Kategori: Yazılar

İstediğim gibi neden ibadetlerimi yapamıyorum?

İstediğim gibi neden ibadetlerimi yapamıyorum? “İman, Sa’d-ı Taftazanî’nin tefsirine göre: “Cenab-ı Hakk’ın istediği kulunun kalbine, cüz’-i ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur” denilmiştir.” [1] İman öyle bir tılsım bir sırdır ki, peygamber evladına nasip olmaz, belki İslam’dan habersiz diyarda yaşayan birisine nasip olur. Bir nevi nasip işi. Ama sadece nasip denilip her şey tüm neticesiyle beraber kadere verilmez. Biz […]

Devamını oku ›

Rububiyetin Mertebelerinde Mukaddes Ve Hikmetli Tasarruf Vardır

Git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Ya Celil, Ya Celil, Ya Aziz, Ya Cebbar” dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Ya Cemil, Ya Cemil, Ya Rahîm, Ya Rahîm” diyecekler(Abdülkadir Haktanır)

Devamını oku ›

Bizi Din mi Geri Bıraktı?

Aliya İzzetbegoviç’in şu sözüne kulak verelim. “İslam en iyisi ama biz en iyisi değiliz. Bunlar iki farklı şey ve her zaman onları karıştırıyoruz. Batı’dan nefret etmek yerine onunla rekabet etmeliyiz. Kur’an bize bunu emretmiyor mu; ’Hayırlı işlerde yarışınız.”(Çetin KILIÇ)

Devamını oku ›

Ene Gaflet Ve İsyan İle Öyle Kalınlaşır Ki, Sahibini Yutar

Ene, haddizâtında bir hava, bir buhar gibi iken, verilen ehemmiyete göre mâyi haline gelir. Sonra ülfetle kalınlaşır. Sonra gaflet ve isyan ile öyle kalınlaşır ki, sahibini yutar (Abdülkadir Haktanır)

Devamını oku ›

Sevgimizi, saygımızı kaybettik!

Osmanlı toplumunda “Nemelazımcılık” yoktu. En azından bu kadar yaygın değildi. Tüm toplum, kaynağı din olan geleneklerin bekçisiydi…
Bunların bozulmaması için herkes üzerine düşeni yapar, bir bakıma her vatandaş “gönüllü polis” gibi çalışır, herkes “vatandaşlık” sorumluluğunu “kullukşuuru”yla buluştururdu.
(Yavuz Bahadıroğlu)

Devamını oku ›