlüydü. Genç çırağı ona bir sabah şöyle dedi:
“Ustam, su değişti. Bizim ahşap çarklar bu hıza dayanamıyor, parçalanıyor. Demir aksamlı, yeni nesil kanatlı çarklar yapmalıyız. Yoksa kasaba aç kalacak.” Ethem Efendi kaşlarını çattı. “Biz babamızdan böyle gördük evlat,” dedi. “Eskisi neyse doğrusu odur. Su elbet yorulur, yine eski haline döner.” Ancak su dönmedi.
Ethem Efendi, parçalanan her çarkın yerine inatla aynısından bir tane daha yaptı. Her seferinde daha sert vurdu çekici, daha kalın tahta kullandı. Ama nafile… Su, her seferinde o “eski hali” paramparça ediyordu. Bir hafta sonra, Ethem Efendi’nin atölyesi iş göremez hale geldi; değirmenleri durdu, müşterileri gitti. Şehirde bir sessizlik ve kıtlık baş gösterdi.
Bir akşam vakti, karşı kıyıdaki genç bir ustanın yaptığı çelik çarkların nehrin yeni hızıyla muazzam bir uyum içinde döndüğünü, şehre ışık ve un taşıdığını gördü. O an anladı: Nehir eski haline dönmeyecekti. Eski hal artık muhal yani imkansız olmuştu. Eski usulde inat etmesi ona sadece çöküş getirmişti. Ya o yeni çelik çarkı yapmayı öğrenecekti ya da atölyesinin kapısına sonsuza dek kilit vurulacaktı.
Ethem Efendi, elindeki eski ahşap rendesini bıraktı. Çırağına döndü ve fısıldadı:
“Haklıymışsın evlat. Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal… Getir o demirleri, yeniden başlıyoruz.” Değişen dünyada direnenler değil, değişimi yönetenler ayakta kalır.
Çetin Kılıç








