Kürsüden Sokağa Vefa

Aydın ile halk, üniversite ile sokak arasındaki o soğuk ve aşılması güç duvar. Bilginin fildişi kulelerine hapsedilmesine, köklerinden koparılmış bir toplumsal hafızaya ve Anadolu’nun cefakar insanına karşı ödenmesi gereken büyük bir vefa borcu.

Bir ülkenin geleceğini inşa ettiğini iddia eden üniversiteler, eğer kapılarını ardına kadar halka açmıyor, ürettiği bilgiyi sokağın, tarlanın, fabrikanın hizmetine sunmuyorsa, duvarları taştan ibaret birer fildişi kuleden farksızdır. Bugün yükseköğretim sistemimizin en büyük eksiği, diplomayı bir imtiyaz, kürsüyü ise toplumdan üstün bir basamak olarak gören o sığ anlayıştır. Oysa asıl büyük diploma, topluma dokunabilen, halkın derdiyle dertlenen projelerin altına atılan imzadır. Topluma faydası dokunmayan, insanının hayat kalitesini artırmayan bir tezin, laboratuvarda çürüyen bir bilginin kime ne faydası var? Toplum için bir projesi, bu topraklar için bir derdi olmayan hiç kimse o üniversite kapısından “mezun oldum” diyerek çıkamamalıdır.

Ticaret erbabı, ürettiği malı satmak, sanatını icra etmek için şehir şehir gezip insanına ulaşırken; bilginin taşıyıcısı olması gereken akademinin konfor alanına çekilmesi kabul edilemez. Bilgi, sadece amfilerde yankılanan kuru bir ses olmaktan kurtulmalı; ülkenin dört bir yanındaki üniversiteler, bilgiyi halka ulaştırmak için yollara düşmelidir. Anadolu’nun en ücra köşesindeki insana ulaştırılmayan bilgi, sahibine sadece yük olur.

Avrupa’da bir genç, kütüphaneye gittiğinde yüzlerce yıl önce yaşamış dedesinin yazdığı bir günlüğü, bir felsefe metnini aslından, hiç zorlanmadan okuyup geçmişiyle bağ kurabilirken; bizler bugün yanı başımızdaki ecdat mezar taşlarındaki yazıları bile okuyamaz hale geldik. Bu sadece bir dil ya da alfabe meselesi değil; bu, köklerimizle aramıza çekilen, hafızamızı sıfırlayan devasa bir kopuştur. Kendi geçmişinin sesini duyamayan bir toplum, geleceğe nasıl güçlü adımlarla yürüyebilir?

Artık bu yapay sınıf farkı, bu gizli kast sistemi son bulmalıdır. Sırf unvanı, diploması veya oturduğu koltuk yüzünden; bu ülkeyi doyuran, giydiren, üreten ve her zorlukta canıyla, malıyla koruyan Anadolu insanına tepeden bakma aymazlığından vazgeçilmelidir. Anadolu insanı, hor görülecek bir kitle değil; bu ülkenin asıl ev sahibi, harcı ve çimentosudur.

Aydın olmanın ilk şartı, üzerine bastığı toprağın kokusunu bilmek, o toprağı işleyen el nasırlı insanı baş tacı etmektir. Üniversiteler halka inmeli, bilgi sokağa taşmalı ve elitist duvarlar yıkılmalıdır. Çünkü Anadolu’ya sırtını dönen hiçbir entelektüel hareket, bu topraklarda kalıcı bir iz bırakamaz.

Çetin Kılıç

Sende yorum yazabilirsin