Ölümü Bir Uyanış Vesilesi Olarak Görmek Lâzım
Yakın ailemizden, dost ve çevremizden bir bir bu fani dünyayı terk edip berzah âlemine göç ediyorlar. Ölüm acı da olsa amma mukadderdir. Her canlı ölümü tadacaktır. Her nedense insanoğlu garip bir varlıktır. Her gün ölümün gölgesinde yürür, ama onu kendi üzerine düşmüş saymaz. Yakın bir akrabanın cenazesine gider, toprağa verilen bedenin ardından dua eder, fakat sanki o kabre giren yalnızca başkasıdır. Oysa aynı yolun yolcusuyuz. Ölüm, sadece başkasının değil, herkesin kendi hakikatidir.
Ölümü Terhis Tezkeresi Olarak Okumak
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri “ ölümü bir “terhis tezkeresi” olarak vasıflandırmıştır. Yani insan bu dünya vazifesini tamamladığında daha geniş, daha hakiki bir hayata gönderilir. Bu bakış açısı, ölümü karanlık bir yokluk olmaktan çıkarır onu, ebedî hayata açılan bir kapı hâline getirir. Eğer ölüm yokluk olsaydı, insanın bütün arzuları, sevgileri ve hatıraları anlamsız bir şekilde sönüp giderdi. Oysa insanın kalbine konulan ebediyet arzusunun, onun yokluk için değil, sonsuzluk için yaratılmıştır.
Cenazeler Neden Kalıcı Bir Uyanışa Dönüşmüyor?
Bir cenazeye katıldığımızda aslında bize çok açık bir ders verilir: “Sıra sana da gelecek.” Fakat çoğu zaman bu sesi duymak istemeyiz. Bediüzzaman hazretleri bunu “Dünya sevgisine” bağlıyor. İnsan, faniliği düşünmekten kaçtıkça dünyaya daha çok sarılıyor. Dünyaya sarıldıkça da ölümü daha fazla unutuyor. Böylece cenazeler bile kısa süreli bir hüzün üretir, ama kalıcı bir uyanışa dönüşmez.
Aslında ölümü sıkça hatırlamayı bir karamsarlık sebebi değil, bir uyanış vesilesi olarak görmek lazım. Çünkü ölüm düşüncesi, insana şunu sordurur: “Ben ne için yaşıyorum? Bu hayatın hesabı ne olacak?” Bu sorular, insanı sorumluluk bilincine götürür. Ölümü unutan insan ise çoğu zaman amaçsızlık ve boşluk içinde savrulur.
Ölüm, Bir Yok Oluş Değil, Menzile Varmaktır
Ölüm, müminler için ebedî bir ayrılık değil, geçici bir ayrılıktır. Bu dünyada sevdiğimiz insanlar bizden önce gitmiş olabilir; ama iman perspektifinde bu bir yok oluş değil, bir “ileriye geçiş”tir. Yani aslında ölüm, aynı kervanın farklı zamanlarda menzile varmasıdır.
Her cenazeden sonra hayatımıza geri döneriz ve fakat mesele sadece dönmek değil, değişerek dönmektir. Ölüm, insanı korkutmak için değil, onu uyandırmak için vardır. Eğer bir cenazeden sonra kalbimizde küçük de olsa bir farkındalık oluşuyorsa, o cenaze bize gerçek dersini vermiştir. Belki de en doğru soru şudur: Bir sonraki cenazeye gittiğimizde, yine “o öldü” mü diyeceğiz; yoksa “ben de gidiyorum” diyebilecek miyiz? Vesselâm
08.05.2026
Rüstem Garzanlı








