“Biz” ve “Ben” Arasında İlâhî Hitabın Sırrı
İnsan, Kur’an’ı okurken bazen hayret eder: Cenâb-ı Allah kimi yerde “Ben” diye hitap ederken, kimi yerde neden “Biz” buyurur? Bu ifade farkı, ilk bakışta dilsel bir çeşitlilik gibi görünse de, hakikatte derin bir tevhid dersini içinde barındırır.
Bu sırrı en güzel şekilde izah edenlerden biri Said Nursî Hazretleri ve onun Risale-i Nur eseridir.
Azametin Dili: “Biz”
Kur’ân’da geçen “Biz yarattık”, “Biz indirdik” gibi ifadeler, Allah’ın haşa birden fazla olduğunu değil; bilakis O’nun azamet, Kibriya ve sonsuz kudretini ilan eder. Bu, bir çoğulluk değil; bir tazim üslubudur.
Bediüzzaman’ın ifadesiyle, azamet ve celâl bazen kelâmda “ben” yerine “biz” demeyi gerektirir. Çünkü ortada sıradan bir fiil yoktur; kâinat çapında bir icraat vardır.
Yağmurun indirilişi, baharın gelişi, insanın yaratılışı… Bunların her biri, sayısız sebep ve düzenin birlikte işlediği büyük bir sahneyi gösterir. İşte bu genişlik ve ihtişam karşısında Kur’ân, “Biz” diyerek o azametli tecelliyi nazara verir.
Ancak bu noktada önemli bir hakikat vardır: Risale-i Nur’un sıkça vurguladığı gibi, “sebepler sadece bir perdedir. Hakikî tesir sahibi yalnız Allah’tır”. Melekler dahi bu sistem içinde birer vazifeli memurdur, yaratma fiiline ortak değildir.
Yakınlık Makamı ve Doğrudan Hitap
Yakınlığın Dili: “Ben”
Kur’ân’ın başka ayetlerinde ise çok farklı bir hitap karşımıza çıkar:
“Şüphesiz Ben Allah’ım…” (Tâ-Hâ, ayet 14)
“Kullarım sana Beni sorarsa, Ben çok yakınım…” (Bakara, Ayet, 186)
Burada “Biz” yoktur. Çünkü bu makam, doğrudan doğruya tevhidin ilanı ve kul ile Allah arasındaki yakınlık makamıdır. Bu hitapta hiçbir perde yoktur. Ne sebepler, ne vasıtalar, ne de başka bir unsur araya girer. Kul, Rabbini doğrudan muhatap bulur. Risale-i Nur’un ifadesiyle her bir varlıkta, her bir fertte Allah’ın ehadiyet mührü vardır. Yani Allah, her şeyi kuşattığı gibi, her bir şeyde de bizzat tecelli eder. İşte bu doğrudan “Ben” ifadesiyle dile gelir.
Vahidiyet ve Ehadiyet Dengesi
Bu iki hitabın sırrı, Risale-i Nur’da “vahidiyet” ve “ehadiyet” kavramlarıyla açıklanır.
• Vahidiyet, Allah’ın birliğinin kâinatın tamamında topluca görünmesidir. Bu makamda azamet, genişlik ve ihtişam hâkimdir. “Biz” ifadesi bu sahayı anlatır.
• Ehadiyet ise Allah’ın birliğinin her bir varlıkta, her bir kalpte doğrudan tecelli etmesidir. Bu makamda yakınlık ve hususiyet vardır. “Ben” ifadesi bu hakikati bildirir. Böylece insan şunu anlar: Allah hem bütün kâinatı idare eden sonsuz bir kudret sahibidir, hem de insanın kalbine ondan daha yakın bir Rabdir.
Azamet ve Yakınlık Birlikte: “Biz” ve “Ben” ifadeleri, iki farklı hakikati değil; tek bir hakikatin iki farklı tecellisini anlatır.
“Biz” denildiğinde kâinat konuşur, azamet görünür.
“Ben” denildiğinde kalp konuşur, yakınlık hissedilir.
Ve insan, bu iki hitap arasında en büyük hakikati öğrenir: Allah birdir; fakat bu birlik, hem sonsuz bir azameti, hem de sonsuz bir yakınlığı birlikte taşır. Vesselâm
24.04.2026
Rüstem Garzanlı








