(Haşa) Allah’ı Kim Yarattı?
Bu soru, zihnin “sebep-sonuç” dairesine sıkışmasından kaynaklanan mantıksal bir paradokstur. Risale-i Nur, bu soruya özellikle Otuzuncu Lem’a ve Onuncu Söz gibi bölümlerde çok net ve akli bir çerçeve çizer. İşte bu sorunun cevabı için Risale-i Nur’dan süzülen temel mantık silsilesi:
Zincirleme Sebep Mantığı (Teselsülün Muhalliği)
Risale-i Nur, kâinattaki her şeyin bir sebebe bağlı olduğunu, ancak bu sebepler zincirinin sonsuza kadar gidemeyeceğini söyler. Eğer “Allah’ı kim yarattı?” derseniz, O’nu yaratan için de aynı soruyu sormak gerekir ve bu durum bir noktada durmak zorundadır.
O durulan nokta Vâcib-ül Vücuddur. Yani varlığı kendinden olan, hiçbir sebebe muhtaç olmayan bir “Zat”. Eğer O da yaratılmış olsaydı, “İlah” olamazdı; çünkü yaratılan şey “mahluk” tur ve bir yaratıcıya muhtaçtır.
Sanat ve Sanatkar Farkı
Bedîüzzaman Said Nursî hazretleri, kâinatı bir saraya veya bir kitaba benzetir. Bir kitabın harfleri birbirini yazmaz; hepsini bir kâtip yazar. Kâtibi ise o kitabın içindeki bir harf yazamaz. Mesele şudur: Sanatkar, sanatının cinsinden olmak zorunda değildir. Bir marangozun ahşaptan yapılmış bir masa olması gerekmez. Masanın bir ustası vardır ama ustanın masaya benzemesi gerekmez. Allah, zaman ve mekânın yaratıcısı olduğu için, kendisi zaman ve mekânın kurallarına (başlangıcı ve sonu olma) tabi değildir.
“Mümkün” ve “Vâcip” Ayrımı
Risale-i Nur’un en güçlü argümanlarından biri budur: Mümkinat: Olması da olmaması da imkân dahilinde olan varlıklar (Biz, ağaçlar, yıldızlar…). Bunlar var olmak için bir “tercih ediciye” muhtaçtır. Vâcip: Varlığı zorunlu olan.
Eğer her şeyi yaratan zat da “mümkün” (yani biri tarafından var edilen) sınıfına girseydi, o zaman o da bir başkasına muhtaç olacaktı. Bu ise evrendeki nizamın asla kurulamaması demektir.
Güneş Örneği (Temsil)
Üstad, bu derin meseleleri basit örneklerle anlatır. Mesela: Güneşin ışığı dünyadaki bütün cam parçalarında yansır. O küçük cam parçalarındaki parıltılar “güneşten gelmektedir.” Ama “Güneşin ışığı nereden geliyor?” diye sorulduğunda, onun ışığının kendi zatından (hidrojen patlamaları gibi bizzat kendinden) olduğunu biliriz. Küçük aynalardaki parıltıyı güneşle açıklarsınız, ama güneşi açıklamak için başka bir güneş aramanıza gerek yoktur; güneş o sistemin merkezidir ve ışık kaynağıdır.
Soru Kökünden Hatalıdır
“Allah’ı kim yarattı?” sorusu, aslında “Yaratılmamış olanı kim yarattı?” demek gibi mantıksal bir çelişkidir. İlah kavramı zaten “doğmamış, doğurulmamış ve başlangıcı olmayan” demektir. Eğer bir başlangıcı varsa, o zaten İlah değildir.
“De ki: O Allah tektir. Allah Samed’dir (her şey O’na muhtaç, O hiçbir şeye muhtaç değildir). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır.” (İhlas Suresi)
Risale-i Nur der ki; kâinat bir “sebepler” zinciridir, ancak bu zincirin ucu, kendisi hiçbir sebep altına girmeyen bir Müsebbibü’l-Esbab’da (Sebeplerin Yaratıcısı) düğümlenir. O düğüm çözülürse, yani Allah için de bir yaratıcı aranırsa, akıl hiçbir şeyi izah edemez hale gelir.
Çetin Kılıç








