İnsanın Akıl Meydanı
İnsan aklı ve hayal gücü fiziksel bedenle sınırlı değildir. Düşünce hızıyla milyarlarca ışık yılı uzaktaki galaksilere gidebilir, geçmişe veya geleceğe uzanabilir. İnsanın kavrama yeteneği öyle geniştir ki, sınırlarını tam olarak çizmek mümkün değildir.
İnsan tefekkür yoluyla kâinatı bir bütün olarak zihninde canlandırabilir. Gökyüzünü, yıldızları, dünyayı zihnindeki “akıl odasına” bir misafir gibi kabul edip onlar üzerinde düşünebilir. Bu, insanın kâinata halife olarak yaratılmasının ve tefekkür kabiliyetinin bir göstergesidir.
Genişliği kâinatı kaplayan aynı akıl, bazen basitleşip öyle daralır ki, küçük bir endişe, hırs, kıskançlık veya tek bir olumsuz düşünce insanın bütün zihnini işgal edebilir.
Bazen insan koca kâinatı unutup bir damla hükmündeki küçük bir meselede boğulur veya küçücük bir noktada saplantıda hapsolup kalır. Zihin o an başka hiçbir şeye yer açamaz.
İnsan aklı bazen kendi sınırlılığını unutup kibirlenir. Varlığı zorunlu olan ve maddeden münezzeh olan Yaratıcı’yı gözüyle görmeye, O’nun zatını tamamen kavrayıp kuşatmaya çalışır. Oysa akıl bir mahluktur; İlahi zatı gözle görmek veya idrakle kuşatmak aklın kapasitesini aşar.
İnsan fıtraten mahlukatın en üstünüdür. İman, ilim ve tefekkürle yüceldiğinde manen gökler kadar büyüyebilir. Ancak gaflet, bencillik ve cehalete düştüğünde manen zerre kadar küçülebilir.
İnsan zihni bir ayna gibidir. Ayna güneşe bakarsa gökyüzü kadar geniş bir manayı içinde taşır; ama ayna çamura çevrilirse sadece çamurun rengini alır. İnsanın değeri, akıl ve fikrini neye yönlendirdiğiyle ölçülür. Kâinatı, yaratılış gayesini ve Yaratıcı’yı düşünen akıl genişler ve yücelir; sadece küçük dünya menfaatlerine veya vesveselere takılan akıl ise daralır, hapsolur ve küçülür.
Çetin Kılıç
kaynak RNK Mesnevi-i Nuriye








