Arzın Kalbine Yolculuk

Kainat, kesintisiz bir hareket ve muazzam bir devir daim üzere kuruludur. Başınızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda güneşin etrafında raks eden gezegenleri görürsünüz; başınızı eğip mikro aleme indiğinizde ise çekirdeğin etrafında dönen elektronları… İşte Umre, insanın bu kozmik koroya, bu evrensel zikre fiziken ve ruhen dahil olduğu o muazzam anın adıdır. Mümin, Kabe’nin etrafında tavaf etmeye başladığında, artık sadece kendi adımlarıyla yürüyen bir fani değil, arzın kalbinde kainatın ritmiyle dönen bir zerre haline gelir. Mekanlar üstü bir çekim merkezinde, tek gaye ve tek amaç olan Allah rızası için dönen milyonlarca kalpten biri olur.

Bu kutsal topraklarda adımlanan her santimetrekare, adanmışlığın ve teslimiyetin tarihidir. İnsan mantığının “Çölde su olmaz, burada hayat bitmiştir” dediği yerde, Hacer Validemizin o sarsılmaz tevekkülü yankılanır. O, çaresizliğin içinde çareyi yalnızca Rabbinde aramış ve nihayetinde “Rabbim dilerse, olmaz denilen her şey olur” hakikatinin zamansız bir mucizesi olan Zemzem’e kavuşmuştur.

Bugün bizler de aynı imanla Safa ile Merve arasında yürüyor, bazen o hüzünlü ve umutlu arayışı canlandırırcasına koşuyoruz hervele yapıyoruz. Bu gidiş gelişler, sadece iki tepe arasındaki bir yürüyüş değil; insanın hayat boyu korku ile ümit, darlık ile genişlik arasında Rabbine sığınma mücadelesidir.

Üzerimizde, dünyalık tüm makamları, rütbeleri ve zenginlikleri arkada bıraktığımızı simgeleyen bembeyaz kefen kokulu ihramlar vardır. Adeta henüz ölmeden önce giyilmiş bir kefen gibi… Bu beyaz örtü, insanı hırslarından soyundurur ve musalla taşına çıkmadan önce nefsi hesaba çekmenin provasını yaptırır.

O mukaddes iklimde, her dilden, her renkten ve her milletten insan yan yanadır. Ne ırkın bir önemi kalır ne de lisanın. Zerre kadar şüphe barındırmayan tek bir inançla, gözü yaşlı milyonlarca el aynı göğe açılır: Gaye sadece O’nun rızasına ermek.

Lisanlar susuyor gözyaşları kalbin sessizliğini haykırıyor. “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk…” Buyur Allah’ım buyur, emrine amadeyim…

O mübarek toprakların her bir santimi, duaların geri çevrilmediği birer rahmet eşiğidir. İnsan, kainatın bu merkezinde durup elini açtığında, dualarının dalga dalga arşa ulaştığını ve kabul göreceğini çok derinden hisseder. Orada ne çaresizlik kalıcıdır ne de dertler dermanını bulmaktan uzaktır. Çünkü o kapı, “Ol!” deyince olduran, olmazları imkana çeviren Rahim ve Vedud olan Allah’ın kapısıdır.

Çetin KILIÇ

Sende yorum yazabilirsin