Duanın Mahiyeti, Kabul Olma Şekli ve İbadet Niteliği
Dua bir ibadettir, sonucu ahirettedir. Dua, sadece dünyevi ihtiyaçları elde etme aracı değildir; müstakil bir ibadettir. İbadetlerin asıl meyvesi ve mükafatı ise dünyada değil, ahirette verilir.
Dünyevi ihtiyaçlar birer “vakit”tir. Tıpkı güneş battığında akşam namazının vakti girdiği gibi, yağmursuzluk yağmur duasının; belalar, darlıklar ve zulümler de o hususi duaların vaktidir.
Yağmur yağmadığı için dua edilmez; aksine yağmursuzluk vakti geldiği için yağmur duası ibadeti eda edilir. Yağmursuzluk bittiğinde ibadetin vakti de çıkmış olur.
Dua edildikten sonra istenen dünyevi sonuç hemen gerçekleşmezse “Dua kabul olmadı” denilemez. Doğru yaklaşım şudur: “Henüz duanın vakti bitmedi, duaya devam etmek gerekir.”
Dünyevi dilekler duanın neticesi değil, olsa olsa duanın yapılmasına vesile olan gerekçelerdir.
Allah yapılan her duayı duyar ve ona mutlaka cevap verir “Buyur kulum” der. Cevapsız bırakmaz. İstenen şeyin aynen verilmesi ise Allah’ın hikmetine bağlıdır.
Hasta bir çocuk doktora “Bana şu ilacı ver” der. Doktor cevap verir, ancak çocuğun istediği ilaç hastalığına zarar verecekse onu değil, daha faydalı bir ilacı verir ya da hiç vermez. Allah da kulunun dileğine cevap verir; fakat kulun hakkında hayırlı olan neyse bazen aynısını, bazen daha iyisini, bazen de ahirete erteleyerek onu takdir eder.
Eğer insan duayı sırf dünyevi menfaatini elde etmek için bir araç haline getirirse, duadaki ihlas yani yalnızca Allah rızası için yapma niyeti zedelenir. Sırf dünya menfaati odaklı yapılan dualar, ibadet ruhunu kaybettiği için istenen şeye ulaşmada aksi tesir yapabilir ve duanın reddedilme sebeplerinden biri haline gelebilir.
Dua, Allah ile kul arasındaki bir kulluk münasebetidir. İnsan başı daraldığında veya bir ihtiyacı olduğunda bunu ibadet vakti olarak görmeli, neticesini Allah’ın hikmetine bırakmalı ve “Dualarım karşılıksız kaldı” vehmine kapılmadan ibadetine devam etmelidir.
Çetin Kılıç
RNK








