Anarşizmden Asayişe

Hem herbir şehir kendi ahalisine geniş bir hanedir. Eğer iman-ı âhiret o büyük aile efradında hükmetmezse; güzel ahlâkın esasları olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet, fedakârlık, rıza-yı İlahî, sevab-ı uhrevî yerine garaz, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, tasannu, riya, rüşvet, aldatmak gibi haller meydan alır. Zahirî asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder; o hayat-ı şehriye zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, kavîler zulme, ihtiyarlar ağlamağa başlarlar.

Bu metin, Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur külliyatından bir iktibastır. Temel olarak; toplumsal düzenin ve şehir hayatının huzurunun, yalnızca kanunlarla değil, bireylerin kalbindeki “ahiret inancı” ile ayakta kalabileceğini savunur.

Üstad, şehri sadece binalar topluluğu olarak değil, büyük bir ev olarak görür. Bir evde aile fertleri arasındaki güven nasıl esas ise, bir şehirde yaşayan yabancılar arasındaki güvenin kaynağı da ortak bir manevi bağdır.

Eğer bir toplumda ahiret inancı hesap verme düşüncesi zayıflarsa, ahlakın dayandığı sütunlar çöker.  Ahiret inancı varsa ihlas, samimiyet ve içtenlik olur, başkası için iyilik yapılır, Allah’ın rızası gözetilir.

Ahiret inancı yoksa tasannu ve riya, gösteriş ve iki yüzlülük artar, sadece bencillik esas alınır, metfaat için her yol mübah sayılır. Dışarıdan bakıldığında polis, jandarma ve kanunlar sayesinde bir asayiş varmış gibi görünebilir. Ancak insanların kalbinde hesap verme korkusu yoksa, o şehir aslında medeni bir vahşet içindedir. Herkes birbirinin açığını arar, güven biter ve toplum içten içe çürür. Üstad buna anarşistlik der; yani kural tanımamazlığın ruhlara hakim olması.

İnancın sosyal hayattan çekilmesinin sonuçları, toplumun her kesiminde farklı bir acı tablo oluşturur: Çocuklar, terbiye ve hedef olmayınca haylazlığa, disiplinsizliğe saparlar. Gençler, hayatın anlamını bulamadıkları için enerjilerini sarhoşlukta, sefahet ve uyuşuklukta tüketirler.

Güçlüler, zayıfı korumak yerine “zulme” yönelirler. Yaşlılar, ölümü bir son olarak gördükleri ve hürmet bulamadıkları için ağlamaya ümitsizliğe mahkûm olurlar. Metin, toplumsal huzurun anahtarının vicdan eğitimi olduğunu; vicdanın en güçlü dayanağının ise öldükten sonra hesap verileceğine dair sarsılmaz bir iman olduğunu vurgular. Bu bağ koptuğunda, modern şehirler birer “zehirli hayat” alanına dönüşür.

Çetin Kılıç

Sende yorum yazabilirsin