İttihadın Önemi

“Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizaçkârane ittihad gittiği vakit, manevî hayat da gider.” Bediüzzaman Said Nursi

Nasıl ki maddeler birleştiğinde yeni ve canlı bir mahiyet kazanırsa; fertler de samimiyet, ortak gaye ve sevgi etrafında birleştiğinde “toplumsal bir hayat” ve “ortak bir ruh” doğar.

Toplum, parçaları birbirine sıkı sıkıya bağlı bir bina gibidir. Fertler tek başlarına ne kadar yetenekli veya güçlü olurlarsa olsunlar, “imtizaç” yani kaynaşma ve uyum olmadığında tekil kalırlar ve büyük toplumsal meseleler karşısında etkisizleşirler.

Bireysel güçler toplandığında sadece matematiksel bir toplam değil, katlanarak büyüyen manevî bir kuvvet oluşturur; 1+1=2 değil, yan yana geldiğinde 11 olması gibi.

Toplumsal dayanışma bittiğinde, yani fertler menfaat çatışmasına girip birbirine yabancılaştığında; hukuki veya idari yapılar kağıt üzerinde varlığını sürdürse de toplumun “yaşayan ruhu” kaybolur, yerini emniyetsizlik ve huzursuzluk alır.

Sivil toplum yapıları, vakıflar veya cemaatler açısından bu düstur bir varlık-yokluk şartıdır. Bu tür yapılarda gaye birliği yetmez, “imtizaçkârane” yani kalben kaynaşmış bir birliktelik şarttır.

Fertler kendi enaniyetlerini, benliklerini havuza atıp erittiğinde “şahs-ı manevî” adı verilen kolektif bir ruh doğar. Bu ruh, fertlerin tek başlarına başaramayacağı hizmetleri, eğitim faaliyetlerini ve hayır işlerini hayata geçirir.

Cemaat veya grup içinde gıpta, rekabet, gıybet veya sen-ben kavgası başladığı an “imtizaç” zedelenir. Dışarıdan bakıldığında kalabalık bir kitle var gibi görünse de içindeki ihlas ve manevî hayat çekildiği için yapı işlevsizleşir.

Sözün en geniş dairesi ise İslâm âlemine ve ümmet şuuruna bakar. Risale-i Nur’da sıkça vurgulanan “İttihad-ı İslam” yani İslam Birliği düşüncesinin özü bu cümlede saklıdır.

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Müminler bir uzvu rahatsızlandığında bütün bedeni bundan etkilenen bir vücut gibidir” hadis-i şerifi, bu ilkemize tam karşılık gelir.

Ümmetin manevî hayatı; ırk, dil veya coğrafya farkı gözetmeksizin asgari müştereklerde tevhid, kıble, kardeşlik birleşmesine bağlıdır. Bu birlik fikren ve kalben sağlandığında ümmet “canlı, dinamik ve medeniyet üreten” bir güç haline gelir.

Ümmet içi ihtilaflar, ırkçılık ve meşrep çatışmaları “imtizaçkârane ittihadı” kırdığı için, ümmetin manevî heybeti ve canlılığı zayıflar.

Toplumda, cemaatte ve ümmette vahdet, yani gaye ve inanç birliği, temel şarttır; imtizaç ise onun can damarıdır. Bu iki unsur birleştiğinde ortaya hayatiyet ve başarı çıkar; ayrıldığında ise geriye sadece şekilsel bir kalabalık kalır.

Çetin Kılıç

RNK

Sende yorum yazabilirsin