Hazreti Eyyüb (as)’ın kıssasından günümüze mesajlar (3)
Hazreti Eyyüb (as) kıssasının derin hikmetlerinden ve Risale-i Nur’daki izahları okunan derslerinden ilham alarak yazı serimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
İKİNCİ NÜKTE
“Yirmi Altıncı Sözde sırr-ı kadere dair beyan edildiği gibi, musibet ve hastalıklarda insanların şekvâya üç vecihle hakları yoktur.
BİRİNCİ VECİH: Cenâb-ı Hak, insana giydirdiği vücut libasını san’atına mazhar ediyor. İnsanı bir model yapmış; o vücut libasını o model üstünde keser, biçer, tebdil eder, tağyir eder, muhtelif esmâsının cilvesini gösterir. Şâfî ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor, ve hâkezâ…
”Mülkün mâliki, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.”
Yani Allah, insana verdiği vücut libasını kendi sanatının bir modeli gibi kullanır; dilediği şekilde değiştirir, hastalık ve şifa, açlık ve rızık gibi hâllerle isimlerinin tecellilerini gösterir. Yani hastalık Şâfî, açlık Rezzâk isminin ortaya çıkmasına vesiledir.
Son cümledeki “Mülkün mâliki, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder” sözü ise bunun hikmetli bir özetidir:
İnsan Allah’ın mülküdür; Allah da kendi mülkünde dilediği tasarrufu yapar ve bu tasarruflar isimlerinin tecellisidir.
İKİNCİ VECİH: Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, (1) kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. (2) Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.
Bir insanı düşünün:
Spor yaparken kasları zorlanır, yorulur, hatta bazen ağrır. Bu zorluklar olmasa kaslar gelişmez, güçlenmez. Ama bütün gün rahat edeyim diye yatan biri, hiçbir acı çekmese bile zamanla kasları zayıflar ve yürüyemez hâle gelir.
Hayat, karşılaştığımız sıkıntılarla güçlenir ve olgunlaşır. Hiçbir zorluk görmeden sürekli rahat içinde yaşamak ise insanı zayıflatır ve köreltir. Yani musibetler, tıpkı sporun zorluğu gibi, hayatı daha değerli ve güçlü kılar.
ÜÇÜNCÜ VECİH: Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır (3) ve dâr-ı hizmettir. (4) Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. (5) Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, (6) o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve herbir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, (7) şekvâ değil, şükretmek gerektir.
Dünya, imtihan ve görev yeridir; zevk ve ödül yeri değildir. Bu yüzden hastalık ve musibetler, dine zarar taşımadığı ve sabredildiği sürece, kişinin bu dünyadaki kulluk görevine uygun düşer ve onu bu görevde destekler. Böyle hâllerde geçirilen zaman sevap kazandırdığı için, “şikâyet edilmez, şükredilir”
Evet, ibadet iki kısımdır: bir kısmı müsbet, diğeri menfi. Müspet kısmı malûmdur. Menfi kısmı ise, hastalıklar ve musibetlerle, musibetzede zaafını ve aczini hissedip, Rabb-i Rahîmine ilticâkârâne teveccüh edip, Onu düşünüp, Ona yalvarıp hâlis bir ubudiyet yapar. Bu ubudiyete riyâ giremez, hâlistir. Eğer sabretse, musibetin mükâfâtını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hattâ bir kısmı var ki, bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer. Hattâ bir âhiret kardeşim, Muhacir Hafız Ahmed isminde bir zâtın müthiş bir hastalığına ziyade merak ettim. Kalbime ihtar edildi: “Onu tebrik et. Herbir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçiyor.” Zaten o zat sabır içinde şükrediyordu.
İbadetin iki yönü vardır: müsbet ve menfi. Müsbet ibadet bilinen fiilî ibadetlerdir; menfi ibadet ise hastalık ve musibet anlarında kulun aczini hissederek Rabbine içtenlikle yönelmesi, dua ve ilticada bulunmasıdır. Bu hâl riyadan uzaktır ve çok değerlidir. Sabredip şükreden kimsenin böyle anlarda geçirdiği her saat, hatta bazı durumlarda her dakika, bir gün ibadet sevabı kazandırabilir. Buna örnek olarak, ağır hastalığı sebebiyle her dakikası bir gün ibadet hükmünde olan Muhacir Hafız Ahmed Üstad Said Nursi tarafından örnek tavır olarak zikredilir.
Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bakara Sûresi 286
“Allahım! Kederden ve üzüntüden, acizlikten. kısma müracaat edelim . Lemalar -2. Lema
Rüstem Garzanlı








