İnsanlığın Zirvesi

Peygamberlik insanlık için zorunluluktur. Bediüzzaman hazretleri der ki, “hangi bilim dalını eline alırsan al, hepsinin ortak noktası evrendeki mükemmel uyum ve düzendir”. Fizik, kimya ya da astronomi… Hepsi kendi alanındaki o intizamı anlatır. Eğer evrende başıboşluk yoksa ve her şey bir kurala bağlıysa, bu düzenin en şerefli parçası olan insanın başıboş bırakılması akla aykırıdır.

Soru şu: Dağınık ve sıkıcı görünen hayati fonksiyonlar nasıl bir düzene giriyor?
Cevap: İçlerine konulan bir lezzet veya muhabbet mayasıyla.

İnsan yemek yemeyi sadece biyolojik bir zorunluluk olarak değil, bir lezzet vesilesi olarak görür; böylece o dağınık eylemler birer intizama dönüşür. İlahi inayet, en küçük işleri bile bir “maya” ile birbirine bağlıyorsa; insanlığın en büyük meselesi olan dünya ve ahiret saadetini bir “maya” peygamberlik olmadan bırakır mı?

Hikmet ve fen ispat eder ki; kâinatta hiçbir şey israf edilmez, hiçbir şey boşuna değildir. Eğer peygamberlik olmazsa: İnsanlık, tıkır tıkır işleyen bu devasa saatin içindeki bozuk bir çark gibi kalır. Bütün kâinat bir musiki gibi uyum içindeyken, insan o ahengi bozan tek “gürültü” olur.

Eğer peygamberler gelmeseydi ve biz yaratılış amacımızı bilmeseydi; yıldızlardan atomlara kadar her şeyin bir vazifesi varken, bizler “akıllı ama amaçsız” varlıklar olarak kâinatın en aşağılık ve uyumsuz parçası durumuna düşerdik. Yani nübüvvet; insanı kâinatın genel ahengine bağlayan o “altın oran” ve hayatın anlamını kuran “kutup noktasıdır.”

Tarih boyunca gelen tüm peygamberlerin davası haktır ve insanlığın saadetine hizmet etmiştir. Peygamberlerin hayatındaki o değişmez öze bakarsan şunu görürsün, Allah’ın hakları ile kulların haklarını dengelemek. Kendi çıkarlarını tamamen bir kenara bırakıp sadece hakikat için yaşamak.

Peygamberlik müessesesini bir “okul” veya “tekemmül süreci” olarak düşünürsek; insanlık çocukluk evrelerini diğer peygamberlerle geçmiş, “olgunluk ve kemal” döneminde ise baş muallim olarak Hz. Muhammed’e (asm) gelmiştir. Arap Yarımadası, Burası sıradan bir yer değil, yüksek ilimlerin kaynağı olan bir “medrese” hükmüne geçmiştir. Diğer peygamberlerde görülen o ulvi vasıflar fedakarlık, doğruluk, adalet, Hz. Muhammed’de (asm) en mükemmel ve en parlak şekilde tezahür etmiştir.

Bütün peygamberlerin hayatlarını tek tek incelediğimizde çıkan ortak sonuç bizi O’na götürür. Eğer diğer peygamberlerdeki şu küçük işaretler onların peygamberliğini ispat ediyorsa; Hz. Muhammed’deki o devasa mucizeler ve ahlak haydi haydi O’nun peygamberliğini ispat eder. Zaman, mekan ve kişisel özellikleri bir kenara bırakıp sadece “peygamberlik özüne” odaklanırsan, bütün peygamberlerin aslında aynı nurun parçaları olduğunu ve Hz. Muhammed’in bu nurun güneşini temsil ettiğini anlarsın.

Hz. Musa’nın asası, Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi aslında sadece kendi davalarını değil; kendilerinden sonra gelecek olan ve sistemin son halkası, kainatın en büyük delili olan Hz. Muhammed’in doğruluğunu da önceden alkışlamış ve onaylamıştır.

Çetin Kılıç

Kaynak: Muhakemat

Sende yorum yazabilirsin