Hutbe-i Şamiye’den Dersler
Yazımız, şahsi sorumluluk, toplumsal birlik yani İttihad-ı İslam ve ahlaki uyanış üzerine olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, günümüzde bir günahın veya sevabın sadece işleyende kalmadığını söylüyor. Amel ve günahlar adeta kelebek etkisi yapmaktadır.
Artık bir ferdin işlediği hata, tüm toplumun hukukuna tecavüz sayılabilir. Çünkü toplumlar birbirine bir zincirin halkaları gibi bağlıdır. Bir kişinin ihmali, koca bir milletin geri kalmasına veya zarar görmesine sebep olur.
Benzer şekilde, İslam’ın izzetine hizmet eden küçük bir iyilik, milyonlarca müminin manevi hayatına kuvvet verebilir. Bu, bireyin eyleminin evrensel bir boyuta ulaştığı anlamına gelir.
Hakiki milliyetin ruhu İslam’dır. Araplar ve Türkler bu kutsal kalenin yani İslamiyetin iki asil nöbetçileridir. Küçük taifelerin, diğer Müslüman toplumların huzuru, bu iki büyük unsurun birliğine ve çalışkanlığına bağlıdır.
İslam dünyasını tek bir aşirete benzetecek olursak, bir ferdin başarısı tüm aşireti onurlandırırken, birinin hatası tüm camiayı töhmet altında bırakmaktadır.
Neme lâzım hastalığı yani, “benim kimseye zararım yok ama faydam da dokunmuyor” demek özür olamaz. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı, bu sistemde en büyük cinayettir.
Tembellik bir haksızlıktır, çalışmamak ve İslam birliği için gayret etmemek, başkalarının hakkını gasp etmektir. “Kimin himmeti milleti ise, o tek başına bir millettir.” Eğer bir kişi sadece kendi nefsini düşünüyorsa, o kişi sosyal dokuyu bozduğu için insanlık vasfından manen uzaklaşmış sayılır.
Batılılar, İslam’ın özünde olan “toplum için yaşama” ve “fedakarlık” gibi yüksek ahlaki değerleri bizden alıp kendi ilerlemeleri için kullandılar. Onlardaki “Ben ölsem de milletim sağ olsun” düşüncesi aslında İslamî bir esastır. Batılılar, İslam’ın özünde olan “Milleti için yaşama, fedakarlık, toplumsal şuur” gibi değerleri bizden alıp kendi ilerlemeleri için kullandılar.
Biz ise onlardan onların sefih ve bencil ahlakını aldık. Bizim içimize giren “Ben susuzluktan ölsem dünya batsın” mantığı, dinsizlikten beslenen ve toplumu zehirleyen bir anlayıştır, bu dışarıdan giren bencillik mikrobudur.
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri, Arap dünyasının bir gün Cemahir-i Müttefika-i Amerika yani Amerika Birleşik Devletleri gibi güçlü, birleşik ve hür bir yapıya kavuşmasını arzuladığını ve beklediğini ifade etmektedir.
Bu zamanda ferdi kurtuluş, toplumsal kurtuluştan bağımsız değildir. Tembellik, sadece kişisel bir kusur değil, tüm İslam dünyasına karşı işlenmiş bir suçtur. İnsan fıtraten medenidir; ekmeğinden kıyafetine kadar binlerce elin emeğine muhtaçtır. Bu kadar çok elden yardım alan birinin, sadece kendini düşünmesi insanlıktan çıkıp “cani bir hayvan” hükmüne geçmesi demektir.
Müslümanlar, Batı’dan aldıkları bencilliği terk edip, kendi özlerindeki fedakarlık ve meşveret ruhuna dönerek birlik olmalıdırlar.
Müslümanların birbirinin şahsi kusuruna bakmadan ortak paydada buluşması gerekir. İslamiyetin kutsal hakikatleri hiçbir siyasi akıma alet edilemez; siyaset ancak bu hakikatlere hizmetkar olabilir. İslam siyasi emellere alet edilemeyecek kadar mukaddestir.
İslamiyetin yeniden dünya genelinde söz sahibi olacağını “rahmet-i İlahiyeden” ümit ediyoruz.
Dua ediyoruz.Allah ümitlerimizi boşa çıkarmasın.
Çetin Kılıç
Kaynak: RNK








