Cehennem’in Varlığı ve Allah’ın Adaleti

​Cehennem’in varlığı, şiddetli azabı, sonsuz rahmet, gerçek adalet ve israfsız, ölçülü hikmet ilkelerine asla zıt düşmez. Aksine, rahmet, adalet ve hikmetin kendisi, Cehennem’in var olmasını gerektirir.

​Bunu şöyle açıklayabiliriz: Binlerce masumun hakkını çiğneyen bir zalimi cezalandırmak ve yüzlerce mazlum hayvanı parçalayan bir canavarı öldürmek, adaletin ta kendisidir ve mazlumlara yönelik büyük bir rahmet anlamına gelir. Aynı zalimi affetmek veya canavarı serbest bırakmak ise, yersiz bir merhamete karşılık, yüzlerce çaresize gösterilmiş merhametsizliktir.

​Tıpkı bunun gibi, Cehennem hapsine giren mutlak bir kâfir, küfrü sebebiyle çok büyük bir suç işlemiş olur:
Allah’ın (c.c.) isimlerinin hukukuna inkâr ederek tecavüz eder.
O isimlere şahitlik eden tüm varlıkların şehadetini yalanlayarak onların hukukuna tecavüz eder.
Yaratılmışların o isimlere karşı yaptıkları tesbihkârane yüksek görevleri inkâr etmekle onların hukukuna tecavüz eder.
Kâinatın yaratılış gayesi ve varlığının sebebi olan ilahî rububiyetin, Rabliğin tecelli edişine karşı, kullukla mukabele etme ve ayna olma vazifesini yalanlayarak bu hukuka tecavüz eder.

​Böylesine büyük bir cinayet ve zulüm affa kabiliyet bırakmaz. Zaten “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez” mealindeki ayet, bu tehdidin ciddiyetini gösterir.

​Böyle bir kimseyi Cehennem’e atmamak, bir tek yersiz merhamete karşılık, hukuklarına tecavüz edilen sayısız davacıya karşı gösterilmiş sayısız merhametsizlik olur.

​İşte bu sayısız davacı, yani Allah’ın isimleri, tüm varlıklar ve kâinatın düzeni, Cehennem’in varlığını kesinlikle ister. Aynı şekilde, izzet-i celâl ve azamet-i kemâl de Cehennem’in varlığını ve cezayı katiyetle talep eder.

Çetin Kılıç
Kaynak:RNK

Sende yorum yazabilirsin