İslami Kardeşlik ve Fitneden Kaçınma

Evvela Risale-i Nur talebeliğinin temelinde Âl-i Beyt sevgisinin olduğunu bilmemiz gerekir. Risale- i Nur yaklaşımı, ittihad-ı İslam ve Ehl-i kıble kardeşliği eksenindedir. Bediüzzaman hazretleri kendi manevi üstadının Hazret-i Ali (R.A.) olduğunu belirterek, Nur talebelerinde Vehhabîlik damarının evliyaya ve Âl-i Beyt’e soğuk bakma meylinin bulunmaması gerektiğini ifade eder. Hazreti Ali’ye olan sevginin ifrat boyuta varması onu diğer sahabelerden tamamen üstün tutmak İslam dünyasında vahdeti bozmaktadır.

Cemel ve Sıffîn gibi Sahabeler arası savaşlar neden deşilmemeli?
Ehl-i Sünnet’e göre, o savaşlarda Hazret-i Ali (R.A.) haklıdır; ancak karşı taraftaki Sahabeler Hz. Aişe, Hz. Talha, Hz. Zübeyr vb. kötü niyetli değil, kendi içtihadları uyarınca hareket etmişlerdir. Hata etmiş olsalar bile bu bir “içtihad hatasıdır” ve Allah katında affedilebilir. Bu olaylar tartışıldığında, insan ister istemez bir tarafı tutar ve karşı taraftaki büyük Sahabelere Cennetle müjdelenenlere bile karşı, kalbinde bir itiraz veya nefret uyanabilir. Bu durum manevi bir tehlikedir. Bir kişiye Yezid gibi zalimlere bile lanet etmemek insana bir günah kazandırmaz. Ancak haksız yere birine dil uzatmak veya tekfir etmek kafirlikle suçlamak büyük bir vebaldir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri o dönemin ve her dönemin gizli dinsizlerinin münafıkların bir stratejisine dikkat çeker: Münafıklar, dindar hocaları veya saf müminleri birbirine düşürmek için Alevilik-Sünnilik veya Vehhabilik gibi damarları kaşırlar. Ehl-i hakikati “Alevilikle” suçlayarak hocalara hedef gösterirler. Bu, İslam dünyasına vurulacak dehşetli bir darbedir.

Küfr-ü Mutlak Saldırırken Münakaşa Edilmez: İslamiyet’e ve imana kökten saldırıların olduğu bir zamanda, Müslümanların kendi aralarındaki küçük teferruatları tartışması büyük bir zarardır. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır binlerce ortak noktamız varken birkaç mesele yüzünden birbirimize düşman olmamalıyız. Müslüman Müslümanın kardeşidir.

Üstad, sadece Müslümanlarla değil, dindar Hristiyanlarla bile “küfr-ü mutlağa” karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini vurgular. Üstad gelecekteki huzurun anahtarı meşruiyeti meşrua olduğunu ve bununda komşularımızla birlikte olması gerektiğini savunur.

Şam Emevi Camiinde verdiği meşhur hutbesinde İslam dünyasının geri kalmasının nedenlerini teşhis ederken reçeteler sunar. Bu reçetelerden en önemlisi ümitsizlik hastalığını yenmek ve muhabbeti esas almaktır. Üstad, İslam devletlerinin kurtuluşunun meşveret ile mümkün olacağını vurgular. Bölgede medresetüzzehra projesinin, modern fen ilimleri ile din ilimlerinin birleştirilerek ortak bir zeminin kurtulması gerektiğini savunur. Nihai hedef Avrupa birliği, Amerika Birleşik Devletleri benzeri bir yapı gibi İslam Birleşik Devletleri kurulmasıdır.

Aramızdaki nizanın sadece sömürgeci devletlere,  siyonistlere, din düşmanlarına yarayacağını aklımızdan çıkarmamalıyız. Ömer bin Abdülaziz’e de nispet edilen meşhur bir kuraldır: “Allah ellerimizi o kanlara bulaşmaktan korudu; biz de dillerimizi o olaylara karışmaktan dedikodu ve zemmetmekten koruyalım.”

Bediüzzaman Hazretleri, “Ölmüş gitmiş insanların kusurlarını konuşmak bize bir sevap kazandırmaz, aksine fitneye kapı açar. Bizim asıl vazifemiz, bugünün dehşetli imansızlık cereyanına karşı ihlasla ve el birliğiyle imanı muhafaza etmektir,” demektedir.

Çetin Kılıç

Kaynak : RNK Emirdağ

Sende yorum yazabilirsin