Kudret ve Hikmetin Tek Kaynağı: Tabiat mı, Yaratıcı mı?
Varlıklarda (özellikle canlılarda) görülen basiretli, hikmetli sanat ve icat, ya Şems-i Ezelî’nin kader ve kudretine verilmelidir ya da kör, sağır, düşüncesiz tabiata ve kuvvete atfedilmelidir.
Eğer yaratılış (sanat ve icat) tabiata atfedilirse, bu durumda aklen imkânsız (muhal) olan iki durum ortaya çıkar:
Tabiat, icat için her şeyde hadsiz manevî makine ve matbaalar bulundurmak zorundadır. Veyahut, her şeyde kâinatı halk ve idare edecek bir kudret ve hikmet dercetmelidir.
Güneş’in parıltıları, yerdeki küçük cam parçalarında ve su damlalarında görünür. Eğer bu aksedilen küçük güneşçikler, semadaki tek güneşe atfedilmezse; o zaman her bir zerrecik cam parçasında, güneşin özelliklerine sahip, tabiî, fıtrî ve haricî bir güneşin vücudunu kabul etmek gerekir.
Bu durumda, kâinattaki zerrecikler adedince tabiî güneşler kabul etmek lâzım gelir. Aynen bu misal gibi, mevcudat ve canlılar doğrudan doğruya Şems-i Ezelî’nin isimlerinin cilvesine verilmezse her bir mevcudda, özellikle her bir canlıda, hadsiz bir kudret ve irade ve nihayetsiz bir ilim ve hikmet taşıyacak bir tabiatı, bir kuvveti, âdeta bir ilahı içinde kabul etmek gerekir.
Bu tarz-ı fikir, kâinattaki imkânsızlıkların en bâtılı ve hurafesidir. Sonsuz Kadîr ve Hakîm bir Zât’a verilmek yerine, varlıklar yine tabiata isnad edilse tabiat, herbir parça toprakta, Avrupa’nın bütün matbaaları ve fabrikaları adedince makineleri, matbaaları bulundurmak zorundadır.
Saksılık görevi gören bir kâse toprağa atılan tohumlardan, birbirinden çok farklı şekil ve heyetlere sahip hadsiz çiçekler ve meyveler yetişir.
Tohumların maddeleri (su, asit, karbon, azot) birdir ve hamur gibidir. Hava, su, hararet, ışık ise basit ve şuursuzdur, her şeye karşı sel gibi hareket eder. Buna rağmen o basit topraktan, ayrı ayrı, muntazam ve sanatlı çiçeklerin çıkması için, o toprağın içinde her bir çiçek için ayrı, manevî, tabiî bir makinenin bulunması gerekir.
Tabiatçıların (tabiiyyun) fikr-i küfrîsi, akıl dairesinin dışına sapmıştır. Tabiatı yaratıcı zanneden, insan suretindeki ahmak sarhoşlar, akıllı ve fenden anlayan olduklarını iddia etseler de, imkânsız bir hurafeyi kendilerine meslek edinmişlerdir.
Yaratıcının sanatını, mevhum, ehemmiyetsiz, şuursuz bir tabiata veren insan, yüz defa daha şuursuz olduğunu göstermiştir.
Bilim ve felsefe yoluyla ulaşılan düzen ve sanatı zorunlu olarak, sonsuz ilim, irade ve kudrete sahip bir Yaratıcıyı işaret ederken, aksi bir kabulün, akıl ve fen ile çelişen, hurafelerden ibaret bir çok ilahı kabul etme zorunluluğu getirir.
Çetin Kılıç
Kaynak:Tabiat Risalesi








