Mutsuz Aile ve Mutsuz Toplumun Reçetesi

İnsanın en küçük dünyası, adeta küçük bir cenneti, kendi hanesidir. Ancak bu hanenin mutluluğunda ahiret inancı hükmetmezse, aile fertleri birbirlerine duydukları şefkat, sevgi ve bağlılık ölçüsünde acı verici endişeler ve azaplar çekerler. O küçük cennet, bir anda cehenneme dönebilir.

​Bu acıdan kaçınmak için de geçici eğlenceler ve sefahatlerle akıllarını uyuştururlar. Tıpkı avcıyı gören ancak kaçamayan devekuşunun başını kuma sokarak görünmeme çaresizliği gibi, insanlar da ölüm, ayrılık ve yok oluşun kendilerini görmemesi için gaflete dalarlar. Bu, hisleri iptal etmeye çalışan divanece, geçici bir çaredir.

​Çünkü örneğin, evladı için canını feda eden anne, çocuğunu sürekli tehlikelere maruz gördükçe titrer. Babasını veya kardeşini belalardan kurtaramayan evlatlar ise daimi bir keder ve korkaklık hisseder. Kısacası, bu dağdağalı ve kararsız dünya hayatında o mutlu sanılan aile hayatı, birçok yönden saadetini kaybeder. Üstelik kısacık bir hayata dayanan bu yakınlık ve münasebet, gerçek bir sadakati, samimi bir ihlası, karşılıksız bir hizmeti ve sevgiyi doğurmaz. Ahlak bu oranda küçülür, hatta düşüşe geçer.

​Eğer ahirete iman o haneye girse, her yer aniden aydınlanır. Aralarındaki ilişki, şefkat, yakınlık ve muhabbet; sadece kısa bir zaman dilimiyle değil, ahiretteki ebedi saadette dahi o münasebetlerin devamı ölçüsüyle anlam kazanır. Böylece samimi bir hürmet, sevgi, şefkat ve sadakat oluşur; kusurlara bakılmaz, ahlak yücelir. Gerçek insaniyet saadeti o hanede inkişafa başlıyor.

​Her şehir, kendi ahalisi için geniş bir hanedir. Eğer ahiret inancı bu büyük aile fertlerinde hükmetmezse, güzel ahlakın temelleri olan ihlas, samimiyet, fazilet, hamiyet fedakârlık, rıza-yı İlahî ve uhrevî sevap yerine; garaz, kin, menfaat, sahtekârlık, hodgâmlık, bencillik, yapmacıklık, tasannu, riya, rüşvet ve aldatma gibi kötü haller yaygınlaşır.

​Dıştan görünen asayiş ve insaniyet altında, anarşistlik ve vahşet manaları hükmeder ve o şehir hayatı zehirlenir. Çocuklar haylazlığa, gençler sarhoşluğa, güçlüler zulme, yaşlılar ise ağlamaya başlar.

​Buna kıyasla, memleket ve vatan da millî bir ailenin hanesidir. Eğer ahiret inancı bu geniş hanelerde hükmederse, birdenbire samimi hürmet, ciddi merhamet, rüşvetsiz muhabbet ve yardım, hilesiz hizmet ve iyi geçinme, riyasız iyilik ve fazilet, enaniyetsiz büyüklük ve meziyet o hayatta gelişmeye başlar.

​İman, çocuklara “Cennet var, haylazlığı bırakın” der ve Kur’an dersiyle onlara ağırbaşlılık kazandırır. Gençlere “Cehennem var, sarhoşluğu bırakın” der ve akıllarını başlarına getirir. Zalime “Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin” diyerek adalete baş eğdirir. Yaşlılara ise “Elinizden çıkan bütün saadetlerden çok daha yüksek ve daimi bir uhrevî saadet ve taze, baki bir gençlik sizi bekliyor” der ve onlara bu saadeti kazanma azmi vererek ağlamalarını gülmeye çevirir.

​Bunlara kıyasla, ahiret inancı küçük ve büyük her toplulukta olumlu etkisini gösterir ve onları aydınlatır. İnsanlığın sosyal hayatıyla ilgilenen sosyolog ve ahlakçıların dikkatine sunulur ki, ahiret inancının binlerce faydasından sadece beş altı örneğe işaret ettiğimiz bu hususlara diğerleri kıyas edildiğinde kesin olarak anlaşılır: İki cihanın ve iki hayatın mutluluğunun dayanağı sadece imandır.

Çetin Kılıç
Kaynak : Asayı Musa

Sende yorum yazabilirsin